• 1
    --- alinti ---
    gayrı resmi futbol terimleri sözlüğü

    ismail bölükbaşı

    çıt çıt çekirdek: eski açık taraftarının zihinsel gelişimi için haftada bir yemesi gereken bir besin maddesi.

    ayşecik: bir galatasaray maçında sebep verdiği penaltı ile tarihî farkı önleyerek fenerbahçe tribünlerinin gönlünde taht kuran, alamancı topçu ekolünden erol.

    pamuk prenses: fazla söze gerek yok. namı diğer, dünün arabacısı bugünün saraylısı, çarşı’nın ayarı ayhan akman.

    transfer bombası: irili ufaklı binlerce parça tesirliden elinde patlayanı.

    kafa: tek başına bir anlam taşımaz. yanına tayfa gelince aman dikkat!

    küfür: hakeme edilmesini istemediğini annesine de etme.

    meşale: her derbi maç öncesi basılacağı üzerine onlarca senaryo üretilen cim bom’lu mekânı; ayrıca maçlarda tüketilmesi yasaklanan yanıcı ve yakıcı bir madde.

    kurbağalıdere: istanbul’da suya girmenin en sakıncalı olduğu yerlerden biri... kirli olmasına rağmen çok arkadaş gördük orada yüzerken... her dere gibi o da elbet denize dökülüyor.

    çim: koskoca bir yaz geçer... yeni sezon başlar... stada adımınızı atar atmaz... mis gibi kokar... yeşildir, huzur kesin ondadır.

    zonguldak: alnımızdaki alın yazısı değil kömür karası... 1. lig yakışır sana!

    forma: herkese nasip olmaz. bir giyen iflah olmaz...12’yi değil, l’i isteriz.

    brezilya: unutmak mümkün mü böyle bir aşkı... bin yıl geçse bile hatırası saklı...

    maraton: hey gidinin maratonu be... allah yarattı demiycen bi çakıcan... erman bi yana, şansal bi yana...

    takım tertibi: bir hafta boyunca takım kurmaya harcadığın zamanı derslere ayırsan atom mühendisi olursun be!

    1.5 iskender: namı diğer trabzonspor’lu iskender. allah affeder, çarşı affetmez!

    hacı baba: kartal’a emanet ol...

    çorap: konç mu, tozluk mu, hep karıştırılır be...

    korner: buluşma noktası. mecidiyeköy’de match cafe, beşiktaş’ta kazan.

    bülent karpat: sen hem konuşama, hem de gel maç spikeri ol; var mı böyle bir şey dünyada... magic box’in starı...

    ali şen: maç sırasında iki rakip taraftardan aynı anda küfür yemeyi başarabilmiş ilk türk büyüğü.

    taç: maç içinde en uzun tacı at, 90 dakika yat!

    kâzım kanat: nüfus müdürü, soyadı kanunu çıkmasaydı ne yapacaktın bakalım...

    skorbord: en son bir bursa deplasmanında beşiktaş’lılar tarafından tuz buz edilen elektronik skor tabelası.

    alpay özalan: sahadaki şiddet... istiklal marşı özürlüsü... ingiliz sicimi... ho ho aston villa ay em puti iyober...

    forum: klavye amigoları, anadolu taraftarları, maus akşamcıları... bunu yazan forum, maç günü kaybolurum...

    pankart “tak tak tak... kim o? öcü mü, hayır ankaragücü” gibi kitleleri peşinden sürükleyen sloganların yer aldığı bez afiş... asması kolay da çıkarması zor...

    eski açık: yeni açık’ın karşısı. vefa’nın kalesi... vefa derken, bozaları ile ünlü semtimizi kastetmedik... duygu olarak vefa...
    --- alinti ---

    *
  • 3
    --- alıntı ---

    sembolig: kimin şampiyon olacağına veya kimlerin küme düşeceğine karanlık güçlerin karar verdiği, şikenin kol gezdiği, bahis mafyasının sonuçları belirlediği, bu yüzden de maçlardaki mücadelenin, rekabetin göstermelik olmaktan öteye gidemediği futbol ligi.
    tutbolcu: kaleci. futbol oyununda topu elle tutma hakkına sahip olan ayrıcalıklı sporcu.

