• 1430
    --- alıntı ---

    dünyanın dilinde

    çek basını “baros’suz g.saray, artık acı hissetmiyor” diye yazarken, brezilya gazeteleri “düşmemeyi başarabilecek mi?”, hollanda basını da “cim-bom aşağılanıyor” diye yazdı.

    lig tarihinin en kötü sezonunu geçiren galatasaray’ın durumu dünya basınında tartışma konusu yarattı.

    globoesporte (brezilya): 13’üncü sıraya kadar inen galatasaray düşmemeyi başarabilecek mi?

    sport.cz (çek): baros’suz galatasaray, ligde bozguna uğradı ama artık acı hissetmiyor. yenilgiye alıştı.

    as (ispanya): antalyaspor kapanış partisinde galatasay’ı evine mutsuz yolladı. cim-bom 27 maç sonunda toplayamadığı puanlarla alt kümeye düşme sınırına yaklaştı.

    football france (fransa): antalyaspor, galatasaray’ı dağıttı. stancu ve arda turan gibi yıldızlar hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor.

    sport dome (hollanda): galatasaray, antalya tarafından aşağılandı. tarihi boyunca hiç bu kadar küçülmemiş ve taraftarlarına acı vermemişti.

    --- alıntı ---

    *
  • 1431
    tek solukta okudum, tuylerim diken diken oldu.
    biz neyi unutuyoruz? ya da bize neyi unutturdular?

    basligin adi bile guzel ;
    galatasaray'i sevmek..

    --- golatankaleye.blogspot.com ---

    galatasaray'ı sevmek...

    galatasaray çok kötü bir dönemden geçiyor; tabii, türkiye şartlarında. çünkü, türkiye'de her şey 90 dakikaya endeksli. 90 dakikaları 1-0'la bitir, geri kalan branşlarda veya konularda çuvallasan da fark etmez. işte bu yüzden bu sezon galatasaray tarihinin (ben 1905 yılından beri takip edemiyorum tabii, ama yazılanlara bakılırsa öyleymiş) en kötü dönemini geçiriyor(muş)!

    ingilizce'de bir söz vardır burada onu söylemek geliyor içimden "so what?" n'olmuş yani? bu sezon da böyle olsun; keşke beşiktaş ve fenerbahçe'de böyle sezonlar geçirseler de (ki geçirdiler, hatırlıyorum) anadolu takımlarının, her zaman kazanamayan, haftalarca mağlup olan takımların futbolcularının ve taraftarının halinden biraz anlar olsunlar. belki o zaman o, illa ki yenip evine göndermeye alıştıkları rakiplerine de saygı duymayı öğrenirler...

    dönelim galatasaray taraftarına: elbette henüz avrupa şampiyonluğu coşkusunu hafızasından atmamış bir kitle için bugün gelinen nokta, düşülen seviye kolay hazmedilir bir durum değil. ama taraftarlık ne ki? hep kazananın yanında olmak mıdır taraftarlık? o zaman her sezon "play station"da oyun oynarken takım kurar gibi en iyi kadroya sahip (hoş, bazen o da yetmeyebiliyor ya... bkz. beşiktaş) takım hangisiyse onu destekle, hiç üzülmezsin.

