• entry tarihi itibarı ile son 5 sezonda ülke puanına çatladıkapıspor'dan bile daha az faydası dokunmuş olan takım.

    2015/2016 sezonunda iki eleme maçı oynayıp ikisini de kaybetti başakşehir. o sezonki ülke puanına katkısı 0 olurken 5. takım olarak ülke takımlarında toplanan 33 puandan 8,25 yerine 6,6 katsayı alabilmemize sebep oldu. totalde 1,65 katsayılık bir zararı var.

    2016/2017 sezonunda 2 eleme turu oynayıp elenmişler. ilk elemeyi 2 beraberlik ve deplasman golü kuralıyla geçip ikinci turda 2 mağlubiyet almışlar. ülke puanına 1 puan katkı yapmışlar. diğer 4 takımımızın performansından 47,5 puan gelmiş, bu da 5'e bölününce 9,7 katsayı almışız. kendileri hiç katılmasaydı 11,875 katsayı alacaktı türkiye. bu sezondan da 2,175 katsayıyı kaybetmişiz bunların sayesinde.

    2017/2018 sezonunda şampiyonlar ligi elemelerinde 2 tur oynayıp uefa avrupa ligi gruplarına geçmişler. elemelerde 1 galibiyet, 2 beraberlik, 1 yenilgileri var. gruplarda ise 2-2-2 totosunu tutturmuşlar ki bu da 8 puanlık bir karşılık bulmuş. o sezon diğer takımlarımız 26 puan toplayabilmişler. toplamdaki 34 puan 6,8 katsayı olarak karşılık bulmuş. kendileri hiç katılmasa ve 4 takımlı mücadele etseydik o sezonda ülke hanesine 6,6 katsayı yazılacaktı ülke hanesine. buradan kendilerine 0,2 katsayı artı yazıyoruz.

    ve 2018/2019 sezonu... şampiyonlar ligi 2. ön eleme turunda 1 beraberlik 1 mağlubiyet ile elenip daha sezon başlamadan veda ettiler ve ülke puanına 0,5 puanlık bir katkı yapabildiler sadece. geriye kalan 4 takımımız 27 puan toplamış. sezon sonu küme düşen akhisarspor bile ülke puanına 1 puanlık katkı yaparken bunlar 0,5 puanda kalmış. 5 takımlı 27,5 puanın katsayısı 5,9. eğer yine kendileri hiç katılmasaydı 4 takımlı 27 puanın karşılığı 6,75 katsayı. bu sezondan da -0,85 katsayı yazıyoruz kendilerine.

    uzun lafın kısası 4 sezonda ülke puanına etkileri -4.475 puan katsayı olmuş. geçen sezonu 10. sırada bitirdiğimiz ülkeler sıralamasında 9. sırada yer alan ukrayna ile aramızda 4,3 katsayı varken 8. sıradaki belçika ile farkımız 5,3 katsayı.

    bu arada çatladıkapıspor'u unuttuk. 5 sezonda 0 maça çıkıp ülke puanına 0 puan katkıları olmuş. ancak zaten hiçbir avrupa kupasına katılım hakları olmadığı için ülke katsayısından herhangi bir eksilmeye de sebep olmamışlar. 5 yılı 0 ile geçmişler...

    yani aslında olmayan bir futbol takımı, elinde her türlü imkan bulunup 2 senedir şampiyonluğu son maçlara kadar kovalayan, sıfır camiaya oynayıp milyon kişilik camiaları üzen bir futbol takımından 4,475 katsayı daha fazla katkı yapmış...

    eyyorlamam bu kadar...

    galatasaray sözlük hesaplayan adamlar servisi iftiharla sundu...
  • basit olarak anlatmak gerekirse copy/paste takımı.

    galatasaray hakkında yazmayacağız dedik madem rakibi hakkında yazalım.
    böyle ajax'a benzerdiler robinho transferi ile diyerek saçmalamayı düşünmüyorum. atletico madrid oyunu da oynamıyorlar. yani bunu dersek simone küfür etse ağzımızı açamayız adam haklı der geçerim. söylemekten hoşlanmasam da alan savunmasını ülke sınırları içinde yapan tek takım. doğru yapan demiyorum bak yapan diyorum.. çünkü bizde alan savunmasını sadece 11 kişinin topun arkasına geçmesi ile yapıldığını düşünen beyinler var ki rezillik!!!

