• 82
    kendisi lecce doğumludur. çocukluğunun geçtiği seksenlerde italyan futbolu altın çağını yaşıyordur. azzurri 82 dünya kupasını kazanmış, serie a ise dünyadaki bütün yıldızların toplandığı mecra konumuna yükselmiştir. platini'li juve, maradona'lı napoli, matthaus'lu inter, gullit'li milan, völler'li roma, zico'lu udinese, socrates'li fiorentina hep bu dönemde hüküm sürmüştür. lakin ilginç şekilde conte'nin gözü bu fevkalbeşerlerden hiçbirine kaymaz. onun idolleri juve'nin orta sahadaki iki energizer tavşanı olan marco tardelli ve giuseppe furino'dur. zaten içindeki juve aşkı ta o günlerde yanmaya başlar.

    futbol oynamaya babasının hocalığını yaptığı juventina lecce isimli minnak takımda başlar.

    https://i.hizliresim.com/m4zAL8.jpg

    sonradan şehrin baba takımı lecce'ye transfer olur. bonservis bedeli ise 200 liret + 8 futbol topudur. 16 yaşında ilk kez formasını giyeceği lecce'de gün gelir takımın en önemli futbolcusu olur. artık adı yavaştan ülke çapına yayılmıştır ve 1991'de en büyük hayali gerçek olur: juventus'a transfer olur. gittiği juve'nin başında hocaların hocası trapattoni vardır ve takımın kadrosu roberto baggio, toto schillaci, stefano tacconi gibi yıldızlarla donatılmıştır. ilk sezonu çok kötü geçer zira çok az süre alabilir. performansı oldukça zayıftır. yıllardır hayalini kurduğu formayı giymenin ve idolleştirdiği adamlarla aynı çimlere basmanın, aynı antrenmanı paylaşmanın yükünü duygusal olarak kaldıramaz. hatta takıma katıldığı ilk günlerde heyecandan kimseyle konuşamaz bile. çünkü o sadece bir futbolcu değil, taraftar-futbolcudur.

    ikinci sezonu ise kabak çiçeği gibi açılır ve bolca süre almaya başlar. bu sayede milli takıma kadar yükselir ve azzurri'nin 94 dünya kupası kadrosuna seçilir. o takımın başında da bir diğer efsanevi italyan hoca olan arrigo sacchi vardır. conte, ondan çok şey öğrenir. sacchi lafazanlığıyla tanınan bir hocadır. ayının bütün türkülerinin armut üstüne olması gibi sacchi'nin bütün muhabbetleri de futbol üzerinedir. hangi futbolcuyu nerede görse ona taktik dersleri ve nasıl oynaması gerektiğiyle ilgili malumatlar verir. hatta bazen otelde kamp yapan futbolcularının odasını gecenin bir yarısı ziyaret eder ve önlerindeki maçla ilgili bitmek tükenmek bilmeyen uyarılarda bulunurmuş.

    oyuncuların çoğu sacchi'ye ayar olsa da conte onu çok sever. takım yemek yerken sacchi'nin yanındaki sandalyeye kimse oturmak istemez ama conte her seferinde o boşluğu doldururmuş. o turnuvada finale kadar yükselip kutsal at kuyruğunun kaçırdığı penaltıyla kupayı kaybeden azzurri'de sadece 2 maçta görev alsa da conte'nin bundan şikayeti olmaz çünkü çok büyük bir deneyim yaşamıştır.

    dünya kupası dönüşü juve'de büyük bir değişim yaşanır ve trapattoni'nin yerine takımın başına bir başka kurt olan lippi getirilir. takımın böyle bir değişime ihtiyacı vardır ve değişim müspet etkilerini kısa sürede gösterir. juventus, 4 sezonda 3 kez italyan şampiyonu olduğu gibi 3 kez de şl finaline yükselir ve bunlardan birini kazanır. lippi'nin takımdan ayrılacağı tutar ve takımın başına gencecik ancelotti geçer. conte'nin en çok etkilendiği isimlerden biri de o olur.

    conte, 2004'te futbolu bırakır.

    kendisi çok teknik veya çok yetenekli bir futbolcu değildi. zaten oynadığı dönemlerde o işleri yapmaya muktedir bolca adamı her daim olurdu juve'nin. conte'nin başka maharetleri vardı. çılgınlar gibi koşardı ve gözünü budaktan sakınmaksızcasına oynardı. en önemlisiyse liderdi. zaten bu kişiliği sayesinde juve'ye yıllarca kaptanlık yaptı.

