• 29
    son 20 senedir acayip bir şekilde mühimleşen mevki. bence bunun en büyük müsebbibi de ofsayt kuralında zaman içerisinde yapılan değişiklikler. zira, bilhassa 90'da yapılan değişiklikle libero mevkisi tarihten siliniyor. (bkz: ofsayt/#1936203)

    yalnız defansif orta saha deyip de geçmemek lazım. haddizatında bu pozisyonun da kendi içinde çeşitli varyantları var. misal günümüzde yavaş yavaş yok olmaya yüz tutan italyanların deyimiyle regista, ingilizlerin deyimiyle deep lying midfielder denen bir çeşit defansif orta saha var. adı üstünde bir regista -italyancada "yönetmen" anlamına geliyor-, defanstan aldığı topu temiz bir şekilde ileriye aktarmakla mükelleftir. kulakları çınlayasıca ömer üründül'ün de türkçe futbol literatürümüze hediye ettiği üzere bloklar arası bağlantıyı sağlar. görevi tabii olarak bununla sınırlı değildir. adına yakışır şekilde oyunun temposunu ayarlar; tempo ne zaman artacak, oyun ne zaman yavaşlayacak buna regista karar verir. hülâsa takımı yönetir. bu tanımlardan yola çıkarak şöyle bir dünya futboluna baktığımızda akıllara ilk olarak kim geliyor tabii? hüseyin cimşir. ikinci olarak kim geliyor peki? andrea pirlo. hah, işte pirlo dediğimiz adam klasik regista'ların şahıdır, erbabıdır, kayzeridir. google'a regista yazıp arattığında ilk olarak tinto brass, ikinci olarak pirlo çıkar zaten ki o da üstada saygısından. misal bizim selçuk inan da klasik bir regista'dır. peki, günümüz futbolunda klasik regista'nın bir kıymet-i harbiyesi var mıdır? imdi, son on yıldır futbolda popi olan iki başat sistem var: 4-2-3-1 ve 4-3-3. biz ilkine bakalım. 4-2-3-1'in o orta sahadaki ikilisi şimdilerde ya iki defansif orta sahadan (vieira-makelele) ya da bir defansif orta saha ve bir box to box'tan (mascherano-gerard) oluşuyor. bu ikililer stoperi koruyorlar, bir ofansif orta saha ve iki ters ayaklı kanattan mürekkep ileri üçlüye yardım ediyorlar, bekleri ileriye çıkarsa onların mevkilerine göz kulak oluyorlar. işte böyle bir nizamda klasik bir regista'ya gerek yok. o da şundan: aslında regista, koyun postuna girmiş kurttur. nası' yani? şöyle, klasik regista stoperlere yakın dursa da gerçekte bir atak oyuncusudur, çünkü hep ileriyi düşünecek şekilde oynar. bu arada pirlo reyizin vakti zamanında ofansif bir orta saha olduğunu söylemiş miydim? evet, onun bu kadar başarılı bir regista olmasında geçmişinde yatan bu tecrübenin de büyük payı vardır. neyse, 4-2-3-1 sisteminde ileri 4'lü zaten ofansifken ve modern bekler -şayet hakan balta değillerse- hücuma son derece teşneyken üstüne üstlük bu sisteme bir de regista eklemlemek lükse kaçmak oluyor. zaten modern orta saha oyuncularının tarih sahnesine çıkışı da 4-2-3-1'in yaygınlaşmasıyla başlıyor. box to box sınıfına sokabileceğimiz bu adamların en nadide örneklerini genelde almanlar vermişlerdir son yıllarda: schweinsteiger, khedira, ilkay, kroos...bunların dışında vidal, javi martinez, yekta ve benim ölüp bittiğim radja nainggolan da modern birer box to box'turlar. defansı da hücumu da yaparlar, top da çalarlar top da dağıtırlar. şimdi bu dediklerimden klasik regista öldü, anlamı çıkmasın. serie a'da hala cayır cayır kullanan takımlar var. bu da şununla alakalı ki italyanlar 4-2-3-1'i pek de kullanmıyorlar; bunun da temeline inersek italyanlar oldum olası kanat-açık kullanmayı sevmezler, misal bakınız juventus'un kingsley coman'ı bayern'e yollaması. kanat/açık yerine full back değil de wing back kullanıyorlar: cuadrado, maicon, vrsaljko... kanat oyuncularının elzem olmadığı sistemlerden 3-5-2/ 4-3-2-1/ 4-3-1-2 bol bol kullanılır halen serie a'da. e bu bol orta sahalı sistemlerde de regista'ya elbette yer var: pirlo, ladesma, montolivo, pizarro, kuzmanoviç... tabii regista'ya eşlik edecek diğer iki orta saha adamının da box to box olması elzem. misal juve serie a'yı kanırtırken sağında ve solunda vidal-marchisio-pogba