    alan savunması yapabildiği için az gol yiyor.
    bir diğer iyi yaptığı şey koşu kalitesi. şimdi bu terimi mehmet özdilek'in söylediği gibi belli bir km mesafe kat eden takımlar için kullanılması fazia... az yada çok fark etmeksizin doğru (boş koşmayan) koşan takımlar için söylenir dünyada. bunu bile yanlış kullanıyoruz ya neyse.... bu noktada koşu kalitesi olan bir takım başakşehir. kondisyon olarakta fena değiller. doğru koşu antrenmanları yaptıkları için taktiksel formasyon antrenmanlarının tamamında bunu kullanarak dikine defans arkasına top atmaktan (buraya geleceğim daha sonra) başkada bir oyun oynamıyorlar.

    sürekli derin oynadıkları için rakipleri iki farklı savunma yapmayı seçiyor.

    1) 1990'lardan kalma savunmayı önde kurarak rakibi ofsayta yakalatmak
    2) savunmayı derinde kurup rakibin şut çekmesine izin vermek.

    başakşehir'in b planı da olduğu için (şut çeken orta sahaları veya kanat oyuncuları var) ikinci şıkkı çok tercih eden yok. birinci şıkkı tercih eden takımlarda genelde kaybediyor çünkü başakşehir bu doğru koşuları her antrenmanında çalışıyor. şimdiye kadar takımın demirbaşı olan 6-7 oyuncu 4-5 yıldır bu şekilde oynadığı için artık bi düzen kurulmuş durumda. biraz bunu makine düzeninde yapıyorlar. sürekli dikine oynuyorlar.

    gerçek koşu kalitesi olan, alan savunması yapabilen ama başka bir şeyi olmayan takım nasıl ligde buralarda yıllardır?? o sorunun cevabı bende yok. ligin kalitesizliği 5-6 senedir ayyuka çıktı çıkmasına ama bu başka bir şey... bu takımın benzetildiği atletico madrid, juventus maçındaki gibi ciddiye alsın başakşehir'i içeride 10 deplasmanda 11 gol atar... geçelim lütfen...

    o stoper tandemi ile yediği 12 golün altında abdullah avcı'nın uygulattığı alan savunmasının marifeti yatıyor. topu kazandığı an kanatlardan oyunu kuruyor. merkezin görevi sadece topu kazanıp, kanatlara oynamak değil... burada ince bir nüans var. çok zekici bir hareket var burada...

    şimdi biraz övecek gibi olucam ama merkezden kanatlara gelen ve oyunu orada kuran başakşehir, öldürücü darbeyi vurmak için topu tekrar merkeze alıyor... bunun sebebi derin oynamak için gerekli açıyı yakalamak. arda, mossoro, emre, gibi oyuncuların merkezdeki ikiye birleri veya topu çevirdikten sonra bir anda derin oynamaları için topun merkeze gelmesi şart. ancak merkezin hem yaş hemde mahmut'un teknik kapasite yetersizliği nedeniyle oyunu ilk başta merkezde kurmama fikri zekice ancak sadece bizim ülkede rahatça uygulanabilir olması da şansı...

    bizim çok zeki teknik direktör çöplüğümüz savunmayı her zaman tek hat üzerinde kurmak ister.
    oyuncular çizgi halinde kalmayı tercih eder. alan savunması yapmadığınız zaman bu tek hat üzerinde kalmaya çalışmak intihardır çünkü ön hat savunmaya yardım etmezse (kimden bahsettiğimi biliyorsunuz) tek hat üzerinde kalmak rakibin doğru koşuları ile çok rahat pozisyona girmesi demektir. ülkede bir kaç takım dışında hepsi böyle oynar.

    abdullah avcı bunu çözmüş vaziyette.
    ve alan savunması yaptığı için merkezdeki savunma tandemi ağır ve teknik olarak kötü oyuculardan bile kurulsa az gol yemesine yardımcı oluyor ve topu kazandığı zaman rakibin aynı derecede iyi alan savunması yapmamasından faydalanıp rakibinin defans arkasına top atıp milyon kere yaptığı şeyi tekrar yapıp gol arıyor ve genelde buluyor. golü bulduktan sonrada net bir kontra atak takımına dönüyor. bunun için elinde aradığı her şey var.

