• 1
    1996 - 2000 yılları arasındaki, 4 sene üst üste şampiyonluk ve ardından uefa kupasının kaldırıldığı döneme girerken kadromuz şu şekildeydi.

    hayrettin demirbaş (kaleci) *
    kerim volkan kilimci (kaleci) *
    mehmet duymazer (kaleci) *
    richard kingson (kaleci)
    cengiz dülgeroğlu (kaleci) *

    bülent korkmaz (defans) * *
    feti okuroğlu (defans) *
    iulian filipescu (defans) *
    bekir gür (defans) * *
    burhanettin kaymak (defans)
    mert korkmaz (defans) *
    ulrich van gobbel (defans) *
    vedat inceefe (defans) * *
    hakan ünsal (defans) * *

    gheorghe hagi (orta saha) * *
    tugay kerimoğlu (orta saha) * *
    ümit davala (orta saha) * *
    ergün penbe (orta saha) * *
    evren turhan (orta saha) * *
    okan buruk (orta saha) * *
    suat kaya (orta saha) * *
    ufuk talay (orta saha) *
    ceyhun eris (orta saha)
    ilyas kahraman (orta saha) *
    emre belözoğlu (orta saha) *

    hakan şükür (forvet) * *
    arif erdem (forvet) * *
    adrian bucurel ilie (forvet) * *
    alp akin küçükvardar (forvet) *
    ersan doğu (forvet)
    adrian knup (forvet) * *

    fatih terim (teknik direktör)
    bülent ünder (yardımcı antrenör)
  • 2
    taraftar sayısı gücünü açık ara elimize geçirten sürecin başlangıcı olan kadro. yurt içinde üstünüz, gurbetçilerde zaten açık ara üstünüz.

    benim de bu güzel camianın bir mensubu olmamı sağladı. yoksa kuşgilller familyasından kollandığı halde ağlak bir takımı tutuyor olacaktım. rezaletin kıyısından döndüm anlayacağız. bu süreçte galatasaray'ın kazandığı sempati, galatasaray'ın isminin güzelliği ve maskotu da sempati duymamda bir etkendi. her şeyi güzel orası apayrı bir konu zaten. tabii galatasaraylı olmak için başarıya gerek yok, diğerlerinden çok farklı olan o muhteşem tarihi yeter. ama çocukken bunu bilemiyorsunuz. o yüzden taraftar kazanmak için başarı çok önemlidir.

    imparator bir defa daha bu süreci yapıp, galatasaray'ı iyice en büyük haline getirmesin diye geçen sezondan beri her şeyi yaptılar. geçen sezon bizim lehimize 3 maçta hata oldu, (konya, kayseri, alanya) aleyhimize en az 8 9 maçta oldu. tek tek sayarım ama uzar gider. tabii şakşakçılar sadece alanya maçını söylüyor. bu sezonu söylemeye gerek yok. cezalarla da azıttı koftiler. bu süreçte iyi oyun beklemek mantıksız olur. forvet konusu bizim hatamız. iç meselemiz bizi ilgilendirir.
  • 3
    türk futbol tarihinin en iyi kadroları'ndan biri olacak 2000 galatasaray kadrosunun belki temelinin atılmadığı, ama önemli hamlelerin yapıldığı sezondur.

    şimdi sizi bir süreliğine 3 ağustos 1996 tarihine, hepimizin çok özlediği ali sami yen stadyumu'na götürmek istiyorum. ligin başlamasına bir hafta kala, galatasaray formasını yıllarca giymiş uğur tütüneker'in jubile maçındayız. bir önceki sezonu hayal kırıklığıyla tamamlamış galatasaray takımı, yeni teknik direktörü fatih terim'in önderliğinde gheorghe hagi, ümit davala, andrian knup, vedat inceefe gibi transferleriyle ilk kez ali sami yen stadyumu'na çıkıyor. yine bir önceki sezonda zemini ve görünümü nedeniyle oldukça eleştiri almış ali sami yen stadı da yenilenmiş, toparlanmış, koltukları değiştirilmiş ve gelin gibi süslenmiş. galatasaray futbol takımı her anlamda yeni bir sayfa açıyor ve açılan bu sayfadan dolayı taraftarlar da takımına bütün enerjisini yansıtır vaziyette.

