• 9
    keske insanlarin feyzaldigi kendi yasamina uygulamaya calistigi bilgi birikimi, ahlaki degerler, ve hayati anlamdirma bicimi olsa sadece.

    ama benim icin, sadece sari kirmizi renklere gonul vermis birisi olarak, galatasaray spor kulubunun onundeki en buyuk engeldir.

    goruyorum var oyle arkadaslar fransizca papyon vs. gozunuzu boyamasin, siz galatasaraylisiniz onemli olan bu renklerin basarili olmasidir, siralamayi dogru yapin.

    bazilari icin bir lisenin mezunlari kulubunde olmak, birlikte bazi ortak menfaat ve cikarlari paylasmak onemli olabilir, ama beni sadece galatasarayin basarisi ilgilindirir.
  • 11
    her fırsatta diğer kulüpler ile kıyaslamada ilk öne çıkardığımız, asalet ve tarihten gelen değerlerimizdir..

    ancak sosyal medya ve özellikle sözlük ortamında, dün geceden beri bir takım yazarların ayakları altına aldığı durumdur ayrıca..

    fatih hoca kovuldu, hepimiz üzgünüz, eyvallah..
    hoca ya da başkan, ikisi de kendi açısından bakınca haklı, ona da eyvallah..
    yönetimin içinde çakallar var mı? belki var, eyvallah..
    hocanın bu süreçte yanlışları olmadı mı? oldu, eyvallah..

    ama kardeşim, sözlüğe girip de kulübünüz olan "galatasaray spor kulübü"nün başkanlık makamına, orada oturan başkana küfürler, hakaretler nedir?
    ki bu adam, istediğiniz kadar kızsanız da, ekonomiden ve yönetim disiplinlerinden sapına kadar anlayan bir adam..

    bok attığınız değerlere bir bakalım;

    (bkz: kurumsallık)
    (bkz: profesyonellik)

    fatih hoca'nın gönderilmesi ile kurumsallığa niye bok atılır yahu? ne alakası var birader?
    profesyonelliğin nesi kötü amk? hocanın gönderilişiyle ne alakası var?

    ortada hiç bir sıkıntı yokken, milli takım'a koşar ayak giden kurumsallaşma mı, hoca mı?
    kendisine önerilen sözleşmeyi kabul etmeyen profesyonellik mi?

    neye ne ile sövmektesiniz? ne için sövmektesiniz ya da?

    buraya gelip de kulüp tarihinin en başarılı başkanlarından birine, belki de gelecekte en başarılı olacak olan birine ağız dolusu küfürler etmek nasıl bir saçmalıktır?
    nerde ulan asalet, kültür, tarih, felsefe, anlayış?

    antu.com mu kardeşim burası?
    eğer derdiniz o tip bir yere dönüştürmekse, burayı bir kahvehane yapacaksanız, biz elitler çekilelim de siz rahat rahat hakaret edin bu kulübün değerlerine..

    fatih terim'in gönderiliş biçimi çok yanlış, tebligat prosedürü dahi uygulanmamış..
    evet, o da bu kulübün büyük ve efsane bir değeridir..
    ama o'na yapılan nasıl yanlışsa, buraya gelip başkan'a hakaretler etmek de o kadar yanlıştır..

    medyada haberler dönüyor.. ne demiş hoca; "başkan arıyor telefonlarına çıkmıyorum."
    bir allah'ın kulu çıkıp da bunu yalanlamıyor, o sırada kulüp başkanı sıfatının saygınlığını düşünen yok, ama hoca gönderilince herkes küfür ediyor..

    biri çıkmış, kulüp tarihinin ibra edilmeyen, en başarısız başkanı ile ünal aysal'ı kıyaslamaya kalkıyor sinirinden..
    ayarınız olsun birader.. elmaya kızıp armut yemek istemiyorsunuz.. o kadar alakasız..

    ben fatih terim'in getirdiği başarıları canlı canlı izleyebildiğim için kendimi şanslı nesilden sayıyorum..
    gönderilmesi doğrudur, yanlıştır.. bir şey diyemem arkasını bilmeden..

    ama koskoca galatasaray, fatih terim yokken batacaksa, başka kimse o'nun yerini dolduramayacaksa, batsın birader..
    demek ki o kadar aciz bir kulübüz biz..

    ben renklere, formaya, armaya aşığım..
    hoca'yı da çok severim, hasan'ı da, ümit'i de, tafi'yi de..

    ama başkan'a sövmek nedir birader? ya da kulübün kültürel değerlerini aşağılamak nedir?
    nasıl bir kafaya geldik biz?
    sinirden ve fevrilikten olduğunu anlıyorum, ama ne olur biraz da kendinize gelin.. koskoca galatasaray camiası, koskoca galatasaray..

    doğrusu ile, yanlışı ile bu kulüp bizim..

    ayrıca, 3 kulvarda ilerlediğimizin de farkında olun..
    fatih terim gitti diye takım başarısız olsun isteyenler bile var, bu nasıl saçmalık?
  • 16
    turk insaninin belki de hic anlamadigi, anlayamayacagi kulturdur galatasaray kulturu.

    ilk once herkesin kabul ettigi gerceklerden baslayalim analizlerimize.