    tüm bunların ışığında çok basit, rakibin topu biraz hızlı gezdirdiği zaman dağılacak olan halısaha taktiği ile şampiyonluğa gidiyor bu takım.. övülecek tek tarafı alan savunması yapabilmesi. muasır medeniyetlerin 1996'den sonra çözdüğü alan savunmasını hala yapamayan bir ülkede abdullah avcı gibiler dahi diye anılır....
  • güzel ülkem yangın yeriyken yazmaya utanıyorum ama not düşmek adına yazayım, 28 şubat 2020 uefa avrupa ligi son 16 turu kura çekiminde kopenhag ile eşleştiler. eğer son 16'da bu takımı geçerlerse çeyrek finalde maçlarının oynanacağı 9 nisan 2020 ve 16 nisan 2020 arasında 12-13 nisan 2020'de ligde bizim rakibimiz olacaklar.

    hem ülke futbolu hem de bizim şampiyonluk yarışında avantajımıza olması açısından uefa avrupa ligi 2019-2020 sezonunda çeyrek finale kalmaları çok iyi olur.
  • maclari bizden 5-6 dakika once bittigi icin buyuk ihtimalle bir heves galatasaray macindaki 0-0'lik skoru gorup tam soyunma odasinda galatasaray'a gonderme yapan poza hazirlanirken mitroglou'nun goluyle sarsilan hukumetspor. sosyal medya ekibinin tweeti bile hazirdir muhtemelen ama nerelerinde patlamistir o tweet bilemiyorum artik.

    (bkz: 24 şubat 2019 galatasaray akhisarspor maçı)
    (bkz: 24 şubat 2019 başakşehir bursaspor maçı)
  • çok da fanatik olmayan bir fenerbahçe taraftarından;

    https://rhetorica.blog/...aksehir-fk-niye-var/

    --- alıntı ---
    bu yazı bir futbol analizi değil. üstelik fanatik bir taraftarca da kaleme alınmadı. her ne kadar fenerbahçe tutkum 1989 yılı 103 gollü şampiyonluğa kadar uzansa da birçokları gibi ben de 2011’den sonra futboldan epey uzaklaştım. bir süre sonra fark ettim ki real madrid- barcelona rekabetini daha yakından takip eder olmuşum. yine de son 3 yıldır türkiye süper ligi’nde bir şey fena halde gözüme çarpıyor: başakşehir fk. ve sormadan edemiyorum: bu takım niye var?

    kulübün hikayesini kısaca aktarayım. 1990 yılında istanbul büyükşehir belediyesi (ibb) tarafından kurulmuş. 2007’de ilk kez süper lig’e çıkmış. 2013 yılında küme düşmüş ancak bir yıl sonra süper lig’e geri dönmüş. buraya kadar ki hikâye olağan; yalnız 2014 itibarıyla kulübün kaderi bir anda değişiyor. ibb’nin tesislerini hala kullanmasına rağmen belediye bünyesinden ayrılıp (kamu denetiminden çıkarılarak) başakşehir fk ismiyle yeni bir takım haline dönüştürülüyor. 2015 ve 2016 sezonlarını 4’üncü, bu sezonu ise 2’incilikle puan tablosunun tepelerinde kapattı. bu yıl bir de türkiye kupası finali eklendi.

    başakşehir fk’nın varlığı çok mu önemli? mühim; çünkü başakşehir fk başlı başına büyük bir parasal değer. hesaplanan değerlemeler farklı farklı olsa da 25-50 milyon avro arasında bir maddi karşılığı var. kulübün bu edere ulaşmasında geçmiş yıllarda ibb tarafından sunulmuş imkanlar ve hükümete yakın isimlerin sağladığı sponsorluk anlaşmaları mutlaka etkili. bu nedenle kamu kurumu olmasa da dolaylı bir biçimde kamu olanaklarından faydalanıyor. kamu olanakları söz konusu olduğu için, başakşehir fk, bir vatandaş olarak benim epey umurumda.

    iyi niyetli yanıt aramalar

    ilk başta bilimsel mantıkla özel sektörün yetersiz kaldığı yerde boşluğu devlet doldurur ilkesinden yola çıkmak istiyorum. ama istanbul zaten türkiye’de futbolun merkezi ve kent sakinlerinin yeni bir kulübe ihtiyacı yok. zaten bu yüzden yaklaşık 15 milyonluk kentte neredeyse hiç başakşehir fk taraftarı yok. bu takım süper lig’de hiç ekibi olmayan izmir, eskişehir veya diyarbakır’da kurulsa önemli bir boşluğu dolduruyor olabilirdi. ayrıca adana ve gaziantep ekiplerinin de bu yıl küme düşmesiyle demografik temsil seneye iyice daralacak. küme düşen son takım 4. büyük kent bursa’nın ekibi olursa temsil çok daha daralmış olacak. özetle yeni bir futbol takımına ihtiyacı olan son kent istanbul.