    kaleciler: yukarıda bahsettiğim atmosferde oynanan, 1996-1997 sezonun açılış maçında galatasaray'ın kalesinde brad friedel vardı. gitti gidiyor, kaldı kalacak derken friedel sezonun başlamasına birkaç gün kala ayrıldı. fatih terim'in elinde oynatabileceği iki kaleci kaldı: hayrettin demirbaş ve mehmet duymazer.

    beklenen kaleci transferi bir türlü gerçekleşmeyince sezona hayrettin demirbaş'la başlandı. yalan yok, bir iki maç kusursuz oynayan hayrettin, "acaba feldkamp dönemindeki hayrettin geri mi geliyor?" diye de düşündürdü ama bu düşünceler çok uzun sürmedi. kalecimiz; önce fenerbahçe'den dört gol yedi, sonra tüm takımın aslanlar gibi top oynadığı kupa galipleri kupası maçında psg'ye iki gol hediye etti. esas patlamasını türkiye kupası maçında gençlerbirliği karşısında yaptı. kullanılan on yedi penaltının hiçbirini kurtaramadı. bu maç; galatasaray'a yıllarını vermiş, şampiyonluklar kazanmış ve bir dönem çok da başarılı olmuş hayrettin demirbaş'ın sarı kırmızılı formayla son maçı oldu. fatih terim yoluna yedi sekiz maç mehmet duymazer'le devam etti. fakat mehmet de en az hayrettin kadar sakar bir kaleciydi. bunu da o sezon oynadığı ilk büyük maç olan fenerbahçe derbisinde gösterdi. boliç'in kendisine doğru yuvarladığu topu içeri alınca bir daha galatasaray formasını giyemedi.

    kanayan bir yara halini alan kaleci sorununa hayrettin ve mehmet'le deva bulamayan galatasaray, o sezonun devre arasında iki yeni kaleci alarak bu yaranın üstüne bir bant çekmek istedi. transfer edilen isimlerden ilki almanya'da adı pierre eser, türkiye'de ise cengiz dulgeroğlu olan uzun boylu, hafif kilolu arkadaştı. o dönemde gurbetçi futbolcuları deneme akımı vardı. fatih terim, cengiz dulgeroğlu'nu deneyerek takıma almak istemiş, ama bu arkadaş "ben almanya'da tanınmış biriyim, denenmek istemiyorum." diye diretince çaresizlikten transfer edilmişti. ilk maçında da denenmek istememesinin sebebini gösterdi ve abuk subuk bir gol yiyerek bir daha geçmemek üzere yerini devre arasında takım kadrosuna katılan diğer yeni isim volkan kilimci'ye bıraktı. galatasaray kalesinde friedel'ın ayrılmasıyla bir yara oluşmuş ve hayrettin - mehmet ikilisiyle bu yara uzunca bir süre kanamış, derman olması için bir yerlerden bulunup getirilen pierre eser'le de iyice derinleşmişti. belli ki yanlış tedavi uygulanmıştı. bu yaraya volkan kilimci de derman olamadı, ama en azından yarayı daha fazla derinleştirmiyordu. o yüzden sezon sonuna kadar onunla idare edildi.

    savunma: galatasaray'da kanayan tek yara kalede değildi elbet. souness döneminde takıma katılan ulrich van gobbel ligin ilk maçı olan vanspor maçından sonra takımdan ayrılmak istediğini açıklamış, teknik ekip ve yönetim ise futbolcuya kalması yönünde baskı yapmıştı. çünkü van gobbel önemli bir isimdi ve galatasaray'ın ona ihtiyacı vardı. bu kargaşa içinde takım sezonun ikinci maçına, trabzonspor karşılaşmasına hazırlanıyordu ama bir başka can sıkıcı haber geldi. kadronun en kalıplı ve iri yarı futbolcusu olan van gobbel'le en ufak tefek isim olan okan buruk birbirine girmiş, hatta yumruklaşmıştı. bir şekilde bu olay da idare edildi ve galatasaray bir süre daha yoluna oldukça ihtiyaç duyduğu van gobbel'le devam etti fakat van gobbel durmuyordu. bir samsun deplasmanında maçın son dakikalarında kırmızı kart görünce bileti kesildi. galatasaray kadrosuna souness zamanında katılan van gobbel, souness'ın çalıştırdığı southampton'a transfer oldu. bu çok önemli bir kayıptı.

