5937
beşiktaş için sezon başından beri ilk kez ciddi ciddi “bu takım şampiyonluk yarışına girebilir” dedirten bir görüntü var. fenerbahçe galibiyeti bunun sebebi değil, teyidi.
çünkü tek başına derbi kazanmak hiçbir şey anlatmaz. türkiye’de kötü takımlar da derbi kazanabiliyor. asıl mesele, sahada belli bir futbol aklının olup olmadığı. şimdilik bu beşiktaş’ta var.
önceki yıllardaki gibi “bir şeyler olsun da oyuncular çözsün” takımı değiller. hücum ederken ne yapacaklarını biliyorlar, baskının bir şekli var, oyuncuların rolleri daha net ve en önemlisi artık kalite seviyesi yükselmiş durumda. vlahovic gibi bir santrforun varsa ligde birçok maça zaten 1-0 önde başlarsın. fenerbahçe bu adamı nasıl almadı ve şansını lukaku gibi berbat bir seçimden yana kullandı anlamak mümkün değil.
arkasına orkun, trossard, cerny gibi oyuncuları koyduğunda mesele sadece santrfor da olmuyor. oyunu kuracak adamın var, ara pası atacak adamın var, ceza sahasına girecek adamın var, uzaktan tehdit yaratacak adamın var. yani beşiktaş artık “iyi oynarsa gol atar” seviyesinden çıktı. kötü oynarken de gol bulabilecek oyuncu kalitesine geldi. şampiyonluk takımı olmanın ilk şartlarından biri budur.
fenerbahçe maçında benim asıl dikkatimi çeken ise skor değil, takımın kırılmamasıydı.
geriye düşüyorsun.
deplasmandasın.
rakibin fenerbahçe.
tribün baskısı var.
eski beşiktaş takımlarından bazıları böyle bir maçta 20 dakika içinde oyundan tamamen kopardı. bu takım kopmadı. maçın içinde kaldı ve çevirdi. işte bu önemli.
ama burada herkesin fren yapması gereken yer var.
beşiktaş’ın şampiyon olup olmayacağını fenerbahçe, galatasaray maçları belirlemeyecek. alanya deplasmanı belirleyecek konya belirleyecek. kasımpaşa belirleyecek.
çünkü şampiyonluk dediğin şey derbide göğsünü gere gere kazanmak değil. üç gün önce avrupa oynamışken bok gibi futbol oynayıp anadolu deplasmanından 1-0 çıkabilmektir.
galatasaray’ın son yıllardaki farkı tam olarak buydu. galatasaray bazen kötü oynadı.
bazen rezalet oynadı. bazen rakip daha iyi oynadı. ama bir şekilde maçın sonunda tabelada 2-1 yazdı. beşiktaş’ın henüz kanıtlamadığı şey bu.
bu takımın tavanını gördük evet yüksek. şimdi tabanını göreceğiz. iyi gününde ne yaptığı çok önemli değil. şampiyon olacak takımın kötü gününde ne yaptığı önemlidir.
beşiktaş’ın bir başka avantajı da şu: artık fizik olarak ve savunma organizasyonu olarak eskisi kadar pamuk ipliğine bağlı değiller. önceki beşiktaş takımlarında rakip biraz bastırınca “birazdan gol geliyor” hissi oluşuyordu.
şimdiki takım daha kompakt. her şey kusursuz değil ama en azından savunma tamamen bireysel reflekslere bırakılmış değil.
bu da lig maratonunda çok büyük fark yaratır. teknik direktör tarafında da italiano faktörünü küçümsemem. adamın futbol fikri var. her doğru futbol fikri başarı getirmez ama hiçbir futbol fikri olmayan hocayla şampiyonluk zaten çok zor. italiano’nun beşiktaş’ı en azından ne oynamaya çalıştığını biliyor.
bence asıl soru şu:
bu takım ocak ayına kadar galatasaray’ın 3-5 puan çevresinde kalabilecek mi? kalırsa iş ciddiye biner. çünkü o noktadan sonra özgüven artar, tribün inanır, oyuncu inanır, yönetim devre arasında hamle yapar ve yarış başka bir psikolojiye döner.
o yüzden beşiktaş’a şu anda “balon” demek de yanlış, “şampiyonluğun favorisi” demek de yanlış.
doğru tanım şu:
bu takım artık galatasaray’ın arkasından uzaktan bakan takım değil.
yanına yaklaşabilecek kadar kaliteli. ama yanına yaklaşmak başka şeydir. 34 hafta boyunca yanında kalmak başka şey.
beşiktaş’ın vereceği sınav tam olarak bu.