    conte'nin kişiliğini etkileyen esas faktörlerden biri de futbolunun son dönemindeki takımdaşları olmuştur. paolo montero, edgar davids, didier deschamps, ciro ferrara gibi kişilikleri öfke ve hırstan mürekkep insanlarla aynı kadroda yer almak, onlara kaptanlık yapmak onun kişiliğini de bolca etkilemiştir. misal montero dediğin adam kariyeri boyunca tam 16 kırmızı kart görmüştür ki şu an için bu rekora yaklaşan bile çıkmamıştır serie a'da. bu kadronun sylvester stallone'u da conte'dir bir bakıma. işbu nedenden otorite tesis etme konusunda uzmandır.

    conte'nin hoca olacağı yıllar öncesinden bellidir aslında. ve beklendiği gibi de olur. futbolu bırakır bırakmaz spor bilimiyle ilgili dersler alır, hocalık kurslarına katılır. en nihayetinde de hocalık kariyerine 2006'da başlar. serie b takımlarından arezzo'nun başına geçer ama işler kötü gider, 9 maçta 0 galibiyet elde edince sezon ortasında kovulur. kovulmasının ardından takım iyice kötüye gidince arezzo yönetimi mart ayında takımın başına apar topar tekrar kendisini getirir. bu defa çok daha iyi bir performans sergilese de takımın küme düşmesine engel olamaz.

    ilginç bir not: arezzo'dan kovulup tekrar dönene kadar geçen o arada conte, hollanda'ya uçar. sırf louis van gaal'le tanışmak ve ondan bir şeyler kapabilmek için. zaten conte'yi conte yapan şeylerden en önemlisi yüksek gözlem gücü ve ustalara duyduğu saygıdır. trapattoni, lippi, sacchi, ancelotti gibi hocalarla çalışma fırsatı yakalamış; onlara mümkün mertebe saygısını göstermiş ve hepsinden bir şeyler kapmıştır. ne demişler? akıllı adam kendi aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının aklını da kullanır.

    2007'de bari'nin başına geçer. ilk sezon takımı serie b'yi orta sıralarda bitirse de ikinci sezon serie b'de şampiyon olmayı başarır. bu başarıları calciopoli sonrası eriyen juve'nin dikkatini celbeder ve takımın başına geçmeye çok yaklaşır ama iş yatar ve juve'nin başına kendisi gibi bir başka juve efsanesi ferrara geçer. conte de atalanta'ya gider. burada işler hiç de iyi gitmez ve sezon ortası istifa eder. bu başarısızlık ona tekrar serie b'nin yolunu gösterir. 2010 mayıs'ında siena'nın hocası olur.

    2011 senesi geldiğindeyse yıllardır beklediği bir başka hayale kavuşur. tam 20 sene önce futbolcu olarak katıldığı canı ciğeri juve'ye bu defa hocalık yapacaktır. lakin juve'nin o eski halinden eser yoktur. takım son 2 sezonu 7. olarak tamamlayabilmiş ve yıllardır en ufak bir başarı bile yakalayamamıştır. boniperti'nin yıllar evvel söylediği gibi kazanmanın sadece önemli olmadığı, kabul edilebilir tek şey olduğu juventus gibi bir kulüp için hiç de hoş şeyler değildir bunlar elbet.

    conte'yi takımın başına getiren çiçeği burnundaki başkan agnelli ve sağ kolu marotta'dır. bu iki vizyoner adam conte'nin en büyük şansı olur. bir başka şansı da o sezon juve'nin yeni stadına taşınması olur. emrine verilen kadroya vidal ve vucinic getirilmiş ve serie a tarihinin en önemli hamlelerinden biri gerçekleştirilerek pirlo da bunlara eklenmiştir.

    takımın defansif hattı zaten bellidir. buffon, bonucci, barzagli, chiellini. lakin bu adamlar kağıt üzerinde ne kadar taş gibi gözükseler de daha bir önceki 2 sezonu 7. bitiren takımın defansında yer almışlardır.