    bu sevgi işiyse, bunda üzülmek de var, bu duygu işiyse sadece mutluluğa endeksli bir duygusallık mı olur? hatta bu sevgi işiyse bugün galatasaray'ı daha fazla sevmek ve desteklemek zamanı değil de ne? kazandığı zaman dedem de destekler takımını (ah bir de hayatta olsa). kaptanına küfür ederek, ikinci kaptanını sahada rakiple mücadele ederken yuhalayarak, her futbolcuya ana avrat söverek sevilmez galatasaray. hele, bir zamanlar formasını giydiğin bu takımın kötü gününden kendine paye/tiraj çıkarmak için hiç sevilmez. bana göre, mali açıdan ibra edip yönetim olarak (seçime bir yıl kalmışken) ibra etmeyerek de sevilmez ama, o hiç olmazsa demokratik açıdan sevindirici bir harekettir. kulüp içinde başka kulüplerin hiçbirisinde olmayan bir demokrasinin varlığını gösterir. yönetimi bu şekilde devirme devrimini ne beşiktaş'ta görebiliriz, ne de fenerbahçe'de! başkan ve yönetim kurulu tabii ki yanlışlar yapmıştır, bence yönetim yeni stadın açılışında yaşanan olaylarda taraftarına karşı takındığı tavırla yönetimden düşmeyi daha o gün hak etmiştir; ama sen taraftar olarak ondan daha iyi biliyorsan bu işleri aynı başkan eline mikrofonu alıp "saat kaç"?" diye şakşaklık yaptığında da tepki göstermeliydin. o hareketin galatasaray başkanına değil, amigosuna yakıştığını düşündün mü ki o zaman, bugün kaliteli yönetim bekliyorsun başkanından. o zaman takım şampiyondu, şimdi yerlerde sürünüyor, değişen başkan değil, sensin. seni değiştiren de skor tabelası. bütün bu başkan yetkinliği-yetersizliği üzerine bir de liseli lisesiz muhabbeti eklenirse, bu kaos da kaçınılmaz olur. ki galatasaray'ı geleceğe sağlıklı bir kulüp olarak taşıyacak anahtar hamle kulüpteki liseli lisesiz güruhunu bir şekilde kaynaştıracak, sağlıklı bir yapıya kavuşturacak çağdaş bir yönetmelikten geçer. güruhların temsilcileri seçilip yönetime geldiği halde taraftar gibi duygusal davranıyorsa ve egolarına, içinden çıkamadıkları "power game"e yenik düşüyorlarsa sık sık, öyle bir yönetmelik hazırlarsın ki, kimse kimseyi uzaktan kumandayla yönetemez. kulüp kurulduğu zaman lisenin uzantısı olarak kurulmuş, kökleri hâlâ oradan besleniyor olabilir ama artık bugün milyonlara ulaşan taraftarıyla liseli olmayanla liseliyi aynı kefeye sağlıklı bir şekilde koyacak bir kulüp yönetmeliği hazırlamak çok mu zor? galatasaray'ı sevmek liseli olarak yönetimi elde tutmaktan geçmek gibi geliyorsa, o zaman taraftarın sevgisinin de kazanmaktan geçmesini yadırgayamazsın. bugün lisesiz başkana gösterilen tepki yarın pek âlâ liseliye de gösterilir, ona da hazır olmalısın..

    evet, türkiye'de insanlar severek evlendiği karısını birkaç sene sonra döve döve öldürebiliyorsa, üstelik bu üç günde bir gazetelere düşen sıradan haber kategorisine inmişse, birkaç ay evvel bahçede beraber mangal yaptığı komşusuna bir gün park sorunu sebebiyle bıçak çekebiliyorsa, takımı yenilince dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyor, yenince bunu "kendini gerçekleştirme" olarak görüyorsa ve biz bu hastalıklı tutkuyu "akdenizli" olmaya bağlıyorsak (ispanya'nın, fransa'nın, italya'nın kıyılarına vuran deniz başka bir akdeniz demek ki!) daha çok onu devirir bunu getirir, o hocayı yollar, ötekine milyon dolarları sayar, o futbolcuyu kovar, ötekini havaalanında omuzlarda karşılarız ama kalıcı mutluluk yolunda bir arpa boyu ilerleyemeyiz.

    son yıllarda kadrolar kurulurken yönetimlerin harcadığı paralara endeksli sevmeye başladık takımlarımızı. ne kadar "star" futbolcu ve ne kadar sükseli hoca getirdiyse kulüp, o sezon o kadar çok sevdik takımımızı. ama zengin olmanın başlarda güzel gelen sonra kıymeti kalmayan mutluluğu gibi taraftarlığımız da gündelik heveslerin gelgitlerine yenik düştü.

    futbol, futbol olmaktan çıkıp endüstri olunca içimizdeki taraftarlığı parayla saadete dönüştürebileceklerine inandı yöneticiler. biz de mi inandık buna? öyle olmuyor(muş) işte, görüyoruz. bugün galatasaray'ın başına gelen birkaç yıl önce fenerbahçe'nin başındaydı, yarın da beşiktaş'ın başına gelecek. (ya da geldi de, bir kupa finali hevesi kadar ertelenmiş durumda bu gerçek) futbol çirkinleşti, spor endüstrileşti diye biz de çirkinleşmek zorunda mıyız? keita'yı, nonda'yı kolay sattı diye yönetime kızıyoruz da, biz ne yapıyoruz? biz de sadakatimizi, taraftarlık kalitemizi satıyoruz, aynaya baktığımızda bunun için kendimize kızıyor muyuz?

