• 31
    herhalde 15 sene filan oluyor. ntv'de spor bülteni izliyorum. yanılmıyorsam okay karacan -belki de murat kosova- teknik direktörlere sigara yasağı getirildiğini, artık kulübede tüttüremeyeceklerini anlatıyor. sonuna da "bakalım lippi ne yapacak, keh keh keh..." diye espriyi sıkıştırıyor. aldığı kupalar, icat ettiği taktikler bir yana lippi denince insanın aklına püfür püfür içtiği sigaralar, purolar geliyor. bu yönüyle doksanların en ikonik hocalarından biri. üstelik karizmatikti de. "arnavut, votkamla erikleri çalıştır ulen!" dese ikiletmezdin.

    https://i.hizliresim.com/YgEAjE.jpg

    alex ferguson'un bir anektodu var. "yağmurlu bir torino gecesinde yan kulübedeki sinyor lippi'yi hatırlıyorum. deri bir ceketin içinde, ağzındaki sigarasıyla son derece sakin ve karizmatik şekilde maçı seyrediyordu. bense eşofmanın içinde tepeden tırnağa ıslanmış vaziyetteydim. böyle hocalarla karşılaşmak muhteşem bir duygu."

    kendisi 3754 yıldır kır saçlı olduğundan mütevellit başka türlüsünü pek yakıştıramasak da aslında bir zamanlar o da gençmiş. hatta paul newman'ın yandan yemişiymiş.

    https://i.hizliresim.com/jyNo49.jpg

    13 yıllık futbolculuk kariyerinin 9 senesini sampdoria'da geçirip kaptanlık da yaptığı blucerchiati'de 274 maça çıkmış. çoğu hoca gibi o da defans kökenli. kendisi teknik bir liberoymuş. hocalık kariyerine de futbolu bırakır bırakmaz sampdoria altyapısında çalışarak başlamış. sonrasında pontedera, siena, pistoiese, carrarese, cesena, lucchese ve atalanta'da çalışsa da kayda değer bir başarısı yok. hocalığının ilk 11 yılı bu şekilde geçmişken 1993'te dişe dokunur bir teklif alıp napoli'nin başına geçmiş. geçmiş ama napoli'de durumlar madden ve manen berbat vaziyetteyken geçmiş. manevi kısmı tahmin edileceği üzere maradona boşluğuyla alakalı. bizim hagi sonrası yaşadıklarımızın bir benzeri de orada yaşanıyor. hem de aynı bizimki gibi yıllarca. (bu arada hagi demişken 93 yazında napoli'nin küme düşen brescia'da oynayan hagi'ye teklif yapıp brescia tarafından reddedilmişliği de var.)

    neyse, lippi'ye dönelim. tüm maddi imkansızlıklara ve takımın yıldızları zola'yla foncesca'nın satılmasına rağmen bir önceki sezonu 11. bitiren napoli'yi 6. yapıyor ki sonunda futbol dünyası kendisinden haberdar oluyor. özellikle de juventus. kulübe seksenlerde altın çağını yaşatan trapattoni, 3 sezondur akıtılan onca paraya karşın isteneni elde edemeyince başkan vittorio chiusano gözünü, napoli gibi bir ümitsiz vak'ayı uefa kupasına gönderen lippi'ye dikiyor. lippi de doğal olarak balıklama atlıyor bu teklife. bu arada napoli'den ayrılırken takımın kaptanı ferrara'yı da kendisiyle birlikte torino'ya gitmeye ikna ederek napoli'nin ciğerini söküyor*.

    juventus'taki ilk senesi oldukça parlak geçiyor. 9 sene sonra kulübü şampiyon yapıp yanına italya kupası zaferini de ekleyerek duble yapmayı başarıyor. hatta uefa kupasında da finale yükseliyorlar ama italya kupası finalinde yendikleri parma'ya kupayı kaybediyorlar. bu ilk sezonundan itibaren efsanevi bir kadronun da temellerini atıyor lippi. del piero, peruzzi, ravanelli, conte gibi işlenmemiş yetenekleri vialli, kohler, ferrara gibi yeteneklerle birlikte yoğurmaya başlıyor. ertesi sezon kulübe tarihindeki 2. ve şimdilik sonuncu şampiyonlar ligi şampiyonluğunu yaşatıyor.