üçlüsünden iki tanesi vardı. hep klasik regista dedik, peki bunun moderni var mı? var elbet. iber yarım adası'na uzanıyoruz şimdi*. ispanyollar da 4-2-3-1 kullanıyorlar lakin alman ve ingiliz 4-2-3-1'i gibi değil. ispanyolların orta sahadaki 2'lileri alman ve ingilizlerinkilere nazaran topla daha haşır neşir adamlardan mütevellit. aslına bakarsan bunlara ispanyol tarzı orta saha demek de mümkün: xabi alonso, sergio busquets, fabregas, koke. bunların futbol felsefesi tamamen pas üstüne kurulu. "hücum yapacaksam da pasla yaparım, savunma yapacaksam da..." diyorlar. defanstan top da alıyorlar, tempo da ayarlıyorlar. klasik regista'dan farkları uzun top mevzusuna fazla girmiyorlar, defansif yönden daha sağlamlar. klasik bir regista misal pirlo, defans yaparken fiziğinden çok pozisyon bilgisine başvururken modern regista'lar aynı zamanda fiziken de herhangi bir çapadan (anchor man) geri kalmayacak şekilde donanımlılar. geçelim ingiltere'ye. ingiltere'de son yirmi senedir regista kullanan takım üçü beşi geçmezken başarılı olan tek bir takım var: manchester united. ya kim olacağıdı? bay alex ferguson, istenmeyen tüyleri kadayıfa dönmeye başlayan roy keane'i sahanın her yerinde efil efil gezen box to box bir orta sahadan, defansın önüne konuşlandırıp geriden oyun kuran bir regista'ya evirmişti. keane futbolu bıraktıktan sonra bu görevi scholes ve körpe carrick üstlendi ki bu işi mükemmel bir şekilde kotardılar; kulüp, tarihinin en başarılı periyotlarından birini işte bu iki regista'lı dönemde yaşadı. ha, bir de keane ve scholes arası dönemde başarısız bir veron denemesi de vardır ferguson'un ki koca kariyerindeki nadir sıçışlarındandır: (bkz: juan sebastian veron/#1969903) liverpool'un da gerard'ı bir ara regista'ya çekmeye çalışıp çuvalladığını hatırlamakta fayda var. yılların box to box'u gerard, deep lying mildfielder rolünün hakkını verememiştir. çünkü bu tipleme için gerekli vizyon ve teknik maalesef sonradan kazanılabilecek şeyler değil. gelelim klasik regista'ların neden kaybolduğuna. artık futbolda "tek konuda uzmanlık" kaybolmaya başladı. yani artık çoğu oyuncu birden fazla mevki ve rolün altından kalkabiliyor. marchisio dediğin adam defansif orta saha olarak da ofansif orta saha olarak da has mevkisi olan merkez orta saha kadar rahat oynayabiliyor. eskiden daha tek yönlüydü oyuncular. misal, gattuso tam bir hayvandı ama tekniği sıfırdı; felipe'nin mükemmel tekniği vardı ama adam kovalamazdı... işte klasik regista'ların gözden düşmesinin altında da bu yatıyor. bir oyuncunun ki artık futbolda bir oyuncu çok şey demektir, sadece geriden oyun kurması ve oyunun temposunu ayarlaması yeterli değil. bunların yanında artık daha gezici, daha defansif ve daha dirençli de olmalılar. e bunlar da eklenince oyuncu regista'lıktan çıkıyor, başka bir şey oluyor tabii. kısacası bu milenyumun başında klasik on numaraların ve klasik açıkların başına gelen şey, onların da başına geliyor: sistemde artık onlara yer yok. peki kimlere yer var? ideal orta saha kim? bu sene izlemekten en çok zevk aldığım üç dört takımdan biri de napoli'ydi. higuain denen hayvan eti yemiş arjantinli tüm iltifatları kapsa da napoli'nin gizli bir de -tabii maçlarını izleyenler için pek de gizli denemez- kahramanı vardı: jorginho. şu an bulamayacağım ama maç başı pas ortalaması 100 küsur, başarılı pas oranı yüzde 90'ın üzerinde, maç başı en az 2 gol pozisyonun mimarı oluyor; aynı zamanda oyunun müdafaa kısmında da var, maç başı kestiği rakip atak sayısı 2, çaldığı top ortalaması da hafızam beni yanıltmıyorsa 2'ye yakınsıyordu. bu arada attığı pasların yüzde 60'tan fazlası da ileriye yönelik. e işte al sana modern bir regista. oyun kurma görevini, defansif özelliklerine halel getirmeden yerine getirebiliyor. adeta çocuk da yapıyor kariyer de. bu adamı takip edin derim ben.
    https://www.youtube.com/watch?v=3zNbl3z7JJo