    asıl sevdiğimiz şey kazanma alışkanlığı ise şimdi çekilelim bir kenara, galatasaray kazanmaya başladığında trend'leri kovalayan sosyete gibi o zaman tekrar çıkarız ortaya. bu mudur taraftarlık?

    eğer galatasaray'a sevdalıysan, her mağlubiyete inat, sana medya tarafından her gün büyük bir zevkle pompalanan kaos yüklü haberlere inat, asıl şimdi sonuna kadar galatasaraylı olma zamanıdır. futbolcuna küfür etme, onu linç etme zamanı değil, aksine kaptanından malzemecine kadar hepsine sahip çıkma zamanıdır.

    büyük takım futbolcusu olamıyorlar diye futbolcunu suçluyorsun, peki sen büyük taraftar olabiliyor musun? sahada yenemediğin rakibi, takımına gösterdiğin sevdanla çatlatabiliyor musun?

    yoksa sevdanı da sattı da bu endüstri, sen ayakta mı uyuyorsun?

    http://golatankaleye.blogspot.com/...atasaray-sevmek.html

    --- golatankaleye.blogspot.com ---
  • 1434
    --- alıntı ---

    dokunan yanıyor, misali galatasaray!

    galatasaray 2007-2008 sezonunda şampiyon olunca da, bir vesileyle daha sonra da yazmıştım. kamuoyu da biliyor ki, 1997-2000 yıllarının nihayet uefa kupası'nı kazanan galatasaray'ını sırtlayan hakan şükür, küçük hakan, arif, emre ve okan gibi oyuncular, inançlı ve inançlarını yaşamaya çalışan oyunculardı. özellikle bu oyuncular ve onların takıma kattığı ruh, galatasaray'ın belli haksızlıklara maruz kaldıktan sonra takıma tekrar gelen hakan şükür'le birlikte 2007-2008 sezonunda alman teknik direktörün ayrılmasına rağmen son beş maçını kazanarak son şampiyonluğuna ulaşmasına sebep oldu. ne var ki bu oyuncular, fatih altaylı'nın da itiraf ettiği gibi, namaz kıldıkları, türkiye'de islâmî olan her şeye düşman bir oligarşinin asla hazmedemediği ve görmek istemediği bir futbolcu profili ortaya koydukları için galatasaray'dan uzaklaştırıldı ve aynı sebeple, bir de fethullah gülen hocaefendi'ye sevgisini açıkça beyan edebildiği için hakan, 2008'deki başarının ardından, devam edegelen bir haksızlık ve vefasızlıkla yeniden takımdan kopmak zorunda bırakıldı. yazdıklarım, arşivlerde duruyor. ersun yanal, hakan'ı millî takım'a malûm baskılarla almayınca "ersun yanal gider, hakan millî takım'da yine oynar" dedim. fatih terim'in hakan şükür galatasaray'a imza atacakken son anda vazgeçmesi üzerine, "bu, galatasaray'ın çöküşünün başlangıcıdır" dedim. terim, son defa millî takım'ın başına getirilince, "galatasaray'daki ilk döneminde davrandığı gibi, yani mütevazi ve ağzı dualı davranır, 'imparator' havasına girmezse başarılı olur, yoksa hüsran!" diye yazdım. hepsi gerçekleşti. galatasaray, son iki yıl belki tarihinin en güçlü kadrolarını kurdu ve beş yıl barcelona'yı çalıştırmış bir teknik direktörü takımın başına getirdi. yine, fenerbahçeli yakınlarımın olduğu bir mecliste, "galatasaray'dan çekinmeyin, galatasaray en fazla ilk 10'a oynar" dedim. daha da kötü, düşmemeye oynuyor. çünkü inanıyorum ki, adnan polat da, inancına rağmen, kendisini galatasaray'ın başına getirenlerin istekleri istikametinde davrandı ve son verilmesi gereken zulme son veremedi. abdurrahim albayrak da ihtimal aynı sebeple harcandı.

