• 1
    futbolda hepimizin bildiği bir fenomen varsa o da; bazı takımların oynadıkları maçlarda aradaki bariz güç farkına rağmen rakibine kafa tutması, pes etmemesi hatta bazı şartlarda rakibini mağlup etmesi durumuna türk futbolseverler olarak 'bu takım da bize hep ters geliyor geçmişini si..' öhöm öhöm diyoruz.

    dün sevgili arkadaşlarımızın galatasaray özelinde bizim rakiplerimizi incelediği entrylerden sonra farkettim ki aynı durumu biz de alman italyan ispanyol ingiliz hiç farketmez mottosuyla birçok avrupa devine yaşatmışız. 2018 şampiyonlar ligi gruplarına katılan takımların twitter üzerinden yaptıkları anketlerde de "4.grupta en istenmeyen takım" olarak bizim ismimizin çıkması alemde tersliğimizin namını hala sürdürdüğümüzü gösteriyor.

    şimdi gelelim kimleri kimleri vakti zamanında bitch'imiz eylemişiz, müzelerinden kupalarını, ali sami yen cehennemi nde akıllarını almışız, cehennemden korkup gelmeyenleri almanya'ya tatile götürüp wundebahr dedirtmişiz.

    1- real madrid
    dünya üzerinde bu takıma bitch muamelesi yapacak başka bir takım var mı, allahım bize bu özgüveni nerden veriyor soruları kulağımda çınlarken ben sizleri sıcak bir monaco gecesine 25 ağustos 2000 galatasaray real madrid maçına davet ediyorum. galatasaray'ımıza avrupa'nın en büyüğü olma şerefini veren bu kupa finalinin bir diğer özelliği ise real madrid'in 21. yüzyılda avrupa'da kaybettiği son final olması. tabii real buradan dersini alıp üzerine 5 tane de şampiyonlar ligi ve süper kupa kazanarak yoluna devam etse de onlar için ali sami yen cehennemi macerası yeni başlıyordu.

    bir sonraki sene şampiyonlar ligi çeyrek finalinde karşı karşıya geldiğimiz ispanyolları ilk yarısında 2-0 yenik kapattığımız maçın ikinci yarısında attığımız üç gol ile devirip umutlanıyoruz fakat rövanşta nefesimizi yetiştiremiyoruz.

    aradan geçen on yılda üç maç, iki galibiyet bir kupa ile devam ettiğimiz real madrid serimize fatih terim önderliğinde schalke zaferinden sonra yarı final parolasıyla çıkıyoruz. madrid'deki maçta verilmeyen penaltımıza ve burak yılmaz'a bu pozisyonda çıkan sarı kartla rövanşta cezalı olmasına rağmen 3-0'dan nasıl döneriz hesapları yapıyoruz. ilk yarıda golü de kalemizde görünce 'beyler 5 gol lazım, 5' ümitsizliğiyle soyunma odasından çıkıyoruz. baskının pik yaptığı noktada gelen eboue çivi gibi çıktı ile başlayan 7 dakikalık heyecan fırtınasında sarı pipimiz önce kaçırıyor sonra ise ağlardan topu alıp santraya koşuyor. allahım gol yakarışları bitmeden sahneye çıkan kara pi öhöm öhöm kobramız didier drogba topuk plasesiyle skoru 3-1'e getiriyor ve o an herkes saatine bakıyor. 2 gole vakit yeter mi diye birbirine bakan tüm türkiye drogba'nın attığı dördüncü gol ile ayağa kalkarken, heyecana dayanamayan yan hakem de ofsayt bayrağını kaldırıyor ve biz tüm avrupa'ya bir kez daha galatasaray adının olduğu yerde umut vardır atasözünü ezberletiyoruz. yıllar sonra barcelona'nın psg karşısında, roma'nın barcelona karşısında geri gelmelerinin fitilini bu maçla yakıp avrupa'ya hediye ediyoruz.

    2- juventus
    beş maç, üç galibiyet, bir kupa aldığımız real madrid serisini dostluk karşılaşmaları ile süslerken yollarımız bir defa daha şampiyonlar ligi gruplarında kesişiyor. avrupa'nın ölüm grubu olarak baktığı grupta real madrid'in yanına bir de juventusu çeken galatasaray'ımız, sahamızda kaybettiğimiz ve acısını unutamadığım madrid maçından sonra fatih terim'i de kaybediyor ve italya deplasmanına üç gün kala roberto mancini ile anlaşarak öksüz kalmış bir çocuk edasında sahaya çıkıyor. işte burada tarih tekrar yazılmaya başlanıyor. ezeli ve ebedi rakibimizi 'slay bitch' nidalarıyla bitchimiz yapmaya son dakikada gelen umut bulletgolüyle yaklaşıyoruz.

    ama yeter mi? yetmez. rakibe bir travma yaşatmadan olur mu? olmaz. nasıl bir takımsak;
    roberto carlos ve luis figo transferleriyle sahaya çıkan real madrid'i yener milenyumun ilk süper kupasını kazanırız, ezeli rakibimizin sahasında, karanlıkta şampiyonluk kupasını kaldırırız. sıra gelir italyan şikecisi juventus'a.