    van gobbel'in gidişiyle oluşan boşluk bekir gür'le telafi edilmeye çalışıldı. vedat inceefe ve bülent korkmaz hemen hemen tüm maçlarda oynadı. feti okuroğlu ve mert korkmaz çok az katkıyla oynadı. onlara bu kadar seyrek ihtiyaç duyulmasının sebebi ise devre arası takıma katılan ve "ulan iyi ki almışız" yorumları yapmamızı sağlayan iulian sebastian filipescu'dur. takımın bir diğer jokeri ümit davala'yla birlikte birçok mevkide oynamıştır. savunma önceliğidir.

    orta saha: uefa kupası'nı alan efsane kadrodan bahsedilirken; herkes orta sahayı okan, emre ve suat olarak anar. burda henüz emre ufak çocuktur. aziz yıldırım'ın da karşı yakaya başkan olmadığını düşünürsek, bu dönem türk futbolunun huzurlu son dönemidir. :) okan buruk'un ikinci, üçüncü ve dördüncü sezonda olduğu kadar fazla forma giymediği, suat kaya'nınsa daha çok oyuna sonradan dahil olduğu 1996-97 sezonunda, tabiki gheorghe hagi hem takımın hem de orta sahanın beyni durumundadır. ona tugay kerimoğlu, ümit davala, ergün penbe ve zaman zaman orta sahada oynayacak filipescu eşlik eder. daha sonra medya kuruluşlarınca "galatasaray efsanesi" olarak dillendirilecek evren turhan ve evren'den kat kat daha iyi bir oyuncu ve iyi bir galatasaraylı olduğunu bildiğim ilyas kahraman da az da olsa forma bulur.

    forvet: sezona hakan şükür, adrian knup, arif erdem ve alp küçükvardar dörtlüsüyle başladık. sezon başı hazırlık kampında başarılı bir performans göstererek spor gündemini meşgul eden genç oyuncumuz alp küçükvardar, ligin başlamasıyla sırra kadem bastı ve futbolculuğundan ziyade metin oktay tesisleri'nden alibeyköy'deki evine iett otobüsüyle gidişini ele alan televole haberleriyle gündeme geldi. televole demişken öyle küçümsemeyelim. pazartesi akşamı aynı saatlerde üç farklı kanalda televole yayınlanır; güntekin onay, melih gümüşbıçak, orhan şengürbüz gibi sunucular sporla magazini harmanlayıp önümüze koyardı, biz de yerdik tabi. bu televolelerde en çok yer bulan isimlerden biri de hakan şükür'dü. o dönemki kankası alpay özalan'la güldürmeyen espiriler yapar, bu kanallara reyting kazandırırdı. belki espirileri güldürmüyordu ama 1996-1997 sezonunda ligde 38 gol atarak saha içinde bizi çok güldürüp mutlu etmişti hakan. tabi hakan'ın saha dışındaki yol arkadaşı alpay'dan bahsedip de saha içindeki partneri arif erdem'e değinmemek olmaz. daha önceki teknik direktörler tarafından "joker arif" olarak oyunun son bölümlerinde sahaya sürülen arif, fatih terim'le birlikte ilk on birin gediklisi olmuştu.

    fatih terim'in hücum hattında şans verdiği isimlerden bir diğeri de adrian knup'tu. lakin knup; hucumdaki diğer isimler olan hagi, hakan ve arif'in aksine başarısız oldu ve galatasaray formasıyla biri ligde, diğeri avrupa'da olmak üzere iki gol kaydedip devre arasında gönderildi. burda oluşan boşluk, romanya'dan transfer edilen adrian ilie'yle dolduruldu. silik görüntüsüyle illallah ettirmiş knup'un yerine gelen ilie, etkili futboluyla herkesin beğenisini kazandı. çok da sürmeden ispanya'ya gitti zaten.