• 1
    sadece sözlükte bulunmanın, okur ya da yazar olmanın tam karşılığı değildir. bunun üzerine bir iki kelam etmek isterim.

    değerli arkadaşlar, kardeşlerim, ağabeylerim, ablalarım,

    hanımefendiler, beyefendiler,

    ve dahi romalılar!

    güzide sözlüğümüzün her bir üyesi ayırt etmeksizin benim için önemli. ben daha ufakken bir kere görme şansım olan alpaslan ağabey’den öğrendim birlikteliğin nasıl kıymetli bir şey olduğunu. dolayısıyla kimi zaman tepemi attırsa da yazılanları itinayla, özveriyle okuyorum; yazmaya çalışıyorum, çalışıyoruz.

    bu gibi mecraların nasıl bir hikayeye evrileceğini kimse bilemez, bakarsınız karakullukçu olursunuz... ne olursanız olun ama insanları sizin düşündüğünüz gibi düşünmediği için, daha bilgili olduğunuzu düşündüğünüz için ya da ne bileyim kıskandığınız, bu kadar da olmaz dediğiniz, bu ne biçim üslup dediğiniz için falan linç etmeye kalkışırsanız bugün bir çoğunuzun eleştirdiği kimselerden bir farkınız kalmaz...

    bu bir türkiye özeti aslında, fakat ben en azından bu sözlükte bunun daha minör durumlar olarak gelişeceğini düşünüyordum. zira biz bir halatı birlikte çekenlerin takımının taraftarlarıyız... ne yazık ki her yerde olduğu gibi burada da hayal kırıklıkları yaşıyoruz, yaşayacağız. buna sebep olanlara, sana, bana küseceğiz ama galatasaray’a küsemeyeceğiz!

    gel gelelim son 5 6 ayda sözlüğümüzde kimi arkadaşlarımız ya özelden mesajlarla ya nick başlıklarının altına olur olmaz, direkt ya da dolaylı, ya da her hangi gibi bir başlıkta imalarla yer yer kaldırılamayacak, saygı sınırlarını zorlayan şeyler yazıyor. peki, yazın... ama hiç görmediğiniz, belki de göremeyeceğiniz insanlara yazarken, hitap ederken üslübunuza dikkat edin. siz bu sözlükte kendinizi hesap sorma timi olarak mı görüyorsunuz!

    ben sözlükte ilk olarak kaideyi taciz eden istisna ile tanıştım. sonra (bkz: pivot santrfor) (bkz: erman41) (bkz: muzeci) (bkz: tribünde üşüyen adam) (bkz: gurrpegi) derken çokça arkadaşım, ağabeyim, kardeşim oldu. tüm bu saydıklarımın yanında sayamadığım bir çok arkadaş ile bir araya geldik, tanıştık, konuştuk. sanırım hepimiz de gördük ki bizler söyleyeceklerinizi yüzlerine söyleyemeyeceğiniz adamlar değiliz. madem eleştireceksiniz tabi eleştirin, ama karşılaşmayı göze alamayacağınız noktaya gelmeyin. deyin ki kardeşim bunları yazıyorsun ama sen nesin ya, ben de açıklayayım. buyrun zirveye gelin, tanışalım diyeyim. çay, kahve, yemek ısmarlayalım... dost olalım konuşalım, maça gidelim.

    ama yok!.. istiyorsunuz ki burada nefret tohumları ekilsin, istiyorsunuz ki istediğimize sallayalım, sövelim... ve hiç bir şey olmamış gibi hayatımıza devam edelim...

    olmaz arkadaşım olmaz... tutup kavga edecek değiliz, hepimiz eğitimli, belli seviyeleri aşmış insanlarız... terimci, biatçı, duyumcu ya da liseci, muhalif, monşer vs olarak itham ettiğiniz insanlar aslında gayet oturup konuşabilceğiniz insanlarken siz onları kaçırıyorsunuz, yaka silktiriyorsunuz, neden burada olduklarını sorgulatıyorsunuz. bir kısım bunu ülkesinde görünce başka ülkeye gidiyor, sözlükteki yazmayı bırakıyor... peki ne kazanıyorsunuz, bu ne biçim ticaret kardeşim, bana bir açıklayın... yalnız olmayı mı seviyorsunuz, mazoşist eğilimleriniz mi var! ne bileyim küçükken cidden komşunuz topunuzu mu kesti, bahçedeki eriğe dalmış yerken bahçe sahibine ağaçta mı yakalandınız? ne yaşadınız abi siz, gerçekten! inelim çocukluğunuza, inceleyelim, yardımcı olmaya çalışalım...

