• 2
    mustafa cengiz olmasa hala ünal aysal'ı, ünal aysal olmasa hala faruk süren'i anıyor, onu bekliyor olurduk.

    şimdi başkanımız varken, istekliyken, sağlıklıyken, hocayla arası iyiyken kıymetini bilelim bence. güzel bir dönem geçiriyoruz, başarılı bir dönem hala devam ediyor. tadını çıkaralım.

    diğer başkanlar olması gerekenden erken ayrıldılar görevden, umarım mustafa cengiz'de de böyle olmaz.
  • 4
    ligi, şampiyonun 36 puan arkasında 8. bitiren takıma muslera, eboue, ujfalusi, melo, elmander ve riera' yı getirerek tekrardan şahlanışımızı başlatan ünal aysal ' ı eleştirmek için açılan başlık. kaliteli oyuncuları kesenin ağzını açarak getiriyordu demiş birde haspam. doğru ya, senin rüyanda sayıkladığın sneijder' ı 7,5 milyon euro bonservisle alırken, şimdi sosyal medya hesaplarında küfrettiğin diagne' ye 13 milyon euro ödedin. drogba gibi futbol efsanesini slimani' nin yıllık ücretinden daha az fiyata parçalı içinde gördün. kaliteli futbolcu paraya gelseydi, 35' lik kolarov dalga geçmezdi rakibinle.
  • 5
    ünal aysal geldiğinde fenerbahçe'nin gerisinde kalmış bir galatasaray vardı. fatih terim ile güzel bir kadro kurarak önce fenerbahçe'yi yakalamamıza, sonrasında drogba sneijder gibi isimleri bağlantıları sayesinde* kadroya katarak ciddi üstünlük sağlamamızı sağlayan ancak bu dönemde galatasaray başarısını fatih terim ile paylaşmakta sıkıntı yaşayan terim ile girdiği ego savaşında kısa vadede olmasa bile uzun vadede kaybeden olarak çıkan bir başkan.

    terim sonrasında mancini hamlesini de başarılı bulsam da, o devre arası yapılan alex telles dışındaki transfler fiyaskoları nedeniyle kulübün maddi gücünü ciddi anlamda düşürmüştür.

    kendisi döneminde iki yıl üst üste şampiyonlar ligi gruplarından çıkan bir galatasaray vardı ancak terim sonrası güvendiği futbol aklı kendisinin sonunu hazırladı.

    yine de basketbol finallerinde fenerbahçe maçına takımı çıkarmayacak kadar taşşaklı bir duruşu vardır. severiz, sayarız.

    mustafa cengiz ünal başgan kadar şaşalı olmasa da tam bir bürokrat. nerede ne söylemesi gerektiğini, bir işi nasıl yapması gerektiğini bilen kültürlü ve zeki bir başkan. ünal aysal'dan farkı kendisini ön plana atmadan işini yapıyor ve futbol yönetimini tamamen terim'e devretmiş durumda. yani ünal aysal'ın yaptığı gibi terim'in ilk üç tercihini görmezden gelip 4. tercihine gitmiyor, terim'in istekleriyle kulübün maddi çıkarlarının aynı anda gözeten bir yönetim sergiliyor.

    elbet hataları var, elbet eksikleri var ancak şu bir gerçek ki son 30 yılda başarılı başkan olarak saydığımız kim varsa fatih terim ile başarılı. mustafa cengiz bunun farkında ve hocayla uyum içinde çalışmaya özen gösteriyor.
  • 7
    fatih terim olmadan değerlendirilemeyecek versus.

