• 1
    17/18 ve 18/19 sezonuyla birlikte kendi en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

    her ne kadar bazı futbolcular para için tercih etse de ülkemizi teknolojinin de iyice gelişmesi, imkanların artmasıyla her takım kendi bütçesine uygun kaliteli oyuncular getirebiliyor artık. ve artık 3 büyükler hangi deplasmana giderse gitsin, hatta kendi evinde bile 'mutlak favori' konumunda değil. bu ligi daha keyifli yapıyor bence.

    her takımda kaliteli futbolcular mevcut.

    mesela kasımpaşa; diagne, mahmoud hassan, pavelka

    alanya ise son zamanlarda vagner love; emre akbaba, gassama, isaac sackey
    göztepe; nabil ghilas, poko, gouffran, halil akbunar, ve ilginç bir şekilde yasin öztekin'den çok iyi verim almaktalar

    bursaspor ise diafra sakho ve lima'yı alarak çok güzel iki transfer yaptılar bana göre ve aziz behich'i de psv'ye sattılar.

    vs. vs. yazmaya üşendim fakat demek istediğim her takımın kaliteli oyuncuları var artık.

    ek olarak son yıllarda avrupa'ya
    enes ünal, çağlar söyüncü, cengiz ünder gibi çok güzel futbolcular kazandırdık

    ve avrupa'ya daha yeni adım atmışlar olarak cenk tosun, okay yokuşlu, semih kaya, emre çolak gibi futbolcularımız var.

    bu bağlamda türk ligi açısından olumlu yönde bi ivme görüyorum

    edit: tabiiki ingiltre, almanya ile kiyaslanamaz zaten ilk cumlede kendi seviyesi diye belirttim. kendi rekorunu egale etti gibi hani :/
  • 3
    kalietsizdir ve her geçen gün daha da kalitesizliğe doğru yol almaktadır. benim kriterlerime göre herhangi bir lige kaliteli diyebilmek için;
    1. temposunun yüksek olması,
    2. oynamaya niyetli oyuncular ve oynatmaya yönelik antrenörlerin çok olması,
    3. değişik oyun sistemlerinin denenmesi,
    4. altyapısına önem vermesi,
    5. dolu tribünler,
    6. uluslararası başarı,
    7. izlenebilirliğin yüksek olması vb.
    yukarıda saydığıma ek daha pek çok kriter sayabilirim. saydıklarımdan hiçbiri bizim ligimizde mevcut değil. o yüzden bence kalitesiz ve geliştirilmesi ile ilgili kimse uğraşmıyor. bir ligin kalitesi sadece saha içine bakarak karar verilemez ki saha içinde de pek bir şey oynayan takım yok.
  • 4
    lig kalitesi dediğimizde, almanya'da pas ve hücuma, ingiltere'de tempo ve savunmaya(geçen yılki m.city hariç) , ispanya'da oyunun göze hoş gelmesine odaklanırız. türkiye'de ise, kadrodaki kaliteli oyuncu sayısına.
    bu nedenle, ligin kalitesi bu yıl en yüksek seviyesine ulaştı demek yanlış bir şey değildir, aksine doğru bir tespittir. türkiye kriterleriyle türkiye liginin kalitesi artmıştır.

    takımlar, kadro kalitesini yalnızca kaliteli futbolcu alarak yükselteceklerine inanıyorlar.
    sorun, bu anlayıştadır. yeni gelen nesil olarak bizim değiştirmemiz gereken budur. kaliteyi kişilerde değil, yapılan işte aramak gerektiğini tüm ülkeye öğretmek zorundayız. cümlenin öznesine değil yüklemine odaklanmaya alışmak zorundayız. yoksa sittin sene debelenip dururuz. hala son 15 yılın en kaliteli kadrosu denilince biz drogba sneijderli kadro, fenerli anelka carlos falan der. ancak her iki kadrodan da çok daha büyük oynayan kadrolar kuruldu. bu mentaliteyi değiştirmemiz gerekiyor.
  • 5
    çok düşüktür. belhanda yerine wesley, eren yerine didier, sinan yerine elmander olsa ligi domine etmiştik muhtemelen. yani büyük kulüpler, geçmiş yönetimlerin pisliğini ffp kıskacında temizlemeye çalışırken 3-4 orta sıra kulübüne karşı zorlanıyorlar diye lig kaliteli denemez. avrupa takımlarına karşı performanslarımıza bakılınca daha iyi anlaşılır. sevilla’dan 6 yiyen akhisar, schalke maçı sonunda yorgunluktan biten futbolcularımız, anderlecht top çevirirken başı dönen fb oyuncuları durumu anlatıyor. nitekim;