    4-3-3'te oynamaya en müsait defansif orta saha tiplemesi hangisi?
    çapa (anchor man) nasıl bir şey? kante çapaysa donk ne?
    peki diğer defansif orta saha tiplemeleri neler? nerede yaşarlar? ne yer, ne içerler?
    ne olacak bu fenerin hali?

    hepsine olmasa da bir kısmına cevap bulabileceğiniz bir sonraki defansif orta saha entry'mde görüşünceye kadar esen kalın.
  • 53
    açıkçası eskiden defansif orta saha denmiyordu.

    suat kaya'ya kimse defansif orta saha demezdi mesela. o günlerde merkezdeki orta saha oyuncularına her daim merkez orta saha dendi...

    viera, petit gibi adamlara bugünkü tanımla bunu yakıştırabiliriz ama o günlerde adları da başkaydı rolleri de. he bu defansif orta saha olayı nasıl çıktı... onu jose mourinho'dan sonra/jose mourinho'dan önce diye ele almak lazım. mevkinin rol planını tamamen değiştiren bir adamdır mourinho.

    ve bunu adına makelele effect demişlerdi.

    https://www.youtube.com/watch?v=niBuSQMxe5w

    videoyu yukarı bıraktım. makelele sonrası orta sahaların tamamı komple rol bazında değiştir. mevki aynı olabilir ama rollerin tamamı değiştiği için defansif orta saha demek daha mantıklı hale geldi.
  • 64
    galatasarayda 2020-21 sezonunun ikinci yarısında sırayla;
    taylan
    gedson
    etebo
    olarak bulunan mevkidir. defansif yönünden çok ofansif yönü ağır basan bir mevki. hoca iki senedir alışılmış defansif orta sahalar yerine bu yönde tercih kullanıyor zaten. eski tip dmc'ler hocanın planına uymuyor bence. nitekim nzonzi'yle uyuşamamask bence bundan ötürü. varsın defansif sertliği biraz aksasın - ki taylan için bunu da diyemeyiz bence - ama hocanın ilk önceli, o bölgede oynayan oyuncunun pasla çıkış yapması ya da driblingle geçiş yapması. ozornwafor'u mesela biraz zorlarsak (bence hoca buna uğraşıyor) eski tip bir dmc çıkartabiliriz. ama tamamen geriye yaslandığımız, savunma yaptığımız maçlar haricinde böyle bir oyuncuyu seçeceğiniz düşünmüyorum hocanın.

