• bir kaç gündür yazıcam, şimdi fırsat oldu.
    çok güzel tavsiyeler vermiş ve çok güzel bir entry girmiş. herkes okumalı.

    (bkz: #2554813)

    ama isviçre'den ahkam kesmek kolay kardeş.

    şu entryde bahsettiği beslenme tarzını 70 milyonluk türkiye'de gerçekleştirebilecek aile sayısı 10.000'i geçmez.
    sağlık standartlarımız yerlerde.
    devlet denetimleri güvenilmez.
    türk insanının ekonomisi o beslenmeyi kesinlikle karşılayamaz.

    gelsin burada tavuk yesin. hormonlardan kadın gibi memeleri çıkar. gelip gdo'lu, kanserojen ilaçlı sebze-meyvelerimizden, senelerdir bombalanan suriye'den ithal ağır metalli patateslerimizden yesin. ülkeye denetimsiz sokulan her türlü gıdayı kullansın. %15'i sinir, işlenmiş kemik, tendon olmakla övünen kıymalarımızdan yesin... %15 kolajen oranına sahip kıymamızın %25'i de yağ doku oranına sahip ayrıca. o yağ doku oranının içeriğini ise bilmek istemez bu kardeşimiz. bu arada şu bahsettiğim kıymanın kilosu 40 lira. isviçre'de yiyebileceği domuz sosisi burada yiyeceği dana kıymadan sağlıklıdır bunu bilsin. et alıp kendi çektirmek isterse kıymanın kilosu 65-70 liraya çıkar. dana bonfilenin kilosu falansa 94 lira.

    onu da anlatayım kardeşime. bilsin neden böyle. türkiye tahıl ambarıydı bundan 15 sene kadar önce. tabi haliyle o tahılın sapıyla falan hayvan yemi yapılıyordu. yani dana beslemek kolaydı. çiftçi ithal suni yem almak zorunda değildi. dolayısıyla hayvan besleme maliyetleri yüksek olmuyordu. üstelik standart adı altında getirdikleri ve hiç bir işe yaramayan maliyetli koşullar yoktu. tabi ki tüm bunlar planlı stratejilerin uygulanması neticesinde alınmış kararlardı. evet hayvancılık denetleniyor ama o denetime rağmen gıda kalitemiz çok düşük. çünkü işe yaramaz. sadece hayvancıya maliyet çıkarmaya yönelik.

    sonra küçükbaş hayvancılık. tüm yaylalar ve meralar yok edildi. yani statüleri değişti. üzerinde 40 senedir orman olmayan yere orman arazisi dediler. hayvan otlatan çiftçiye hop 40.000 tl idari para cezasını kesiverdiler. devletten mera kiralamaya çalışan çiftçinin önüne müthiş rakamlar koydular.

    artık hayvan üreticisi azalıyor, aracısı artıyor. daha da devam edecek bu. niye? 1.100 tl ile 1.300 tl civarından koyun buldun diyelim satılık. 100 tane. bütün gün üretim kovalayan hayvancı bu paradan satıyor koyununu. bütün gün hayvan kovalayan aracı ise tanesine 200 lira koyup senden alıp satıveriyor koyununu. 100 tane sattı. hop kaç para kar etti? 20.000 tl. risk sıfır. hayvanın yetiştirirken telef olma riski üreticide. havan satışı en az 40 gün vadeli. senedi alan da üretici. inşallah bir gün tahsil eder. üretici 100 hayvandan sütü, yünü derken kaç para kar elde etti? 1 sene uğraştı belki 30.000 tl. o da bahsettiğim riskleri saymazsak. kazandığı paranın çoğuyla da aldığı yavruları 1 sene daha besler, büyütür, yeni yavru alır, sonra tekrar aracıya gider. peki aracı? 2 günde bağladı işi. 20.000 tl cepte. haliyle üretim düşüyor, fiyatlar artıyor. bu arada hayvanları küpeleten, küpeleri devrettiği için vergiyi ödeyen de üretici. aracı tamamen kayıt dışı.