    --- alıntı ---
    http://www.zaman.com.tr/...r-misali-galatasaray
  • 1437
    bugün world of warcraft oynarken, manchester united fanatiği bir arkadaşımla futbol sohbeti yapıyordum. kendisi dedi ki "bizi elediğiniz maçı hala unutamıyorum, bayadır avrupa'da yoksunuz yeni stat'da yaptınız umarım en kısa sürede sizi yeneriz". ben sonra kendisine "bu sene küme düşme ihtimalimiz var" dedim. cevap vermedi. adamı böyle şoka uğratan bir takım işte galatasaray. adam belki de ölmüştür ne bileyim. beklenti neydi, ne cevap aldı diye.
  • 1438
    türkiye'nin en saygın kulübü. ama maalesef 3 büyükler arasında en kötü kadroya sahip olan takımım. yine de ligdeki konumunu hak etmiyor. evet galatasaray''ın kadrosu kötü özellikle yerli oyuncuların çoğunluğu galatasaray da oynayabilecek kapasiteye sahip değil. ancak birçok maçta hakemler tarafından hakkının yendiği de unutulmamalı. spor programlarının çoğu özellikle -telegol- her hafta galatasaray da yeni bir skandal arıyor.hiçbişey bulamazsa kendileri birşeyler yaratıyor. ayrıca galatasaray camiasında fenerbahçeye göre çok seslilik mevcut. fenerbahçe de aziz yıldırım'a karşı çıkan anında kulüpten aforoz edilir. ama galatasaray böyle değildir. bu durum medyaya çok malzeme çıkarsa da aslında iyi bir özellik tek bir kişinin hakim olduğu bir kulüp mutlak monarşinin spordaki örneğidir. galatasaray'ın şuan ki durumunu son 10 yılda oluşan ve gitgide büyüyen bir iltihabın patlaması olarak görüyorum umarım mikroplarından bir an önce arınır ve yeni gelen yönetim eskisini aratmaz.
  • 1442
    onu seven insanın yaşama sevincidir...

    galatasarayı ne kadar çok sevdiğimi bu sezon anladım....
    insan bazen başarılı olduğu için, güçlü olduğu için sever bir takımı...
    ama bu sezon yerin dibine girmemize az kalmış olmasına rağmen; formamı giyip, insanların "yazık hala maça mı gidiyorlar" bakışları arasında, onları takmadan yürümek... gerçekten sevdiğim renklerin peşinde koşmak... beni o kadar mutlu ediyordu ki...
    evet bazen bitsin şu lanet sezon diyorum...
    ama yine de bir gram soğumadım takımımdan...

    iyi ki varsın galatasarayım...
  • 1443
    bize her türlü olayı yaşatmış klüptür. daha öncelerin de şampiyonlar ligi kura çekimlerin de 1. torbadan kimi çekeceğimizi düşünürken ve alttaki kek takımların kimler olacağı konusunda fikir yürütürken, şimdi bana 16 nisan 2011 ankaragücü bucaspor maçı'nı heyecanla takip ettiren ligde 14. sırada yer alan takımımdır.

    elbet biticek bu rezil günler. o zaman tekrardan ligi domine ederek avrupa'da eski şöhretimizi geri yakalayacağız.
  • 1445
    galatasaray...

    daha önce de yazmıştım. ismin bile başlı başına bir asalet simgesi. tekrar söyleyeyim. alın elinize kağıt kalemi ve büyük harflerle "galatasaray" yazın. sadece bunu yapın ve çok değil, 2-3 saniye bakın.. asaleti göreceksiniz...

    sen galatasaray'sın! hainlerle bezenmiş bu topraklarda, senin aşkınla yananlar tarafından doğdun.. senin büyümen, yaşaman ve yaşayacak olman bir mucizeydi her zaman. sen mucizesin..

    sen galatasaray'sın! zamanında armasına leke gelmesin diye futbol takımını kuran öğrencilerini padişah'a vermeyen mekteb-i sultani öğretmenlerinin yuvasısın. bakma şimdilerde iki oyla ülke yönetenlerin sana gider yaptığına. onlar gider, sen kalırsın..

    sen galatasaray'sın! umudun ne olduğunu unutan insanlara, umut etmenin aslında en büyük mutluluk olduğunu öğreten, hatırlatansın. bakma şimdi umutsuz göründüğümüze.. içimizde kor kor alevler var, bekliyoruz galatasaray.. sabırla, inançla bekliyoruz..