    - ekol sahibi değiliz,
    - temposuzuz,
    - kondisyonlar zayıf.

    lig kalitemiz çok kötü durumda. durumu idare eden tek şey abuk bir yabancı sınırının olmaması. çok bilenler onu da geri getirirse dibi boylarız.
  • 6
    boktan..
    bunun asıl nedeni de transferler, ffp filan değil. onlar olmasada kalitesiz olacak bu lig. zira bu teknik direktörler olduktan sonra bu ligin kaliteli olmasını beklemek tam bir saflık örneğidir.

    herkesin yaptığı klasik hata kağıt üzerinde isimli futbolcular gelince ligin kaliteli olacağı algısı.
    premier lig bu sene reklam yaparken (iki senedir gerçi) teknik direktörleri ön plana çıkarıyor. şu oyuncular geldi, bunların izleyin demiyor. dünyanın en iyi ligi olmasının nedeni oyuncular mı sizce? ispanya liginde iki takım hatta a. madrid'i de sayalım üç takımın yıldızları ingiltere liginin en baba yıldızlarını döverdi bu sezona kadar. ronaldo gitti de azıcık güçsüz kaldılar.

    pep'in takımına bakın ne demek istediğimi anlarsanız. bernardo ile top oynuyor adam.
    barcelona, real filan almaz kdb ve agüero dışında pep öncesi hiç bir oyuncuyu. ama adam puan rekoru kırıyor epl'de. liverpool, coutinho'yu sattı adamlar onun zamanından daha iyi top oynuyorlar. arsenal'da dalga konusu olan alex oxlade ile geçen sene şampiyonlar ligi finali yaptılar.

    oyunu güzel yapan oyuncular değil teknik direktörler.
    bana türkiye liginde teknik direktörü söyleyin maçı izlemeden maçın nasıl geçtiğini anlatayım size. o kadar sabit ve de dışarıya kapalı insanlar topluluğundan oluşuyor ve ne yapacakları o kadar belli ki boktanlaştıran ligi bu adamlar. öyle dizayn edilmişki pro lisans meselesi kimse girmesin, rekabet kızışmasın dertleri. toplamda 20 pro lisanslı adam kendi aralarında dönüşümlü takım çalıştırıyor bu ligde. yabancı giriyorsa aralarına 10 hafta sonra yollanıyor. yine bu döngüdeki abiler alıyor yerlerini. bazılarının pro lisansı bile yok kiralıyorlar.

    altyapılar zaten rezalet. aylık 5 bin türk lirasına zımba gibi adam yetiştirsin diye eğitimciye para diye veriyorlar. eğitimci kaçıyor ptt 1.ligi ve ya bir alt ligde 200 bin türk lirasına çalışmanın derdine düşüyor. hadi parayı geçtim o eğitimci nasıl işe alınıyor? ahbap-çavuş ilişkisi. "ya bizim mehmet var onu alsanıza işte" diye başlayan dost sohbetleri sonrası bir takımın başına geçiyor sonra onun adam yetiştirmesini bekliyor bu ülke. pozisyon bilgisinden, oyun görüşünden habersiz. ralf rangnick, ulm'de iken oyuncularına 98 fransa'nın kasetlerini izletiyor diye dalga geçildi almanya'da. 2006 yılına kadar taşak oğlanı yaptılar adamı. şimdi önlerini ilikliyorlar yanından geçerken. bizde ya gençler gelin bakalım bu manchester city kasetlerini izleyin diyen bir allah'ın kulu var mıdır acaba?

    ben altınordu'nun sadece futbolcu değil teknik direktörde yetiştirmesini beklerdim. türkiye standartlarının dışında bir sistem ile oynamasını isterdim ama tam bir ticarethane orası...