    --- alıntı ---

    *
  • 5
    türkçe'nin özellikle son dönemde lime lime edilmesi ve içerik olarak git gide daha da fakir bırakılmasından ötürü, bazı terimlerin futbolda da karşılığını maalesef bulamıyoruz. bu yüzden içerik olarak bildiğimiz fakat terimsel olarak uluslararası alandaki karşılıklarını tam olarak bilmediğim futbol terimlerine dair ufak bir araştırma yaptım. ilginç bilgilere ulaştım açıkcası . siz de farklı dillerde bildiğiniz futbolla direkt-indirekt ilişkisi olan durum ya da tabirleri paylaşırsanız, birlikte kollektif ve enteresan bir bilgi kümesi oluşturabiliriz sanırım.

    second season syndrome : ingiliz futbol literatüründe hızlı bir şekilde birinci lige yükselen takımların aynı sezon tepe taklak olma durumuna verilen ad

    x rated challange : david woodhouse ve john leigh tarafından yazılan futbol sözlüğü (football lexion orjinal adıyla) kitabında geçen bizdeki tam olarak " rakibinin ayağını adeta biçti ” durumunu anlatmak üzere kullanılıp, futbol literatürüne katılmış.

    total football : ilk kez rinus michels tarafından ifade edilmiş, taktiksel olarak mevkiinin olmadığı, saha içinde futbolcunun her mevkiide oynayabileceğini ifade eden pasa dayalı oyun sistemi.

    zona mista : gigi radice’nin icat ettiği ve onun tarafından ifade edilmiş, gio trapattoni ile modernize edilmiş, günümüzde antonio conte’yle son halini alan total futbolun defansif olarak uygulanış şeklinin adı.

    tifo: italyancadan ingilizceye geçmiş bu kelime yapılan unutulmaz kareografileri betimlemek için kullanılıyor.

    yo-yo team: her sezon düzenli olarak düşmeye oynayan / düşen ve bir şekilde takip eden sezonlarda tekrardan süperligde kendine yer bulan takımlara verilen isim
    bizdeki karşılığı (bkz: asansör takım)

    nutmeg: topu rakibinin bacaklarının arasından geçirerek atılan çalımın adı,ingilizlerin bunu neden küçük hindistan ceviziyle özdeşleştirdiğini anlayamadım ancak yine de ilginç kullanım.

    jew goal : takım arkadaşından alınan pas ile birlikte boş kaleye yuvarlanan gole, iskoçlar tarafından verilmiş futbol terimi. ilginç tarafı fazlasıyla bir anti-semitik olan bu terim’i aynı zamanda yahudilerin ucuzluğunu vurgulamak haksızca elde edilen durumu betimlemek için de kullanılıyor.

    doing a leeds : kulübün borçlarından ötürü bir ve birden fazla alt lige düşürülme ya da ceza alma durumunun adı. leeds united’ın 2001 deki yaşadığı ekonomik buhranla birlikte, takiben eden zamanda league one' a kadar düşmesinin ardından futbol literatürüne kazandırılmış.

    keepie-uppie : top sektirmek

    mickey mouse cup : değeri olmayan kupalara verilen isim

    cuauhtemiña : topu iki ayağının arasına sıkıştırıp iki oyuncunun arasından zıplayarak çıkma hareketi. 98 dünya kupasında cuauhtémoc blanco'nun 2 alman futbolcunun arasından geçerek yaptığı bu çalım dünya futbol literatürüne kendi adıyla giriş yapmış.

    bobo: ruud gullit’ in 88’deki avrupa kupası zaferinin ardından, alman futbolcular için kullandığı, daha sonra hollanda’ da da yaygın kullanıma neden olmuş; blazer ceket giymiş, işe yaramaz, sıkıcı bir devlet memuruna benzeyen tipleri tanımlayan tabir.

    pornografik paralar: son olarak çorbaya bizden de birşeyler eklemeden yazıyı bitirmek olmazdı.aslen sepp blatter’e ait ancak dilimize gökmen özdenak’ın kazandırdığı astronomik düzeydeki transfer ücretlerini açıklamak için kullanılan terim.

    sepp blatter’in açıklaması için;
    http://www.chinadaily.com.cn/...3/content_484573.htm
  • 7
    türkçeleştirilmesi konusunda çok büyük eksiklerimizin olduğu terimlerdir. biraz abartı gelecek ama bizim futbolumuzda taktiğin ve sistemlerin geri kalmasının sebeplerinden biri de bence futbol alanında türkçe kullanımının yetersiz oluşudur. çünkü kavramları tamamen karıştırıyoruz. birimizin bir terime verdiği anlam ile diğerimizin verdiği anlam birbirini tutmuyor.