    geçen sene kadıköyde çıktığımız ve ezici bir galibiyet aldığımız ilk on birde orta sahamız seri, ömer ve belhanda'ydı. düşünün, defansif orta saha olarak defansif özelliği çok düşük seri vardı ve ezici bir oyun oynamıştık, bu oyunda seri'nin de payı büyüktü.
  • 72
    hücum takımlarında olmaması 2021 tarihinde normalleşmiş olan oyuncu modeli. 2 bekimizi de ileri çıkarmayacaksak orta sahada stoper kullanmaya gerek görmüyorum. 20/21 sezonunda 2. olan takımımız 36 golle ligin en az gol yiyen takımıydı. ideal 11'inde 2 tane defansif orta saha olan ve bazı maçlara 3 tane defansif orta saha ile çıkan şampiyon takım bizden 8* tane fazla gol yemiş. eğer sizin 6 numaranız topu kendi kalenizden 30 metre ileride karşılıyorsa çok gol yersiniz. taylan'ın farkı burada açılıyor zaten. ortalama 45-50 metrede karşılıyor taylan. tabi gedson ve kılınç'ın enerjisi ile bozduğu rakipten kapıyordu topları. omzu vurup topu alma gibi bir şey yok. alan kapatarak yapıyorduk. tabi bunları bazı taraftarımız görmüyordu. antrenmanda ayak tenisi oynamaktan başka bir şey yapmadığımızı sanan bir kitle var ne yazık ki. hoca 21/22 sezonunda bunu daha tempolu ve hızlı oyuncularla yapmak istiyor. taylan, berkan, cicaldau, kılınç hatta aytaç bile tempolu oyuncular. gedson'ı söylemeye bile gerek yok zaten. bizim fernando, ndiaye ve belhanda gibi iskelete sahip olduğumuz dönemde 14 şubat 2019 galatasaray benfica maçında tempolu iki oyuncu bizi sahadan silmişti.
  • 30
    futbolun tarihi gelişiminde belli başlı kırılma noktaları vardır. ofsayt kuralının değişmesi, bosman kuralları, calciopoli skandalı, sabri'nin futbolcu olmaya karar verdiği gün gibi... bunlardan biri de real madrid'in makelele'yi chelsea'ye satmasıdır. los galacticos'u büyüteceğiz, diye makelele'yi satıp yerine beckham'ın geldiği o sezondan sonra uzun yıllar gün yüzü göremeyen real madrid, o mevkiyi doldurmaya yaptığı yönelik transferlerde de (gravesen) başarısız olmuştur. makelele ise gittiği chelsea'nin dev bir kulüp haline gelmesine yardımcı olmuş 2 tane şampiyonluk yaşamıştır. velhasıl tarih real'in yaptığı bu hamlenin tam bir "mallık" olduğunu göstermiştir. zidane: “why add another layer of gold to the bentley when you are losing the entire engine?” (elindeki bentley'nin tüm motorunu sattıktan sonra altın kaplamanın üstüne bir altın kaplama* daha yaptırmak ne mâna?) diyerek; fernando hierro ise "takımın en önemli oyuncusunun makelele olduğunu hepimiz biliyorduk." diyerek bu satışı eleştirmişler, yerden yere vurmuşlardır.

    arsene wenger makelele'yi "anti futbolcu" diye tenkit ededursun, şu futbol dünyasında çok az futbolcunun sahip olduğu bir şeyi başarmıştır makelele. bir futbol mefhumunun isim babası olmuştur tıpkı cruyff dönüşü, panenka penaltısı, servet çetin balgamı gibi: the makelele role. peki nedir bu "makelele tiplemesi"? ya da daha taksanomik adlandırmalarıyla anchor man*/holding mildfielder? bir analoji üzerinden gidelim. roberto carlos frikik kullanacak ve sen de barajdaki oyunculardan birisin. tabii olarak ellerin koruma amacıyla takım taklavata gider, o üçlüyü zırh gibi sarar değil mi? hah, işte buradaki takım taklavatı iki stoper/bir kaleci; elini ise anchor man ya da makelele olarak düşünebiliriz. kısacası bu roldeki bir oyuncu, stoper tandeminin rakip hücumcularla muhatap olmasını elinden geldiğince engeller. bu pozisyon bilgisi kısmıydı. topla oyunda ise iki asli görevi vardır: 1- top çal ve en yakınındakine pas ver, 2- top rakipteyken pres yap. çok basit gözüküyor değil mi? değil işte.

    her ne kadar fener'i bile çalıştırmış olsa da carlos alberto parreira büyük taktisyendi, 4-6-0 denilen sistemin ilk uygulayıcılarındandı. işte parreira amcamın futbolcun geleceğine yönelik bir kehaneti vardı. kabaca diyordu ki, gelecekte futbol takımları 4 kişilik müdafaa ve 6 kişilik yaratıcı hücum oyuncularından oluşacak. kehaneti kısa bir süreliğine tutmuş olsa da günümüzdeki futbol daha başka bir bloklaşmaya gidiyor/gitti. artık bekler kös kös geride beklemiyor, her an oyunun içindeler. hatta maicon, patrice evra gibi oyun kuranları bile var. yani artık modern beklere defans oyuncusu demek namümkün. bu da sağlam bir kontratak takımına karşı oynuyorsan büyük handikap. bu 2 stopere bir de emniyet sübabı lazım. işte çapalar burada işin içine giriyor. yeri geliyor ilk akını karşılıyorlar yeri geliyor beklerin açıklarını kapatıyorlar (mehmet topal, caner ve gg ileride kaldığında bunu çok iyi yapıyordu). bazen de stoperlerin arasına girip tandemi anlık olarak üçlüyorlar. yani çapalar halis muhlis birer savunma oyuncusu olarak seyrediyorlar maç boyunca. zaten istatistikler de bunu gösterir. misal makelele'nin 600 küsur maçlık kariyerindeki attığı gol sayısı sadece 14. çoğu stoper bu rakamı ikiye katlar. neyse, görüldüğü üzere artık bloklar 4'e 6 değil; 3'e 7.