    oyuncular hakkında yazıp çizdikçe arkadaki asıl figürü yok sayıyorsunuz.
    teknik direktör ne derse oyuncu onu yapar yada yapamaz. ama kesinlikle teknik direktörün talimatına uyar. oyunu güzelleştirecek veya çirkinleştirecek şey teknik direktördür. kaliteyi arttıracakta sadece teknik direktör olabilir. son derece isimsiz oyuncular ile iyi bir futbol izletebilirsiniz (örneğin genk)...

    bizde ise isim önemli. hava atmak için telefon alan bir milletten daha fazlasını beklemek hata olurdu zaten. isim, marka her şey. nokia 8210 alıp, malboro paketinin üzerine koyan, yanına da araba anahtarını eksik etmeyen memleketin evlatlarıyız çok şükür. öyle olunca transferlerde ona göre yapılıyor. alırken hepsini havaalanında omuzlarda karşılıyoruz ama giderken hiç birini aynı şekilde uğurlamıyoruz. bu ülkede deplasmana gitmemek için sakatlık uyduran lincoln hala seviliyor. hatırlanınca "klas adamdı" deniyor çünkü isimdi ve bir kaç maç alıp götürmüştü... ama deplasmana gitmezdi. iki haftada bir sakatlanırdı yalandan, hatırlayan bilir. adam neredeyse istanbul'dan ayrılmadan galatasaray kariyerini geçirdi..

    sonuç??
    ffp olayı tüketim taraftarlığı yüzünden iş bilmeyen yöneticilerin yedikleri haltlarla meydana geldi.
    burada suçu sadece yönetime atmayın. bilakis, tutturulan ama güncel durumla asla uyuşmayan bir "galatasaray seviyesi" üzerinden oyuncu gömmeye alışkanlık haline getirmiş tüketim taraftarı da suçludur bu konuda.

    o yüzden asıl sorunu, oyuncu isimleri üzerinden indirgeyerek, kötü teknik direktörleri ve onların geri kafalı futbol anlayışlarını es geçmeden ligin kalitesini tartışmayalım. dünyanın en iyi oyuncuları bile olsa kadronuzda, başında hikmet karaman, samet aybaba, mesut bakkal olduktan sonra iyi futbol beklemek hayalden öte bir şeydir. anca menemen yaparlar işte o kadar.

    yazar notu : yazı tekrar derlenerek yeniden yayınlanmıştır.
  • 7
    yabancı hocaların işlemediği lig. en son arthur zico 2006-2007 sezonunda fenerbahçe’yi şampiyon yapmış (ki iyi bir kadroyla). sorun türk hocaların, aynı veya farklı takımlarda dönüp durması. sadece süper lig için bahsetmiyorum. açın bakın bir alt lig de aynı, bölgesel amatörde. ha bir de dört büyüklerin artık oyuncularını toplayan anadolu takımları var. sürekli büyük takımda tutunamamış oyuncu transferi ile geçinirler. halbuki yetişirdikleri oyuncularla daha önplana çıkabilecekleri fırsat varken.

    kalitesi hayli hayli yerlerde bu ligin. bunun toplumla da doğrudan alakalı olduğunu düşünüyorum. hep yeni gelen oyuncuyu veya antrenörü (kim olursa olsun) yüceltmek, en iyisi bizde tavırlarına girmek; umduğunu bulamadığında ise şutlamak ve eskiye dönüş. fenerbahçe örneği. daha cocu gelmeden yazdım bir halt olmayacak diye. fenerbahçe’nin kadrosunu doğru yapılandırması gerekiyordu çünkü. yine saçma sapan transferlere imza attılar ve kadro anadolu takımlarından hallice oldu. gazeteler “fener’e barcelona modeli “ yazıyordu tabii o dönemler. şimdi geri dönüş, ersun yanal, aykut kocaman sesleri...