    biz burada taraftarlar olarak her şeyden mutlu olmak zorunda değiliz, her şeyi desteklemek, her şeyi eleştirmek, her şeyi alkışlamak... ya biz taraftarız arkadaşım... seninle ben arasında bir fark yok, neyin peşindesin... hocayla sözleşmeyi sen mi imzalıyorsun, ben mi? oyuncuyu biz para toplayarak falan mı alıyoruz? neden kırmak, dökmek istiyorsunuz?

    sözlükte var olmak demek bu değil hanımlar beyler...

    beylik laflar edecek ne halim ne de öyle bir düsturum var... ama yukarıda bahsi geçen adamlar, hepinizle oturup çay içmeye vaktim var! yeşillendirmenize bakar!..

    saygılar...

    edit : imla
  • 2
    9.nesilden ilk yazar olarak sözlüğe katıldım. öncesinde haberim bile yoktu varlığınızdan. pivot santrfor sayesinde aranıza katıldım ve bazı arkadaşlarımız ile de yüz yüze konuşma, tanışma fırsatımız oldu.

    son iki zirvede de futbol ve dolayısı ile galatasaray ile ilgili çok şey konuşuldu. düşünceler paylaşıldı. burada gözlemlediğim kadarı ile birbirleri ile hem fikir olmayan arkadaşlarımız vardı.

    ancak konuşarak bir orta yol bulundu. bu arada mükemmel tartışmalar ve bilgi alış verişleri oldu.

    yüz yüze konuşmak ile burada yazmak arasında çok fark var. bazen anlatmak istediklerimiz kelimelere dökülünce farklı algılanabiliyor.

    ya da ön yargımız sebebi ve az empati bol sempati ile karşımızdakinin fikirlerini bile dinlemeden tu kaka yapıyoruz.

    adı üstünde şahsi fikir ya da düşünce.

    herkes karşısındaki ile aynı düşünmediğinde mutlaka bir taraf mı olmak zorunda. mutlaka yazılanlara cevap verme gibi bir görev mi edindik kendimize ?

    isim önemli değil. bugün bir kişi, yarın bir başka kişi ayrılacak buradan. ama bunda emeği geçenlerin ! kazancı ne olacak ?

    para mı ? kariyer mi ? yoksa kişisel tatmini mi ? egolarımız yüzünden birilerinin emeğini hiç etmeye ne kadar hakkımız var ?

    beğenirsin okursun, beğenmezsin okumazsın. mutlaka cevap vermek zorunda değiliz ki.

    eminin bir sonraki zirvede gelecek diğer arkadaşlar aslında sadece yazılarından tanıdıkları kişilerin aslında ne kadar değerli insanlar olduğunu anlayacaklardır.

    oturup fikirleri konusunda tartıştıklarında da ön yargılarından biraz olsun kurtulacaklardır.
  • 6
    ona buna sataşarak değil, galatasaray üzerine fikir üreterek elde edilmeye çalışılmalıdır. burada kimse kimsenin düşmanı değil. aramıza karışmış farkında olmadığımız troller bile düşmanımız değil. tek derdimiz galatasaray'ın daha iyiye gitmesi. hepimiz farklı yollardan bunu isteyebiliriz. aynı yolu seçmiyoruz diye birbirimize sallamak yersiz. tetikte bekleniyor her türlü karşıt görüşe karşı. katılmadığın fikre karşı bir fikir üret fikirler çarpışsın, egolar değil.
  • 7
    ben sözlüğü çok geç keşfettim. sözlük olmadan geçirdiğim yıllar içimde ukte olarak kalacaktır. burada hepimiz galatasaray ve onun menfaatleri için var olmalıyız. yeri geldiğinde herkes herkesi sınırları aşmadan eleştirebilir de ama insanları yaftalamak hiç hoş değil. burada çok değerli yazarlar da var. ben zirveye katılmak istedim ama uzakta olduğum için nasip olmadı. fırsat olursa tanışmak istediğim çok yazar var. unutmayalım ki hepimiz aynı halatı çekiyoruz.
  • 12
    özellikle bu başlığa yazmak istedim, zira daha önce de, gurrpegi'nin ayrıldığı dönemde, bu başlık üzerinden sözlükte karşılaştığımız, beni ve muhtemelen sözlüğün büyük bir kısmını hayrete düşüren bir dizi durumu anlatmaya çalışmış, buna konu olan arkadaşları bir muhasebeye davet etmiştim.

    son bir kaç gündür benzeri olaylara hem şahsım hem de başka arkadaşlar tekrar konu oldular. hoş, henüz kimse bana nickaltı yazarak bir salvo sallamadı ama sanıyorum ki, bunun olmamış olması olmayacağı manasına gelmiyor. burada önce kendimden yola çıkarak sonra da mevzu bahis probleme konu diğer arkadaşlara değinerek bir kaç şey söylemek istiyorum.