    https://i.hizliresim.com/W7plg8.jpg

    96-97 ve 97-98 sezonlarında da ligde şampiyon yaptığı takımını şampiyonlar liginde de finale çıkarmayı başarıyor ama ilkinde dortmund ikincisinde de real'e* yenilerek iki final kaybediyor. sonrasında inter'e gidiyor, 4. oldukları kötü sezonun ardından yeni sezonun ilk maçında reggina'ya kaybedince moratti gözünün yaşına bakmadan kovuyor. 2001'de tekrar juve'ye dönüyor, üst üste 2 serie a şampiyonluğu daha tadıp 2003'te takımı kendi yönetimi altında 4. defa şampiyonlar ligi finaline çıkartsa da milan'a penaltılarla kaybederek 3. bozgununu yaşıyor. akabinde milli takımın başına geçip 2006 dünya kupasını ülkesine götürüyor. lakin calciopoli nedeniyle bunun tadını tam çıkaramıyor. oğlu davide'yle calciopoli'nin başaktörü moggi'nin oğlu alessandro'nun ortak bir menajerlik şirketlerinin olduğu ve moggi'nin oğlanlar aracılığıyla lippi'ye milli takıma hangi oyuncuları çağıracağını dikte ettirdiği iddiaları yüzünden milli takımdan ayrılıyor. (bu arada sonradan aklandı ki gerçekten de suçu günahı yokmuş adamcağızın.)

    lippi'nin herhangi bir diziliş takıntısı olmasa da kendisi bir 4-3-3'çü. cümle kendi içinde çelişiyor gibi lakin öyle değildir. lippi maçın gidişatına göre diziliş değiştirmeyi seven bir hoca. bu yönüyle belki de çağdaşları arasında hep bir adım daha "modern" sayılabilir. aynı maç içinde 4-3-2-1'den 4-4-2'ye saniyeler içinde geçebilir. kendisine 4-3-3 sorulduğunda "kariyerim boyunca en çok kullandığım taktik olsa da tek değil. bence her hocanın maçın gidişatına göre çözüm sağlayabilecek diziliş çeşitliliği olmalı. 4-3-3'ün bile kendi içinde çeşitleri var. santrforlu ve iki açıklı 4-3-3, çift forvet ve onların arkasındaki ikincil forvetle kurulan 4-3-3, üç tane birbirine yakın forvetle oynanan 4-3-3 gibi..." diye cevaplıyor. 2006 dünya kupasında 5'li orta sahayla maça çıkan çek cumhuriyeti'ne karşı kendisi de 5'li bir orta sahayla (camoranesi, pirlo, perrotta, gattuso, totti) maça çıkmış, bununla ilgili soruya da "böyle önemli bir maçta neden onlara avantaj vereyim ki?" şeklinde cevaplamıştır. 3'lü defans oynattığını ben hiç hatırlamıyorum*. o konuyla ilgili görüşü ise "üçlü defans taş gibi sağlamdır ama öğretmesi de bir o kadar zordur. büyük başarılar kazandırabilir ama işler hale getirebilmek için dünya kadar çalışmak gerekir. evet, uygulaması zordur ama asla çağ dışı değildir." şeklinde.

    juve'deki ilk senesiyle ilgili "o zamanki ileri üçlüm ravanelli-vialli-del piero'dan oluşuyordu. ravenelli ve vialli çok güçlü oyunculardı ama çok hızlı değillerdi. bu yüzden sürekli ileride pres yapıp rakibi geriye yaslıyorduk ki ravanelli ve vialli çok geriye gelmesinler. del piero, padavano gibi hızlı oyuncularla bu ikiliye mümkün olduğunca hızlı bir şekilde topları iletirdik." diyor. bu yönüyle sistem üzerinden değil de taktik üzerinden giden bir hoca. yani sisteme göre adam aldırmıyor da adama göre sistem ayarlıyor. takımlarından hücumda ne beklediği sorulduğunda "her şey oyuncuların karakteristiğine bağlı. elbette oyuncularıma direktiflerim oluyor ama del piero, zidane, vieri gibi adamları yönetiyorsanız sizin her istediğiniz yapmalarını bekleyemezsiniz. onların da skor yapmak adına kendi yorumları olabilir. tabii bir de verilen direktifleri anlamakta zorlanan oyuncular vardır ki bir hocanın görevi bu direktifleri olabildiğince basitleştirmektir. tabii ki bu onların sahada doğaçlama ya da kaotik hareket etmeleri anlamına gelmiyor. yetenekle sistemi dengelemek gerekir." şeklinde cevaplıyor. defansif prensiplerine gelince geride her daim 3 oyuncusunun beklemesini istiyor. (2 stoper + 1 bek) fakat beklerin ikisi de hücuma çıktıysa bu defa orta sahalardan birinin geriye çekilip stoperleri yalnız bırakmamasını sağlıyor. buna örnek olarak da deschamp'ı kullanış şeklini veriyor. ona göre stoperlerin ikisi de güçlü ve en önemlisi hızlı olmalı. onun kitabında yavaş tandeme yer yok. (ferrara-vierchowod / tudor-montero / thuram-cannavaro / cannavaro-nesta)