    conte; çalışmayan adamın, lakaytlık yapan oyuncunun gözünün yaşına bakmaz. misal antrenman performansını hiç beğenmediği hollandalı kara çocuk elia'ya sadece 4 maçta görev verir ve yazın direkt kapının önüne koyar. elia'yla konuşmayı bile kabul etmez. taktikten ve disiplinden tek bir an bile ödün verilmesine razı olmaz. juve'den ayrıldıktan ve yerine allegri geldikten sonra iki hoca arasındaki fark sorulan bütün oyuncular, allegri'nin emri altında çok daha özgür oynayabildiklerini belirtmişlerdi.

    futbolcularından agresif olmalarını ister. conte'ye göre güzel futbol oynayarak kaybetmektense çirkin futbol oynayarak kazanmak yeğdir.

    conte'nin hayallerinin taktiği 4-2-4'tür aslında. lakin vidal ve pirlo bu dizilişteki orta ikiliye uygun olmayınca önce 4-3-3'ü sonra defans kalitesini ön plana çıkarmak adına 3-5-2'yi yürürlüğe koyar. orta sahaya marchisio'yu da ekler. vidal ve marchisio'nun arkasında regista olarak pirlo vardır. pirlo marke edilip de takımın oyun kurması engellenirse bu sefer dünyanın en teknik stoperi bonucci devreye girecektir. hatırlanacağı üzere euro 2016'da da aynı taktiği uyguladı. tabii pirlo yerine de rossi vardı bu defa regista olarak. velhasıl conte'nin taktiksel elastikiyeti mevcuttur, takıma ne uygunsa onu seçer. misal şu an chelsea'nin ortalığın anasını ağlatmasını sağlayan 3-4-3'ü uygulamaya geçirmeden evvel 4-3-3'ümsü bir şeyler oynatmaya çalışmıştı. baktı olmuyor hemen diziliş değişikliğine gitti.

    son kertede takım 5 sezon sonra şampiyon olmayı başarır. hem de namağlup olarak.

    conte'nin takımı gaza getirme yöntemleri de farklıdır. pirlo, otobiyografisinde -ki conte'den bolca bahseder bu kitapta- conte'nin soyunma odasına sık sık juve'yi eleştiren gazete yazılarını getirdiğini ve futbolculara göstererek "bakın size böyle böyle diyorlar..." diyerek gazladığından bahseder.

    antrenmanlarda bazen 11'e karşı 0 oynatır. yani 11 kişilik takım boş kaleye ve rakibe karşı oynar. bu sayede futbolcuların doğru pozisyon alması ve mesafe ayarlaması kolaylaşır.

    video analiz konusunda da takıntılıdır. antrenmanlar da dahil takımının bütün saha içi aktivitelerini videoya aldırır ve baştan sona izler. 24 saatin 5'ini uykuya, 3'ünü ailesine, 16'sını çalışmaya ayırır. bu 16 saatin de 4-5 saatinde de video analizi yapar.

    kendisinin football-italia'da geçen bir röportajını okumuştum. "futbolcuyken bir zidane ya da baggio değildim, bende o yetenek yoktu. bu yüzden top bendeyken ve yakınımda hiç arkadaşım yokken topu genelde kaptırırdım. şu an bir hocayım ve benim tarzımdaki oyuncuların bu sıkıntıyı yaşamaması için çözümler üretmeye çalışıyorum." diyordu. van gaal esintili futbol felsefesi bu noktada ortaya çıkıyor. conte de van gaal gibi bireysel yaratıcılığa değil kolektif yaratıcılığa bel bağlıyor. bireysel yaratıcılık önlenebilir bir şey ama kolektif yaratıcılığın herhangi bir merhemi yok sonuçta.

    conte, juve'yle üst üste 3 kez serie a şampiyonluğu yaşadıktan sonra şok bir kararla istifa eder. nedenlerini şurada yazmıştım bir nebze aslında: (bkz: andrea agnelli/#2054280)