    geçtiğimiz hafta şöyle bir fikir beyan ettim (bkz: burak elmas/#2929157).

    bu sadece bir fikirdi; bir iddia, töhmet ya da benzeri bir durum barındırmadığı gibi herkesin katılmak zorunda olduğu bir doğru da değildi. sadece konuya özne olduğu durumlar için düşündüklerimizi, yüz yüze geldiğimizde yüzüne söyleyemeyeceğimiz insanlar hakkında konuşurken daha dikkatli, olayları tartarak ve bir muhasebeden geçirerek ifade etmek gerektiğini ifade etmeye çalıştım. bundan sonra ismini hatırlayamadığım bir arkadaşım aynı başlık altında beni isim vermeden lisecilikle, burak elmas ekibinden olmakla falan suçladı. hoş, bu bir suç mudur o da ayrı bir tartışma konusu ya, neyse... ilgili entriyi aradım ama bulamadım, muhtemelen silinmiş. entrinin sahibi arkadaş bu yazdıklarımı görürse bana düşündüklerini direkt olarak da söyleyebilir, bunu bilmesini isterim. fakat komik olan durum şu ki ne liseliyim, ne liseciyim... burak elmas ekibinden olmayı bırakın, ömrüm boyunca kendisiyle ne yüz yüze gelmişliğim ne de konuşmuşluğum var... sıradan bir anadolu çocuğuyum ya ben, çengelköylüyüm, ne monşerim ne de başka bir şey... taraftarım abi taraftar!.. fakat yaftalandık, o da ne demekse... peki neden? bunu iddia eden arkadaş gibi düşünmediğim için...

    kendi aramızda konuştuğumuzda biz de fikir ayrılıkları, yer yer kırgınlıklar yaşayabiliyoruz. mesela pivot santrfor'un hoca için sert eleştirileri var, benim de var... fakat çözüm önerilerimiz farklı, ayrışıyoruz. kendisine ve fikirlerine saygı duyuyorum. mesela varian kadro yapılanması için çok umutsuz, ben değilim. çatışıyoruz ama fikirlerine saygı duyuyorum. mesela gurrpegi kulübün geleceği için çok endişeli, ben değilim. kapışıyoruz ama fikirlerine saygı duyuyorum. mesela daniel tozser amatör branşları çok sıkı takip ediyor, ben edemiyorum. endişelerini anlayamamakla beraber itiraz edemiyor, saygı duyuyorum. mesela ben hayalperest, kaideyi taciz eden istisna benden daha fazla hayalperest; yarışıyoruz, onun hayallerine yetişmeye çalışıp saygı duyuyorum. mesela ocgunsson basketbolu çok iyi biliyor, ben bilmiyorum. söylediklerine itiraz edemiyorum ama saygı duyuyorum...

    burada ismini sayamadığım daha bir çok kardeşim, abim, ablam, arkadaşım... farklı kültürden, coğrafyadan, inanıştan adamla hiç orta noktayı bulamadığımız tonla şeyi konuşabiliyoruz... beğenmediğimizde "bu ne kardeşim!", "amma da saçmaladın ha!" vs diyebiliyoruz yani... siz de diyebilirsiniz gayet, neden çekiniyorsunuz?..

    arkadaşlar, arkasına sığındığımız nickler bizleri gizemli hale getirebilir ama değiliz gerçekten. hiçbirimiz değiliz; buna eminim. neden böyle vuruyoruz birbirimize... eğer kazan kaldırmayı seven arkadaşlar varsa sevmesin, en azından kazanı kaldırmadan önce sevmesin. sormaya, öğrenmeye çalışsın... yaftalamasın... vurmasın... hakaret etmesin... sorsun, beğenmediğini direkt muhatabına söylesin... çok mu şey istiyoruz allah aşkına!..

    ben yönetimden memnun değilim abi, memnun olmak zorunda mıyım? hocanın performansından memnun değilim, olmak zorunda mıyım? kulübün içişlerinden memnun değilim, olmak zorunda mıyım?.. transfer politikasından memnun değilim, olmak zorunda mıyım?.. ya da hepsinden memnunum, memnuniyetsiz olmak zorunda mıyım?..

    değilim, değilsiniz, değiller...

    peki bunları dile getirdiğimizde neden çok bilen oluyoruz? beni senden ne ayırt ediyor, ne fazlam var... bunu gerçekten anlayamıyorum sanırım hiç anlayamayacağım da...

    sizlerden beklediğim tek şey var o da saygı! sevmeseniz de olur ama saygı duyun lütfen, onurlu duruş bunu gerektirir... bunun dışında yapılan şeyin adını siz koyun, ben burada ifade etmeyeyim...

    saygılar!..