    1- galatasaray, turkiye'nin batiya acilan penceresidir: bu laf neden soylenir, cunku mekteb-i sultani, yani galatasaray lisesinin varolus misyonudur. yani, galatasaray turkiye'ye her zaman ileride olmus olan bati'yi getirmekle gorevli olan kurumdur. bunu hem egitim kurumlari hem de spor klupleri olarak dogrulamak mumkun, nitekim fransizca egitimini veren galatasaray lisesi hem turkiye'nin en medeni hem de en basarili liselerinden biridir. spor klubu olarak da tartismasiz en basarilisidir.

    2- galatasaray bir his takimidir: baba gunduz'un meshur lafi. baba gunduz'un donemi icin yadsinamaz bir gercek, zira birakin turkiye'yi futbol dunyanin hicbir yerinde profesyonellesmemisti o zamanlar. fakat soyle de bir cumle var "galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez."

    3- yil 2013, mevsimlerden sonbahar: teknolojik gelisimlerin, buyuk kurumlarin dunyayi yonettigi, ileri seviye avrupa takimlarinin, yani elit takimlarin, neredeyse kurumsallasmayi tamamladigi yildayiz. buyuk takimlari gectim, ufak takimlar bile sistemlerini yavas yavas oturtmakta, profesyonellesmekten bihaber turkler ise yetenek ve motivasyon ile anca futbol arenasinda kalabilmektedir. bu dedigime inanmayan varsa basel'in nasil chelsea'yi londra'da 2-1 yendigini de anlayamaz.

    4- aslolan galatasaray'dir: gelelim en onemli maddemize. bu ne demek kisiler, hicbir zaman arma'dan onemli olamaz demek, bu futbolcusundan baskanina kadar gecerli bir onerme. belki de kurumsallasma denen surecin en buyuk destekcilerinden biri olan slogan, zira kurumsallasmak sadece sirketin on planda olmasini saglayacak, kisilerin egemen olamayacagi bir sistem oturtmak demektir. turkiye'deki en anti kurumsal klup fenerbahcedir, zira aziz yildirim, baskani oldugu klupten cok daha buyumustur.

    ikinci kisim : turk insani vs avrupa insani ve bunda galatasaray'in rolu

    turk insani, duygusal, romantik ve hisli bir insan toplulugudur genel olarak. bir sistem icinde calismayi sevmeyiz, birisi gelsin bana ne yapacagimi soylesin, onu yapayimciyizdir. kendimizi gelistirmeyi sevmeyiz, kural takip etmeyiz, bunlar yerine kisayollar arariz. pratik zekamizin olmasi da bundandir. avrupa insani ise kuralcidir, daha mesafelidir, daha soguktur, ama kurallara cok kisildigi icin yeterince esnek olamaz, pratik olamaz. avrupa'da yasayan taraftarlar da bilirler, 7 lira tutan bir sey icin eliniz cebinize gittiginde 10 luk cikarip, 2 liralik bozuk para daha ararsiniz, avrupa'da anlamazlar bunu. türk insanı da kuralsızlığın getirdiği ölçülerde pratiktir, çünkü kısayollarını bulmuştur.

    avrupa ile turkiye arasindaki is dunyasi olarak en buyuk fark ise, kurumsal sirketler ve aile sirketleri arasindaki ucurum. avrupa'da aile sirketleri cok azdir, olanlar bile asiri kurumsaldirlar, muazzam bir sistem icinde herkes rolunu bilerek calisir, turkiye'de ise elbette bu yoktur. torpil, tanidik, is bilmemezlik, sistemsizlik girladir. yumurta kapiya dayandiginda is yapariz. bu dedigim ayni sirketin avrupa ve turkiye ofisleri icin bile gecerli olabiliyor (50 kusur ulkede ofisi olan, ingiltere merkezli bir sirkette calisiyorum, turkiye ofisi var ve bu dedigimi rahatlikla gorebiliyorum).

    ne demistik, galatasaray turkiye'nin bati'ya acilan penceresidir. yani burada bati ile anlatilan avrupa'dir elbette. bu ne demek, galatasaray turkiye'nin avrupai standartlara sahip olmasinda oncu bir role sahiptir demek. kurulus prensiplerimizden biri olan ingilizler gibi oynamak'in altinda yatan anlamlardan biri de budur. galatasaray lisesi ogrencileri zaten aldiklari egitim ile bu sozun birer vucut olmus halleridir (cogunlukla, istisnalar elbette vardir). galatasaray bu yüzden kökenlerine, yani liseye göre hareket etmek zorundadır, ve türkiye'nin dinamiklerine tamamen sırt vermeden kurumsallaşacaktır. çünkü galatasaray türk olduğu kadar da avrupa takımıdır.

