23536
galatasaray'ın son dönemdeki saha içi performansına ve gelecek stratejilerine baktığımda, hepimizin hayalini kurduğu o "bayern münih gibi bir dominasyon kurma" vizyonundan ne kadar uzaklaştığımızı çok net görüyorum. herkese her fırsatta söylediğim gibi; aslında bu takımdaki asıl kırılma noktası ikinci şampiyonluk senesindeki o iç saha fenerbahçe maçıdır. okan buruk'un oyunu tam olarak o gün iflas etti.
nitekim bir sonraki sezona, yani geçen seneye başladığımızda, takım victor osimhen gelene kadar çıktığı maçların ancak yarısını kazanabilen (4 galibiyet, 3 mağlubiyet), tam anlamıyla yüzde 50 bandında galibiyet alabilen bir takıma dönüşmüştü.
ancak sezona bu kötü tabloyla başlamamıza rağmen, osimhen'in gelişi ve art arda aldığımız o seri galibiyetler maalesef hepimize gerçekleri unutturdu. osi'nin takıma kattığı inanılmaz güç, sahadaki yapısal sorunların üzerini örttü.
öyle ki, iki senedir sakatlandığında ya da afrika kupası'na gittiğinde yaşadığımız puan kayıplarını çok basit bir şekilde "takımın b planı yok" diyerek geçiştirdik. oysa asıl acı gerçek şuydu: ortada işleyen bir a planımız da kalmamıştı. oyun çoktan çökmüştü ve biz osi'nin yarattığı muazzam anomali yüzünden gerçeklere tamamen kör olmuştuk.
oyunumuzun bu denli çökmesinin ardındaki asıl neden ise hocanın sisteminin tamamen yüksek fiziksel efora dayanması. ön alandaki baskımız kırıldığında/yapacak gücümüz olmadığında bizim için oyun da bitiyor. diego simeone'nin yaptığı gibi, kilo fazlası olan adamı idmana almamak gibi katı fiziksel disiplin kurallarımız da yok maalesef. hal böyle olunca sistemin işlemesi tamamen oyuncunun şahsi antrenman özverisine kalıyor.
o da bir yere kadar gidiyor. keza okan buruk'un başakşehir döneminde de gözlemlediğim bu durum, galatasaray'daki kariyerinin iki yılın sonlarına doğru tekrar etti; takım tükendi ve tabiri caizse oyuncuların posası çıktı.
istatistiklere baktığımda bu yapısal çöküşü çok net bir standart sapma ile doğrulayabiliyorum. zira zaten rotasyon yapılan türkiye kupası maçları çıkarıldığında geçen sene osimhen olmadan çıktığımız 13 maçta sadece 7 galibiyet almıştık. ne tesadüftür ki bu sene onsuz çıktığımız 13 maçta da 7 galibiyet aldık.
evet, iki sezonun da galibiyet yüzdesi birebir aynı. üstelik galatasaray gibi oldukça az puan kaybeden bir takım için söz konusu bu rakamlar. keza okan buruk'un rekorlar kırdığı puan istatistiğini düşüren o veriler hep osi'nin olmadığı maçlara denk gelmiş.
bu kadar düşük bir standart sapma, hocadaki basit bir form düşüklüğünü değil; takımın osimhen olmadan gerçekten sadece yüzde 50 kazanma kapasitesine sahip sıradan bir takıma dönüştüğünü gösteriyor. yani herkesin düşündüğünün aksine biz a planını da iki sene önce fenerbahçe maçında yitirmiştik zaten.
özetle bu tablo bana seneye neler olacağını matematiksel olarak gösteriyor. dolaysıyla yönetime de açık bir reçete sunuyor.
kendi açımdan karar analizi girdilerini ortaya koyduğumda durum çok açık:
1-eğer osimhen takımdan ayrılırsa, elimizdeki bu enkazla takımın ligde ilk üçe girmesi bile bence mümkün değil; inanın hiç şansımız yok. okan hoca kalacaksa bu ihtimali en başta ekmek lazım.
2-okan hoca giderse yerine gelecek kişinin daha başarılı olacağının da garantisi yok. karar yönetimin ama bence bu şıkkı da elemek lazım.
zira en azından okan hoca ve osi ile beraber çalışan bir sistem var bir plan olmasa bile. peki bu sistem nasıl plan haline getirilebilir?
3-eğer osimhen ve okan hoca ile yola devam edeceksek, o efor oyununu sürdürebilmemiz için takımın tüm omurgasını baştan aşağı yenilememiz şart.
ama biliyorum ki futbolda bu ölçekteki revizyonlar her zaman başarı getirmiyor; kusursuz işleyen manchester city sistemi bile tek bir rodri'nin yokluğunda nasıl sarsıldı, geçen sene hepimiz gördük.
birçok takım bu denli büyük değişimlerin ilk sezonu havlu atar. bunu 13. olduğumuz sezondan buralara geldiğimizi unutarak yazmıyorum. sadece hayal ettiğimiz, her sene 2-3 oynama ile bu ligin bayern'i olacağız hayalimizden ne denli uzakta olduğumuza işaret ediyorum.