    çoğu zaman 1 hayvan 2-3 aracı görüyor. fiyatlar şişiyor. çünkü hayvancı olarak hayvan pazarından yer kiralayıp malını satman imkansız. o maliyeti karşılayamazsın. öyle her yere hayvan pazarı kuramıyosun kafana göre. belediye kuracak. bakanlık kuracak. standardı olacak. devlet onaylayacak. çoğu pazarda ve kesimhanede veteriner değil imamhatip mezunları yapıyor denetimleri. standart dediğim bu. eskiden hayvancı bol bol pazar kurarken denetimleri veteriner yapardı bu arada. standart gelince böyle oldu. yoksa karşı değiliz standarda. keşke adam gibi yapsalar şu işi. üreticiye destek olsalar, tüketici mutlu olsa. aracıların hepsi üreticiliğe geri dönse. aracı dediğime bakmayın. bunlar emlakçılar gibi emekli asker falan değil. hepsi eski hayvan üreticisi. eskiden et aldığım kerim vardı benim. 3 kardeşti bunlar. 1.000'e yakın koyunu olurdu hep. kimi zaman 100 kimi zaman 200 koyunu hep satışta olurdu. bak yalan değil, sesinden hangi koyunun hangisi olduğunu ayırırdı. şimdi 3 kardeşin 2 tanesi aracı 1 tanesi fabrikaya girdi. kolunu makinaya kaptırdı. şimdi malulen emekli maaşı alıyor. bunlar atadan hayvancı bi aile. 3'ü üreticiydi. şimdi 2'si aracı, 1'i tüketici.

    baya bildiğin politika uygulandı bu ülkede tarım ve hayvancılığı yok etmek için. menderes ovasını, söke ovasını bir gezsin de çiftçilerle konuşsun. yerli tohumlarımızı devletten gizli gizli nasıl ektiklerini dinlesin.

    peyniri, yumurtayı, sütü falan hiç anlatmıyım.

    glukoz, fruktoz, $eker ve koruyucu maddeler yok! demiş. bak buna gülerim. parası olan bulamıyor o dediği standartta ürünü. bu arada glutensiz bir paket makarna 10 lira türkiye'de. o da etiketi doğruysa. demiş ya beyaz un, misir ve misirla alakali ni$asta vs. tüketmeyin. $eker yerine bal tüketin diye... türkiye'de bal yiyeceğine şeker yesin. daha sağlıklı. çünkü bal diye yediğin şey aslında çoğu zaman zehir. öyle evine gerçek bal sokabilen aile bulmak kolay değil.

    nereden mi biliyorum, bir dönem lüks bir restoran işlettim. bir dönem derken öyle bir kaç sene değil. şu türkiye'nin yok oluşunu canlı canlı izleyecek kadar. neyse... 4-5 ay önce de yeter bu ızdırap diyerek devrettim. şimdi param rantta. allaha şükür keyfim yerinde. kafam rahat. mesela artık bir restoran etten kar elde edemiyor. zayi eti katmıyorum hesaba bir porsiyonu 50-55 liradan satmazsan zarar edersin. 50-55 lira bir porsiyonun aşağı yukarı maliyeti. tabi müşterini kazıklamıyorsan. bu arada maliyeti derken işletme gideri koymuyorum haa. yani onu eti pişirenin, servis edenin maaşı, sigortası, kıdem tazminatı yok içinde. onları yanında sattığın ayrandan, koladan alkolden karşılayacaksın. eskiden bir yere oturup et yiyebilen insan sayısını bu günkü ile kıyaslayabilse oturur ağlar bu kardeşim. gelsin tatilde köfte yesin türkiye'de. denetimli etse eğer kıymanın %40'ı kolajen ve yağ doku ama zaten köftenin yarısı soya... öyle tamamı kıymadan yapılı köfte satan restoran yok. kimse anlatmasın bana. sektörü biliyorum. o piyasa yapmak için oturulan yerlerin iç yüzünü bir de bana sorun. kaç tane ustam abi kimse böyle yapmıyor sen salak mısın, bırak biraz soya kullanalım dedi bana. msg falan katıp çözüyor işletmeler meseleyi.

    türkiye'de karı koca çalışan ailelerin ortalama geliri 4.000 tl değil. zaten çoğu eve tek maaş giriyor. kişi sayısı 4 diyelim. yani 5-6-7 çocuklu aileleri saymıyorum. kira-elektrik, su, internet, ısınma - çocuğun okul masraflarını falan düş... 25 yaşında görünüyormuş kardeşim. 1 sene şöyle yaşasın 50 yaşında görünür. isviçre'nin çikolatalarıyla mücadele etmek kolay. gelip türkiye'deki yaşam koşullarını test etsin.

    böyle çarşaf çarşaf anlatmak güzel de... millet pazarda sonda kalan çürük sebze meyveyi kovalıyor evine götürebilmek için. karbonhidratla beslenmekten başka çare yok. ama evet türkiye'ye turistik geziye gelince her şey çok ucuz görünür. niye? çünkü döviz.

    tavsiyeler güzel. ona lafım yok. türkiye'de; "baba ben galatasaray sözlük'te bir yazı okudum, beslenmenin önemini kavradım, bundan sonra kan grubuma göre beslenmek istiyorum" diyen çocuğun hastane masraflarını da ekleyelim maliyetlere.

    gelsin istanbul'da haftada 3 gün koşsun. burda dağ bayır yok. her yer bina. ağaç bile yok. ciğerleri çürümezse egsoz gazından ben de bir şey bilmiyorum. koşacaksa spor salonu senelik 3-4 bin lira.