    ünal aysal'ın iki dönemi var, biri imparator'la, diğeri onsuz. imparator'un olduğu dönemde efsane, diğerinde ise bugün alınan cezaların başlıca sebebi.

    mustafa cengiz'i henüz fatih hoca olmadan görmedik. fakat tahminen, geçen yıl başında yaptığı forvetsiz sezona başlama hatasını başka bir hocayla, diyelim ki mancini'yle yapsa hem mancini hem mustafa cengiz elli kere kovulurdu.

    o yüzden fatih hoca olmadan yapılamayacaksa, bu versusun bi anlamı yok.
  • 8
    bizim milletin bir huyu var; illa birinin fanboyu olacak digerini kotuleyecek. ikisi de iyi olamaz bunlara gore, birine koru korune baglanir digerinin hicbir iyi ozelligi olamaz olumune elestirir.

    kısaca birkac yorum yapacak olursak, ikisi de galatasaray’a guzel hizmet vermis baskanlardir. unal baskan kulubu sportif olarak çökmüş bir durumda alıp fatih terim’le birlikte kolay kolay kuramayacagimiz bir kadro kurarak sampiyonlar ligi’nde iki sene ust uste gruplardan cikarmistir. bunun yani sira diger branşları da boşlamamış oralarda da başarı elde etmiştir. finansal olarak da halihazirda olan borclarimizdan daha kotu bir durumda birakmadan ayrilmistir.

    mustafa baskan da bizi dangalak bir başkandan kurtarmis, uefa ve ffp’nin de katkisiyla borclandirmadan olabilecek en iyi sekilde takim kurmaktadir. bana gore yonetimde birkac is bilen yonetici eksikligi, taraftar ve medyayla iletisimi saglayacak kisi eksikligi gibi birkac hatasi vardir ancak dogru yolda gibi gorunuyor ve kendisine destek olmamak kendi ayagimiza sikmak olur diye dusunuyorum.
  • 9
    ünal aysal’a mali açıdan tü kaka demeden evvel döviz kurunu sabitlendiğini unutmamamız gerekli bugün kar açıklayabildiysek bunun nedeni döviz kurunun sabitlenmesinden dolayı, selçuk inan’a verilen kontrat o günün şartlarında çok doğruydu emin’im ki yabancı kontenjanı serbestliği ünal aysal döneminde olsaydı o da en az mustafa başkanımız kadar kaliteli transferler yapardı. basketbol şubesinde ve amatör branşlarda ünal aysal daha başarılıdır. mustafa cengizin artısı abdürrahim albayrak ile çalışmasıdır, futbol şubeyi ona teslim etmesidir ve fatih hocaya gerekli şartları sağlamasıdır. ünal aysalında en büyük eksisi buydu gereksiz bir ego savaşı maalesef galatasarayın üç şampiyonluğuna
    ve dursun özbek gibi bir başkan ile tanışmamıza mal oldu. şahsen mustafa başkanın şuanki yönetiminden futbol şube olarak memnunum ancak amatör şubelerde ve basketbolda gerekli desteği ve sponsoru maalesef bulamıyoruz. mali suçluları arıyorsanız adnan polat ve dursun özbek dönemlerine bakmanız yeterlidir. iki başkanda galatasaray’ın parasını har vurup harman savurmuş ve başkanlıktan ayrıldıktan sonra birisi her ortamda galatasaray’a karşı kötü cümlelerde bulunmuş diğeri ise kulübünü hacize vermiştir.
  • 10
    dördüncü terim dönemiyle üçüncü terim döneminin başkanlarını kıyaslayan versus.

    son 1 haftadır herkeste bir endişe var, ya mustafa cengiz de ünal aysal gibi fatih terim'i bir gecede kovarsa diye.

    olanı biteni iyi okuyun, taşları zihninizde doğru şekilde oturtun arkadaşlar.

    mustafa cengiz, fatih terim'i kovamaz, istese de kovamaz. çünkü mustafa cengiz, ünal aysal kadar güçlü ve kabul görmüş bir başkan değil, hiçbir zaman da olamadı.