    fm nedeniyle türkçe'ye çevrilen bir çok kelime var ama bu türkçeleştirmek değildir. sadece birebir sözlük çevirisinden ibarettir. deep-lying playmaker/regista'da olduğu gibi yapılmalıdır. terimlerin birebir çevirisi değil türkçeleştirilmesi gerekmektedir.

    ancak bunu biz ya da oyun türkçe çeviricileri yapamaz. bu ancak tdk'nın önderliğinde dil uzmanları ve futbol uzmanlarının oluşturduğu bir heyet tarafından bilimsel kurallara uygun olarak yapılmalıdır. ancak türkiye'de bilimsel ciddiyet kaybolduğu için bu ne kadar gerçekleşebilir ayrı konu.

    yani deep-lying playmaker gibi ingilizce terimler kullanan arkadaşların çok üzerine gitmemek lazım. evet türkçe çeviriler biraz daha iyi olabilir ama bilimsel çeviriler olmadığı için aynı zamanda kavram kargaşası da oluşturuyor. deep-lying playmaker'ı derin oyun kurucu diye de çeviren var, defansif oyun kurucu diye de çeviren var. bence ikisi tamamen farklı anlamlar taşıyor.
  • 9
    cok fazla önemsenmesine gerek olmayan terimlerdir.

    7/24 alman ve ingiliz spor programlarini izleyen biriyim, ve bunlarda da regista, bilmem ne playmaker gibi kelimeler kullanilmiyor.

    adamlar "geriden oyun kuran teknik kapasitesi yüksek orta saha oyuncusu" gibi cümleler kullaniyor. dogru olani da budur.

    bence her durum icin özel bir kelime bulup bu kadar kasmaya gerek yok.
  • 11
    türkçedeki futbol terimleri genel bir kavramdır. çok geniş çapta düşünebilirsiniz.
    filtreyi kısıp "pozisyon adları" olarak düşündüğümüzde, türkçe bu yönden çok eksiktir.
    dahası, futbolseverlerin bu yönden taktik anlayışları ve isimlendirmeleri de oldukça eksiktir.
    bizde pirlo da merkez orta saha oyuncusudur, belhanda da fernando da.
    fakat birisi italyan terimi ile "regista" 'dır, diğeri advanced playmaker 'dır ( hatta allrounder diye bir şey türedi son zamanlarda) fernando ise anchor'dır. yani çapa'dır.
    kağıt üzerinde baktığımızda hepsi merkez orta saha oyuncusuyken derinine indiğimizde hepsi farklı farklı özellikte ve oyun içinde farklı farklı görevde oynayan oyunculardır. bunların hepsine orta saha demek futboldan, sistemleri ve taktiklerinden anlamıyor olduğunuza delildir.
    daha derin bilgi isteyenler şu muhteşem yazıya bakabilirler. (bkz: #2715774)

    http://www.milliyet.com.tr/...basaran-turk-2894507
    şurda bir ropörtaj var, tuğberk tanrıvermişin roma'ya gittikten sonra milliyet gazetesine verdiği.
    çok ilginç bir şey söylüyor,
    "italya’daki terimlerin ingilizcesi de yok, almancası da. taktik olarak çok ilerideler."
    yani diyor ki biz daha yolun başındayız.
    italya, futbol taktiği işinin denizi okyanusu derler zaten hep ama,
    o kadar derin bilgiye sahipler ki, adamların bulduğu taktik varyasyonların ve o varyasyona uyan futbolcu görevlerinin bazılarının daha dünyada karşılığı yok. bu şu demek, bize göre fantastik düzeydeler.

    etimolog değilim ama, bu işin içinden gelen adamın da röportajına bakılırsa,
    en azından pozisyon terimleri, bana göre salt türkçe karşılıkları bulunarak oluşturulacak şeyler değil.
    önce futbol kültürünün ve felsefenin oluşması gerekli. sonra da kamuoyunda bu şekilde bir ihtiyaç olması lazım.
    burda da yoğun futbol öğretimi eksikliğini bence hissediyoruz.
    bunları becerebilirsek inanıyorum ki, o zaman futboldan çok daha fazla zevk alacağız;
    bir futbolcu sadece kısa boylu veya sol ayaklı olduğu için değil, uzmanlığı pozisyonu ile birlikte değerlendirilecek;
    hatta, fatih hocanın niçin dünya çapında bir taktiksyen olduğunu, "bam bam" muhabbetinin boş olduğunu net görebileceğiz.
  • 13
    ben de çok gerekli olduğunu düşünenlerdenim. ancak bu taktik ve oyunun gelişmesiyle mümkündür. yani terimler oyunu geliştirir demiyorum, gelişen oyun zaten terimleri de beraberinde getirecektir diyorum.