çünkü tek başına derbi kazanmak hiçbir şey anlatmaz. türkiye’de kötü takımlar da derbi kazanabiliyor. asıl mesele, sahada belli bir futbol aklının olup olmadığı. şimdilik bu beşiktaş’ta var.
önceki yıllardaki gibi “bir şeyler olsun da oyuncular çözsün” takımı değiller. hücum ederken ne yapacaklarını biliyorlar, baskının bir şekli var, oyuncuların rolleri daha net ve en önemlisi artık kalite seviyesi yükselmiş durumda. vlahovic gibi bir santrforun varsa ligde birçok maça zaten 1-0 önde başlarsın. fenerbahçe bu adamı nasıl almadı ve şansını lukaku gibi berbat bir seçimden yana kullandı anlamak mümkün değil.
arkasına orkun, trossard, cerny gibi oyuncuları koyduğunda mesele sadece santrfor da olmuyor. oyunu kuracak adamın var, ara pası atacak adamın var, ceza sahasına girecek adamın var, uzaktan tehdit yaratacak adamın var. yani beşiktaş artık “iyi oynarsa gol atar” seviyesinden çıktı. kötü oynarken de gol bulabilecek oyuncu kalitesine geldi. şampiyonluk takımı olmanın ilk şartlarından biri budur.
fenerbahçe maçında benim asıl dikkatimi çeken ise skor değil, takımın kırılmamasıydı.
geriye düşüyorsun.
deplasmandasın.
rakibin fenerbahçe.
tribün baskısı var.
eski beşiktaş takımlarından bazıları böyle bir maçta 20 dakika içinde oyundan tamamen kopardı. bu takım kopmadı. maçın içinde kaldı ve çevirdi. işte bu önemli.
ama burada herkesin fren yapması gereken yer var.
beşiktaş’ın şampiyon olup olmayacağını fenerbahçe, galatasaray maçları belirlemeyecek. alanya deplasmanı belirleyecek konya belirleyecek. kasımpaşa belirleyecek.
çünkü şampiyonluk dediğin şey derbide göğsünü gere gere kazanmak değil. üç gün önce avrupa oynamışken bok gibi futbol oynayıp anadolu deplasmanından 1-0 çıkabilmektir.
galatasaray’ın son yıllardaki farkı tam olarak buydu. galatasaray bazen kötü oynadı.
bazen rezalet oynadı. bazen rakip daha iyi oynadı. ama bir şekilde maçın sonunda tabelada 2-1 yazdı. beşiktaş’ın henüz kanıtlamadığı şey bu.
bu takımın tavanını gördük evet yüksek. şimdi tabanını göreceğiz. iyi gününde ne yaptığı çok önemli değil. şampiyon olacak takımın kötü gününde ne yaptığı önemlidir.
beşiktaş’ın bir başka avantajı da şu: artık fizik olarak ve savunma organizasyonu olarak eskisi kadar pamuk ipliğine bağlı değiller. önceki beşiktaş takımlarında rakip biraz bastırınca “birazdan gol geliyor” hissi oluşuyordu.
şimdiki takım daha kompakt. her şey kusursuz değil ama en azından savunma tamamen bireysel reflekslere bırakılmış değil.
bu da lig maratonunda çok büyük fark yaratır. teknik direktör tarafında da italiano faktörünü küçümsemem. adamın futbol fikri var. her doğru futbol fikri başarı getirmez ama hiçbir futbol fikri olmayan hocayla şampiyonluk zaten çok zor. italiano’nun beşiktaş’ı en azından ne oynamaya çalıştığını biliyor.
bence asıl soru şu:
bu takım ocak ayına kadar galatasaray’ın 3-5 puan çevresinde kalabilecek mi? kalırsa iş ciddiye biner. çünkü o noktadan sonra özgüven artar, tribün inanır, oyuncu inanır, yönetim devre arasında hamle yapar ve yarış başka bir psikolojiye döner.
o yüzden beşiktaş’a şu anda “balon” demek de yanlış, “şampiyonluğun favorisi” demek de yanlış.
doğru tanım şu:
bu takım artık galatasaray’ın arkasından uzaktan bakan takım değil.
yanına yaklaşabilecek kadar kaliteli. ama yanına yaklaşmak başka şeydir. 34 hafta boyunca yanında kalmak başka şey.
beşiktaş’ın vereceği sınav tam olarak bu.