    üçüncü kısım : galatasaray'ın bir türk-avrupa takımı olması ve diğer takımlardan en büyük farkı

    bir lafımız vardır, galatasaray türkiye'dir diye. doğru yanları olmasına rağmen, gerçek anlamında çok yanlış anlamlar da içerir. öncelikle galatasaray nedir dediğimizde sayacağımız şeyler üç aşağı beş yukarı bellidir. işte karakterli olsun, (buraya yeteneğin getirir ama burada tutacak olan karakterindir) adam olsun, dürüst, efendi olsun vs.. e peki bu saydıklarımız beşiktaş ve fenerbahçe'de yok mudur? elbette vardır. o zaman sorum şudur, galatasaray'ın diğer takımlardan farkı nedir? bu soruyu kendinize sorduğunuzda düşünmeniz gereken birkaç şey var.

    1- galatasaray'da vizyon her zaman avrupa'da başarılı olmaktır. (fenerbahçe için adı konulamaz - o da ayrı saçma -, beşiktaş içinse genç ve kollektif bir takım olmaktır bu) yerel lig ve kupalar, galatasaray için amaç değil araçtır. galatasaray kültüründe, lig şampiyonluğu, avrupa'da yarı final oynamaktan önce değil, sonra gelir.
    2- galatasaray bir türk şirketi değil avrupa şirketi olmalıdır, ve bu alanda öncü olmalıdır.
    3- galatasaray'da işler, avrupai yollarla yapılır (batıya açılan pencere).

    dördüncü kısım : galatasaray kültürünün uygulamaları.

    son kısımda bir galatasaray sorumlusu (klüpte görev alan herkes, bu masörden, camia başkanına kadar olabilir) nasıl davranmalıdır, örneklerle açıklayacağız. en iyi örnek sanırsam ünal aysal'ın 3 temmuz 2011 olaylarına olan tepkisi. ne yapmıştı ünal aysal? hiç karışmadan sadece yapılması gerekeni bir veya birkaç açıklama ile belirtmişti, çünkü avrupalıların nasıl hareket ettiklerini biliyordu, ve ne dediyse harfi harfine öyle oldu. avrupai davrandı, ve süreçten en karlı çıkan takım oldu galatasaray. karlı çıkamadığı durumlarda işe siyaset karıştı, ama o konuda ne camiayı suçlayabiliriz ne de başkasını.

    şimdi, 3 temmuz sürecine biz girsek ne olurdu? fenerbahçe sitesi, takipte olurdu. aziz yıldırım elinden gelen her şeyi hem kamu önünde hem de kamu arkasından yapmaya çalışırdı,zart zurt beyanlar verirdi. bir türk gibi hareket eder, duygusal, reaktif olurdu. ünal aysal vakti zamanında bunları yapmadığı için "pasif" olarak lanse edildi, bu sözlükte. gerçek galatasaraylılık kültürünü benimseyenler, başkanın hareketlerini doğru buldu, çünkü galatasaraylılık eğer bir iş yapacaksa bunu bağıra çağıra kendini rezil ederek değil, perde arkasından doğru adımlarla yapmaktır. ünal aysal da bunu yapmıştır.

    fatih terim, sözlüğün diğer yerlerinde söylediğim gibi, galatasaray futbol klübünün en büyük futbol adamıdır, ne metin oktay, ne gündüz kılıç. florya'ya heykeli dikilmesi gereken adamdır. fakat bazı hareketleri malesef galatasaray'a uygun değildir, mersin idmanyurdu maçı mesela, ki tahminen ünal aysal o gün fişi çekmiş olabilir. roberto mancini, juventus'un maçında verilen saçma penaltıya gülüp geçti, ama galatasaraylılık budur, çok duygusal tepki vermeden, ağırbaşlı olabilmektir. burada mancini vs. terim karşılaştırması yapmam, yapamam. mancini asla bir terim olamaz belki, ama tek davranış üzerinden galatasaray'a daha yakışan bir hareket yaptığını söylememek haksızlık olur.

    sonuç:

    galatasaraylılık türk insanı romantizmi değildir, galatasaray bir his takımıdır, ama avrupaidir, profesyoneldir. hisleri, en profesyonel şekilde yöneterek, batıyı yenmek, ve türkiye'ye batıyı getirmektir. eğer bunlar size ters geliyorsa, hemen bu sözlükten ayrılın, ve başka bir takım tutun, çünkü galatasaray gerçek anlamda türkiye değildir, galatasaray türkiye'nın batıya açılan penceresidir.