    öyle allahın resulünü örnek almak kolay değil bu ülkede. bağımsız kaynaklardan biraz haberleri okusun, fotoğraflara baksın. siyasiler camide bile kırmızı şeritle protokol çekiyorlar cemaatle aralarına.

    türkiye'de böyle beslenemez misin? evet türkiye'de böyle beslenebilirsin. mesela bilinçli bir suriyeliysen :)

    verin kardeş yurt dışından bu düzene oyları. türkiye çok gelişti yeaaa diyerek verin. hristiyan memlekette allahın resulü güzel oluyo tabi. burada kovala o resulü de göreyim.

    not: dost acı söyler.
  • (bkz: #2726841)

    nisa süresi 3. ayeti kafasına göre yorumlayan 1 milyarıncı insan.
    yetama sözcüğünün ne anlama geldiğinden bir haber, nuzül'ün önemini yok saymış, insanlardan.
    allah size savaş sonrası yaşanacakların fuhuşa varmaması için yol gösterir, sizde çıkar dersiniz ki "allah bana 4 kadın almayı emretti".. neden? işinize öyle geliyor çünkü. muta'yı da sharm el sheikh de mısırlı fakir kızlarla birlikte olmak için kullanan aynı zihniyettir.

    islam elemi bu tip süper beyinler sayesinde birilerinin uşağı.
    kafaları güzel en nihayetinde. valla tiner havuzuna düşmüş gibiler... çok ilginç. cidden çok ilginç..

    yetama : yalnız kalan kadınlar için kullanılır. yani babası ölmüş yetim kızlar ve dul kadınlar için.
  • (bkz: #2726841) nolu entrysinin neden arızalı olduğunu kendisine ve diğer herkese anlatmak istiyorum. zira olay şeriatçı olmak, dindar olmak gibi kimliklerle açıklanıp kenara atılmamalı. çünkü asıl mesele kendisi gibi düşünmeyen insanların bile aslında çok arızalı olan yerler yerine; şeriat gibi, birçoklarına alerji yapan kelimelere takılmaları.

    sırayla irdeleyelim.
    "çok evlilik taraftari degilim. yeri geliyor 1 tanesine bakamiyoruz, onun dirdiri bile agir geliyor, 2,3, 4 tanesine arti bir de çocuklarina nasil bakicaz?"

    çok evlilik taraftarı olmamasını birilerine "bakamama" korkusu ile açıklamış yazar. kendine güveni olan, eğitimiyle sosyokültürel düzeyiyle belli bir konum sahibi kadınların veya erkeklerin bakılma gibi endişesi olmaz. senin burada bakmaktan kastın boyunduruğun altına almaktır. üstelik tek maaşla bakmaktan söz ediyorsun. yani sana göre kadın çalışamaz, çünkü onun kendine olan güveni toplumca ezilmelidir. kadın da tıpkı çocuk gibi korunmaya muhtaç ve kendine bakamayacak kadar acizdir.

    zaten sağlıklı toplumlarda kadının toplumsal baskılardan uzak tıpkı erkekler gibi iş hayatında, sosyal hayatında etkin olması gerekir. bu bakış açısıyla, kadına bakmak gibi, kadının korunmaya ihtiyacı olması gibi düşünceler nedeniyle kadının toplumsal hayatta yeri bakılacak bir eşya olmasını gerektirir.

    "kendimi senegalli e$inin yerine koyuyorum. geçim derdim var. çocuk da istiyorum. köylüm olan mbaya ile mi evlenirim, yoksa galatasaray'da top ko$turan yillik 2-3 milyon kazanan mbaye ile mi?" demiş yazar.

    buradaki asıl sorun geçim derdi ise onun çözümü zengin bir erkek ile evlenmek olmamalıdır. yine gelişmemiş toplumların kadına biçtiği rolden kaynaklı olarak kadınların geçim derdi gibi sorunlarının çözümünü "güçlü ve erk sahibi" bir erkek ile gidermek zorunda bırakılması ve dahi senin gibi düşünen erkil insanlar tarafından bunun desteklenmesi bir sorundur, bunu da din ile açıklamak arka planında yatan erkeklik duygusunun bir yere dayandırılma arzusundandır.

    oysaki sağlıklı toplumlarda kendini konumlandırma konusunda sorun yaşamayan kadınların gayet tabii seviyorsa "mbaya" ile evlenmesi olasıdır. ha keza "para ve güç için" mbaye ile evlenmesi de mümkündür. ancak bu tamamen kendi tercihidir toplumun ona biçtiği rolden ve zorlamadan kaynaklanmaz.

    bu son söylediğim de bizi "çok evlilik" ile insanların bile isteye birlikte olmasının aynı çatı altında değerlendirilemeyeceğine işarettir.