    bu ligin kaliteli olabilmesi üretkenliğe bakar. ülkemizin genel haline baktığımızda bir üretkenlik yokken; futbolcu üretimi, teknik direktör yetişmemesi çok da anormal gelmiyor.
  • 8
    ülkedeki diğer tüm her şey hem de her şey gibi ülkenin genel durumu ve vaziyetiyle paraleldir. bu "her şey"in içine kurum, insan, çevre, spor, sanat, bilim ne varsa dahil edilebilir en ufaktan en büyüğüne hepsi. tüm bunları göz önüne alırsak futbolun kitlelerin afyonu olma sebebine de ulaşırız çünkü bu ülkede futbolu konuşmak veya tartışmak beyhude bir çabadır ve sadece debelenip durmaktan ibarettir. bir söz vardır "suyu döv döv su" diye aynı o misal yani. sonuçta işin içinde insan var ve bu insanlar da bu ülkenin insanı. uzun vadede futbol en fazla boşa geçen zaman olabilir fazlası değil.
  • 9
    kaliteli değil çünkü başında yıldırım demirören var.

    kaliteli değil çünkü daha geçen seneye kadar dursun özbek ve aziz yıldırım gibi belalar vardı.

    kaliteli değil çünkü ali koç ve fikret orman gibi "efendi" geçinip her türlü oyunu yapan başkanlar var.

    kaliteli değil çünkü arda turan, emre belözoğlu, caner erkin ve burak yılmaz gibi adamlar el üstünde tutuluyor.

    kaliteli değil çünkü şike ve teşvik suç sayılmıyor.

    kaliteli değil çünkü hakemleri berbat.

    kaliteli değil çünkü siyasetle içli dışlı.

    .
    .
    .
    .

    gibi bir sürü örnek uzayıp gider. ha ama tek bir kalitesi varsa ; o da galatasaray'dır.
  • 10
    yabancı sınırı kalkar kalkmaz süper lig yurtdışında yayınlanmaya başladı. şampiyonlar liginde ikinci tura çıkmak galatasaray hariç kimsenin yapamadığı bir şeyken beşiktaş bunu kolaylıkla başardı. osmanlıspor uefa gruplarından lider olarak çıktı. yakın zamanda şampiyonlar ligi'nde iki türk takımıyla mücadele edeceğimizden de hiç şüphem yok.

    kısacası süper lig'in total kalitesi her geçen gün artıyor. artık iyi yerlileri fahiş paralar ödeyerek transfer edip başlarına da iyi gaz veren hoca koyarak şampiyon olma dönemi sona erdi. adam gibi kadro kurup uzun vadeli plan yapmazsan nal topluyorsun. iyi ve kötü yönetilen takımlar, ligin kalitesi yükseldiği için birbirinden çok daha net ayrışmaya başladı.
  • 12
    daha kendi sosyal medya hesabı olmayan süper lig ve kalite mi?

    yabancı oyuncu sınırının 14'e çekilmesi ile yabancı oyuncu seçiminde isaetli davranan anadolu kulüpleri makası kapattı, bununla birlikte ffp sebebiyle büyükler de kadrosunu istediği şekilde takviye edemiyor.

    yerel rekabet arttı ama iş avrupa'ya döndüğünde gördüğümüz üzere vasat bir ligin vasat takımları oluyoruz.
  • 13
    ligin rekabetçiliğinin artması ile ligin kalitesini birbirine karıştırmamak lazım. evet anadolu kulüpleri güçlendi, iyi transferler yaparak artık her maç büyükleri zorluyorlar. bunun sonucunda şampiyonluk baraj puanı oldukça düştü ancak ligin genel futbol seviyesi avrupa futbolunun çok çok altında. artık avrupa'nın vasat takımları bile büyük diye geçinen takımlarımızı futbol olarak ezmeye başladılar. gs, fb, bjk'yi avrupa'nın 5 büyük liginden birine koy, bırak şampiyonluğu ligi düşme hattının biraz üzerinde orta sıralarda bitirirler. böyle rezil yönetimlerle, böyle profesyonellikten uzak oyuncularla, böyle aşağılık bir spor medyasıyla, böyle taraftarlık anlayışıyla daha fazlası da mümkün değil zaten.
  • 14
    #2533571 de aslında sürekli gündemde tutulması gereken bir konuyu işaret etmiş kaideyi taciz eden istisna, askerlikten beter bir devrecilik var prolisans konusunda. sanırım ekşisözlükte birisi yazmıştı, anadolu şehrinde hali vakti yerinde ev araba var. hanım hayatını tüketiyor boşanıyorlar. bu işe giderken ayağım geri gidiyor deyip duruyor; bir sabah kalkıp aslında teknik direktörlük yapmak istediğini farkediyor. herşeyini satıp ingiltere'ye gidiyor - uefa lisansları için kurslara okullara katılıp çalışıyor. b'de idi en son pro lisans alana kadar devam edecektir.

