• 1
    ligtv de futbol gündemi programında sunucu-yorumcu olarak görev alan eski galatasaray muhabiri.

    şahsi kanaatim bu gibi adamların spor programlarında kritik konular konuşulurken direkt olarak galatasaray'ın aleyhine konuşmalarıdır. örnek vermek gerekirse bir penaltı pozisyonu olur "lincoln kendini atmış" der lakin lincoln sakatlanır kimse de neden sakatlandı bu adam diye düşünmez.

    bu gibi adamlara bahri havadır serhat ulueren de eklenebilir. eklenir hatta. ekledim. evet.
  • 7
    kuzenini kaybetmiş. başı sağolsun.

    ferdi tongsir. benim hocamdı...

    ilk dersime girdiği günü hatırlıyorum ferdi tongsir'in. international organizations dersi. sınıf olarak toplanmışız. bir adam girdi kapıdan, beyaz saçlı, incecik, zayıf, yaşlı. çift kravat takmıştı. az dalga geçmemiştik, manyak mı bu adam diye.

    sınıfa girdi, sınıfa baktı. "merhaba, ben ferdi tongsir" dedi. biz adamın kravatına takıldığımız için, gülümsüyorduk sadece. "bu deli kim ki?" diye sormuştu sınıf arkadaşım bana. sonra kendisini anlatmaya başlattı. sorbonne üniversitesinde avrupa hukuku okumuş. orta okul ve lise eğitimini de fransa'da almış.

    derslerinde sınıfın en başarılısı olmasa da, hocalarıyla arası çok iyiymiş. hocaları burnundan kıl aldırmazmış hiç*. bir gün, ders çıkışı bir hocasının yanına yaklaşmış ve "hocam konuşabilir miyiz?" demiş. hocası da "çok işim var çabuk söyle" diye cevap verince, "hocam size bir kahve ısmarlamak istiyorum" diye yanıt vermiş. o güne kadar kimse hocasına böyle bir teklifle gitmediği için, adam da doğal olarak şaşırmış, gülmüş. "iyi, peki, ama kahveler benden" demiş.

    oturmuşlar, muhabbet etmişler. konu konuyu açmış, espriler derken, hocası ferdi'yi çok sevmiş. bir kere daha görüşmüşler. bir daha, bir daha... ferdi diplomasını alacağı zaman, hocası çağırmış bunu yanına. demiş ki, "master yapmak ister misin?". "tabii ki isterim" demiş ferdi. hocası telefonu almış eline, harvard üniversitesi'ni aramış. hukuk fakültesi dekanı çok yakın arkadaşıymış hocasının. "sana birisini yollayacağım, ona göz kulak ol" demiş hocası.

    amerika'ya gitmiş, master yapmak için. harvard hukuk'ta master öğrencisi olmuş. sonra bakmışlar bu çocuk iyi, asistan olmuş bir hocasına. sonra avrupa hukuku dersi vermeye başlamış harvard'da. harvard'da kariyer. peehh, ne güzel bir duygu o öğrencilere ders vermek.

    amerika maceları başlıyor sonra ferdi'nin.. amerika hava kuvvetlerine girmesi falan filan.

    bir gün geliyor, türkiye'ye döneceğim diyor ferdi. her şeyini bırakıyor orada. türkiye'ye geldiği zamanlarda, o zamanların en büyük adamlarından birisi, mehmet emin karamehmet* alıyor bunu yanına. amerika hukuku, avrupa hukuku, ve bilimum hukuki konular hakkında bilgili. patronun hukuk danışmanı oluyor hemen.

    ama hocalığı çok seviyor ferdi. sadece iş dünyasında olmak yetmiyor ona. diyor ki "benim birilerine ders anlatmam lazım". patronunun da desteğiyle, özel bir üniversitede ders vermeye başlıyor. öğrenciler hayta, derse gelen yok, şevki kırılacak gibi oluyor ama onu tanıyanlar var, başka bir üniversiteye gidiyor ders vermeye hemen. orada derse ilgi var ama sınavları okuyor, notları açıklıyor, rektör arıyor bunu. "bu çocuk bizim bir dostumuzun oğlu, sanırım senin sınavından başarılı olamamış, rica etsem o çocuğu geçirir misin?" diyor. geçiriyor çocuğu.

