• 1
    önemli vaktinden zaman ayırabilecekler ve galatasaray'ın son on yıldır bu stadyum problemiyle nasıl uğraştırıldığını, fenerbahçe ve beşiktaş'ın elde ettiği faydalara sahip olamamasının altında yatan gerçekleri öğrenmek isteyenler için son derece faydalı bir entry olacaktır kanımca. yaklaşık 1 ay süren bir araştırma ile her yönüyle bu makaleye konu etmiştim 2007'nin 12. ayında bir mecmuada. aklıma geldi ve sizlerle de tekrardan paylaşmak istedim sözlüğümüz aracılığıyla.

    bilindiği üzre galatasaray'ın uefa kupasını aldığı dönemde ki başarılarının tekrarı veya aynı ivmede kalmasının tek kaynağı stadını büyütmesi ve modern kulüpler seviyesine getirmesiyle bağlantlılıydı. ama tam 10 senedir bir türlü başaramadı bunu galatasaray. kamuoyunun bildiği gs yönetimin beceriksizilğiydi, evet doğru bir tanıydı ama beceriksizlik ne ekonomik ne de girişim yetersiziğilindendi.
    beceriksizlik hakkını korumaması hatta yedirmesindeydi. çünkü aynı şehirdeki diğer rakiplerinin stadlarını büyütme hakları var iken kendisine böyle bir hak tanınmamıştı. gerek mecidiyeköy'ün konumu gerekse ali sami yen'in mecidiyeköyde ki konumu bahane edilerek, hatta çok komik bir nedenden arkasındaki tekel fabrikası bahane edilerek stadı büyütme veya yeniden yapma hakkı yoktu galatasaray'ın. bir nokta da haklıydı devlet bu hakkı vermezken çünkü mecidiyeköyde ayda ortalama 6-7 gün 50bin kişilik kalabalığın toplanması ve tekrar dağılması o 6-7 gün istanbul trafiğinin felç olması anlamına geliyordu. 20 bin kişiyi bile zor kaldıran mecidiyeköy 50 bin kişiyi kaldıramazdı. doğal olarak galatasaray'a başka bir semt yolu görünüyordu.

    fakat bu doğal hakkı da aziz yıldırım ve ekibi yaklaşık 5 sene akıllıca bir şekilde engellemeyi başardı. federasyon ile önce fenerbahçe'nin daha sonraları dönemin hükümetinin * ortak kötü ilişkilerini zaten bilmeyen yoktu. ve bu federasyonun gitmesi için iki tarafında birbirine ihtiyacı vardı. 2002 dünya kupası başarısı iki tarafında planlarını alt üst etmiş ve ertelemelerine sebebiyet vermişti. ama plan işliyordu geniş bir zaman aralığına yayılmış dahi olsa plan sonunda amacına ulaşacaktı. galatasaray'ın stad belirsizliği hem prestij hem taraftar desteği kaybına neden oluyor buda ivmenin her sene bir öncekinden daha aşağıya gitmesine sebep oluyordu. ama galatasaray 1987lerde başlayan o efsanevi ruhunu kaybetmiyor kendini avrupada kabul ettirmeye devam ediyordu. haluk ulusoy dönemine denk gelen galatasaray devrimi ulusoy'u berhudar etmişti. 9 galatasaray futbolcusundan oluşan türk milli takımı dünya kupasını almaya kadar ilerlemiş, galatasaray da avrupanın en büyük kupasına doğru emin adımlarla ilerlemişti. doğal bir şekilde haluk ulusoy'un galatasaray'a bir sempatisi olduğu tahmin edilebilrdi. çünkü onun kuyusunun kazılmaya başladığını biliyor ve kendi dönemlerinde ki türk futbolunun patlamasını borçlu olduğu takım galatasaraydan başkası değildi.