    bakın, ünal aysal galatasaray başkanı olmadan epey süre öncesinden beri camia içinde tanınan, bilinen, sayılan ve galatasaray başkanlığına yakıştırılan bir insandı. kesinlikle gerek liselilerin, gerek ağır topların, gerekse de taraftarın kabul ettiği, saygı gösterdiği bir isimdi. yani liderliği baştan kabul görmüştü. ilk avantajı buydu. ikincisi, özellikle yıllarca transferde yüzü gülmemiş kulübe drogba ve sneijder başta olmak üzere melo, muslera, ujfalusi, elmander gibi yıldızlar kazandırması taraftarın gözündeki yerini daha da sağlamlaştırdı. ikinci avantajı bu oldu. üçüncü avantajı, iki sene üst üste gelen şampiyonluk ve şampiyonlar liginde oynanan çeyrek final oldu. fatih terim'in ikinci döneminde başarısız olmasının oluşturduğu bir algıyla, taraftarlar zihinlerinde, kendisini terim'e kurduğu kadroyla terim'in takımı avrupa fatihliğine tekrar taşımasını sağlayan başkan olarak kodladı.

    aysal işte bütün bunların kendisine verdiği güç ve kredi ile terim'i kovdu. "ben onu kovuyorum, benim kurumsal sistemim onsuz da işler, onunla yaşanan başarılar ben varken onsuz da yaşanabilir düşüncesindeydi" bana kalırsa. ama şundan adım gibi eminim ki ünal aysal, fatih terim hem galatasaray'ı hem milli takımı aynı anda çalıştırmak istemeseydi, kendisini kovmayacaktı. onun da kafasındaki plan her taraftar gibi terim ile takımın oturmuş kadrosuyla, 2013-14 sezonunda avrupa'da başarı kovalamaktı. ama ikisi arasında yaşanan iletişim eksikliği incir çekirdeği kıvamındaki olaylar üzerinde benzin etkisi yarattı ve üçüncü şahısların ayrı ayrı bu ikiliyi doldurması ile iletişim eksikliğinden soğuk savaşa dönüşen bu çekişmenin sonucunda terim 24 eylül 2013 akşamı kovuldu.

    dediğim gibi, ünal aysal, fatih terim'i kovduğu gün, tüm görev süresi boyunca çok güçlü bir başkan olarak görülüyordu.

    ama mustafa cengiz için aynı durumlar söz konusu değil. bir kere mustafa cengiz başkan olmadan önce hiç de öyle camia içinde fazla tanınan ya da öyle pek ağırlığı olan bir kişi konumunda değildi. hatta başkan adayı olduğunda camianın ağır toplarını pek memnun etmemişti. taraftar da adını çok fazla bilmiyordu. camia içinde sözü geçen biri değildi. ama gerçekten galatasaray tarihinin en kötü başkanından galatasaray'ı kurtarmak adına yapılan güç birliği ile başkan seçildi. ama dediğim gibi ismi camia içinde kabul görmüş, tanınır biri olmadığı için, liseliler başta olmak üzere, belki de camia içinde pek de etkili bir isim olmamasına rağmen gelebildiği konumun büyüklüğünün yarattığı kıskançlık nedeniyle pek çokları tarafından "kim bu ya" diye küçümsendiği bile oldu. yani ünal aysal'ın aksine göreve bu yönden zayıf başladı ve hep de öyle devam etti. bunu listesine yazacak medya tabiriyle "güçlü isimler" bulamamasından da anlayabilirsiniz. listesine yazabildiği en güçlü isim abdürrahim albayrak oldu ki, bu yüzden o güne dek yedek yöneticilikten öteye geçirilmeyen abürrahim albayrak, kendini bir anda ikinci başkan olarak buldu. ben kendisinin ikinci başkan olabilecek yetkinliklere sahip olduğunu düşünmeyenlerdenim ama o başka bir yazının konusu.

