110
galatasaraylı içerik üreticilerinin işlerini değerlendirirken, onların yaptığı işleri kendi işlerimizle, kendi vicdanımızla ya da kendi meslek ahlakımızla ilişkilendirmemizin ne kadar büyük bir saflık olduğunu bir kez daha gösteren kişi.
elbette başka takımları tutan arkadaşlarımız var, müşterilerimiz var, çalıştığımız insanlar var. galatasaraylı olup sevmediğimiz kişiler de var. hatta başka takım taraftarı olup saygı duyduğumuz insanlar da var. konu bu değil. konu hiçbir zaman bu olmadı.
koray gök bir gazeteci olsa, kendisini yalnızca gazeteci kimliğiyle konumlandırsa, bu yaptığı iş bu kadar rahatsız edici olmazdı. o zaman herkes kendi mesleğini yapıyor der geçersin. ama sen her sabah galatasaraylıları çağıracaksın, galatasaray üzerinden yayın yapacaksın, galatasaray kitlesinin ilgisinden besleneceksin, sonra da bu camianın sinir uçlarıyla oynayan, galatasaraylıların açıkça tepki duyduğu bir herifle biraz daha fazla para kazanmak uğruna yan yana geleceksin. bu en hafif tabirle, samimiyetsizliktir.
daha açık söyleyeyim: galatasaraylıların ilgisiyle büyüyüp, galatasaraylıların öfkesiyle pazarlık yapılmaz. bu camianın duygusu, öyle yayın masasında tüketilecek, sponsor hesabında paraya çevrilecek, sonra da “iş başka, taraftarlık başka” diye geçiştirilecek bir şey değildir.
galatasaraylı kimliğini öne koyup bu kimlikten itibar, takipçi, para ve görünürlük kazanan herkesin bir sorumluluğu vardır. bu sorumluluğu taşımayacaksan, o kimliği vitrine koymayacaksın. galatasaraylıların sofrasına oturup, galatasaray’a zarar verenlerle aynı sofradan kalkmayacaksın.
benim derdim kimsenin tuttuğu takım değil. benim derdim, galatasaray üzerinden kazanıp galatasaraylı hassasiyetlerini yok sayan bu ucuz pragmatizm. bugün “para kazanıyorum” diye içine sinen şey, yarın senin bütün inandırıcılığını bitirir.
galatasaraylı kimliğini öne çıkarıp galatasaray’a zarar verecek herhangi biriyle iş yapan, bunu da bile isteye ve maddi kazanç uğruna yapan her kim varsa, kuru ekmeğe muhtaç kalmasını dilerim. bu camianın sevgisinden beslenip bu camianın sinir uçlarıyla oynayanlarla yan yana duran herkes de benim gözümde aynı hesabın parçasıdır.
elbette başka takımları tutan arkadaşlarımız var, müşterilerimiz var, çalıştığımız insanlar var. galatasaraylı olup sevmediğimiz kişiler de var. hatta başka takım taraftarı olup saygı duyduğumuz insanlar da var. konu bu değil. konu hiçbir zaman bu olmadı.
koray gök bir gazeteci olsa, kendisini yalnızca gazeteci kimliğiyle konumlandırsa, bu yaptığı iş bu kadar rahatsız edici olmazdı. o zaman herkes kendi mesleğini yapıyor der geçersin. ama sen her sabah galatasaraylıları çağıracaksın, galatasaray üzerinden yayın yapacaksın, galatasaray kitlesinin ilgisinden besleneceksin, sonra da bu camianın sinir uçlarıyla oynayan, galatasaraylıların açıkça tepki duyduğu bir herifle biraz daha fazla para kazanmak uğruna yan yana geleceksin. bu en hafif tabirle, samimiyetsizliktir.
daha açık söyleyeyim: galatasaraylıların ilgisiyle büyüyüp, galatasaraylıların öfkesiyle pazarlık yapılmaz. bu camianın duygusu, öyle yayın masasında tüketilecek, sponsor hesabında paraya çevrilecek, sonra da “iş başka, taraftarlık başka” diye geçiştirilecek bir şey değildir.
galatasaraylı kimliğini öne koyup bu kimlikten itibar, takipçi, para ve görünürlük kazanan herkesin bir sorumluluğu vardır. bu sorumluluğu taşımayacaksan, o kimliği vitrine koymayacaksın. galatasaraylıların sofrasına oturup, galatasaray’a zarar verenlerle aynı sofradan kalkmayacaksın.
benim derdim kimsenin tuttuğu takım değil. benim derdim, galatasaray üzerinden kazanıp galatasaraylı hassasiyetlerini yok sayan bu ucuz pragmatizm. bugün “para kazanıyorum” diye içine sinen şey, yarın senin bütün inandırıcılığını bitirir.
galatasaraylı kimliğini öne çıkarıp galatasaray’a zarar verecek herhangi biriyle iş yapan, bunu da bile isteye ve maddi kazanç uğruna yapan her kim varsa, kuru ekmeğe muhtaç kalmasını dilerim. bu camianın sevgisinden beslenip bu camianın sinir uçlarıyla oynayanlarla yan yana duran herkes de benim gözümde aynı hesabın parçasıdır.