    örneğin daha gelişmiş toplumlarda da çok eşlilik, açık evlilik gibi unsurlar bulunmaktadır. bunun eleştirilmeme nedeni ise kadın ve erkeğin konumunun aynı olması ve bu tercihlerin hiçbir baskı unsuru olmadan yapılmasıdır. kadının bakıma muhtaç olarak görüldüğü ve yazarın da sözünü ettiği "yani kisacasi, nikah çocugu ve kadini koruma altina alir." söylemi gibi kadının rolünün erkeğe nazaran ne kadar aşağıda olduğunu hissettiren toplumsal baskı ve ataerkilliğin hüküm sürdüğü toplumlarda elbette çok evlilik eleştirilir. öte yandan sosyal normlarda eşit olan kadın ve erkeğin hiçbir baskı unsuru olmadan aldığı çok eşlilik kararı da pek tabii eleştirilmez. dolayısıyla yazarın tabiriyle söyleyeyim, evet biri yapınca auvv...

    "birakalim kiminle, kaç taneyle evlenirse evlensin. öbür dünyada o hesap verecek $ayet e$lerine adil davranamaz ise."

    ve yine erkeğin yalnızca eşlerine adil davranmadığı durumda hesap vereceğini iddia etmesi. yine karar verici erkek ve erkeğine muhtaç olan kadın anlayışı.

    tüm bu tavırlar ve yaklaşımlar bizi özgür olmamaya iten düşüncelerin düşünce özgürlüğü adı altında savunulmaya kalkışılmasından kaynaklı. toplumlarımızda gerçekten özgürlük istiyor isek herkesi eşit değerlendirebileceğimiz kadın ve erkeğin hatta diğer tüm cinsiyet rollerinin kabul edilmesi gerekir. bunun dışında özgürlük kısıtlayıcı her düşüncenin, özgürlükler adı altında savunulması da komik olmaya devam ediyor.

    umarım sana saldırmadığımı, fikirlerine karşı argüman geliştirdiğimi naçizane bir başka pencere sunduğumu anlarsın.
  • hocam apır sapır konuşuyor. hem işine gelince siyaset yeri değil diyor, sonra ben linç yedim diye ağlıyor. ben de avrupa'da yaşıyorum ama şükür ki dolar işaretiyle yazmama gerek yok doğup büyüdüğüm topraklardan buraya okumaya geldim. benim dayım gibi klasik akp kafalı, paraları cukkalayıp euro'dan türkiye'ye yaz tatilinde gelip harcayıp "ama türkiye şok güsel ja" diyen tayfadan. entry'lerine klasik cehape zihniyeti yazması kadar irite edici tiksinç bir durum olamaz. bu ve bunun gibi gurbetçi, kültür yozlaşması yaşamış adamları çok gördüm bu da aynı kafa sıfır düşünme.

    not: bu yazarda da laf var icraat yok. bahsettiği ümmetçiliği kendi düşüncesine göre "gavur" topraklarında yaşama kafası. opportunizmi sevenlerden.
  • metres, kaçamak vb ile çok eşlilik arasında bir fark göremiyorum. birine bişey demezken diğerine sırf işin içinde din var diye karşı olmak da komik geliyor.

    bugün türkiye’de hemen hemen her zenginin 2-3 tane metresi var. onlara tepki göstermek çağ dışı, herkesin hayatına kimse karışamaz vs olurken diagne ve bu arkadaşa bu konu üzerinden tepki gösterilmesini ikiyüzlülük olarak değerlendiriyorum.

    kaldı ki diagne’nin yaptığı şeyi tüm futbolcular yapıyor neredeyse. ama diagne işin içine dini katarak saçmaladı mı? evet saçmaladı. açık bir evliliğim var eşim kaçamaklarıma karışmıyor diyebilirdi.

    dipnot: çok eşliliğe de parayı bulan adamın metres yapmasına da karşıyım.

