88
şöyle bir geriye çekilip sakin kafayla bakınca, taraftarın hezeyan hallerini de bir kenara koyunca beni mutlu eden sezon.
onu yeneriz, bunu döveriz gibi "polyannacılı"ğın ya da "boğulacaksak büyük denizde boğulalım" romantizminin alemi yok. bu sezona lig aşamasından dahil olacağımız mayıs ayının 9'u gecesinden beri belliydi. bildiğim kadarı ile turnuvaya play-off elemelerinden katılan aek hariç diğer rakiplerimizin de lig aşamasında olacağı daha mayıs ayında belliydi.
yani aslında çok da şaşılacak bir durum yok ortada. temmuz ayından beri devam eden eleme turlarından sadece 7 takım lig aşamasına katılma hakkı kazandı. aslında sürpriz olan bu takımlardan biriyle eşleşmekti.
36 takımlı ve 8 maç oynanan lig formatındaki üçüncü sezon olacak. bu formatın ilk oynandığı sezonda 8. sıranın 16 puanda, 24. sıranın ise 11 puanda sonuçlandığını görüyoruz. geçtiğimiz sezon ilk 8 potası yine 16 puanda biterken 24. sıra 9 puanda sona ermiş.
bu artık yavaş yavaş yıllanan "yeni" formatın en güzel tarafı maçların birbirinden bağımsız olması. hedef eskiden olduğu gibi bu 8 takımla yarışmak değil, alınabilecek azami puana odaklanmak. eğer son 16 turuna doğrudan çıkmak gibi bir hedef varsa 15-16 puanı, playoff turuna kalmak içinse 9-10 hatta 11 puanı hedeflemek lazım.
bu da her halükarda en azından 3-4 galibiyet almak demek. hangi maçın hangi sırada olduğu sıralama açısından değil, planlama açısından önem kazanıyor. eski formatta mesela 20 kasım 2012 galatasaray manchester united maçı gibi fırsatlara denk gelmek ya da tam tersine dezavantaja uğrama ihtimali vardı.
zor rakiplerle de, kolay rakiplerle de bir kere oynayacağız. kaybedeceksek kaybedeceğiz. kazanırsak da kazanacağız. kuradan bağımsız olarak dahi en gerçekçi hedef 3. ve 4. torbadan gelen rakipleri yenmek gibi görünüyor. zaten 12 puan bizi, çok büyük sürprizler olmazsa en azından playoff turuna atacaktır. fikstürün de açıklanmasından sonra yapılması gereken o maçlara odaklanmak olacaktır.
taraftar olarak bize düşen bu basit matematiği unutmamaktır. birbirinden bağımsız, muhtemelen fikstürde dağılacak olan 4 tane maçı hedef belleyip kazandığımız sürece, yola devam edebileceğiz...
psg ile, barcelona ile de avrupa'da her takım oynamıyor. taraftar olarak bunun bilincinde olmak lazım. bu takımları, hele de bu kadar az denk gelerek yenebilmek için kuşun taşa bir değil birkaç kere çarpması gerekiyor. bir ya da iki sezon iyi transferler yaparak yetişilebilecek bir seviyenin bile üzerinde takımlar bunlar.
o yüzden özellikle futbolcuları hor görmemek lazım. evet, bu maçlardan olası bir sürpriz sonuç muhtemelen sezonda en çok mutlu eden an olacaktır ama bunun yüzdelik olarak çok küçük bir olasılık olduğunu unutmamak lazım.
hele ki entry tarihi itibarı ile bir tek ümraniyespor ve erzurumspor'a diş geçirebilmiş bir takımın taraftarı olarak...
onu yeneriz, bunu döveriz gibi "polyannacılı"ğın ya da "boğulacaksak büyük denizde boğulalım" romantizminin alemi yok. bu sezona lig aşamasından dahil olacağımız mayıs ayının 9'u gecesinden beri belliydi. bildiğim kadarı ile turnuvaya play-off elemelerinden katılan aek hariç diğer rakiplerimizin de lig aşamasında olacağı daha mayıs ayında belliydi.
yani aslında çok da şaşılacak bir durum yok ortada. temmuz ayından beri devam eden eleme turlarından sadece 7 takım lig aşamasına katılma hakkı kazandı. aslında sürpriz olan bu takımlardan biriyle eşleşmekti.
36 takımlı ve 8 maç oynanan lig formatındaki üçüncü sezon olacak. bu formatın ilk oynandığı sezonda 8. sıranın 16 puanda, 24. sıranın ise 11 puanda sonuçlandığını görüyoruz. geçtiğimiz sezon ilk 8 potası yine 16 puanda biterken 24. sıra 9 puanda sona ermiş.
bu artık yavaş yavaş yıllanan "yeni" formatın en güzel tarafı maçların birbirinden bağımsız olması. hedef eskiden olduğu gibi bu 8 takımla yarışmak değil, alınabilecek azami puana odaklanmak. eğer son 16 turuna doğrudan çıkmak gibi bir hedef varsa 15-16 puanı, playoff turuna kalmak içinse 9-10 hatta 11 puanı hedeflemek lazım.
bu da her halükarda en azından 3-4 galibiyet almak demek. hangi maçın hangi sırada olduğu sıralama açısından değil, planlama açısından önem kazanıyor. eski formatta mesela 20 kasım 2012 galatasaray manchester united maçı gibi fırsatlara denk gelmek ya da tam tersine dezavantaja uğrama ihtimali vardı.
zor rakiplerle de, kolay rakiplerle de bir kere oynayacağız. kaybedeceksek kaybedeceğiz. kazanırsak da kazanacağız. kuradan bağımsız olarak dahi en gerçekçi hedef 3. ve 4. torbadan gelen rakipleri yenmek gibi görünüyor. zaten 12 puan bizi, çok büyük sürprizler olmazsa en azından playoff turuna atacaktır. fikstürün de açıklanmasından sonra yapılması gereken o maçlara odaklanmak olacaktır.
taraftar olarak bize düşen bu basit matematiği unutmamaktır. birbirinden bağımsız, muhtemelen fikstürde dağılacak olan 4 tane maçı hedef belleyip kazandığımız sürece, yola devam edebileceğiz...
psg ile, barcelona ile de avrupa'da her takım oynamıyor. taraftar olarak bunun bilincinde olmak lazım. bu takımları, hele de bu kadar az denk gelerek yenebilmek için kuşun taşa bir değil birkaç kere çarpması gerekiyor. bir ya da iki sezon iyi transferler yaparak yetişilebilecek bir seviyenin bile üzerinde takımlar bunlar.
o yüzden özellikle futbolcuları hor görmemek lazım. evet, bu maçlardan olası bir sürpriz sonuç muhtemelen sezonda en çok mutlu eden an olacaktır ama bunun yüzdelik olarak çok küçük bir olasılık olduğunu unutmamak lazım.
hele ki entry tarihi itibarı ile bir tek ümraniyespor ve erzurumspor'a diş geçirebilmiş bir takımın taraftarı olarak...