    aynı ilkeyle sorgulamaya devam ediyorum. acaba altyapıya destek amaçlı olabilir mi? haliyle kulüpler kısa sürede başarı hedefledikleri için altyapıyı ihmal edebiliyorlar. hızlıca kadroya baktığımda 3 büyüklerde tutunamamış ve muhtemelen anadolu şehirlerinde yaşamak istemeyen yıllanmış futbolcular karşıma çıkıyor: ufuk ceylan (1986), volkan babacan (1988), bekir irtegün (1984), egemen korkmaz (1982), yalçın ayhan (1982), mehmet batdal (1986) ve emre belözoğlu (1980). yabancı oyuncularda da farklı bir durum yok: adebayor (1984), holmen (1984) ve napoleoni (1986). bu oyuncuların hiçbiri altyapıya yönelik değil, üstelik maliyetleri yıllık en az yarım milyon avro. milli takım başarılı olsun diye gerisi düşünülmeden konulmuş yabancı sınırlamasının nemalananları hep bu takımda. bu kadar büyük ücretleri gelecek vadetmeyen oyunculara ödemek yerine genç yeteneklere harcasak fena mı olurdu? ya da yabancı oyunculara verilen ücretlerle cari açığı patlatmayıp (1 kuruşu hatırlayan var mı?) yetiştirdiğimiz yerli oyuncuları biz yurtdışına göndersek, olmaz mı?

    israrla iyi niyetli sorgulamama devam ediyorum. belki de sporda fırsat eşitliği için bu takım kurulmuştur? ancak başakşehir fk bir erkek futbol takımı. bu ülkede her türk belki asker doğmuyor ama az çok futbolcu doğuyor. kulübün ne kadınları spora teşvik eden tarafı var ne de engelli sporculara fırsat tanıyan. tek bir futbolcuya ödenen fahiş ücretle birçok amatör spor dalında atılım yapabiliriz. olimpiyatlarda birkaç madalya alabilmek için parayla devşirdiğimiz ve üstüne üstlük bir kısmı da dopingli çıkıp yüzümüzü kızartan atletlerin yerine “zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı” sporcular yetiştirebiliriz. engelli vatandaşlarımızı spora davet edebilir ve hatta içlerinden paralimpik oyunları şampiyonları çıkarabiliriz.

    başakşehir fk’nın içinde ne var?

    başakşehir fk’nın varlık sebebini iyi niyetli sorgulamalarla yanıtlayamıyorum. bu sefer ters mühendislik yaparak kulübün içinde ne bulunduğunu tespit edip sorumuza yanıt aramaya karar veriyorum. şu ana kadar elimizdeki tek gerçek: 30 yaş civarı birkaç düzine şanslı erkeğe en az yarım milyon avro ödenip onlara anadolu kulüplerinin yolu yerine istanbul’daki gece kulüplerinin kapılarının açıldığı. ya yönetimde kimler var?

    kulüp başkanı göksel gümüşdağ ibb meclis başkan vekili. başkan vekili çağatay kalkancı isfalt eski genel müdürü. yk üyelerinden ismet yıldırım ibb kiptaş genel müdürü. bir başka yk üyesi ahmet ketenci ise bel-tur genel müdürü. kısacası kulüp yönetimi ibb üzerinden ekmek yemekte. futbol kulüplerinin gelir ve giderlerinin yeterince denetlenmediği aşikâr. tüm futbol takımları büyük borç batağındalar. bu konuda zaten uefa’nın kara listesindeyiz. yalnızca türkiye’de değil, gelişmiş ülkelerde de kulüplerin finansal skandalları yaygın. akp iktidarı da yolsuzluklara boğulmuş bir halde. yine de herhangi kesin bir bilgi sahibi olmadan başakşehir fk ve yöneticileri hakkında bir iddiada bulunmak doğru olmaz. bunun yerine başka siyasi bir amacın varlığını kurcalamaya karar veriyorum.

    zimbabweli mugabe’nin piyangosu

    başakşehir fk süper lig’de cumhurbaşkanı erdoğan’a yakın olan tek kulüp değil. kasımpaşa ve osmanlıspor ekipleri de benzer. örneğin melih gökçek’in ihtirasları ile yılların ankaragücü’nün nasıl küme düşürüldüğünü, yerine taraftarsız ankaraspor’un osmanlıspor’a dönüştürülerek süper lig’e itildiğini unutmayalım. açık bir şekilde ligde erdoğan’a dost takım sayısı artıyor. bununla erdoğan ne amaçlıyor olabilir?