    yolu bir gün bizim okuldan birisiyle kesişiyor. "devlet üniversitesinde ders verir misin?" diye soruyorlar, o da "tabii ki" diyor. "ama para veremeyiz çok" diye ekliyorlar. "parası önemli değil" diyor ferdi. bizim üniversitede ders vermeye başlıyor. ben ne kadar şanslı bir insanım ki, benim üniversitemde, benim fakültemde, ders vermeye başlıyor ferdi.

    dedim ya, ilk derse girdiği günü hatırlıyorum diye. kendini anlattı ferdi. sonra döndü sınıfa, "ee hadi tartışmaya başlayalım o zaman, pkk terör örgütü değildir." dedi

    sınıfta galeyan.. homurtular, "hoca n'oluyor hayırdır?" diye soranlar. tartışmalar, sınıfı terkedenler, hocaya bağıranlar. ama karşılarında, herkese en nazik şekilde cevap veren bir hoca. o gün farketmiştim, biraz alkollüydü. konuşmasından belli oluyordu ama hiçbir zaman nezaketi elden bırakmadı. karşımda gördüğüm insan, her şeyi hukuk çerçevesinde değerlendirmeye çalışan birisiydi. birisi çıkıp itiraz ediyordu, gülümseyip, kanunun tam metnini söyleyerek cevap veriyordu ferdi.

    ders arasına çıktığımızda, sigara içiyordum, o da sigara içiyordu, merhaba hocam dedim yanına gidip. ayaküstü muhabbet etmeye başladık. sigarası bitti, benden bir sigara rica etti. biraz daha muhabbet ettik. karşımdaki adamın bir hukuk gurusu olduğunu farkettim.

    derse döndüğümüzde, tartışmalar biraz daha devam etti. ders biterken, "haftaya tartışma konumuz bu, şu. biraz çalışıp gelin." demişti.

    haftaya yine aynı kavgalar, aynı tartışmalar, sınıfı terketmeler, yine ders arası, yine sigara muhabbeti.

    3. hafta, 4. hafta, her hafta farklı bir tartışma. ama bir fark var artık. ilk haftalarda, tartışmalarda sınıfı terkedip giderken insanlar, bu sefer, dersi almayan ama derse girmek isteyen insanlar var. artık daha farklı bir ortam var, artık tartışmaya, fikir teatisinde bulunmaya çalışan insanlar var sınıfta. sigara içmeye çıktığımızda, hocanın etrafını saran insanlar, soru sormaya çalışan insanlar.

    5. haftadaki dersi hatırlıyorum. sınıfa geldiğinde, ayakta duramıyordu. belli hastaydı, biraz da içmişti, ama yine de derse girmek istemişti. biraz da muhabbetimize güvenerek, yanına gidip "hocam hastasınız, isterseniz dersi yapmayalım." demiştim. "bir şeyim yok, devam" demişti bana gelip. arkadaşlarım da farketmişti durumu, benim de onunla biraz daha yakın olduğumu bildikleri için, en öne oturtmuşlardı beni, bir şey olursa müdahale edeyim diye. beklenen oldu, başı döndü, yere düşüyordu, tuttum onu fırladım. aldım tuvalete götürdüm. "ben eve gideyim" dedi. bırakmak istemedim. "hocam götüreyim" dedim. "gerek yok, eve kadar giderim" dedi. otopark'tan arabayı çıkarmaya çalışırken bütün sınıf kapıda onu izliyordu. çıkaramadı, bana bakıp "eğer sizin için sorun olmazsa beni eve kadar bırakır mısınız?" diye sordu bütün nezaketiyle.

    ilk o gün gitmiştim evine. polat residence'da oturuyormuş. evine kadar çıkarttım, teşekkür etti, "size borcum var" diyerek bir sigara ikram etti. sigaramı içtim çıktım.