    dipnot 2: çok eşlilikten kastım redmi nikahlı bir çok eşlilik değil. ona kanun izin vermiyor zaten. o yüzden tartışmaya bile gerek yok.
  • kendisi tam olarak avrupada yaşayıp bir gram bile gelişmeyen gurbetçidir. her başlıkta türkiye savunur, her başlıkta türkiyede yaşayanlara akıl verir ama kendisi en fazla iki haftalık tatile gelip kaçar. hatta bilmemneden rahatsız olanlarınız gitsin uruguayda yaşasın türkiyede yaşamayı haketmiyorsunuz demekten bile çekinmez. avrupanın göbeğinde medeniyetin tüm nimetlerinden faydalanır ama her türlü gericiliği savunur. mükemmel bir kombinasyondur kendisi.
  • kendisini taniyor muyum? hayir.
    kendisiyle kisisel bir sorunum var mi? hayir.
    yazdigi entry'i bile kendi gozumle gormedim, kendi anlatimiyla ne yazdigini tahmin ediyorum.

    lakin susmayacagim. ne yazik ki, turkiyede artik susmak, ozgurlugunu kaybetmek anlamina geliyor. yok zinaymis falan, zina ne arkadasim? zina dedigin islam dininde gecen, usule uygun olmayan sekilde gerceklestirilen cinsel iliski demektir.

    herkes musluman olmak zorunda mi? ben islam veya herhangi bir dine mensup degilim ve yasadigim gundelik hayatimda surekli senin gibi insanlarin herkesi musluman saymasindan tiksiniyorum artik. gunumuzde de turkiye gizli atest veya gizli herhangi bir dine mensup olmayan insan sayisi %15-20'lerle ifade ediliyor. yani oyle bu ulkenin %99'u musluman diye bir geyik de yok artik, degil cunku.

    enes belki musluman degil? belki bir dine mensup degil? belki tanriya inanmiyor? sana mi kaldi birilerinin ozel hayatina karismak, yaapcagini yapmayacagini soylemek?

    kendisi ozelinde genele konusuyorum, bu yazar gibi arkadaslar oncelikle "hos karsilamiyorum ile baslar, devaminda "bu yapilan yanlis, ahlaka sigmaz" zirvalariyla ilerleyip, daha sonra da "burasi musluman bi ulke bunu yapamazsin lan" kivamina gelip, daha sonra ozgurlugunu elinden alirlar. bu yazar arkadasimiz boyle midir? bilmiyorum. lakin musluman kitlelerin %50'sinden fazlasi buna cok musait bi kafada.

    konusamazsin arkadasim.arda ozelinde de konusamazsin,enes hakkinda da konusamazsin. sana ne milletin uckurundan? gerekirse dudak dudaga foto paylasir, gerekirse yatakta kiz arkadasiyla selfie ceker, sanane arkadasim? sen hangi hakla birilerini elestiriyor, laf soylemeyi kendine hak goruyorsun? kim vardi sana bu hakki?

    zina yapti demiyormusmus, hasaymis. yapar yapmaz, sana ne arkadasim ya? sen kimsin? siz ve sizin gibi olan guruh insanlarin ozel hayatina karismayi nasil hak goruyor yahu kendisine?

    el ele gezen cifte tas atanlar, sevgilisiyle dolasana ters ters bakanlar, foto video atana ahlak dersi vermeye calisanlar... hepsi ayni model ve kendilerine karsi susuldukca hep bir adim ileri gidiyorlar. toplumun ahlaki zirvasindan da surekli kacak dovusuyorlar.

    sana gore ahlaksiz bir sey mi soz konusu, yanlis bir sey mi var sence? kafani cevireceksin. yapan kisi sen degilsen, yapilan kisi sen degilsen ve iki kisi halinden memnunsa yapanin ne yaptigi seni il-gi-len-dir-mez! haddinizi bilecek, insanlarin ozeline atifta bulunarak nasihatta dahi bulunmayacaksiniz.

    ha bulundun diyelim, haddin olmayan islere kalkistin, cevabini alirsin. gelecekte yok olarak, azalarak, sindirilerek biteceksiniz, bu kafayla dunyayi zehirlemeye kimsenin hakki yok. yaptiginiz muddetce de gerek gundelik hayatta, gerek sosyal hayatta ne sana, ne senin gibilere susmayacagim. insanlik gorevim bu benim.