    son derece gözü karadır. juventus'taki ilk yıllarında orta sahayı deschamp-paulo sousa-conte üçlüsünden kurarken işin teknik kısmını sousa'ya, defansif yönünü deschamp'a, box to box rolünüyse conte'ye taksim eder. bu nizam son derece verimli işlerken ve de 96'da şampiyonlar ligi şampiyonu da olurken lippi, sousa'yı postalar. yerineyse avrupa'da daha yeni yeni adını duyurmayı başlayan bir yıldız adayını aldırır: zinedine zidane. fransız'ın gelişinin sistemini değiştirip değiştirmediği sorulduğunda "asla. o modern bir on numaraydı. rakibini de kovalardı, teknik kalitesini de gösterirdi. o varken de 4-3-3 kullandım ama onu iki santrforun arkasına konuşlandırdım. bu ikiliyle orta saha arasındaki köprü vazifesini o görüyordu." şeklinde anlatır. sousa demişken 96'daki şampiyonlar ligi şampiyonluğunun akabinde tek gönderilen o değildir. takımın diğer yıldızları vialli, ravanelli ve vierchowood'la da yollar ayrılır. yerlerine getirilen vieri, boksic ve montero'yla kadro gençleştirilir. 2001'de tekrar juve'nin başına geldiğindeyse 96'da aldırdığı zidane'ın rekor bir bedelle real'e transferine yol verir, gelen parayla da thuram, nedved, buffon alınır: (bkz: #1985315)

    https://i.hizliresim.com/7vZv3N.jpg

    sakatlıklardan bir türlü kurtulamayan baggio'yı sattıran da gene kendisidir ki del piero'nun futbol piyasasına çıkması da bununla doğrudan alakalıdır. (bu arada lippi, baggio'yla kanlı bıçaklıdır ama onu baggio başlığında yazmak lazım.)

    96'da bir önceki sezonun şampiyonu ajax'ı nasıl durdurduğuna gelince...

    https://i.hizliresim.com/vjAdLD.jpg

    o ana kadar görülen en güzel futbolu oynayan van gaal'in ajax'ı rinus michels'ten, stefan kovacs'tan, cruyff'tan yadigar total futbolun bayraktarı durumundadır. stoperlerden birisi (blind) mümkün olduğunca orta sahaya çıkıp sistemi 3-4-3'e çevirmekte, kanatlar orta sahaya mümkün olduğunca yardım edip pas oyunuyla top kontrolünü rakibe vermemek adına savaşmaktadırlar. her biri çeşitli teknik özellikleri haiz bu takımı kendi 4-3-3 yorumuyla durdurmak isteyen lippi, takımına hayvanlar gibi pres yaptırır. tabii bu pres için doğru oyuncular ve doğru antrenmanlar lazım ki lippi, antrenmanlarda o dingin görünüşünün aksine bir canavara dönüşür*. ("antrenmanlarda tam bir baş belasıyımdır." demesi bundandır.) conte-deschamp orta sahada, del piero-ravanelli forvette, torricelli-pessotto defansta ajax oyuncularına nefes aldırmaz. hata yaptıkları birkaç an vardır ki bunlardan birinde boş bıraktıkları litmanen'den beraberlik golünü yerler. 1-1 biten maçı penaltılarla kazanıp kupanın sahibi olurlar. (ertesi sezon ise dortmund, zidane'ı kitleyerek juve'yi durduracak ve kupanın sahibi olacaktır.)

