• 7
    --- alıntı ---

    maç günleri deliriyorum

    sezon başladığı zaman ya da sezon tatilde iken. bütün boş zamanlarda takımın durumunu takip etmek, yabancı ligleri ve futbol adına ne varsa alakadar olmak hiçbir zaman yetmiyor. maçın geleceği günü bekliyorsun sürekli.
    maç olmayan günlerde rakip takım taraftarları ile meskun mahallerde (internet, cafe, bar, okul) atışmak gibi hareketler içine giriyorsun gerçi ama asla maç günü ambiyansını yaşayamıyorsun.

    maçtan birgün önceki akşam

    en heyecanlı olunabilecek an o birgün önceki akşamdır. eğer bir de sıradan bir lig maçı değil de zirve bir maç ya da bir avrupa kupası mücadelesi ise heyecan tavana vurur. ertesi gün iple çekilir. çekilir de vakit geçmek bilmez.

    uyanıp atkımı arıyorum

    bir önceki maçtan sonra sevinçle ya da sinirle girmişim eve atkıyı ya asmışım her zamanki kapı üstüne ya da fırlatmışım bir yere. atkıyı arayıp çıkarıyorum. bir tikim var atkıya sprey sıkıyorum. suratıma sarılı olacağı için sürekli hoş bir koku duymak istiyorum o atkıdan. bir de bu aynı koku olmalı her maç kullandığım. bu bir nevi maç uğurum. bir başka uğur olarak giyilecek şeyleri çıkarıyorum. bahar zamanı ise uğur tshirtü ya da uğurlu bir polar hava soğuksa. bunlar stadyumdaki ruh halimi bile etkiliyor tıpkı kılık kıyafetin hayatın diğer "an"larında etkilediği gibi beni.

    stada yöneliş

    maç saatine göre stada gitme alışkanlıkları zaman içinde değişti. bizlerden büyüklerin anlattığı battaniyelerle kapılarda sabahlama olaylarını yaşımız gereği çokça yaşamadık. en fazla hatırladığımız bir frankfurt maçına sabah 6 da gidip öğlen 13 e kadar cadde tarafındanki açık tribün kenarında hayatında ilk defa maça götürdüğüm bir arkadaşıma gözkulak olmak ya da süleyman rodop'un gazı ile kapılar 10'da kapanacak söylentilerine kanıp yine bir sabah kapalı kapılarına yığıldığımız bir şampiyonluk maçı(bursa ile oynuyorduk) gibi. velhasıl atkıyı surata sarıp varsa alet edevatı da yüklenip(ses kayıt cihazı, fot. makinesi, düdük) stad mahaline harekete geçmekle adrenalin gittikçe yükselir. maçtan saatlerce önce gitmeler de ortadan kalktığı için(kombine kavramı ve bilet bulma-bulamama hadiselerinin azalması) ekseri 3-4 saat önce mekana erişilir ve maça kadar ki süre zarfında da ya stat çevresinde-ki gelen rakip taraftar varsa- atışmalar yaşanır ya da tribünden dostlarla içilir ve mavra çevrilir. bu değişmez ritüel de taraftar olmanın ve bir taraftarlar olarak da grup olabilmenin dayanılmaz hazlarından biridir. belki başka hiçbir yerde birlikte 5 dk. duramıyacağın insanlarla tek bir amaç için konuşmak, kafa patlatmak ve sinerji oluşturmaksa sanırım başından beri anlatmaya çalıştığım "delirme" anlarından birini ihtiva eder bu.

    delirmeye doğru

    maç saati bizi köşeye sıkıştırmaya başladıkça alınan alkoller de kana karıştıkça kabına sığmazlık iyice başgösterir. içmek açıkcası maçtan önce futbolcunun maça ısınması gibi taraftarın da tribüne ısınma şeklidir. mümkün mertebe eğer hacı hoca zevatından değilseniz maçtan önce içersiniz zaten. stada doğru yürüyoruz. etrafımızda sarı-kırmızı öbek öbek insanlar. derbi maçlar öncesi kapalı girişlerine giderken soldaki binaların arkasından her zaman çıkması muhtemel rakip taraftar kitlesine karşı da her zaman tetikteyiz. gelseler, girişeceğiz. moddayız tam.

