• 444
    depremin en çok yıkım yaptığı yerde yeniden yapılan bir evde oturuyorum. iki sene konteynerda kaldım. çıkacak ev bulamadım. mecbur tuttum burayı. demin aynaya baktım. üç yıl önce alnımda bir tek çizgi yoktu. iç uzun çizgi çıkmış. saçım bir hayli beyazlamış. sakallarımda tek bir beyaz yoktu. şimdi beyaz dolu.

    konteyner günlerimde bir gün olsun bir tek gün sıcak lokma yemedim. elektrikli ocak vardı fakat ısınırken çıkan koku nedeniyle kullanamıyordum. ulaşılabilir yakınlıkta bir çiğ köfteci bir de tavuk dönerci vardı. onun harici iki yıl boyunca konserve bisküvi kek kuruyemiş gibi şeylerle geçiştirdim. defalarca kez su bastı. küflenip çürüyen zeminin üstünde uyudum, yemek yedim, yaşadım. başka çare yoktu. bir metrekare yerde hem duş hem tuvalet vardı.
    en çok ağrıma giden şeyse 120 km hızı bulan fırtınada bir kişi hariç arayıp soran olmadı. herkes bir yakının yanına gitmiş. koca yerde iki üç konteyner harici kimse kalmamış. herkes bir yakınının yanına gitmiş. bizi çağıracak kimse yoktu. hem yerden konteyner inip kalkıyor hem de bağlantı noktalarından vidaları zorluyordu. ağırlık yapsın diye ne kadar kap kacak varsa doldurup sabaha kadar konteyner parçalanmasın diye dua ettik. bu arada yine tek kalan bir başka arkadaşı da telefonla teselli ettim. halbuki ben de korkuyordum. ben de etten kemiktenim. sabaha kadar ne zaman parçalanacak diye beklerken yavaşladı kurtulduk.

    fiziki şartların zorluğu bir yana her gün duyduğum travmatik hadiseler insanın üstünde koca bir küfe gibi kalıyor. insanlar konuştukça rahatlıyor. ben kimseye bir şey diyemiyorum. hakkım yok ama bazen özellikle de seneyi devriyelerde daha da ağır hissediyorum.

    allah kaybettiğimiz canlara rahmetiyle muamele etsin. mekanları cennet olsun. kalanlara sabır ve güzel bir ömür nasip etsin. bu tür acıları bir daha yaşamamak için düzgün şehirler kurup kısacık ömrümüzü güzelce geçirmeyi nasip etsin. kafanızı şişirdiysem affola.
App Store'dan indirin Google Play'den alın