    geriden oyun kuran futbolcu demekle regista demek arasında bir fark olmayabilir. yani geriden oyun kuran oyuncu dendiğinde siz regista'yı anlayabilirsiniz ama bence böyle anlaşılmamalı işte. ya stoperse oyunu kuran? e bu regista'dan çok farklı bir mevki. o zaman da geriden oyun kuran stoper denebilir ki bu da kabul ama ya oyunu bir regista gibi kurmuyorsa stoper? şimdi regista en genel tanımıyla -benim bildiğim tabii- topu stoperlerden ilk alıp dikine toplarla ileri taşıyan oyuncudur. peki ya stoper dikine pasla değil de baya top sürerek ileri çıkmayı tercih ediyorsa ne diyeceğiz? bu durumda ikimiz de geriden oyun kuran stoper diyor olsak da ben topla çıkanı, savunmayı öne çıkaranı kastederken sen savunmadan ileriye uzun ve isabetli top atabilen stoperi kastediyor olacaksın.

    basketbolda terimler futbola kıyasla çok daha gelişmiş olduğundan oradan bir örnek vereyim; bu terim illa ki her şeyi detaylandırmak üzerine olmak zorunda değil, tersine bir evrim de olabilir gelişen oyunla birlikte. eskiden basketbolda 5 pozisyon vardı. beş pozisyonun da temel görevleri çok netti. şimdi ise kaan kural gibi adamlar 3 pozisyonla tarif ediyor oyuncuları. gelecekte belki de sadece uzunlar ve kısalar demek yetecek. şimdi futbolda geri dönersek regista'nın karşılığı stoperden topu alıp ileri atan adamdı ya da adammış. bugün o bölgedeki oyuncudan bundan çok daha fazlası isteniyor, bekleniyor. anchor ve regista o bölge oyuncusunu ayıran iki temel kavram şu an ama registalar da kendi içerisinde ayrılıyorlar artık bence.

    biraz karışık anlattım, özür dilerim. özetle; terimlerin oyunu geliştirmede değil ama oyunun gelişimini yorumlamak konusunda çok faydalı olduğunu düşünüyorum ben.
  • 14
    son günlerde özellikle kaideyi taciz eden istisna tarafından yabancı dilde kullanılan; bazı yazarlarımızın anlayamadığı, bazı yazarlarımızın ise türkçe hassasiyetiyle yaklaştığı terimlerdir.

    bu terimlerin hepsini bilgisayar gibi mükemmel şekilde türkçeleştirebiliyorsak, türkçeleştirelim. ben elimden geldiğince birkaç tanesine el atacağım. alacağım dönüşler doğrultusunda da güncelleme yaparsam ne ala, önemli olan herkesin katkı vermesi.

    1- libero kaleci: bu konuda sanırım hiç tartışma olmayacaktır. liberolar eskiden stoperin arkasında, pas yapabilen, topla çıkabilen, oyunu beyniyle oynayan adamlardı. kalecinin de adeta bir libero gibi pas oyununa katılması, bunun artık çokça talep edilmesiyle "ayağı top yapan kaleci" oluştu.

    2- pasör stoper: üzerine hiç yazmayacağım, özümsenmiş bir rol.

    3- stoper bek: bu önemli bir mevki. yaşım dolayısıyla canlı canlı izlediğim ilk "stoper bek" eric abidal idi. abidal ve alves'li barcelona'da hatırlarasnız abidal geride kalırdı, bir sol stopere dönüşürdü hücumda. yanında ise iki stoper bulunurdu ve hücumda üçlü stopere dönerlerdi.

    4- kanat bek: yine üzerine hiç yazmayacağım, özümsenmiş bir rol.