    lippi'nin antrenmanlarda acımasız olduğu kadar futbolcu ruhundan da anlayan bir hocadır. antrenmanlardaki asli iki amacının futbolcuları iyi motive etmek ve zaten bildikleri şeyleri tekrar etmeyerek onların canlarını sıkmamak olduğunu söyler. ona göre taktiksel zeka önemlidir ama oyuncunun psikolojisine de hitap edebilmek lazımdır. oyuncularla bu konuda birebir iletişim kurar ki bunun da tüm takımı etkileyeceğine inanır. ve en önemlisi işin sonunda bir "takım" yaratır. gattuso'yla del piero'yu, totti'yle buffon'u oda arkadaşı yapar ki bunlar birbirlerine son derece zıt gözüken karakterler. işin sonundaysa del piero "açıkçası gattuso'yla ilgili endişelerim vardı ama yanılmışım. o çok sessiz biri, neredeyse nefes bile almıyor." derken buna mukabil gattuso da "del piero son derece sade ve sessiz biri. halbuki ben onun bir primadonna olduğunu sanırdım." şeklinde şaşkınlığını anlatır. lippi, takımda asla kelek kesen istemez. tam bir futbol komünistidir. herkes üstüne düşeni yapmalı, asla sivrilmeye kalkmamalıdır. "tavuklarla dolu bir kümeste horoz istemem." benzetmesiyle buna atıf yapar. yeteneğe saygısı büyüktür ama "en yetenekli 11 oyuncu en iyi takımı yaratmaz." der. "bütün, parçaların toplamından daha büyüktür." mottosu onun felsefesidir. "takıma uyum sağlayamayan oyuncu, ne kadar yetenekli de olsa gönderilmeli. elbette takımdaki herkese kendisini önemli hissettireceksin ama kimse kendini takımdan daha önemli hissetmemeli." diyerek belki de baggio'ya selam çakar. ona göre gerçek süperstar hocasının amacını takıma düzgünce aktarabilen futbolcudur. (ferrara, cannavaro, del piero)

    tüm bunların sonunda da 2006'yı kazanan italya milli takımı gibi bir takımı ortaya çıkarmayı başarmıştır. 23 kişilik kadrodan 21 kişiyi efektif olarak kullanmıştır. cannavaro'nun söylediğine göre birbirinin dilinden anlayan bu takımın ortaya çıkması 2 sene sürmüştür. nesta sakatlıklardan dolayı hem fiziken hem de zihnen harap haldeyken pirlo ve de rossi'yi bu konuda ona yardımcı olmaları için görevlendiren lippi, materazzi denen ruh hastası arkadaşı da cannavaro'nun yanına bir güzel monte etmiştir. "almanya'ya en teknik 23 kişiyi değil, bir takım yaratmak için en iyi 23 kişiyi götürdüm." sözü boş olmadığını turnuva boyunca tekrar tekrar kanıtlar. turnuva boyunca defaatle diziliş ve taktik değiştirmiş; pirlo'yu regista, totti'yi trequartista olarak kullanarak takıma teknik açıdan ne kadar güç kazandırdıysa diğer orta sahalara da bir o kadar yük bindirmiştir ama gattuso-perrotta-camoranesi üçlüsüyle bu defoyu kapatmayı da başarmıştır. turnuva boyunca biri zidane'ın panenka'sı olmak üzere hepi topu 2 gol yerler. nihayetinde 24 yıl sonra italya'ya dünya kupasını getiren takım onun eseridir. dünya kupasını kazandıktan sonra ne yaptığı sorulduğunda otele gidip maçı tekrar tekrar seyrettiğini, onun kutlama şeklinin de bu olduğunu anlatır.

    https://i.hizliresim.com/qGQ9N3.jpg

    alex ferguson ki lippi'nin en büyük hayranlarından biridir, "takımıma her gün juventus'u örnek veriyorum. taktiklerini veya diğer teknik detaylarını değil, onlara biz de sahibiz. ben takımıma onların kazanma hırslarını örnek gösteriyorum." derken lippi'nin taktiksel zekasının yanında liderliğine de gönderme yapar. yine ferguson kendi kitabında "lippi etkileyici biri. gözlerine baktığınızda bazen ciddiyet bazen pırıltı görürsünüz. bazense sizi süzüyordur ama her zaman bir zeka belirtisi vardır. hiç kimse onu hafife almak gibi bir hata yapmamalı." diyerek yine saygı duruşunda bulunur. aynı zamanda zidane ve conte gibi adamları en çok etkileyen de lippi'dir. klasik italyan futboluyla modern italyan futbolu arasında bir köprüdür. takımlarında ikisinden de enstantaneler sunar.

    özetle büyük hoca ve büyük mentördür. şimdilerde çin diyarında dünyalığını sağlamlaştırmakla meşgul.