    her yerdeler ya, yemin ediyorum turuyorlar ya. sporla, bolunerek turuyorlar. kanser hucresi gibi yayiliyor ve yayildikca zararli hale geliyorlar.
  • güzel kardeşim, kuran, sana, bana ve inananlara yasaklıyor zinayı; başkalarını da sen yargıla demiyor, bilakis haddini bil diyor bizlere. ben yargılarım başka kimseye düşmez diyor. hatta bir tüyo daha vereyim; tanrı adına hüküm vermek en büyük günahlardan birisidir haberin olsun.
    ha yine inanış gereği seni yargılayamam.
    ancak insanların cinsel hayatlarını konuşmak, teknik olarak insanlık suçudur. karışmaktan vazgeçin insanların hayatına. bu şikayetle muhafazakar zihniyet iktidar oldu; şikayet ettiğinden daha ciddi bir baskıya dönüştü. bunun parçası olmakla tarihin karanlık tarafında yer tuttuğunuzu ve inandığınızı iddia ettiğiniz değerlere tamamen aykırı davranarak zarar verdiğinizi bilin.

    insanlar islam'dan neden bir canavar gibi bahsetmeye başladı diye şikayet etmeyin; bunun sorumlusu bu baskıcı şekilci, tamamen gereksiz şeylere enerjisini harcayan bu yaklaşımdır.

    hicr 70:

    "biz seni başkalarının işlerine karışmaktan men etmemiş miydik?"

    gayet açık bir suredir gayet açık bir ayettir...
  • "yaşam kadar gerçek,
    yaşamak gibi sahte.
    öyle çok şey var ki,
    yaralayan insanı."

    özür diliyorum kendisinden. laf anlatabileceğimi düşündüğüm yazardı.

    (bkz: #2138706)
    sen kafası karışık bir insansın. şu kafa karışıklığına bir de ben bir şey anlatmaya çalıştım. özür dilerim.

    (bkz: #1947255)
    sen şeriat isteyen ama komünist olan, marx'ın havuza iteceği, şeriatçıların on dakikada darağacına göndereceği bir yazar kardeşimizsin. kafan çok karışık, özür dilerim.

    (bkz: #1810635)
    sen yıkılan bir imparatorluğun marşından rahatsız olan insanlara uruguay istikameti gösteren bir parça da hadsizlik etmiş bir insansın. uruguay-paraguay nüfusunca özür dilerim.

    (bkz: #1983238)
    dedim ya kafası karışıksın. bir parça üzgünsün, belki biraz da yılgınsın. nick altı girilmesin deyip nick altı giren bir kardeşimizsin. özür dilerim.

    (bkz: #1978942)
    sen de maalesef gözünü nefret bürümüş birisin. şeriat gelse beni yakarlar, eşcinselleri yakarlar. gold-class bilet alıp izlersin. ya da vicdanlısındır ya, yeşile yüzünü döner bizi görmezden gelirsin.

    (bkz: #1256880)
    peng!

    (bkz: #1281720)
    sen direniş karşıtı bir komünist olduğunu iddia eden yeşil bir kardeşimizsin.

    (bkz: #2221883)
    sen hem şeriatçı, hem apolitik, hem yeşil komünist olduğunu iddia eden birisin. çok karışıksın. özür dilerim.

    (bkz: #415759)
    sen özgürlük karşıtı bir insansın.

    güzel ne kaldı bilmiyorum da, gördüğüm kadarıyla hepsine karşı bir insansın. bir de insanın kendi vücuduna yaptırdığı dövmeye dahi karışacak kadar, buna takacak kadar tanrı kompleksin var.

    kafan çok karışık, bir de ben yükleniyorum. özür dilerim.
  • ben bunu sosyal hayatta açıklamaktan yılmıştım bir ara, şimdi sözlükte de başlamış aynı mevzu.
    net konuşmak, kıvırmamak lazım.

    tarihteki türk devletleri'nin bir çoğu birbirinin devamı olsa da, türkiye cumhuriyeti bir osmanlı devamı değildir.
    yönetim biçimi, ahlaki temel değerleri, sosyolojik özellikleri ve daha pek çok açıdan bu iki devlet birbirinden farklıdır.

    fatih'in istanbul'u fethetmesi ile gurur duyduğun kadar, farklı mahlaslarla "ilginç" şiirler yazıp mecmualarda yayınlattığını da kabul etmen lazım örneğin.
    açın, okuyun, ne demek istediğimi görürsünüz evlad-ı fatihanlar...

    muhteşem süleyman'ın fetihleri ile övündüğün kadar, yavuz'un alevi kıyımlarını falan da kabul etmen gerekir.
    yamula kıvıra değil, dobra dobra okunur tarih.

    açıkçası osmanlı, iyisi ile de, kötüsü ile de bu toprakların geçmişi olabilir;
    ama devletin değildir!