    florentino perez denen kabzımalın, makelele satışından sonra gelen tepkilere karşı yaptığı buram buram hıncalizm kokan bir açıklama vardır. "makelele'yi özlemeyeceğiz. tekniği ortalamaydı, takımı yavaşlatıyordu, verdiği pasların yüzde doksanı ya yana ya da geriyeydi. toplara kafa vuramazdı* ve genelde üç metreden öteye pas atmazdı." der. şimdi 2002 şl finalinde real'in bayernleverkusen karşısına çıkardığı kadroya bakalım: https://i.hizliresim.com/bbkB4m.png
    iki tane konvansiyonel santrfor: raul, morientes.
    iki tane klasik açık: figo, solari.
    bir tane nev-i şahsına münhasır ofansif orta saha: zidane
    bir full back: salgado
    bir bağlasan durmaz wing back: carlos (ki zidane'ın attığı o efsane golün ortasını da carlos açmıştır)
    bir çapa: makelele
    leverkusen'in orta sahasındaysa ballack ve yıldıray gibi iki tane box to box ve üstüne cila olarak ön liberoda ramelow var. normal şartlar altında leverkusen'in orta sahasının maçı sürklase etmesi, real'i dövmesi gerekir ama gerçekte öyle olmamıştı. makelele tek başına kale kapısında küffarı bekleyen battal gazi gibi orta sahayı tutmuş ve doğal olarak o kadar çok yorulmuştu ki sonlara doğru conceicao yerine girmişti. kısacası, makelele oyundan çıkana kadar 6 hücumcunun yükünü çekmişti. işte perez'in kafasının basmadığı mesele buydu. gösterişsiz oynuyor diye eleştirdiği adam aslında diğer oyuncuların gösterişli oynamasının bir numaralı sağlayıcısıydı. zaten makelele gittikten sonra üç aşağı beş yukarı yine aynı taktikle çıktığı büyük maçların hemen hepsinde eline almıştır real madrid. ziya paşa'nın meşhur bendinden alıntılarsak, bu terazi bu kadar sikleti çekememiştir.

    mourinho ise makelele'yi daha değişik ve verimli kullanmıştır. hatta şöyle der: "benim 4-3-3'üm klasik bir 4-4-2'ye karşı her daim üstündür. çünkü benim orta sahamda her zaman ekstra bir adam bulunur. en geride makelele ve onun önünde iki merkez orta saha olur. top makelele'deyken rakibin iki merkez orta sahasından biri makelele'nin üstüne gelir ki o zaman benim merkez orta sahalarımdan biri boşa çıkar ya da rakibin merkez orta sahaları benim merkez orta sahalarımla eşleşir ve bu kez de makelele'ye önünde kullanabileceği ve tüm sahayı görebileceği bir boşluk açılmış olur. şayet rakibin açıklarından biri merkez orta sahalarına yardım etmeye gelirse bu sefer de onun kanadı boşalır. özetle klasik bir 4-4-2'nin bu açmazdan kurtulabilmesine imkan yoktur."

    makelele ise üstlendiği rolün inceliklerini şöyle açıklar: "her oyuncuya biçilen bir görev vardır. benimki de takımın dengesini korumak. lampard yerini kaybederse orayı kapatırım, ballack başka bir yerdeyse orada biterim. bir oyuncu yerini kaybettiğinde başkasının orayı kapatması gerekir. benim pozisyonumda oynuyorsan yaptığın işten zevk alman gerekir. cüssesizsen senin kurtarıcın doğru zamanlama olmalıdır. rakip benden uzun veya güçlü olabilir ama ben de doğru zamanlamayla bu açığımı kapatırım. her şey zamanlamayla alakalı."