    tam bu esnada zimbabwe’deki mugabe yönetimi aklıma geliyor. zimbabwe’yi bilmeyenler için tek bir cümleyle tanıtımda bulunayım. zimbabwe tahmin edileceği gibi afrika’da ve dünyaca bilinen tek özelliği 100 trilyon dolarlık banknotu. ultra-hiper enflasyona sahip ülkede 1987 yılından beri başkan mugabe’nin mutlak iktidarı var. 2000 yılında ülkenin önemli bankalarından zimbank tasarrufları artırmak amacıyla mevduat sahipleri için yüksek para ödüllü bir piyango düzenliyor. kuralar çekilip talihli kişi belirleniyor. sizce kazanan kim? ödülün sahibi inanılmaz bir tesadüfle (!) başkan mugabe. mugabe’nin bu paraya şüphesiz ihtiyacı yok ancak kuradan çıkan topluma mesaj açık: “yalnızca devlet değil, zimbabwe’deki her şey mugabe’ye aittir.”

    türkiye’nin bir zimbabwe olmaması mugabe’ye kıyasla erdoğan’ın mesajını birazcık daha yumuşatmasına neden oluyor: “yeni türkiye’de her şeye yalnızca ben karar veririm.”. “yeni türkiye” isimli gerici rejimin de tüm sosyal alanlarda güç propagandası yapılıyor. erdoğan; sosyal hayatımızın her alanında temsilcilerini kullanarak bize bunu empoze ediyor. kimler yok ki? acun ilıcalı, cübbeli ahmet, ali ağaoğlu, yiğit bulut, sinan çetin, esra erol, nihat hatipoğlu: hepsi bu bozuk düzenin bir parçası. başakşehir fk da türk futbolunda bu vazifeyi yerine getiriyor. önümüzdeki yıllarda başakşehir fk’nın mutlaka şampiyon olması sağlanarak güç propagandası zirveye taşınacak. başakşehir fk futbolcularının sportmenlikle hiçbir şekilde örtüşmeyen dayak rezaleti de bu amaçla örtbas edilmedi mi?

    başakşehir fk belki bir ihtimal tesadüf; peki ya osmanlıspor ve kasımpaşa da mı tesadüf? ankaralılar 1990’lı yıllarda bir sezon süper lig’de dahi oynamış olan şekerspor’u bilirler. geçtiğimiz yıllarda amatör kümeye düşen ve ismi bir anda döneme uygun biçimde turanspor’a değiştirilen kulübün birkaç sezon sonra üst liglerde aynı amaçla yer almasına şaşırmayacağız. belki 5 yıl sonra süper lig; hükümetin tam kontrolündeki taraftarsız takımlar, yalnızca hükümet lehine oy kullanan kentlerin takımları ve bir de zorunlu bir şekilde 3 büyüklerin yer aldığı siyasi propaganda ligi haline gelecek. borçlarını ödeyemeyen 3 büyük kulüp de “kayyum” yolu ile belki hükümete devredilecek. bunlar çok mu uçuk öngörüler? zamanın diktatörü kenan evren de 1981’de verdiği emirle kanunu değiştirtip ankaragücü’nü süper lig’e çıkarmış, “bu ülkede kanun benim!” mesajını vermemiş miydi?

    futbolun yalnızca futbol olmaktan çıkarılması: “zafere kaçış” filmi

    bu işin sonu nereye varacak? futbolsever herkes “zafere kaçış” filmini izlemiştir. 1981 yapımı filmin başrollerinde sylvester stallone ve michael kaine oynamaktadır. filmi daha heyecanlı hale getiren ise pele ve bobby moore gibi eski futbol yıldızlarının da yer almasıdır. filmin hikayesini kısaca hatırlatayım. 2. dünya savaşı esnasında naziler; müttefiklerin savaş esirleri ile maç yapmaya karar verirler. almanların kazanması için maç öncesinde her türlü adaletsizlik yapılmıştır. ilk yarı almanların 4-1 üstünlüğü ile tamamlanır. amaç düşmanı futbol sahasında da yenmek ve üstün ırk propagandası yapmaktır. futbol naziler için bir eğlence ya da beden terbiyesi değildir; faşist güç gösterisinin bir parçasıdır artık.