    bu arkadaş mesela bir sabah bu hayalle kalksa türkiye'e u15ler şanslıysa u21ler arası gider gelir, sonra bir türk vasıfsız teknik direktöre yardımcı olabilmek için torpil aranır durur, 50 yaşından önce prolisans alırsa şanslı.

    şu anda muhtemelen 40larına pro lisans alarak girecek.

    çoğu takımın taktiği benzer, kaliteli yabancı oyuncular sadece teknik direktörlere kopyala yapıştır formatında aşırı kolaylık sağlıyor.
    kaliteli bir hücumcu, fizikli ve kalıplı; yanına seri koşucu kanatlar veya ofansif ortasahalar, kaliteli oyun kuran bir iki ayakta oldu mu tamam. üst sıraya karşı kapalı savunma ve bireysel hata, kontra atak kovalayarak az adamlı savunma karşısında gol arama.

    biz bu sebeple açık bıraktığımız için arkayı puan kaybediyoruz. (arka açık kalmasının kadro yapısıyla alakası var yoksa eksiksiz savunmada fazla bir açık bırakmıyoruz)

    ffp sayesinde kadrolarda kısıtlanınca moral değeri kontradan gol bulan ekibe geçiyor. diğer takım üretken olarak kısırdöngüde olduğunu hissedince maçı çevirmeside zorlaşıyor.

    burada tabi bu kısırdöngülerde ana etmenlerden biri teknik yönetim. aynı isimlerden oluşan kısırdöngünün niye kırılamadığınıda basit bir aramayla görüp okuyabiliyoruz.
    https://www.tribunajans.com/...-ve-genc-teknik.html

    ne kadar gündemde tutarsak hak etmeyenleri o kadar rahatsız eder bir fikir lobi oluşumuna katkıda bulunuruz. pahalı bir keyif oldu futbol izleyiciliği ve taraftarlığı. para verip karşılığını istemek hakkımız.
    gönül başka iş başka oluyor artık.

    her hafta bu başlığı canlandırın renktaşlarım da genç teknik direktör - emekliliğinde yaşa takılmayan - abdullah avcı fenerbahçe'ye gittiğinde heyecan duyalım :)
  • 15
    olmayan, olması da tarafımca pek olası görülmeyen kalite olgusu.

    teknik direktörlerden ziyade futbolu yöneten (ne kadar yönettiklerini tartışmak için bu konuyu açıyorum aslında yöneten pek olmadı gibi ama) isimlere bir bakmak gerekmiyor mu?

    çok uzağa gitmeye gerek yok;

    yıldırım demirören:

    ne gibi bir sportif geçmişi var kendisinin?
    bir biyografisine bakalım: https://www.haberler.com/...miroren/biyografisi/
    beşiktaş'ta yöneticiliğe kadar herhangi bir sportif faaliyet yok. yöneticiliği de sportif faaliyetten sayamıyoruz maalesef, masa başında oturmayı spor saysalar en büyük sporcu belki kendisi olabilirdi ama ne yazık ki değil.

    neyse, beşiktaş'taki hamlelerine bakalım bari: https://www.trthaber.com/...-besiktas-30277.html
    8 yıl başkanlık yaptığı beşiktaş'a 84 futbolcu transfer etmiş.
    yani senelik 10-11 futbolcu aralığında. futbol 11 kişi ile oynanan bir oyun kaleci dahil, her sene yeni bir takımlık transfer yapmış kendisi. buna rağmen 8 senede 1 lig şampiyonluğu, 3 türkiye kupası ve 1 de süper kupa görmüş.
    8 sene, 84 transfer, 5 kupa.