    özetlemek gerekirse conte ve yönetim arasında bütçe konusunda anlaşmazlık yaşanır. conte, şl'deki fiyaskolardan sonra her basın toplantısında yönetimi eleştirir. misal şl'den beklentileri sorulduğunda "cebinizde 10 avro varken 100 avroluk bir restoranda yiyip içemezsiniz." der. ya da bayern'e hiç varlık gösteremeden elendikleri bir eşleşmenin ardından "kürek ve kovayla bir gökdelen inşa edilemez." diyerek kadro zayıflığına atıfta bulunur. ipleri koparan olay ise cuadrado transferine yönetimden veto gelmesidir. çok istediği ve 3-5-2'nin sağ kanadına fit uyacağını düşündüğü cuadrado alınmayınca conte istifayı basar. yerine daha 24 saat bile geçmeden allegri getirilir. conte'nin karizmasının yarısına bile sahip olmayan allegri, kulübün kapılarından arabasıyla içeri girerken taraftarların protestosuna maruz kalır hatta arabasına yumurta bile atılır ama daha ilk sezonunda takımı şampiyon yaptığı gibi şl'de de finale yükseltir. burada da conte'nin öngörüsüzlüğü varmış diyelim. pirlo, pogba, vidal, tevez, marchisio, bbc ve buffon gibi adamlara sahip kadroyu fazla hakir görmüş. zaten bu başarıdan sonra sportif direktör marotta, " artık biz de 100 avroluk restoranlarda yiyip içebiliriz..." diye koca bir taş fırlatmıştı conte'nin kafasına.

    juve'den ayrıldıktan sonra conte'nin aklında yurt dışına açılıp yabancı dil öğrenme hayali vardır ama prandelli'nin gönderilmesiyle boş kalan azzurri koltuğu teklif edilince buna hayır diyemez. ilk ayları çok zor geçer. artık adamakıllı italyan futbolcu yetişmiyordur ve elindeki oyuncu havuzu çok dardır. istifa etmeyi bile düşünür ama ikna edilir.

    euro 2016'ya katılmaya hak kazanan takımın en önemli iki oyuncusu birden daha turnuvaya aylar varken sakatlanır: verratti ve marchisio. zaten yetersiz olan kadro yarı yarıya güçsüzleşir. bu şartlar altında turnuvaya katılan italya ise -bana göre- turnuvanın en doğru ve en lezzetli futbolunu oynadı. yıllardır adı sanı duyulmayan giaccherini takımın yıldızı oldu, çoğu kişinin tanımadığı parolo orta sahada marchisio'yu aratmadı, roma'da berbat bir sezon geçiren de rossi eski günlerine geri döndü, pele gösterdiği performansla rekor bir bedelle çin'e gidip emeklilik ikramiyesini kaptı, milan'da unutulmaya yüz tutan zamanın wonderkid'i de sciglio yıldızını yeniden parlattı... bu kadrodan bu verimi almak her babayiğidin harcı değildir. derin taktiksel zekanın takıma empoze edilmesini ve disiplini gerektirir ki ömrü boyunca tembellik etmesiyle tanınan 31'lik giaccherini ispanya maçında 13 km'yi devirdi. hepsini geçtim şu blokların uyumu bile insanı mest eder:

    https://www.youtube.com/watch?v=R_y4aQ8kSEY

    yanisi şu ki şu an chelsea'de sergilediği performans beklenilmedik bir şey sayılmaz. takıma kendi kişiliğini yansıtmış vaziyette. takımı hayvan gibi koşuyor, basıyor, ısırıyor, parçalıyor. taktiksel zekasını catenaccio'nun ana vatanında, işin mihmandarlarından (lippi, sacchi, trapattoni) kapmış; sertliği, çirkefliği ve pisliği 90'lı yılların serie a'sında doruklarında yaşamış; davids, montero gibi adamların bile saygısını kazanacak kadar karizma sahibi olmuş -hazard, mourinho'ya yaptıklarını sıkıysa conte'ye yapsın-, yönetim de dahil kimseye eyvallahı olmayan ve kafayı kazanmakla bozmuş bir adam bu adam.

    hülasa chelsea gerçekten çok şanslı bir takım... sonuçta;
    "kazanmak için yaşıyorum ve beni rahatlatan tek şey bu." diyen,
    "kaybetmek ve kazanmak, ölüm ve yaşam gibidir." benzetmesini yapan,
    kazanma tutkusu pirlo tarafından "uçsuz bucaksız" olarak tasvir edilen ve "her dahi gibi biraz deli." diye anlatılan,
    kızının adını vittoria* koyan,
    evlendiği gecenin sabahında -saat 5'te- destro'yu kampa çağıran ve "elimde olsa düğün pastasını keser kesmez kampta olmasını sağlardım..." diye şaka yapan,
    juventus 99-00 sezonu şampiyonluğunu son maçta lazio'ya kaptırınca sinirden 5 gün boyunca uyumayan imrenilesi bir hocaları var.