    sonraki dersler, vizeler derken final günü geldi çattı. finale geldiğinde, o ilk gün sınıfı terkedip giden öğrenciler bile, "hocam nasılsınız" diye halini hatrını sormaya başlamıştı ferdi'nin. herkese bütün nezaketiyle cevap veriyordu.

    final sınavı başlayacakken, döndü sınıfa;

    "burası univer* - sity. burası özgürlüğün merkezi. burada özgürlüğün ne olduğunu öğreneceksiniz. burada tartışmanın ne demek olduğunu, burada fikir paylaşmanın ne demek olduğunu, burada karşıt görüşleri dinlemeyi, onlara cevap vermeyi öğreneceksiniz. benim final sınavım yok, herkes kağıda adını yazsın, sınava gelen herkes aa alacak. size tek öğretmek istediğim şey, uzlaşma ve tartışma kültürüydü." dedi ve imzalanan kağıdı alıp gitti.

    mezun olacaktım, onu aradım. "hocam görüşebilir miyiz" diye sordum. nişantaşı'nda brasserie'ye davet etti. saat daha öğlen 12. gittim, ne yapmak istediğimi, gelecekte ne olmak istediğimi anlattım. akşama kadar oturduk, muhabbet ettik. ama bir sıkıntı vardı. öğlen saat 12'de içmeye başlamıştık. akşam saat 7'ye kadar oturduk içtik, muhabbet ettik. derdimi meramımı anlattım, o beni yönlendirdi, ne yapmam gerektiğini söyledi. bana referans verdi.

    sonra bir kere daha görüştük. evine davet etti. polat residence'a gittim. kapısını çaldım, içeriye davet etti. muhabbet ettik, yine içtik. bana dönüp, "tosun, sence ben kaç yaşındayım?" diye sordu. "hocam" dedim, "62-63 varsınız." güldü. "ben 50 yaşındayım." dedi. şok olmuştum. o kadar yaşlı, o kadar çökmüş gösteriyordu ki.. sonra özelini anlattı. bunları burada anlatmayacağım elbette. o gün "hocam, hayat güzel, her şey daha iyi olacak." demiştim. uzun uzun muhabbet ettik.

    o yaptığımız son muhabbetti. kendisiyle, askerden geldikten sonra, 2 kere daha telefonla görüştüm. bir daha görüşme fırsatım olmadı. bugün öğrendim. son konuşmamızdan 1 ay sonra hastaneye kaldırılmış. 2 ay yoğun bakımda kalmış. ondan sonra da vefat etmiş. siroz'dan dolayı hastaneye kaldırılmış. 2 ay yoğun bakımda kalmış, ve 23 ekim'de vefat etmiş.

    bugün öğrendim vefat ettiğini. bugün öğrendiğimde, aklıma derste dedikleri geldi, final sınavında söyledikleri;

    "burası univer* - sity. burası özgürlüğün merkezi. burada özgürlüğün ne olduğunu öğreneceksiniz. burada tartışmanın ne demek olduğunu, burada fikir paylaşmanın ne demek olduğunu, burada karşıt görüşleri dinlemeyi, onlara cevap vermeyi öğreneceksiniz."

    sonra da aklıma, geçen gün bir üniversite rektörünün çıkıp "eğer protesto ederseniz kimliklerinizi alırım, yırtarım". dediği geldi. gülümsedim. ferdi tongsir'i tanıdığım için tekrardan mutlu oldum. onunla konuşma şerefine ulaştığım için kendimi şanslı hissettim.

    eğer bir gün, onun bana gösterdiği yolda, başarılı birisi olursam ve sorarlarsa bana nasıl oldu diye," "ben ferdi tongsir'den ders almış adamım. ben onun öğrencisiyim" diye göğsümü gere gere söylerim.