    1990'lı yılların sonunda başlayan ilişkimiz karşılıklı galibiyetler ve beraberlikler ile geçilirken 2013 yılına gelindiğinde grubu silip süpüren real madrid'in arkasından gruptan kimin çıkacağı arena'da belli olacaktır. galatasaray'ımıza mutlak galibiyetin gerektiği maça sakin başlayan takımımızın aksine göklerin hakimi mikail havada ne varsa kar olarak sahaya konfeti gibi yağdırıyordu. 32. dakikada hava muhalefeti ile tatil edilen maça yarın devam edileceği açıklanınca italyanlar çıldırıyor, başına gelecekleri anlamamın verdiği saldırganlıkla hissikablelvukunun en çirkef örneklerini sergiliyorlardı. 10 aralık 2013 juventus galatasaray maçı olarak başlığa giren maç 24 aralık günü öğle saatlerinde tekrar başlıyordu. kıyı italyan kentlerini toplarla döven osmanlı donanması gibi uzaktan uzaktan yokladığımız juventus kalesinde gianluigi buffon devleşirken dakikalar hızla yağan kar ile beraber tükeniyordu.

    dakikalar 85'i gösterdiğinde ilk maçın son sözünü söyleyen umut bullet ortasaha çizgisinin gerisinden topu ilk maçın açılını yapan kara kral drogba'ya şişiriyor, havada süzülen topu gören sneijder'in alnındaki sağ damar şişip hollandalı'yı ceza sahasının sağından içeri yönlendiriyor, newton'un yer çekimi kanunu işlemeyi bırakıyor, top sekiyor, einstein'ın görecelik teorisi iflas ediyor, zaman duruyor. buffon'un direğe çarpıp içeri giren topa çaresiz bakışı, sneijder'in gülerek koşmaya başlaması, ercan taner'in allahım golçığlığı türkiye'yi bir daha sokağa döküyor. galatasaray bir şikeciyi daha devirip evine yollarken, türk futboluna bir milat daha ekliyor. terörü bahane edip istanbul'a gelmek istemeyen italyanları bir kez sami yen'de bir kez de türk ocağı westfallen'de yenen cimbom, son darbeyi arena'ya saklıyor. juventus yediği bu tokadın sonrasında şampiyonlar liginde iki final ve bir yarı final görüyor ama hala daha kupayı kaldıramıyor.

    sözün özü; türk futbolunda ilkleri ve enleri yaşatan galatasaray'ımız avrupa arenasının devlerine de birçok maçta musallat olup her daim türkiye denince akla gelen ilk isim olmuştur. roma, milan, manchester united gibi daha birçok örnek ile devam ettirebileceğimiz serilerimize bu sene kaldığımız yerden başlamak ve eksik olan tek kupayı müzemize getirmek için ise kulübümüzün kuruluş amacına bakmak yeterlidir.

    `maksadımız ingilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve türk olmayan takımları yenmek`
    ali sami yen, 1905
  • 2
    kesinlikle monaco'dur. tarihlerinin en iyi kadrolarından birine karşı fransa'da kazanıp, köln'de oynanan maçta kupalar tarihinin en muhteşem göllerinden birini sallamisiz. garantili finalist gözüyle bakılan o takımı kupa dışına itip tarihimizin 1. kupadaki en büyük başarısını elde etmişiz. sonra uefa zaferinden sonraki sene yine eşleşmiş bu defa hagi'nin muhteşem ötesi golünü acımadan saplamisiz. olur da bu sene ileriki turlarda eslesirsek memnun olurum.

    bir diğer ters geldiğimiz takım da ingiliz devi arsenal. o finali taffarel'in yaptığı o kurtarışı hanry ve arsene wenger'in hala kabuslarinda yasattigimizdan eminim.
    bir de arsene wenger. adamın elinden tam iki kupa aldık.*
  • 5
    kesinlikle italyan ve alman takımları. italyan'a koyduğumuz kadar bardağa su koymadığımız gibi bir gerçeğin yanında, istatistiksel olarak alman takımlarını almanya'da real madrid'den sonra en çok yenen ikinci takımdık bir zamanlar. tabi dediğim istatistik 4-5 yıl öncesine ait. şu an güncel durum nedir bilmiyorum, belki 3. sıraya gerilemişizdir. *

    bir de en çok yendiğimiz avrupa takımları diye bir liste vardı ve listede ilk 3 takım sion, real madrid ve başka bir takımdı. bu ikisi dışında avrupa'da 3 kere ya da daha fazla yendiğimiz bir takım var mı gençler? dm açık. bilen hatırlatırsa çok sevinirim.

    koy koy doyamadığımız takımlardır efendim. yurtiçinde de bursaspor özellikle bu takımlardan biridir.
  • 8
    zamanında hem real madrid'i hem de milan'ı 2'şer sene üst üste yendiğimiz zamanlarda;
    2.sene oynanan maçların sonuna doğru kapalı'dan yükselen "işte böyle, her sene böyle, real'e de/milan'a da böyle, koyarlar amman" tezahüratları beni benden almıştı o dönemler.
    (bkz: 3 nisan 2001 galatasaray real madrid maçı)
    (bkz: 7 mart 2001 galatasaray milan maçı)
    geldiğimiz seviyeye bak deyip keyifleniyordum,
    okuldaki kuşlarla muhatap olmuyordum,
    ne günlerdi be..
    bu nedenle benim de aklıma ilk gelen bu iki takım..
  • 9
    net rakamlar bilmesem ve veremesem de benim hatırımda kalanlar sıra ile

    (bkz: juventus)

    (bkz: ac milan)

    (bkz: real madrid)

    üçünün arasında real madrid'in farkı iki ayaklı maçlarda toplamda bizi hep eliyorlar. tek ayaklı 1 maç yaptık onda da kupa bizim müzemizde :) diğer iki italyan'a koyduğumuz kadar harbiden bardağa su koymamışızdır. o arada roma, bologna vs. de hışmımıza uğradı.

    sonuç olarak severiz italyanı *