    peki filmin sonunda ne oluyordu? oyuncular maçı bahane edip devre arasında esaretten kaçabilecekken, haksızca geriye düşürüldükleri maçın ikinci yarısını oynamaya karar verirler. maç skoru mu? “bu ahval ve şeraitte dahi” ruhlarını ortaya koyan esirler takımı maçı 4-4 eşitliğe getirir. bir başka ifade ile erdoğan ne yaparsa yapsın sonunda türk futbolu ve taraftarı başakşehir fk ve benzerlerini tarihten siler ve unutur. “orgeneral” kenan evren “er” rütbesiyle hayata gözlerini yummuştu. bizlere sürekli “doğrudan halkın oyları ile seçilmiş ilk cumhurbaşkanıyım” diyen erdoğan da belki 10 yıl sonra “cumhuriyet tarihinde doğrudan demokratik halk devrimi ile indirilen ilk cumhurbaşkanı” olarak tarihteki yerini alır.

    futbolculara not: bu yazıda başakşehir fk ve diğer kulüplerin futbolcularının emeklerine karşı bir saygısızlık amacı yok. skorlar temiz ve başarılar emeklerinin haklı sonucu kazanılmış olabilir; ancak bu kulüplerin varlıkları, işleyişleri ve amaçları bu şekilde aklanamaz.

    --- alıntı ---

    edit: daha önce paylaşıldı mı bilmiyorum, eğer paylaşıldıysa yazan, okuyan arkadaş/lar uyarırsa gerekeni yaparım.
  • tarih: 24 şubat 2019
    saat: 20:54
    yer: başakşehir fatih terim stadı

    koridorda derin bir sessizlik, soyunma odasında ise aksine kahkahalar yükseliyor. 23 şubat 2019 başakşehir bursaspor maçında puan kaybetmeleri beklenirken 3-0 gibi rahat bir galibiyet alarak herkese gereken cevap verilmişti.

    üstelik maç biter bitmez yedek kulübesindeki oyunculardan da "galatasaray'ın son dakikalara 0-0 ile girdiği haberi" gelmişti. tüm soyunma odasında artık, galatasaray maçı sonrası paylaşılacak "şampiyonluk pozu" hazırlıkları yapılıyordu.

    bir adam malum pozun hazırlıkları için "hadi abi hadi" diye , abisi ise tüm takıma "şampiyon gibi oynadık şampiyon gibi poz veriyoruz" diye seslendi.

    bir diğer oyuncu da "nós somos os campeões*" diye bağırdı soğuktan yıpranmış ses telleri el verdiğince.çünkü emindi kendinden, daha önceki tecrübeleri de ona "bu saatten sonra kimse şampiyonluğu alamaz bizden" diyordu.

    fakat bir eksik vardı, herkes bir anda aynı soruyu sormaya başladı birbirine.

    işte bu belirsizlik az önceki neşenin bir anda kesilmesine neden olmuştu. tüm takım oradaydı ancak 1 kişi eksikti. o 1 kişinin eksikliği herkesin bildiklerini sorgulamalarına neden olmuştu.

    neden?

    neden burada değil?

    ne yapıyor?

    neden kutlamaya katılmıyor?

    birden başakşehir'in o ilikleri bile donduran soğuğunu kesecek bir haykırış yükseldi.

    allah kahretsin

    herkes bu sesin aradıkları kişiye ait olduğunu biliyordu. sesin geldiği yere doğru yaklaştıklarında kimse tek bir soru dahi soramadı, çünkü herkes bu haykırışın ne anlama geldiğini biliyordu.

    aranılan adam sadece tek cümle kurabildi: "bunlar bu sene de şampiyonluğu bize bırakmayacak".

    az önce şampiyonluk pozu vermeye hazırlanan oyuncuların hiçbirinden tek bir kelime dahi çıkmıyordu.

    hocalarının ağzından belki de istemsizce dökülen o cümle herkesin bir anda irkilip, gördükleri rüyadan uyanmalarına neden olmuştu.

    o kendilerinden emin, şampiyonluk havası gitmiş yerini "acaba"lara bırakmıştı.

    oyuncularını teselli edip stadı terkederken stadın girişindeki bir yazıya gözü takıldı hocanın.

    başakşehir fatih terim stadı.

    o andan itibaren ne yapmaya, ne kadar farklı şeyler düşünmeye çalışsa da o sesi atamıyordu kafasının içinden.

