• 1
    aslında "futbolcu karaktersizliği" olarak açmak istedim başlığı, ancak böyle bir genellemenin çirkin olabileceğini düşündüm.

    lafı çok uzatmayacağım.

    bir teknik direktör varken canla başla oynayıp, başka bir teknik direktör geldiğinde kıçını kaldırmayan futbolcuların, olmayan karakteridir bu.
    isim vermeye gerek duymuyorum, yerli - yabancı da ayırmıyorum.

    futbolcu dediğin, yılda milyon eurolar ve maç başı bin eurolar alıp,
    sahada gol atınca taraftarın sevgilisi olan,
    senin benim de magazin haberlerinde gördüğümüz, gençlik masturbasyonlarında fantezilerini kurduğumuz, kıçı başı ile ünlü güzel kaşarları beceren mekanizmalardır.

    yurt dışında 3 yıl oynayınca askerliğini bedelli yapabilir,
    ülkenin en kaliteli mekanlarında eğlenip, en lüks restoranlarında yiyip içebilir.
    en pahalı markaları giyip, en son model arabalara binebilir.
    ki sen, hayatın boyunca yemeden para biriktirsen o arabaları alamazsın, fakat o futbolcu öyle arabalardan koleksiyon yapar...

    ve karşılığında, bu amına koduğumun endüstriyel futbolu ve futbolcusundan şu beklenir; sahada varını yoğunu ortaya koyması...

    yaşanan süreçlerde, terimmiş, manciniymiş, lucescuymuş, başkasıymış olayı çok öne çıksa da;
    futbolcun karaktersiz ise, adamına göre muamele yapıp da sene sonu siktir olup gitmeyi kafaya koymuş ise,
    burada birbirinize kızmayın kardeşim.

    boşuna uykularınız kaçmasın benim gibi.

    motivasyon elbette ki önemli olsa da, oyuncunda karakter ve ruh yok ise, suçlusu bizzat kendisidir.
    çünkü mukaveleye imza atarken teknik direktör için değil, kulüp için atılır.

    bu kadar emeğe, bu kadar çabaya, bu kadar yüreğe,
    bu yapılanlar ayıptır.

    karaktersizliktir.
  • 3
    yetenekleri veya tanıdıkları vasıtasıyla biryere gelirler. onlar da insandır, iyi günü kötü günü elbette olur ancak. futbolcu olmayan bir insan 1 ay boyunca it gibi çalışıp ayda 10-20 bin lira kazansa bile bu ferrari alabileceği anlamına gelmez ki alamaz da zaten aylık 10 bine ferrari. sen 1 maça çıkıp haftada o adamın kazandığının 3-5 katını kazanıyosun. attığın mukaveleler den bahsetmiyorum bile.

    bir fabrika sahibi olduğunuzu düşünün taraftarlar olarak. siz işçinizi memnun edeceksiniz ki, işçiniz size 'isteyerek' iş yapacak. bu adamlar bu paralara memnun olmak zorundalar mecburlar hayatın hiç bir alanında böyle bir para kazanamazlar. memnun değilse yapmıcak o işi. o başka birşey. ha ne diyoduk bu adamlar memnun olmak zorundalar hem para hem iş anlamında.

    şimdi gelelim şu futbolculuğa.
    bre kişiliksizler sizin patronunuz kim ? teknik direktör mü ? kulüp başkanı mı ? ulan küfür ettiklerim , biz olmasak siz nesiniz lan ? sizi kim izler lan biz olmasak ? haysiyetsizler taraftar olmasa oynadığın futbola devam edecek misin lan 5 kuruş para kazanmadan ? bu işi seviyorum isteyerek yapıyorum para kazanmadan oynarım diyebilcek misiniz ?

    eğer bir insan biri için çalışıyorsa onu memnun edecek ki kazandığı parayı hakkıyla kazanmış olsun.
    futbolcu dediğin oynamak zorundadır birader mecburdur. oynayacaksın isterse başında kenan komutan olsun. oynamak için savaşacaksın. senin patronun o değil.

    senin patronun taraftar ! renklerimizi, bizi sevmiyorsan zaten bizde işin yok. bizi sevenlerle büyüyebildiğimiz kadar büyürüz. en azından batsak bile severek izleriz takımımızı. severek !

    not: bu entry genel bir yazı şu an ki galatasaray'la, futbolcularıyla veya başka bir futbol takımıyla alakası yoktur.
  • 6
    babam sağolsun hayatımda para sıkıntısı çekmedim. ama hiçbir zaman da öyle har vurup harman savuran bir adam olmadım. belki ailem iyi öğretti, belki kendi kendime öğrendim bilemiyorum. para denen illetin binbir zorlukla kazanıldığını çok iyi öğrendim.. elimdeki kağıtta kimlerin emeği olduğunu hiçbir zaman unutmadım.