    5- serbest defansif oyun kurucu: bu sanırım üzerine biraz yazmam gereken rol. karşılığı holding midfielder.

    https://rerererarara.net/entry/2727419
    bakalım burada ege ne demiş:

    --- alıntı ---

    holding midfileder : takım savunmasına katkıda bulunurken bir çapa gibi görev yapan, topun kontrolü kendi takımlarına geçtiğinde derinden oyun kuran sahte oyun kurucu (deep-lying playmaker) gibi davranan iki yönlü özel orta saha..

    --- alıntı ---

    terimin türkçesine serbest defansif oyun kurucu dedik. defansif, takım savnumasına katkıyı ve gerideki görevini karşılıyor. top takımdayken oyun kurucu gibi davranmasını oyun kurucu karşılıyor. iki yönlü oluşunu ise serbest kısmı karşılıyor. neden serbest derseniz, orada bulunan bir oyuncunun hücuma çok gitmesi beklenmez. iki yönlü olduğu için bu roldeki futbolcu gidecektir. dolayısıyla serbest demek makul gözüküyor.

    merkeze yakın bek veya iç bek: bu role uygun bir dünya çapından örneğimiz var, bir de takımımızdan örneğimiz var. marcelo ve mariano. marcelo inanılmaz bir çok yönlülüğe sahip olduğundan ara ara çizgiye de basar ama mariano'yu pek çizgiye yakın göremeyiz. entry'de tarih vermeye üşendiğim için maçtan bahsedersem silinecektir ama mariano'nun merkezden içe kat edip gol atmışlığı var. bol bol orta sahada pas oyununa da katılır. bu tip oyuncuların en belirgin özelliğidir bu. bir dönem riera da bu şekilde oynardı sol bekte mesela. ancak o kanat orijinli olduğu için pas oyununa çizgiden katkı verirdi.

    çapa, ön libero v.s. şeklinde iyice özümsenen rolleri geçiyorum. sol iç-sağ içi de.

    regista: çok büyük bir yanlış var, registaların hemen hepsinin ne becerilerinin ne de rollerinin önceliği defansif değildir. dolayısıyla regista çevirisinde defans-defansif kelimelerini kullanmanın yanlış olacağını düşünüyorum.

    nedir regista?

    uzun top becerisi yüksek, ayağı tertemiz, defans önü oyun kurucusu. bu arada ben pasör stoperleri olan takımların regista kullanmasını anlamsız buluyorum. hem geride bir oyun kurucu enflasyonu yaratıyor, hem de sizi ileriden eksiltiyor. neyse dönelim role.

    regista sahada orta sahaların "geri"sindedir ve klasik oyun kuruculara göre "geri"dedir. çoğu oyun kurucu sekiz veya on numara pozisyonunda oynar. atletico madrid stili kanat oyun kuruculara sahip takımlar ve böyle oyuncular da vardır ancak oyun kurucu göbekte sekiz veya ondur sıklıkla. dolayısıyla "geri" kökünü tutalım.

    bu adamlar oyun kurucudur ancak standart bir oyun kurucu gibi orta-kısa mesafeli pasların yanı sıra bir o kadar da uzun top denerler. yani ileri gitmeyi bıraktığı dönem melo gerçekten bir ara regista gibi top oynuyordu. tam bir regista değildi ama.

    böyle devam ederse defansif meziyetleri de gerçekten iyi olan ilk regista sandro tonali olacak.

    şimdi geri kökü var. oyun kurmak var. ancak bu adamlar oyun kuruluşunda hazırlık pasları yapmak veya asistin asisti gibi işlere girmek dışında bazen "umut fakirin ekmeği" uzun toplarını da atıyor. pasörlükleri oyun kurucu rolünün önünde ve klasik oyun kurucudan farkları bu uzun topları çok atmaları.

    geri pasör çevirisinin çok yanlış olmayacağını düşünüyorum.

    çok önemli bir nokta var, bu rolleri tepeden indirmek yanlış. cümle içinde kullanırsak oyuncuyu göz önüne getiriyor mu? oyuncunun özelliklerine gönderme yapıyor mu?

    deneme: "bugün geri pasör rolünde andrea pirlo oynuyor." bana göre pirlo'nun yeteneklerini ve oyun tarzını ortaya koyuyor. çünkü defansif pasör dersek pirlo'da çok olmayan bir top kapma yeteneğine gönderme yapmış olacağız.

    regista: geri pasör demek fena olmayacaktır.

    şimdilik bu kadar, yeni bir güncellemeye kadar.