    (bkz: biz bitti demeden bitmez)
  • malum devir bittiğinde önce yönetimden çekilecekler, ardından da kepenkler inecek.

    dünya futbol tarihinde seyircisi, geçmişi, başarısı olmayan takıma kimse sponsor olmaz ama maaşallah bu arkadaşlar ziraat bankası'ndan denizbank'a, vodafone'dan thy'ye, fakir'den sırma su'ya, burger king'den fakir'e kadar bulamadıkları sponsor yok.

    bir dönem halk ekmek, igdaş gibi belediye şirketleri de sponsordu da, o iş bitti.

    her zaman türkiye'nin kirli takımlarından biri olacak hatırlanacaklar.
  • yıllar sonra türkiye'nin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı karanlık günler konulu belgesellerin futbol ayağında uzun uzun bahsedilecek olan, yerel seçim sonuçları sonrası kaynaklarının kesilmesi ve muhtemelen bankamatikçilerden ve mesaiden yırtmak için maça giden torpilli belediye çalışanlarından oluşan 3-5 taraftarının da ortadan kaybolmasıyla azalarak bitişini zevkle izlediğimiz proje takım.
  • kadrosunda bir ırkçılık suçu (2’si ingiltere biri türkiye olmak üzere 3 farklı davada), bir cinsel şiddet suçu (italya'da toplu tecavüz - ceza: 9 yıl kesinleşmiş hapis) ve bir de silahlı saldırı (hastaneye silahla girip havaya ateş etmek) + cinsel taciz + kasten adam yaralama (bir gece kulübünde yan masadaki kadına sözle taciz, kadının nişanlısına darp ve hakaret) suçu işlemiş, bu suçlardan ilk ikisi hüküm bulmuş, üçüncünün de davası haziran ayında neticelenecek oyuncular barındıran, çirkin takım.
  • yerlerinde olsam, 24 şubat 2019 galatasaray akhisarspor maçının özetini acar, 90+4'te mitroglu'nun attığı golden sonra çıkan ugultuyu dinlerim. o ses umudun uguldusu, inanamamanin uğultusu, mutluluğun uğultusu. hayatın içinde binbir dertle boğuşan insanların koca bir haftalarının güzel gecebilmesi neye bağlı biliyor musunuz? galatasaray'a.. saçma ama gerçek bu. dolayısıyla o uğultu aslında rahat bir haftanın uğultusu. o tribünlerde dondurucu soğukta galatasaray'i izlemeye gelip neredeyse dondurucu bir skorla karşılaşmak üzere olan taraftarın rahatlamasinin uğultusu.

    iste bu başlığına yazdığım fason futbol kulübü asla buna sahip olamayacak. cunku bir tarihi yok, bir kulturu yok, taraftari yok, yöneticileri bile galatasaray üyelerinden çıkma isimler. kaynağı belirsiz paralarla şampiyon olabilirsiniz, çok daha iyi futbolcular getirebilirsiniz, her turlu hakem desteğini arkamıza alabilirsiniz, sonuç olarak şampiyon da olsanız o şampiyonluğu akp il binalarından gönderilen üç beş samimiyetsiz insanla kutlarsınız en fazla.

    rüzgârın kayadan alacağı tozdur. rüzgâr bugun bize esiyor, varsin essin. yarin bunlara esmeye baslarsa gorecegiz ruzgar yapraktan ne alıyormuş.

    not: kritik bir virajda, son pozisyona kadar bir temaşa olduğunda, attigin son saniye golunde ugultuyla sevinecek kimsen yok.

    yazik.
  • mersin milletvekili alpay antmen'in başakşehir ile ilgili cimer'e yönelttiği sorular "bilgi edinme kapsamı dışında bulunduğu" gerekçesiyle yanıtlanmamış.
    alpay antmen'in cimer'e yönelttiği sorular şunlar;
    1-türkiye süper liginde oynayan medipol başakşehir futbol kulübünün kaç tane sponsoru bulunmaktadır? bu sponsorlar hangi firmalardır?
    2-2 haziran 2014 tarihinden; 1 mart 2019 tarihleri arasında medipol başakşehir futbol kulübünün toplam aldığı sponsorluk desteği ne kadardır? bunların ne kadarı döviz cinsindendir? bu sponsorluk ve desteklerin içinde taşınmaz ve araç bulunmakta mıdır? varsa bunlar nelerdir?
    3-medipol başakşehir futbol kulübüne sponsor olan firmalardan kaç tanesi 2014 yılı ila 2019 yılları arasında kamu kurum ve kuruluşlarından ihale almıştır? bu ihaleler nelerdir? bahsi geçen ihaleler ne şekilde yapılmıştır?
    sorulardan hiçbiri rekabet gizliliğine konu olacak cinsten değil aslında.
  • geçen sene yaptıkları gibi bir düşüş beklemiyorum. uzun zamandır maçlarını olabildiğince takip ediyorum. bu sene çok daha organize, çok daha diriler, en önemlisi 1 sene daha tecrübeliler ve çok daha iyi, hamle yapabilen, sakin bir teknik direktörleri var. trabzon'un fersah fersah önündeler şampiyonluk yarışında. bu hafta göztepe önünde bu kadar rahat kazanmaları ki ben takılmalarını bekliyordum, oldukça moralimi bozdu. bu pis takımdan çok çekiniyorum.
  • "türkiye güçlenemez çünkü dıj güçler üzerimizde oyunlar oynuyorlar."
    dış güçler senin olmayan teknolojini, darbeyle gelen anayasanı, pamuk ipliğine bağlı ekonomini, dinle yoğrulmuş cehaletini kıskanıp mı senin üzerinde oyun oynuyor? yoksa sen bu saydığım eksikliklerinle oyun oynanmaya uygun bir zemin mi yaratıyorsun?