    sorun peki teknik adamda mı yani doğru teknik adamı mı bulamamış desek, çalıştığı isimleri yazıyorum:
    vicente del bosque, rıza çalımbay, jean tigana, ertuğrul sağlam, mustafa denizli, bernd schuster, tayfur havutçu ve carlos carvalhal.
    demek ki buradaki sorun teknik adamda da değil. isimlere baksana del bosque büyük isim, tigana aynı şekilde, schuster aynı şekilde. türk desen mustafa denizli gelmiş (dursun aydın özbek'in yaptığı gibi denizli'nin son zamanında değil ki tek şampiyonlukları denizli döneminde gelmişti demirören döneminde).
    yani bu kadar teknik adamın, bu kadar futbolcunun hiç birisi bilmiyordu da yıldırım demirören doğrusunu bildiği için 8 senede neredeyse 8 takım transfer edip 8 teknik direktörle çalışmış ama bir türlü o bildiği doğrusunu bulamamış öyle mi?

    peki, bu bilgiler ışığında biz 2011 - 2012'de şike sezonunda ne yaptık?
    mehmet ali aydınlar "dilil yik" diyip istifa ettikten sonra "fenerbahçe'mizi kurtarmamız lazım" diyen beşiktaş başkanını federasyon başkanı yaptık.
    dert fenerbahçe'nin kurtulmasıysa onu gelen herhangi birisi de yapabilirdi.
    oturturdunuz birisini koltuğa derdiniz ki "fenerbahçe'nin suçu yoktur diyip dosyayı kapatacaksın biz dışarıdan mahkemeden halledeceğiz nasıl olsa" ve sorun çözülmüş olurdu.
    hadi getirdin "fenerbahçe'sini kurtarsın" diyerek. peki. kurtardı mı? kurtardı ki o dönemdeki başkanları bile sonunda devrildi ve yerine kendisinin biraz daha güncel sürümü, makyajlı kasası geldi.
    neden hala o koltukta peki yıldırım demirören?
    ne gibi bir katkısı var ülke futboluna?

    bakalım, yıldırım demirören döneminde milli takımlar neler yapmış?

    baktık, bence. bakmadık mı? ha 2016 avrupa şampiyonası?
    fatih terim + selçuk inan'ın son dakikada atabildiği serbest vuruş. sayın demirören göreve geldiğinden beridir milli takımın seviyesinin bu olması bir yana, ülkedeki futbol taraftarının milli takıma olan bağlılığını bitirme noktasına gelmiş birisinden bahsediyoruz arkadaşlar.
    bakın burası önemli, ülkedeki futbolun seviyesi belki milli takım ile ölçülmez ama ülkedeki futbol taraftarlarının milli takıma sevgisiyle insanların futbol sevgisini doğru orantılı ölçebilirsiniz.
    bu sevgi kaybolmak üzeredir, bazılarımız için de kaybolmuştur. şahsen ben artık milli takım maçlarını izlemiyorum. izleyene de gerçekten saygı duyarım, hakikaten bir takım taraftarlığı yerine futbol taraftarlığını sevdiği için.

    peki, ligin kalitesine dönecek olursak.
    ne yapılması gerekir ligin kalitesinin yukarıya çekilmesi için buna çözüm bulmamız gerekiyor.

    futbolun kalitesi %100 önemli. kaliteli futbol olmadan ligini pazarlayamazsın, pazarlayamadığın ligin kalitesinden - marka değerinden bahsedemezsin. yani bahsedersin de sayın demirören'in yaptığından farklı olmaz.

    futbolun kalitesini nasıl yukarıya çekebilirsin? mesela yabancı sınırlamasının olmaması veya bu kadar geniş olması bu futbol kalitesini arttıran önemli unsurlardan birisidir, doğru hamledir. ama her "kendince mağdur" olan çıkıp bu konu hakkında açıklama yapmamalı, milli takım teknik direktörü olarak görev yapan mircea lucescu her başarısız maçtan sonra çıkıp "her oyuncu farklı takımda nasıl başarılı olalım" dememeli, hele de shaktar'da yıllarca benzer bir yabancı serbestliği sayesinde ligi avrupayı kısmen domine etmiş birisi olarak bu açıklaması gülünç duruma düşürüyor kendisini.