0-bu söylediklerim kesinlikle "10 adam alınsın ya da okan hoca gitsin" yorumu değil; sadece objektif bir durum tespiti yapmaya çalışıyorum. zira okan hoca gitse bile yerine gelecek ismin bu enkazı toparlayıp toparlayamayacağından ciddi şüphelerim var.
benim asıl korkum ve gördüğüm sorun, kulübün bu süreci ve bu büyük değişimi yönetecek bir kapasitede olduğuna dair inancımı kaybetmiş olmam. ama diğer taraftan takımımız mevcut kurguyla hiçbir şey yapmadan bu şekilde kalırsa da matematik yalan söylemiyor.
edit: genel toparlama, maddelendirme.
nitekim bir sonraki sezona, yani geçen seneye başladığımızda, takım victor osimhen gelene kadar çıktığı maçların ancak yarısını kazanabilen (4 galibiyet, 3 mağlubiyet), tam anlamıyla yüzde 50 bandında galibiyet alabilen bir takıma dönüşmüştü.
ancak sezona bu kötü tabloyla başlamamıza rağmen, osimhen'in gelişi ve art arda aldığımız o seri galibiyetler maalesef hepimize gerçekleri unutturdu. osi'nin takıma kattığı inanılmaz güç, sahadaki yapısal sorunların üzerini örttü.
öyle ki, iki senedir sakatlandığında ya da afrika kupası'na gittiğinde yaşadığımız puan kayıplarını çok basit bir şekilde "takımın b planı yok" diyerek geçiştirdik. oysa asıl acı gerçek şuydu: ortada işleyen bir a planımız da kalmamıştı. oyun çoktan çökmüştü ve biz osi'nin yarattığı muazzam anomali yüzünden gerçeklere tamamen kör olmuştuk.
oyunumuzun bu denli çökmesinin ardındaki asıl neden ise hocanın sisteminin tamamen yüksek fiziksel efora dayanması. ön alandaki baskımız kırıldığında/yapacak gücümüz olmadığında bizim için oyun da bitiyor. diego simeone'nin yaptığı gibi, kilo fazlası olan adamı idmana almamak gibi katı fiziksel disiplin kurallarımız da yok maalesef. hal böyle olunca sistemin işlemesi tamamen oyuncunun şahsi antrenman özverisine kalıyor.
o da bir yere kadar gidiyor. keza okan buruk'un başakşehir döneminde de gözlemlediğim bu durum, galatasaray'daki kariyerinin iki yılın sonlarına doğru tekrar etti; takım tükendi ve tabiri caizse oyuncuların posası çıktı.
istatistiklere baktığımda bu yapısal çöküşü çok net bir standart sapma ile doğrulayabiliyorum. zira zaten rotasyon yapılan türkiye kupası maçları çıkarıldığında geçen sene osimhen olmadan çıktığımız 13 maçta sadece 7 galibiyet almıştık. ne tesadüftür ki bu sene onsuz çıktığımız 13 maçta da 7 galibiyet aldık.
evet, iki sezonun da galibiyet yüzdesi birebir aynı. üstelik galatasaray gibi oldukça az puan kaybeden bir takım için söz konusu bu rakamlar. keza okan buruk'un rekorlar kırdığı puan istatistiğini düşüren o veriler hep osi'nin olmadığı maçlara denk gelmiş.
bu kadar düşük bir standart sapma, hocadaki basit bir form düşüklüğünü değil; takımın osimhen olmadan gerçekten sadece yüzde 50 kazanma kapasitesine sahip sıradan bir takıma dönüştüğünü gösteriyor. yani herkesin düşündüğünün aksine biz a planını da iki sene önce fenerbahçe maçında yitirmiştik zaten.
özetle bu tablo bana seneye neler olacağını matematiksel olarak gösteriyor. dolaysıyla yönetime de açık bir reçete sunuyor.
kendi açımdan karar analizi girdilerini ortaya koyduğumda durum çok açık:
1-eğer osimhen takımdan ayrılırsa, elimizdeki bu enkazla takımın ligde ilk üçe girmesi bile bence mümkün değil; inanın hiç şansımız yok. okan hoca kalacaksa bu ihtimali en başta ekmek lazım.
2-okan hoca giderse yerine gelecek kişinin daha başarılı olacağının da garantisi yok. karar yönetimin ama bence bu şıkkı da elemek lazım.
zira en azından okan hoca ve osi ile beraber çalışan bir sistem var bir plan olmasa bile. peki bu sistem nasıl plan haline getirilebilir?
3-eğer osimhen ve okan hoca ile yola devam edeceksek, o efor oyununu sürdürebilmemiz için takımın tüm omurgasını baştan aşağı yenilememiz şart.
ama biliyorum ki futbolda bu ölçekteki revizyonlar her zaman başarı getirmiyor; kusursuz işleyen manchester city sistemi bile tek bir rodri'nin yokluğunda nasıl sarsıldı, geçen sene hepimiz gördük.
birçok takım bu denli büyük değişimlerin ilk sezonu havlu atar. bunu 13. olduğumuz sezondan buralara geldiğimizi unutarak yazmıyorum. sadece hayal ettiğimiz, her sene 2-3 oynama ile bu ligin bayern'i olacağız hayalimizden ne denli uzakta olduğumuza işaret ediyorum.
0-bu söylediklerim kesinlikle "10 adam alınsın ya da okan hoca gitsin" yorumu değil; sadece objektif bir durum tespiti yapmaya çalışıyorum. zira okan hoca gitse bile yerine gelecek ismin bu enkazı toparlayıp toparlayamayacağından ciddi şüphelerim var.
benim asıl korkum ve gördüğüm sorun, kulübün bu süreci ve bu büyük değişimi yönetecek bir kapasitede olduğuna dair inancımı kaybetmiş olmam. ama diğer taraftan takımımız mevcut kurguyla hiçbir şey yapmadan bu şekilde kalırsa da matematik yalan söylemiyor.
edit: genel toparlama, maddelendirme.