    ***

    "fenerbahçe'ye kumpas yapıldı çünkü fenerbahçe'nin büyümesi istenmiyor."

    şikeden ve ırkçılıktan ceza alması gerektiği halde almamış bu kulüp daha nasıl bir kayrılma istiyor da önünün kesildiğini iddia ediyor?

    ***

    "her şey planlandı, 2018 2019 sezonunda başakşehir şampiyon yapılacak."

    peki sen şampiyonluğu hak ediyor muyum acaba siye kendine soruyor musun? 2 şubat 2019 alanyaspor galatasaray maçında ilk 45 dakika boyunca şut atmana, rakip kaleye gitmene engel olan, forvetini topla sadece 7 kez buluşturabilmene neden olan şey de bu plana dahil miydi?

    ekşisozluk'te her hafta ama her hafta her takım taraftarı hakemlerin kendilerine haksızlık yaptığından bahsediyor. her taraftar, kendi takımı dışındaki diğer takımların kayrıldığı iddiasında dahası sanrısında. bir kısmı sırf manipülasyon için bunu yapıyor eminim, ama bir kısmı da gerçekten buna inanıyor. herkesi kendine düşman sanıyor. düşmanlar yaratıp onlarla savaşıp hayali zaferler elde edip hayali kahramanlar yaratıyor.

    başakşehir'in şampiyon olması şu anki düzen için harika bir senaryo, doğru. lakin bu adamların fenerbahçe deplasmanındaki buz gibi golü verilmedi be abiler! bizim ne eksiğimiz var demek yerine, kendimizden çok başkalarına bakıyoruz. düsmanlar yaratıp sonra da gereğinden fazla anlam yüklenecek zaferler, gereksiz kahtamanlar peşindeyiz. ben muslera'dan büyük oyunu bozmasını istemiyorum, senede 3 milyon euro üzerinde para kazanan muslera'dan sadece oyunu hızlı başlatmasını istiyorum. belhanda'dan gereksiz kart görmemesini sakarca paslarla top kaybetmemesini istiyorum. ismini saydığım saymadığım tüm oyuncularımızdan iktidara karşı, düşnablara karşı bir zafer istemiyorum, güzel futbol ve alanyaspor kadar mücadele istiyorum.

    biz geçen senenin şampiyonu olarak seviyemizin gerçekte ne olduğunu şampiyonlar ligi maçlarında gördük ne yazık ki. ben bu seviyenin yükselmesini istiyorum sadece hepsi bu, yoksa şampiyon olmasak da olur.

    başakşehir bu sene sakin, akıllı, sabırlı ve olgun deplasman oyunuyla sampiyonluğu şu ana kadar en çok hak eden takım. onlar çok iyi olduklarından değil, biz dahil tüm rakipleri onlar kadar iyi olmadığından.
  • süper lig 2018-2019 sezonu'nda 22. haftayla beraber önündeki 7 maçlık fikstürüne baktığımızda liderliği kaybetmesi oldukça olası olan takım. önemli olan liderliği kime bırakacağı.

    22. hafta | antalyaspor (d)
    23. hafta | bursaspor
    24. hafta | yeni malatyaspor (d)
    25. hafta | fenerbahçe
    26. hafta | kayserispor (d)
    27. hafta | konyaspor
    28. hafta | beşiktaş (d)

    25. hafta kendi sahalarında oynayacakları fenerbahçe maçı dışında kolay maçları gözükmüyor. kaldı ki küme düşme korkusu yaşayan fenerbahçe'nin maça can havliyle asılacağı da aşikar.