    gelelim bugüne. aynı başlıkta yazdığım önceki entry'de klasik regista'ların yok olmaya yüz tuttuğunu nedeni ve nasılıyla anlatmaya çalışmıştım. bu değişim çapalarda da sirayet ediyor. misal busquets de top çalıyor, adam kovalıyor, stoper üçlüyor ama aynı zamanda bir regista gibi pas yapıp ileri oyun da kurabiliyor. ha keza matiç de öyle. artık futbolcu rolleri arasında çok keskin farklar yok, modern bir futbolcudan istenen de bu zaten. yalnız bunun 15-16 sezonunda bir istisnası gerçekleşti: ngolo kante. makelele'nin reenkarne olmuş hali gibi oynadı herif. istatistiklerinden bir kuple:
    maç başı pas ortalaması: 38
    maç başı kestiği atak: 4,06
    maç başı çaldığı top: 3,27
    pas ortalaması modern bir orta saha oyuncusu için çok düşük -gerçi leicester'ın oyun tarzıyla da alakadar bu durum- lakin defansif özellikleri de bir o kadar muhteşem. çevikliğini borçlu olduğu 1,69'luk pigmeden hallice boyuyla hava toplarında her ne kadar yetkin olmasa da bu bücürlüğü sayesinde makelele'nin bahsettiği o doğru zamanlama için gerekli çevikliği de haiz. hani pes'in kariyer modunda emekli olan futbolcuların yetenekleri taze futbolcularda vücut bulurdu ya makelele de adeta kante'nin içine girmiş gibi oynuyor.

    hülasa regista veya çapa olsun bir defansif orta saha takımının en önemli mevkisi haline gelmiş durumda. hele bu iki rolü aynı potada eritebilirse işte o zaman tadından yenmez bir hale geliyor. bakınız: jorginho. bakmayınız: donk.
  • 58
    arkadaş geçen seneden beri söylüyoruz. hoca orta sahada 3 merkez orta sahayla oynar diye. sadece sertliği olduğu için oraya adam koymaz oraya pas yapabilen beklere uzun top atabilen orta saha hocanın tercihi. bunları iyi yapıp yanında da sertliği olan melo gibi birisi olur eyvallah.

    suat kaya, tugay kerimoğlu, felipe melo, fernando reges, michael seri, steven nzonzi bunlar hocanın istediği tarzda oyuncular o mevkide soğukkanlı takımı ileri çıkarabilecek isimler.

    edit: hatta bu yüzden süper lig ve porto tecrübeli ortalama üstü şu anki durumu bizim için nimet olan boşta josef de souzayı istemediğini düşünüyorum.
  • 57
    fatih terim'in son basın toplantısında duyunca suratını ekşitmesine neden olan orta saha türü. hoca orta sahada geriden çıkarken defansın içine girip geçiş oyununu başlatan bir oyuncu istiyor net olarak. zaten geçen sezon lemina ve seri ile uyguladığı rolü yeni sezonda da şimdilik yokluktan taylan antalyalı ile doldurmaya çalışıyor. oraya o işi daha iyi yapacak bir oyuncu mutlaka aldıracaktır.

