• 1
    *
    arada farklı forumlara baktığımız oluyor. şahsen gfb, forzabeşiktaş, teksas, gecekondu gibi farklı grupların tribünlerinde neler oluyor bitiyor diye göz atıyorum. yabancı tribün gruplarını da göz ardı etmiyoruz ama "bu adamlar bizimle aynı davalar lan" diyerek rakip de olsa, nefret de etsem onların forumlarına bakınıyorum. çünkü onlar da bizim gibi iki renge gönül vermiş ve koşulsuz şartsız kovalayan adamlar.

    tribün bir duruştur, bir davadır, bir gösteridir, bir emektir, bir yaşam biçimidir. fenerbahçe'yi sevmeyiz ama gfb tribününden birçok arkadaşım var. beşiktaş'tan haz almam ama çarşının kafasındaki dostlarım var, gecekontu ve anti-x ile birbirimizi kovalamışlığımız var ama mintinin etrafından asker arkadaşım var eşrafından tanıdıklarım var. ben bu adamlarla maçta kavgaya girişsem eve gelip tribünün muhabbetini yaparım.
    böyle birşey aynı davada yol almak. sevmemek farklıdır ama tribün çocuğunun her zaman bir duruşu vardır. kolpa olmadığı, şekilci olmadığı sürece tribün çocuğu hangi tribünden olursa olsun saygımı kazanır çünkü o da benim gibi gençliğini bu yollarda harcamış, harcayacak ya da harcıyor.

    ilk zamanlarda çılgın olursun, sonra ağır abi olursun, sonra durulursun ama içindeki sevda hiç bitmez. rakip tribünlere saygı göstermek de onların bu duygularını yaşadığını bilmektir. züppe deriz, piç deriz ezik deriz ama gfb tribünleri olmazsa, çarşı olmasa, anadoluda teksas gecekondu kapalıkale nefer nalçacılar, hodri meydan olmasa zevki çıkarmıydı bu kadar diye soruyorum kendime.. hayır diyorum elbette.

    tribünlerimiz zor bir dönemeçte ama atlatırız. iki gün sonra belki farklı gruplar çıkar yeni bir kan gelir. belki ultraslan toparlanır daha güçleniriz bilinmez ama biz olmadan türkiye tribünleri bir hiçtir.

    yazının girizgâhı biraz farklı olsa da geleceğim yere yavaş yavaş geliyorum. ben nasıl böyle pozitif bakabiliyorum bu konulara ve rakip tribünlere diye düşünürken yıllar öncesinde işin felsefesini çoktan çözmüş ve egolarını tatmin etmiş ve sevdasının peşinden koşan bir davadaşın bir yazısını okuyorum. yıllar öncesinden güzel bir enstantane.

    işin aslı şudur. rakip olunsa bile dava ve duruş aynıdır. tribüne takılmak, deplasman kovalamak güzeldir. herşeyden güzeldir. fenerliye ayrı güzeldir, beşiktaşlıya ayrı güzeldir bursalıya başkadır vs..

    okuyalım ;
    1987 sezonu o zaman 12 yaşında yeni yeni tribün sevdamız başlıyor. bir gün evden kaçarak bir maça gittik maç gs maçı. sezonun bitmesine 3 hafta var. tribünler tıklım o zamanlar yeni besteler oturuyor. karşılıklı tezahüratlara başlıyor..ali sami yen o gün gelin gibi süslenmiş. sanki biz şampiyon olacağız diyor stat. bir slogan çıkıyor ''tribünlerde coşacaksın''. herkes bu ne diyor, nasıl olur şampiyon beşiktaş. yanlış ümit diyorlar..

    dakika 70 bir tezahürat kopuyor ''tribünlerde coşacaksın, kupaları alacaksın, sen şampiyon olacaksın, seni sevmeyen ölsün…'' o zamanlar kapalı harbi kapalı. bilmeyenlere anlatayım bir besteye başlardı gs kapalısı 30 dk full devam ederdi.. neyse maç başladı ilk yari 15 dk söylenen bu tezahürat bir anda dakika 70 te bütün stada yayılır..yeni açık kendini yırtar kapalı başlar 'tribünlerde coşacaksın.'' yok böyle beste ağlayan ağlayana söylüyor insanlar. o zaman küçüğüz tam anlamıyoruz tabi ama ciddi diyorum 90 dk sonuna kadar bu beste gidiyor ve bir ses, ne siz inanırsınız ne ben....

    o sezon ne mi oldu galatasaray şampiyon oldu, taraftarları tribünlerde çoktu.. işte bir bestenin çıkış maçı, bir takımı belki şampiyon eden tezahürat. şimdilerde bazıları yok söylenmez eski beste şudur budur.. bıraksınlar bu işleri bestenin kıymetini bilin. türk tribün tarihi için lokomotif bestelerden birisidir bu.. kartallıların tribüne getirdiği bu tezahüratı(yanılıyor olabilirim ama o zaman kartal grubu en sağlam gruptu) yazık etmeyin..

    galatasaray'ı sevmiyorum belki ama tribunlerde coşun...
    *

    *
    (bkz: hadi beyler başlıyoruz)