    kuyruk çilekeşi: çekilir

    aile içinde çok klasik tabirlerden biri de "ekmek almaya göndersem gitmezsin" diyen anne kişinin "ama gidip maç kuyruklarında saatlerce beklersiniz" tafrası. evet ne tuhaftır ki bekleriz. nankör evlat olmak pahasına bu çelişkiyi yaşatırız annelerimize. maç kuyruğunda eziyet çekmenin verdiği hazzı mazoşistliğe de yoranlar olacaktır ama sahada savaşan takımına kalpten birşeyler gönderdiğini hissediyorsun orda karşındakilere karşı mücadele verdiğin zaman. kapılardan geçip merdivenleri hızla çıkıp her dafasında o saha yeşili ile kucaklaşmak: işte evimdeyim. rakip takım taraftarlarının olduğu tribüne düşsem bu kadar titreyebilirdi bacaklarım. ordaki birçok savaşçı gibi yerine geçiyor ve maçla birlikte gırtlağın yırtılırcasına bağırmaya başlıyorsun. çünkü işin bu. orda deliye dönersin ve yapman gerekenin sadece takımı desteklemek olduğunu düşünürsün.

    --- alıntı ---

    **
  • 10
    eveeeeet, bugün dolu dolu yaşayacağım güzel gün. önce 14:45'de başlayacak 26 aralık 2014 chelsea west ham maçı'yla başlayacağız. daha önce chelsea'nin entry girdiğim tek maçı olan 6 aralık 2014 newcastle united chelsea maçı'nın chelsea'nin bu sezon mağlubiyeti tattığı tek maç olduğunu hatırlatırım. ahanda: (bkz: #1610832) bu yüzden chelsea sempatizanları ayağını denk alsın derim, şampiyonluk yarışından ederim sizi haa. sonra da 17:00'da başlayacak 26 aralık 2014 burnley liverpool maçı'yla devam edeceğiz. üst üste iki maç kazandıktan sonra** son 3 maçtır galibiyet yüzü görememiş bir liverpool söz konusu olan.*** üstelik bu 3 maçın biri berbat bir futbol ile gelen sunderland beraberliği, diğeri ağır bir united mağlubiyeti, sonuncusu da 90+7'de skrtel'ın keliyle bir puanı kurtardığı arsenal maçı. bugünkü burnley maçını da alamazlarsa rodgers kepenkleri kapatsın gitsin artık. en azından 4.lük için bu maç belki de liverpool adına sezonun en kritik maçı. çünkü sonrasında üst üste iki maçı da evinde oynayacağı swansea city* ve leicester city* maçları var. bu kafayla zor ama liverpool'un üst üste 3 maçtan da galibiyet çıkarmaması için hiçbir neden yok. ve gelelim günü kapatacağım son ve en kritik maça: evet, 26 aralık 2014 gençlerbirliği galatasaray maçı'ndan bahsediyorum. sneijder - melo - chedjou gibi isimlerden yoksun çıkacağız maça, ayrıca semih'in de mersin maçında* ufak bir sarsıntı geçirdiğini hatırlatalım. yani bu maçta kanser olma ihtimalimiz biraz yüksek gibi. tam 0-1 olsun bizim olsun maçı. karambolden falan ya da duran toptan bir şekilde golü bulup tatava yapmamamız gerekiyor. ayrıca sinan gümüş kadroda. ister misin sonradan oyuna girip galibiyet golünü atsın, valla efsane olur. haydi bakalım. gelsin goller, gelsin puanlar.