    osmanlı tebası dedenin dedesidir, ninenin ninesidir;
    ama osmanlı devleti, türkiye cumhuriyeti'nin herhangi bir şeyi değildir.

    tarihi bu kadar eğip bükmeye gerek yok,
    bu cumhuriyet, enkaz ve bataklık haline gelen, işgal yanlısı ve mandacı osmanlı idarecilerinden kurtarılmış bir devleti simgeler.

    mehter marşı'na gelince...
    seversin, sevmezsin,
    sana kalmış...

    bu marşı sevmeyene söversen, sana da söverler.
    çünkü seni de sevmeyen çok,
    bu marşı da.

    dile hakim olmak lazım,
    o çok sevdiğiniz islami kültür ve osmanlı geleneklerinde de dile hakim olmak vardır çünkü,
    bilesiniz...
  • (bkz: yolla)

    kendisine tavsiyem madem isviçre'lerden dolar işaretli ş'leri yapmaktan bıkıp bizim ülkemizi çok seviyor kültürü falan çok seviyor buyursun gelsin burada misler gibi öyro'larıyla yaşasın. ama duuur, burası çok güzel değil mi hadi bakalım başlayalım.

    1-çocuklarının isviçre'de mi eğitim almasını ister yoksa türkiye'de mi?

    2-madem çok güzel ülkemiz var neden 'gurbet ellerde' sürünüp (!) memleket hasreti çekiyor?

    3-madem eşinin dırdırından şikayetçi, isviçre gibi modern ve özgür bir ülkede boşanmak çok mu zor?

    kendisi bana ülkemizdeki bir grubu fena şekilde hatırlatıyor ve bu yüzden geç kalmış bir eylemi yapıp kendisini engelliyorum. umarım daha özgür düşünebildiği şekilde kendisini geliştirir.
  • dünya görüşlerimiz, muhtemelen yaşam standartlarımız da çok farklı kendisinden. ancak bir konuya değinmek istiyorum. bel altı vuruluyor, linç yiyor ama hiç bir şekilde pilot olmayı geçtim ceza almasına bile sebep olacak tepkiler vermiyor. ya müthiş bir olgunluğu var kendisinin ya da buradaki tepkilere galatasaray, galatasaraylılık hatırına göz yumuyor. bence 2 türlüsü de saygıyı hak ediyor.
  • bir spor müsabakasında yeri olmadığını düşündüğüm, militarist bir marştan rahatsız olduğum için beni vatandaşı bulunduğum ülkeden siktir etmesini dilediğim yazarımız. et bakalım nasıl edeceksin biz de görmüş olalım. seni de ta isviçre'lerden kaldırıp getireceğiz, zahmet olacak ama... bizi entry yoluyla ülkeden siktir et, terörü de mümkünse bir başka entry'le arada lanetle, en mükemmel vatandaş işte, hem farklı görüşlere, düşünce özgürlüğüne de saygılı. laz, çerkez, kürt tamam hepsi bizden ama hep bir ağızdan mehter marşını okumaya ve sevmeye mecburuz. emredersin abi.

    onuncu yıl marşı olabilir, gençlik marşı olabilir, fakat bence mehter marşı sporun ruhuna aykırıdır.
  • (bkz: #1947106)
    allahın kanunu diyip yurtdışında yaşayıp hristiyan,musevi vs ile içiçe yaşayan kişi. allahın kanunu hacı uzak dur onlardan, alışveriş yapma,ürettiklerini tüketme, teknolojilerini kullanma. bunları yapıyor mudur ? %0 ihtimal ama gelip allahın kanunu demeyi bilen arkadaş. çok kanuna ihtiyacı varsa bak suriye de işid var onlara katılabilir. ne de olsa onlar kısa kısas ilkesini uyguluyor. yarın öbür gün çocuğu 10-11 yaşında evlendirillincede takdiri ilahi der.
  • dininden bir haber, çakma şeriatçı.

    takip ettiğin takım kısa şortlarla, makyajlı hanımları ile eğlence sektöründe yer alıyor.
    her şeyden önce israf var bu sektörde.
    sen de bu sektörün bir parçası olarak zaten çok büyük günah işliyorsun.

    futbolla, milyon dolarların uçuştuğu ve sırf israftan oluşan sektörle işin ne?
    geçenlerde yazdın, acaba fransa'daki maça mı gitsem falan diye.
    günah birader, uyan.

    yaşadığın memleket hristiyan nüfusun yoğun olduğu bir avrupa ülkesi. orada nasıl yaşadığını bilmediğim için ahkam kesmek istemiyorum, ama çok meraklısı isen şeriatla yönetilen nice rezil ve geri kalmış ülkeler seni bekliyor.