    şimdi ben şu halimle kendimi yılda 2-3 milyon euro kazanan futbolcunun yerine koyuyorum. hem sevdiğim işi yapacağım, hem ülkenin/dünyanın gözü önünde olacağım, hem de kamyonla para kazanacağım.

    insanlar beni gördüğünde imza isteyecek, fotoğraf çekilmek için birbirleriyle dövüşecek, bana kahraman gibi davranacak..

    yine aynı insanlar sevmediği işlerde çalışacak, gecesini gündüzüne katacak, aldığı ücretle ailesini zar zor geçindirecek(belki de geçindiremeyecek)

    ama her şeye rağmen bana iyi davranacak. belki de hayattaki tek mutluluğu haftada bir beni izlemek olacak..

    utanırım ulan.

    harbiden utarınım.

    işimi layıkıyla yapamazsam utanırım.

    işimi layıkıyla yapsam bile utanırım.

    o evine ekmek götürmeye çalışan adamdan milyonlarca kat fazla kazanıyorum. ve o benden daha çok çalışıyor.

    sadece bu adamın da değil. bunun gibi milyonlarca adamın, evin, ailenin hakkını yiyorum.

    bir de bunların üstüne gol orucuna giriyorum, maçın ortasında kızıp kafama göre oyundan çıkıyorum, bana verilen görevi yapmıyorum, teknik direktörüme trip falan atıyorum..

    düşünürken utandım..

    ----

    çocukken futbolcu olmak isterdim.

    olamadım.

    şimdi en ağır bölümlerden birinde okuyorum.

    günlerce tek saat uyumuyorum.

    tak telefon geliyor -abi akşam maç var 10-11 x sahasında gelir misin? -tabi kardeşim akşam görüşürüz

    ben 2 gün uyumayıp o halde siktiriboktan bir halı saha maçına çıkacak kadar seviyorum futbol oynamayı.

    maçın birinde kötü oynasam günlerce kafaya takıyorum niye kötü oynadım lan diye.

    size komik gelecek belki ama hala futbolda kendimi geliştirmeye çalışıyorum/geliştiriyorum.

    bu kadar çok seviyorum futbol oynamayı..

    hani yanlış anlaşılmasın okuduğum bölümün de hakkını fazlasıyla veriyorum.

    abim geçen turnuvadan sonra bana diyor ki -ulan bu kadar sevdiğini bilsek bıraktırır mıydık sana..

    sahaya bakıyorum adamlar hollywood filminin içinde yaşıyorlar. dünya umurlarında değil.

    maç çıkışı götürecekleri hatunu, haftasonu gidecekleri mekanı, öbür gün binecekleri arabayı düşünüyorlar.

    iyi ki bıraktırmışsınız ulan diyorum.

    iyi ki şu hallere düşmemişim..

    insanda zerre gurur varsa utancından yerin dibine girer çünkü.

    hepinize eyvallah.
  • 8
    futbol günümüz modern dünyasında neden bu kadar sevilir;

    bununla ilgili okuduğum bir araştırma yazısında, mağarada yaşanan avcı toplum dönemlerinde erkeklerin savaştığını, mücadele ettiğini ve bu yetenekleri nispetinde toplumda kabul gördüğü belirtilmişti. buradan hareketle atalarımızdan süregelen ve genetiğimize işlenmiş kodlarda erkek nüfusun futbola ilgisinin buradan geldiği belirtiliyordu.

    günümüz modern dünyasında savaşamayan, mücadele edemeyen, kan, ter ve gözyaşına ulaşamayan neslimiz bu duygularını futbol yoluyla tatmin ediyor. ya izleyerek kendini sahadakinin yerine koyuyor ya da direk olayın içinde yer alıyor. çünkü avcı toplum dönemlerine benzeyen en modern olgu futboldur.

    şimdi savaş (yada avlanmak) demek hile demektir. işin temelinde karşıdakini aldatarak alt etmek gelmektedir. mertlik içinde bunu yapmaya çalışırsan ankara savaşındaki yıldırım bayezit'in durumuna düşebilirsin. karşıdakini aldatmak, hile yapmak, hırçın olmak ve çatışmadan beslenmek günümüzün "ahlaklı" kavramıyla pek örtüşmemektedir.

    futbolculardan bahsederken sıklıkla ortaya attığımız şu karakter meselesine getireceğim konuyu. ekseriyetle galatasaray taraftarının futbolcuda olmasını istediği martin linnes karakteri var.

    değerli renktaşlar dünyaya çapında yıldız olmuş yada bizim için efsane olmuş futbolculara bakarsan tahminen % 80'i sıkıntılı karakterdedir. ilk aklıma gelenler felipe melo (kavga), bülent korkmaz (hırçınlık), hagi (agresif), maradona (uyuşturucu), zidane (kafa atma), ronaldinho (ne ararsan var), roy keane (aşırı sertlik), ibrahimoviç (ego), messi (yıldız egosu), g.best (kadın düşkünlüğü ve uyuşturucu), cruyff (alkol ve sigara) vs...

    martin linnes gibi sütünü içip erkenden yatan tayfa oldukça az. futbolcu dediğimiz bir savaşçıysa (bu kelimeyi sevmesem de winner olmalıysa) yada öyle olmasını istiyorsak karakter kısmını pas geçmemiz lazım çünkü bulma ihtimalimiz yok denecek kadar azdır.

    floryada yazdığı iddia edilen (hiç resmini görmedim) " sizi buraya getiren yeteneğinizdir, ancak burada tutacak olan karakterinizdir" yazısı 1960-70'li yılların romantizm kokan türkiye'sinin ürünüdür. futbola amatör baktığımız zamanların melankolik esintisidir. "futbol arsa da güzeldi borsada değil" diyebilirsiniz lakin sistem artık öyle işlemiyor.

    ya bu sisteme ayak uyduracağız yada yok olacağız. artık lütfen karakter karakter diye tutturmayın. ,

    not: bu arda turan'ın geri dönüşünü savunma yazısı değildir. bu futbolcularda iyi huylu ve ahlaklı (buda tartışma konusu) adam arama çabamıza binaen yazılmıştır.