    futbolun kalitesini belirleyen en önemli etmenlerden birisi de hakemlerdir. sadece tarafsız olduklarını iddia ederek, "biz onlara güveniyoruz" diyerek bu sorunları çözemezsin maalesef. 45'den iki devre toplam 90 dakikalık maçlarda neredeyse her temasta maçlar "düt düt düt" duruyorsa senin ülkendeki futbol asla ama asla keyif veremez. bir arkadaşımız örnek vermiş ingiltere liginin bu kadar çok takip edilmesinin nedeni hakemlerinin temaslı oyuna kurallar dahilinde harika izin veriyor olmaları ve oyunun akması için çaba harcamaları. bizim hakemlerimiz "aman benim başım yanmasın" çabası içinde her müdahaleye "ya faulse?" korkusuysa hemen düdüğe sarılıyor.
    yanlış kararlar da fiyasko bizde. yanlış hatırlamıyorsam eğer geçen sene manchester united'ın deplasmanda 3-2 kazandığı manchester city maçında ingiltere'nin en iyi hakemlerinden birisi (belki de birincisi) martin atkinson city'nin %100 penaltısını vermedi mesela son dakikalarda. türkiye'de olsa bu olay atıyorum verilmese o penaltı, muhakkak ya başka bir penaltı "icat" edilirdi, ya da rakibin bir golü falan iptal edilirdi. adam hiç bir şey olmamış gibi standart maçı yönetmeye devam etti. doğrusu bu da bize ne kadar garip geliyor işte düşünün bu hakemler yüzünden. :)

    gelelim diğer bir unsur; futbolun yöneticileri ama kulüp bazında.
    sadece parası olan ve taraftarlığı olan herkesi yönetici yapma sevdası bizim ülkemizin başlıca problemi. tamam, bu adamların yönetimlerde olması lazım da bu adamlara tüm futbolun yönetiminin bırakılması hata.
    olmayınca hop "hoca gitsin". olmadı mı "hemen transfer yapalım". olmadı mı "gönderin bu futbolcuyu verin parasını defolsun takımdan" demeyi bilmekten başka futbol yönetimi hakkında bilgi sahibi olmayan adamların bu işin içerisinden uzaklaştırılması lazım.
    ki zaten sportif direktörlük müessesesi bunun için olmalı futbolun içerisinde. yönetime bağlı, maaşlı çalışan ama toplantı masasında sandalyesi olan, takımla yönetim arasındaki bağı kuracak ve olmayan bölgeleri futbolun gerekliliği içerisinde çözmeye çalışacak kişilerdir bunlar. yönetimle birlikte seçilmesi gerekmez, seçilince zaten profesyonel olmuyorlar. eğri oturup doğru konuşmak lazım, taraftar olarak (sadece galatasaray taraftarı da değil tüm takım taraftarları) çok kolay asıp çok kolay vazgeçiyoruz çoğu isimden. sportif direktörün buradaki görevi eğer ki doğru hamleler yapılıyor ama sonuçlarda problem varsa bunu teknik direktörü - futbolcuyu - antrenörü onu bunu göndererek değil göndermeden çözmektir. bizde bu görevleri yöneticiler yapıyor, taraftarın tepkisine göre hemen gönderme işini başlatıyorlar. uzun soluklu hareketler yapılamadığı için camialarda özellikle altyapı temelli hareketlilik kısıtlanıyor, altyapıdan yetenekli futbolcu gelişi minimuma iniyor ve bu da her bölgeye transfer yapıldığı için mali uçurumlar yaratıyor kulüplerimize.
    hocayı gönder, ver 3.500.000 €. futbolcuyu gönder, ver 2.000.000 €. antrenörü gönder ver 500.000 €. 6 milyon euro para çıkıyor cepten, o 6 milyonu yatırım yapıp takımı düzeltmek akıllarına gelmiyor. sportif direktörlük bu yüzden bizim kulüplerimizde olmazsa olmaz. ve bu adamların dokunulmaz olması da lazım, çok absürd hamleler yapmadıkları sürece. yani yönetimler gelip geçse de sportif direktör - teknik adam - antrenör vs. takımda tutulmaya çalışılmalı, uzun soluklu çalışılmalı ki değişimler gelsin.