    sen galatasaray'sın! ezel değilsin evet, ama ebed olacaksın.. bakma fani olduğunu zannedip, öldüğüne inanan ve üzerinde dönmeye başlayan akbabalara.. onlar uçmaktan yorulur, düşerler bir gün yere.. bilmezler senin göklerinde uçtuklarını, yorulur düşerler bir gün galatasaray..

    sen galatasaray'sın! şimdi sana saldırıyorlar, güçsüz bırakmaya çalışıyorlar çevrende döne döne.. sen aslansın, bilirsin çakalların nasıl oynadığını.. izin vermeyeceksin! bunca taraftarın burada galatasaray, senin için bekliyoruz, benim için bekliyoruz.. biz, hepimiz, bizim için bekliyoruz..

    sen galatasaray'sın! köpekler gibi kazanmaktansa, aslanlar gibi kaybedersin, başın öne eğilmesin!

    sen galatasaray'sın! aslanlar gibi kazanırsın, ama asla köpekler gibi kaybetmezsin!

    sen galatasaray'sın! umutsun, inançsın, amaçsın.. sen, en koyu siyahın içindeki en açık beyazsın galatasaray...

    sen galatasaray'sın! bensin, bizsin, benimsin, bizimsin! sen bize aitsin, biz de sana galatasaray..

    sen galatasaray'sın.. galatasaray'ımsın.. yalnız ve güzel galatasarayımsın..biz buradayız, seninle yalnızız, seninle güzeliz.. biz böyle iyiyiz işte, yalnızız hep birlikte..

    sen galatasaray'sın.. evvelim sen oldun, ahirim de sensin..
  • 1447
    başkan adayları ve "futbol" gazetecileri tarafından spor kulübü olduğu unutulan kulübümüz.

    evet futbolda kötü bir dönemden geçiyoruz ve herkes yeniden orada başarı istiyor, bu da gayet doğal. o yüzden başkan adaylığını açıklayan her kişi bütün planlarını futbol üzerine kurarak geliyor ama galatasaray bu ülkeye en çok kupa getiren kulüptür ve bu kupaların büyük çoğunluğu amatör branşlar dediğimiz branşlarda geldi. özellikle bu yıl, basketbolda ciddi bir yükseliş gösterdik. belki kadınlarda istediğimiz şampiyonluğu alamadık ama belli bir seviyenin üstüne çıktık ve bu seviyeyi koruyup, üstüne bir şeyler eklersek hem türkiye'de hem de avrupada ciddi söz sahibi olabiliriz. voleybol, kürek, yüzme, vs. gibi diğer branşlarla ilgili çok bilgim yok ama spor kulübü çatısı altında isek, her başkan bu branşlara da değer vermek zorundadır. evet bu branşları takip eden insan sayısı sınırlı, evet bu branşlar parasal olarak bir geri dönüş sağlamıyor, evet bu branşlar maddi bir yük olarak gözüküyor pek çok taraftara ama biz galatasaraysak ve spor kulübü isek bütün branşlarımıza sponsor destekleri sağlamak, şampiyon olamasa da şampiyonluk için her zaman savaşan takımlar yaratmak zorundayız.

    daha çok takip ettiğim basketbola dönersek;

    basketbolda belki de birkaç yıl içinde eurolig'e davetiye kazanacağız ama hiçbir başkan adayından, basketbolla ilgili bir cümle duymadım.(eğer açıklamada bulundularsa özür dilerim ama ben duymadım)şu anda da mehmet helvacı'nın açıklmasını dinliyorum. yaklaşık 30-45 dakikadır konuşuyor fakat futbol dışında hiçbir branştan bahsetmedi. basketbolda oluşturulan sistem devam edecek mi, eurolig için ısrarcı olacaklar mı, sürekli şampiyonluğu kovalayacak takımlar yaratılacak mı, salon konusunda ne düşünüyorlar ve en önemlisi altyapıya önem verecekler mi? sözde spor basını hala futbolda hangi transfer yapılacak, kimle görüşüyorsunuz, listenizde kim olacak diye sorup duruyor. bir kişide çıkıp sormadı amatör branşlarda bir hedefiniz var mı yoksa siz de o branşları kulübe kambur olarak mı görüyorsunuz diye. bravo.