    ikincisi, mustafa cengiz ekibinin transferleri hep fiyasko çıktı. birincisi daha gelir gelmez terim'in şerhine rağmen ndiaye'yi satıp takımı dörtlü yarışın en kızışmaya başlayacağı dönemde orta sahasız bırakabildiler. hoca tudor'un ve taraftarın defterden sileli yıl olduğu donk'u mucizevi şekilde şapkadan çıkarmasa, o esnada fernando da talihsizce sakatlandığı için selçuk inan haricinde orta sahasız kalıyorduk. hatta donk için "donk donk atıyor kalbim" denilirdi, çok büyük riskti ama o aşı tuttu. nagatomo'yu da zar zor son gün kiraladılar. ertesi dönem nedense gomis'i bütün yaz takımda tutup transferin bitimine 1 hafta kala pat diye sattılar. yerine alacaklarına hem terim'e hem taraftara söz verdikleri iki forvet transferini yapamadılar. takımı şampiyonlar ligi'ne eren derdiyok ve sinan gümüş'le gönderdiler. şampiyonlar ligi'nin zorlu seviyesine göre çerez denebilecek gruptan acı çekerek elendik. liderin 8 puan gerisine düştük. 6 ay sürünerek futbol oynamaya mecbur kaldık. terim bir basın toplantısında "içim yanıyor" diye durumu özetledi. başkanın yönetiminin devre arasında takımın 6 ay forvetsiz kalmasına rağmen hiçbir hazırlık yapmadığı ortaya çıktı. normalde o gomis'in yerine gelmeyen forvetler ve takımın o kadar süre forvetsiz oynaması üzerine etik olarak transferin açıldığı gün özür mahiyetinde kap bildirimi gelmesi gerekirken transferin son gününe kadar taraftarı stresten kıvrandırıp son gün mitroglou ve diagne'yi aldılar. o mitroglou ve diagne'yi yapamadıkları katkılardan dolayı 6 ay sonra takımdan gönderdik. bir sonraki 3 aylık transfer döneminde yine son güne kadar oyalandılar. en önemli transferler falcao, andone, lemina ve taylan transferin son günü, lig başladıktan bir iki hafta sonra alındı. sonrasını biliyorsunuzzaten. profesyonel dünyanın umulmadık bariyerlerine takılanlar, transfer için daha 50 günümüz var diyerek iş yapma biçimlerinin ciddiyetini ortaya koydular. ve son 1 haftada terim'in bahsettiği bu malum olaylar... işte bütün bu üç yıllık transfer fiyaskoları, mustafa cengiz için çok çok büyük destek kaybı oldu.

    üçüncü olarak ise mustafa cengiz döneminde avrupa'da hiçbir avrupa başarısı kazanılamadı. taraftarla arasında bu yönden bir aidiyet bağı kurulamadı. bu başarılar ve bu bağ ünal aysal'ın popülaritesini ve desteğini çok fazla artırmıştı. oysa dediğim gibi, cengiz böyle başarıları elde edemedi.

    velhasıl kelam, gerek avrupa başarıları açısından, gerek başkan olmadan önceki camia içi konumları açısından, gerekse de başkanlıkları döneminde transfer, rakiplerle başa çıkabilme başarısı açısından mustafa cengiz ile ünal aysal denk değil. cengiz, aysal'ın bu açıdan çok gerisinde. bu nedenle mustafa cengiz, ünal aysal gibi terim'i tek bir kararla gönderebilecek kadar güçlü konumda değil. eli de o kadar güçlü değil. bunu istese de, istemese de yapamaz kısacası.

    o yüzden yukarıda saydığım nedenlerden ötürü dördüncü fatih terim dönemi öyle ansızın bir yönetim kurulu kararıyla bitemez. taraftarımız müsterih olsun.

    ve kapanışta son söz de "derin bir yalnızlık" hüznü içinde olan fatih terim hocamıza gelsin. bir gün gelir, açmaz dediğin çiçekler açar. gitmez dediğin dertler gider. bitmez dediğin zaman geçer. hayat öyle bir sır ki; önce şükür, sonra sabır, sonra da inanmak gerek.