    galatasaray'ın stad belirsizliğinden sonra gelen başarısızlıklarının türk futbolununda başarısızlığına tekabül etmesi bile kaçınılmaz bir tesadüftü kimilerine göre. önce avrupa daha sonra dünya kupası elemelerini başarısızlıkla bitiren türk milli takımı tam da fenerbahçe ve federasyonun planına göre hizmet etmiş oldu. bu süreçlerde türkiyeyi avrupada temsil eden takımlardan fenerbahçe ve beşiktaş, galatasaray'ın başarılarının yarısını bile elde edemiyor ve türk futbolu yükselen ivmesini dibe vuruşa dönüştürmüş oluyordu. haluk ulusoy'un işi bitmişti artık onu göndermek çok kolaydı ama ulusoy zeki bir adamdı ve kendisi çekti gitti. bu durumda yeni gelen yönetim durumu değiştiremezse geriye dönüş için kapısı açık kalıcaktı, kamuoyu gözünde efsaneleşecekti. levent bıçakçı yönetimindeki yeni federasyon akıl almaz yanlışlar yaparak adeta burası bana değil ulusoy'a aittir der gibi çok kısa bir süre de istifasını verdi. fenerbahçe'nin planı artık tutmuştu çünkü galatasaray'ı artık ekonomik açıdan gerilerde bırakmıştılar. ulusoy'un geri dönmesi ise sadece biraz huzurlarını bozdu doğal olarak hükümetinde. kamuoyunu ulusoy'un tarafgir bir başkan olduğuna dair yanıltma operasyonuna start verdiler bu kez. medya tamamen aziz başkanın kontrolündeydi. hemen her fırsatta basın açıklaması yapıyor, federasyonu hedef alıyor, hatta federasyon'a destek veren tüm anadolu kulüplerini hedef alıyordu. kısa sürede ligde ki tüm kulüplerin nefretini kazandı fenerbahçe. suçlusu bariz bir şekilde aziz yıldırım ve ekibiydi. murat özaydınlı ve nihat özdemir aziz yıldırımın yeniçerileriydiler her fırsatta plana hizmet edici açıklamalar ve türk futbolunu bir nefret ortamına bir kaos ortamına sürüklüyorlardı. aziz yıldırım hatasını çabuk anladı çünkü artık federasyon yerine kulüpler birliği vardı karşısında bu tüm türkiye'yi karşısına almaktı. buna cesaret edemedi. zaten amacına ulaşmıştı galatasaray stadını yıllarca yapamamış mali açıdan bir türlü düzlüğe çıkamamış, sportif olarakta gerilere düşmüştü küçücük bir huzursuzluk için buna ne gerek vardı. bu sıralarda galatasaray başkanı özhan canaydın rahat uyku bile uyuyamıyordu kulübü nasıl bu hale getirdiğini düşünüyor çareler arıyordu. her yolu denedi, ortaklar buldu olmadı, olimpiyat stadına geçti olmadı, galatasaray'ın arazilerini satmayı denedi olmadı, tek çare şehir içinde adam gibi bir staddı.

    hükümetin kapısına gide gide seneler geçti, galatasaray taraftarı artık takımdan umudu kesti, özhan canaydından umudu kesti, en önemlisi artık bu galatasaray iflah olmaz düşüncesi yerleşti kamuoyuna. aziz yıldırım soyadı gibi yıldırmasını bilmişti galatasaray'ı. özhan canaydın zaman geçtikçe artık her şeyi kabul edebilecek, her şeyi yapabilecek bir potansiyele ulaştı. o asil galatasaraylılığını yitirmeye yüz tuttu. yıllardır beklenen seyrantepe projesi bir türlü gerçekleştirilemiyordu üstelik sebepler ise çok komikti. ihale de yeteri kadar rakip olmaması, diğer kulüplere haksızlık yapılacağı endişesi. yıllardır galatasaray'a yapılan haksızlıklardan söz edemiyordu bile özhan başkan çünkü stadın yapımından vazgeçebilirdi hükümet.