    geldik en baştaki noktaya, teknik adamlar.
    antrenörleri ayırma gereği duymuyorum bu noktada. hepsini tek başlıkta inceleyebiliriz.
    "süper" dediğimiz ligimizdeki sıradan diyebileceğimiz takımların büyük takımlara karşı oyunları nasıldır?
    yıllar yılı değişmemiş, özellikle sivasspor'un bülent uygun'la yakaladığı başarıdan sonra doruğa çıkmış "savunmada iyi kapan, açık verme, fizik gücün sayesinde sağlam dur, yakaladığın fırsatta hızlı kontradan golü ara" değil mi? hiç değişmiyor bu felsefe, çok çok az takım bunun dışında bir şey oynuyor, o da rakibini gardı inik yakalamışsa eğer. yani ankaragücü'nün fenerbahçe'ye karşı 28 ekim 2018'de oynadığı maçta uyguladığı taktik bu değil, en azından kısmi olarak değil çünkü mental olarak çökmüş rakibini doğru yakaladı ve üstünlüğü bulunca rahat oynadı.
    şimdi durum bu, takımların ana çalışma noktası bu yani fizik gücüne dayalı hızlı kanat veya forvet oyuncuları ile tamamen kapalı savunma, kontra atak. her takım aynı sistemle oynadığı için iyi kapanırken hücumda fark yaratacak 1-2 oyuncusu olan diğerlerinden fazla kazanıp ligde kalıyor, bunu yapamayan kazanamadığı için düşüyor. ama düşerken feryatlar figanlar içinde teknik adam değişiyor, sonra bir daha değişiyor. sezon içinde 3 hoca değişiyor, takım yine küme düşüyor. ne fark etti? etmedi. o zaman değiştirme değil mi ama?
    bir ara da `1. ligden süper lige çıkan takımın hoca değiştirme sevdası` vardı. ya seni çıkarmış adamı gönderip başka birini getirmek, başarılı olmuş adamı göndermek apayrı bir kafa olmalı bence.
    bu sistemin içerisine bir de güncel antreman metotlarından, teknolojik gelişmelerden, performansı maksimize etmekten bihaber antrenörleri ekle. doğal olarak sahada ortaya çıkan sonuç bu oluyor.

    oyuncular konusuna değinmek bile istemiyorum aslında ama, ufaktan dokunalım.
    arda turan - emre belözoğlu - burak yılmaz - caner erkin - selçuk inan vs.vs.vs. siz büyük fotoğrafı görmüşsünüzdür zaten dahasına değinmek bile midemi kaldırır.
    bizim cengiz ünder gibi, ozan kabak gibi aslanlar yetiştirmemiz lazımken boy boy adamlarımız var.
    (bkz: o adamlar boy boy)

    nasıl kalite gelecek bu ülkeye şimdi bu problemler çözülmeden?
    ben cevabını vereyim, gelmeyecek.
    erkin koray zamanında ne güzel söylemiş "böyle gelmiş böyle gidecek" diye fesupanallah'da.
    böyle gelmiş, böyle gidecek.
    yarın yıldırım demirören gider şimşek çelikbüken gelir.
    x beceriksiz yönetici gider y beceriksiz yönetici gelir.
    c hakem futbolu bırakır f hakem çıkar.
    biz kafaları değiştirip bunların kısır döngüsünü kırıp futboldan anlayan bir federasyon başkanı, kalifiye yöneticiler, çok daha iyi hakemler falan bulmadıkça çözümü yok maalesef.
  • 17
    öyle saça böyle tarak sözü gibi bir durumun söz konusu olduğu ligdir. sanki ülke olarak, toplum olarak, millet olarak çok iyyiz de süper ligimiz iyi olsun. anca adında süper geçen aslında bombok bir ligdir ligimiz. babamın çok sevdiğim bir sözü var. tüm kuşları sevdik kaldı leylek der. önce biz bir ülkeyi adam edelim sonra futbola bakarız.