    şu anda yüksek lisans yapıyorum. yarın finalim var. ama ben ferdi tongsir şerefine kaldırıyorum bu gece kadehimi. bu gece onun için içiyorum. bu gece onun şerefine içiyorum.

    hakkını helal et hocam.

    başın sağolsun oğuz tongsir.
  • 8
    trt ye transfer olmuş eski lig tv muhabiri yeni trt yorumcusu. tamam galatasaraylı olabilir ama bu yaptığı mal mal yorumları perdeleyecek değil elbette.. kendisini dün itibariyle 16 eylül 2011 gaziantepspor fenerbahçe maçını yorumlarken izledim de ne gözlerime ne de kulaklarıma inanabildim.. hele hele "koca alex canım artık yapmış olduğu bi harekette de sarı kartı mazur görülsün" tarzı bir yorum yaptı ki kulaklarıma inanamadım... hemde bahsi geçen "mazur görülsün" dediği kart alex'in ikinci sarıyı görüp oyundan atılabileceği bir pozisyon iken.. lig tv'den ayrıldıktan sonra o da "herkes" gibi olmuş anlaşılan.
  • 13
    bu akşam yayınlanan ve ünal aysal'ın konuk olduğu futbol ateşi programında, futboldan çok ateşi konuşmayı tercih eden insan. bir ara levent özçelik konuyu önümüzdeki sezona çevirmeye kalktı ama hala "sayın başkan, fener şöyle diyor cevabınız nedir? nihat böyle diyor, siz ne diyorsunuz?". artık ufak ufak geride bıraksak bunları da güzel şeylerden konuşsak. başlayacağım fenere de polemiğine de.
  • 18
    twitter üzerinden seneye beyaz tv'de olmadığını, ekmeği bir şekilde kazanabileceğini, paradan daha önemli şeyler olduğunu, kendisine olan saygısını kaybetmek istemediğini söyledi.

    kendisini saygıyla selamlıyorum. keşke bu yazdııklarında belli ettiğin onur ve gururun yarısı adaşın olan oğuz altay'da da olsaydı.

    edit: sanırım sözlüğün ne kadar kozmopolit olduğunu bilmeyen arkadaşlar var. düne kadar saydırdığım, şimdi siyasi görüşü için yere göğe sığdıramıyormuşum adamı. bak bakalım bir kere kötü laf etmiş miyim hakkında. kaldı ki halen ısrarla gezi parkı olaylarını siyasete çekiyorsunuz. gezi parkı direnişimiz siyaset üstü bir direniştir. anlamadan dinlemeden konuşmayın.
  • 22
    nedense şimdi aklıma geldi yazmak.

    aziz yıldırımın mahkemede olduğu zamanlardı.

    beyefendi aziz yıldırımı ziyarete gitmiş... gidebilir... arkadaşıymış 25 30 senelik filan...

    aziz yıldırım mektup yazıp kendisine vermiş, bunu bir canlı yayında oku diye... tabi mektup en sona saklanmış...

    kelimesi kelimesine hatırlamamakla beraber şu sözleri sarfetmişti:

    aziz yıldırımın içeride olması, fenerbahçenin şike süreci ile karşı karşıya olması en çok bizleri etkiliyor. ben paramı futboldan kazanıyorum. ben galatasaraylıyım... ama istemem fenerbahçenin küme düşmesini...

    mektuba gelince...

    o kadar midem bulandı ki, kapattım.
  • 24
    --- alıntı ---

    eskişehirspor'a göre galatasaray'ın tarık'la anlaşması etik değil. peki galatasaray ile anlaştıktan bir gün sonra alper'i fenerbahçe'ye vermek etik miydi?

    --- alıntı ---

    kendisini pek sevmem fakat sorulacak en doğru sorulardan birisini sormuş. ayrıca, eskişehirspor'un kendi futbolcusu için istediği kadar kulüple görüşme hakkına sahip olması ne kadar doğalsa; kontratının bitimine 6 aydan az kalmış bir futbolcunun da istediği kulüple görüşmesi de o kadar normaldir.*

    ayrıca söz verdik deyip, ertesi gün ezeli rakibe futbolcu satan kulüp daha fazla riyakarlık yapmıştır. bunun üzerine biz de onları ödüllendirip *'ı sattık.

    not= gitmek isteyen futbolcuyu zorla tutamayız. benim lafım erman kılıç'ın gidişine yada satılmasına değil. tek aklımın almadığı nokta eskişehirspor'a satılmasıdır.