    sonunda fenerbahçe başkanına yanaşmak zorunda olduğunu anladı. bu çok acı bir durumdu ve aziz yıldırım'ın zaferinin portresiydi. özhan canaydın'ın federasyona olan desteği biliniyordu ve bu tüm kulüplerin desteğini gösterir nitelikti çünkü canaydın kulüpler birliğinin başındaydı. aziz yıldırım ve hükümet ise ulusoy'un gitmesi için canaydın'ın desteğini çekmesine ihtiyaç duyuyordu. bu danışıklı dövüşte güçlü olan taraf fenerbahçe cephesiydi. çünkü galatasarayda kongre yaklaşıyordu eğer özhan canaydın bir an evvel stad projesini hayata geçiremezse galatasaray'ın en kötü başkanı olarak tarihe geçecekti ve kongrede de seçilemeyecek artık galatasaray sayfası onun için bitecekti, uykuları kaçıyor, ''bu stadı özhan canaydın başkan yaptırmıştı'' sözünün kulaklarda duyulması halinde her şeyin unutulacağına inanıyordu. üst kullanım hakkı zaten yıllar önce galatasaray'a verilen 385bin metrekarelik seyrantepedeki arazideki haklarından birer birer feragat etti galatasaray. aziz yıldırım galatasaray'ın oraya ticari amaçlı herhangi bir işletme yapmasını istemiyordu çünkü modern futbolda artık en önemli kaynaklardan biri haline gelmişti bu tarz bir ticaret alanı. tam 138bin metrekarelik alan yani stad haricinde kalan tüm arazi tokiye devredilmiş galatasaray sadece stada tamah eder konuma gelmişti. ama bu aziz yıldırım'a yetmedi. canaydın'ın ulusoydan desteğini çekmesini de istiyordu. bunu bir şekilde belli etti. canaydın sonunda ulusoydan desteğini de çekince artık hiç bir şartı kalmadı fenerbahçe'nin. aziz yıldırım amacına ulaşınca hükümet'e seyrantepe projesinin yapılabilmesi için bir nevi izin verdi. kongreye çok kısa bir süre kala alelacele bir basın açıklaması yapıldı ve seyrantepe projesinin hayata geçirildiğinin haberi verildi. güya taraftarın gönlüne su serpildi, güya kongredeki üyelerin aklı çelindi.

    derken 1-2 hafta önce yep yeni bir olay patlak verdi. bu olaylara seyirci kalan beşiktaş'a ve fenerbahçe'ye çok önemli araziler tahsis edilmişti hem de ticari alan olarak. üstelik bu ihalelerden kimsenin haberi yoktu kelepir denilecek meblağlara gitmişti. özellikle kadıköy belediyesinin yaptığı akıl alır gibi değildi. ataşehirde ki 58 dönümlük araziye sadece spor alanı olarak imar verilmişti ve değeride yüksek değildi bu yüzden. ama belediye başkanıyla gizli bir anlaşma yapan aziz yıldırım araziyi sessiz sedasız almış ve daha sonra imarının ticaret alanlarını kapsaması için de karar çıkartmak istemişti. aziz yıldırım'ın bir planı daha tıkır tıkır işliyordu. toki iştraki emlak konut başkanvekili vedat demiröz 30 aralık 2007 tarihli sabah gazetesine verdiği demeçte çaresizliğini şöyle ifade ediyordu; ''ataşehir'deki toplu konut alanının imar planına göre spor alanı olarak ayrılan ve belediye tarafından terk edilen yer daha sonra fenerbahçe'ye ihale edilmiş. şimdi de belediye arsayı fener aldı, imarına ticareti de ekleyin''. belediyenin zor durumda bıraktığı toki bunun çok büyük bir haksızlık olduğunu ve arazinin bu şekilde fenere gitmesinin yolsuzluk olduğunu ifade ediyor. 1-2 sene önce her fırsatta ortalığı velveleye veren aziz başkan bakalım bu konuya nasıl bir açıklama getirecek veya açıklama getirebilecek kadar cesur mu? yoksa yine örtbas mı edecek? kısa zaman önce konuşanları kaale almayıp daha sonra icaplarına baktığı gibi mi yapacak?

    alın size türk futbolunun son 10 yılı bir itirazı olan?

    edit: bu makaleyi okuduğundan emin olduğum üst düzey fenerbahçe yöneticileri veya aziz yıldırımdan konuya ilişkin hiçbir beyanat veya basın açıklaması yapılmamıştır.
  • 5
    zamanın über ötesinden edit: galatasaray stadını yenilemeyi * ilk olarak planlayan ama uygulama olarak * en geç bitirme potansiyeline sahiptir. bunun büyük nedeni içinde bulunduğumuz ekonomik durum. ve de yöneticilerimizin en uygun şartlarda, en az zararla bizim adımıza yakışan bir eve kavuşturma arzusu bu sürenin gereğinden fazla uzamasına neden olmuştur.

    ayrıca (bkz: buda mı forum tarzı)*
Altyapı çalışmaları sebebiyle birtakım hatalarla karşılaşılması muhtemel. En kısa sürede hatalar giderilecektir!