• 28
    machiavelli'nin prens'ine rahmet okutacak derecede güçlü ve anlamlı bir sözdür. ahlaki açıdan güç ve güçlü tarafında bulunmayı doğru bulan birisi değilim. bu nedenle zengin olmaktan hayli uzağım ve muhtemelen de öyle kalacağım.

    ama siyasi parti, şirket veya kulüp yönetmek; bu etik tavırdan zaten uzak kalmayı tercih ettiğinizin bir göstergesidir. o halde sahip olduğunuz etiğin gerekliliklerini de yerine getirmeniz gerekir. sizler kendi menfaatleriniz için kulüp yönetiyor olabilirsiniz ancak o kulüpleri güçsüzleştirirseniz, sizin menfaatleriniz de tehlikeye girecektir.

    o zaman ne yapılabilir? şöyle kabaca bir güç analizi yapalım: galatasaray'ın başarısızlığını isteyenler tff tüzel kişiliği ile karşımızda vücut buluyor. bu tff tüzel kişiliği futbolumuzda meşru cezalandırma gücüne sahip tek kurum. arkasında galatasaray'ın başarılarından haklı olarak sıkılmış yaklaşık 50 milyon rakip taraftar, bu taraftar futboldan kafayı kaldırıp politik meselelerle ilgilenmesin diyen bir hükumet, "aman bu taraftarların nefretini kazanmayalım" diyen bir muhalefet ve ülkede devletten sonraki en büyük işveren kurum olan koç grubu bulunuyor. yani tff bu saydığım bileşenlerin bir karışımı olarak karşımızda. haliyle homojen olmasa bile amacı ortak olan güçlü bir alaşım var karşımızda.

    peki bizim bulunduğumuz tarafta ne var? iyi futbolcularımız ve iyi bir hocamız var ama normal olarak saha dışı güç sağlayamazlar. tarafsızlık ilkesine karşı gelinmesi nedeniyle uefa ve fifa yolları kullanılabilir. ama hem mevcut siyasi dönemde bu yapılar bu işlere karışmaz hem de yönetimimiz mevcut düzende "ülkesini dışarıya şikayet eden" yaftasını üstlenmek istemez.

    o zaman tekrar düşünelim elimizde ne var? cevap belli: 20 milyon galatasaray taraftarı. elinizdeki tek güç taraftar. ancak toplumun farklı kesimlerini barındıran ve tuttuğu takıma hayatındaki birçok şeyden daha fazla bağlı olan kalabalık bir kitleden bahsediyoruz. yani bu güç oldukça büyük bir güç. haliyle onları pasifize etmeye çalışmak değil, en azından onların rahatsızlıklarını temsil edebiliyor olmanız gerekiyor. bizim rahatsızlığımızı sadece söylemlerle değil eylemlerle de temsil etmeniz gerekiyor. bu sahaya geç çıkmak bile olsa, sahada pasif eylemler bile olsa veya bunlardan radikal eylemler bile olsa; mutlaka eyleme dökülmesi gereken bir durum var artık.

    çok şeye sahip olduklarından dolayı çok fazla korkuları olan yöneticileri anlıyorum. karşılarındaki alaşım değerlendirildiğinde korkularında kesinlikle haksız değiller. ancak mevcut gücünüzü kullanamamanız sizi korktuğunuz şeylerden korumayacak, bilhassa korktuğunuz şeylerin başınıza gelmesi ihtimalini artıracaktır. ülkenin son 1 senesini göz önüne aldığımızda neden böyle düşündüğüme dair örnek vermeme bile gerek yok sanırım.
App Store'dan indirin Google Play'den alın