    neden gitmiyorsun?
    yabancılarla, gayri müslimlerle yapılan paylaşımlar, etkileşimler falan pek çok ayette var, açıp okur musun?

    dinini bilmediğin gibi siyasetten de bir şey anladığın yok. ülkeler islam kanunları ile yönetilmek zorunda değildirler. sadece islam kanunları değil, hiçbir dini kanun ülke yönetiminde kabul edilemez. çünkü o ülkede, afedersin ama o kanunları bir yerine takmayan milyonlarca kişi de var. 2016 yılında halen islam hukukunun ülke yönetimi için konuşulması zaten geri kalmışlığın açık örneğidir.

    nerede bir sapkınlık olsa, gerçek islam bu değil.
    bak islam kurallarının uygulandığı toplumlara, rezil yönetim tarzlarına, ama sorsan "gerçek islam bu değil".

    e, ışid?
    gerçek islam bu değil...

    hadi len oradan...
    ne o zaman bu gerçek islam?

    basbayağı zorbalıklar var işte, görüyoruz.
    üst kat komşumu şikayet etsem, o dindar ve ben değilim diye benim belamı sikecek olan yönetim sistemidir bu.
    ve anlamadığın, öğrenemediğin laiklik de tam olarak bunu engeller.
    eşitlik sağlar.

    farklı dünya görüşlerine sahip, farklı inançları olan kişilerin insanlık ve hukuk önünde eşit olabilmesidir laiklik.
    aslında, güzel din islam'a göre bu tanımlama harika bir tanımlama değil mi?
    senin iyi bir müslüman olarak bu ilkeyi savunman gerekmez mi?

    kafaların almadığı yer şu;
    sen muhafazakar olabilirsin, bu senin hakkın.
    çocuğun da, eşin de muhafazakar olabilir.
    kimse karışamaz.

    ama devlet yapısının herhangi bir din ile yoğurulması cehalettir.
    kaostur.
    kargaşadır.
    zulümdür.

    devlet muhafazakar olamaz kardeşim, siyasetin etik olmasına ters.
    insan muhafazakar olur, devlet laik olur,
    ki seni eşit vatandaş sayabilsin...
  • çok eşlilik ile aldatmak benzer şeylerdir birinin kanunen yasak olması bunu değiştirmez diyor, iki yüzlülüğe dem vuruyor şeklinde savunulmaması gereken yazar. birincisi zaten kimse aldatmak normal demiyor. o da aynı çok eşlilik gibi utanç verici bir suç.

    kendisini iyi niyetle anlamaya çalışan arkadaşların bu yazdığını değil, doğrudan sevgili olmayı, öpüşmeyi falan bununla bir tutuyor. sokak ortasında öpüşmek normalleşti diyen bir adamdan ne bekleyebilirsin. öpüşmek, yani bir sevgi ifadesi. sevgiden nefret ediyor ve normal olmasını kabul edemiyor. adım gibi eminim silahlı, vurmalı, mafyatik dizilerin de hastasıdır. çünkü dövmek, öldürmek, bunlar hayatın gerçeği ama sevgi. sevgi nedir? bilmiyor ki. sevilmemiş ki.

    engelle geç.
  • "bir tanesine bakamıyoruz, onun dırdırı bile ağır geliyor, nikah altına almak" şeklinde cinsiyetçi, iğrenç bir dille kadınları aşağılayan yazar. bu ifadeler düşünce özgürlüğünden ziyade hakaret içerdiğinden ötürü ben gerekenin yapılması taraftarıyım.

    kadınların "erkek boyunduruğu altına alınması" ile, insanların rızası dahilinde birbirleriyle cinsel ilişki yaşamalarını birbirinden ayıramayacak kadar cahil yazardır. bir de bu tiplerin kanına dokunan şey nedense taciz, tecavüzden ziyade insanların sokakta öpüşmesi birbirlerine sarılması olur.
  • yaşamadığı ülkeden, kendisi ile aynı görüşe sahip olmadığı için o ülke vatandaşlarını siktir edebilen yazar. bence bu düşüncelerinde samimiyse mehter marşımızı ve osmanlıyı koruyup kollamak için türkiye'ye kesin dönüş yapmalı. bizler de kendisi ile exchange yaparak yurt dışında yaşamalıyız. türkiye ancak bu şekilde kalkınıp özüne ve atasına dönebilir çünkü. biz de pis ahlaksız haçlı seferi avrupa'da sefil bir yaşam süreriz. *