    yani öyle klasik sert, fizikli, kazma 6 numara beklemesin kimse.
  • 44
    gözümde bir futbol takımının kaleciden sonraki en önemli oyuncusudur. defans hattı ile hücum hattı arasında köprü görevi görür, bağlantı noktasıdır. etrafındaki oyuncular ile uyumu çok önemlidir. özellikle türkiye ligi gibi liglerde dos'u sağlam olan takım her zaman bir adım öndedir. yakın zamandan örnekler için;
    (bkz: felipe melo)
    (bkz: mehmet aurelio)
    (bkz: atiba hutchinson)
    (bkz: fernando reges)
  • 76
    selçuk melo ile yakaladığımız uyumun iki bolümü çok önemliydi.
    gerek melo kısmı gerek de selçuk kısmı.
    hem defansif hem ofansif yönden inanılmaz zengindik.
    zamanla ceyhun'u çapa olarak dahi oynamıştık mancini döneminde.
    ardından yine boşluk yaşadık.
    fernando ve n'diaye ile kısmen yakaladık diyelim.
    şimdi yine bosluktayiz. taylan orayı iki yönlü idare etti ancak şimdi bu sene yine bomboş kaldı.
    halbuki turkiyede bu mevki çok önemli ki bunu şampiyon takımların on liberolarına bakarak da anlayabilirsiniz.
    tek tek yazmayalım ama iskeleti sağlam kurunca gerisi bir şekilde geliyor diyorum.
    ne taylan, ne berkan, ne assuncao...
    galatasaray takımının defansif orta sahasının as adamı değil, olamaz.
    ha hoca diyor ki pasla çıkalım, tamam diyoruz.
    bir ara diyor ki seri gibi regista lazim, tamam diyoruz.
    sonra diyor ki melo, fernando bulamadık.
    aslında ne istediğimizi de bilmiyoruz.
    ben de tek şunu biliyorum.
    melo gibi adamın varsa her şeyi oynarsın.
    simdi ise hâlâ eksiğiz hâlâ yarım.
  • 27
    takımımız bu yaz o bölgeye; jem karacan, bilal kısa, jose rodriguez'i transfer edip (her ne kadar bilal'in ve jose'nin asıl mevkileri dmf olmasa da selçuk'a partner olarak alındılar) , felipe melo'yu göndermiştir. şimdi izninizle bu bölgeyle ilgili ''kemer sıkma'' politikamıza çok basit bir mantıkla bakalım.

    jose rodriguez: 0 bonservis , yıllık ücret 800,000 € + 10,000 € maç başı
    jem karacan: 0 bonservis, 50,000 € imza parası, yıllık ücret 600,000 € + 15,000 € maç başı
    bilal kısa: 0 bonservis, yıllık ücret 2,407,500 tl + 45,000 tl maç başı

    felipe melo: 3,700,000 bonservis bedeli, 3,100,000 € yıllık ücret, maç başı 25,000 €

    bildiğiniz üzere stephane mbia bu yaz trabzonspor'a bedelsiz imza attı. şimdi bir de stephane mbia'nın sözleşme detaylarına bakalım;

    0 bonservis, 2,200,000 € imza parası, 2,600,000 € yıllık ücret , 5,000 € maç başı.

    atla deve değil yani.

    sözün özü, eğer evlatları bilal'e ve jem'e para kazandırmaya bu kadar gönüllü bir teknik direktörümüz olmasaydı stephane mbia ile bu yaz rahatça sözleşme imzalardık. üstelik şampiyonlar ligi'nde oynama ve daha büyük bir kulüp olma avantajımız da vardı trabzonspor'a göre. teşekkürler hamza, umarım bursayla küme düşersin :)
  • 23
    felipe melo gidince onun yerine kimse olmadığı için kevgire döneceğimizi, şampiyonlar liginde fark yiyeceğimizi söyleyenler var. şu at gözlüklerini çıkartın da biraz öyle bakın.

    1) geçen sene 4 yediğimiz maçların hepsinde orta sahada melo- selçuk oynamıyor muydu?

    2) geçen sene melo' nun yerinde kısa bir süre oynayan hamit galatasaray' ın en çok top kapan oyuncusu değil miydi? nerede melo' nun çok top kapması?

    3) her maç 8000-9000 km' yi geçmeyen orta saha mı olur? selçuk 12 bin koşuyor melo 9. hiç şimdi selçuk koşuyor da ne oluyor geyiklerine girmeyin. orta saha 12 bin' i görecek arkadaş.

    4) geçen sene şampiyonlar ligi maçlarının özetlerini izleyin objektif biçimde. melo' nun ne kadar hatalı gol yedirdiğine bakın. adam takibi sıfır olan, rakibin ayağına kayıp feyki yiyip oyundan düşen bir adamdı melo.

    5) felipe melo' nun yerinde grosskreutz rahatlıkla oynar. oynamıştır zaten yine oynar.

    6) en büyük dezavantajlarımız ise melo' nun kafa toplarında çok etkili olması ve büyük maçların adamı olmasıydı. bunu kapatabilirmiyiz göreceğiz.

    7) formda melo dünyanın en iyi orta sahasıdır. ancak 1,5 senedir yokları oynamaktadır. 32 yaşına gelmiş, fizik ve kondisyon olarak oldukça düşmüştür. tam zamanında ayrıldık. ayrıca çok yüklü bir maaştan kurtulduk ve iyi bir bonservis aldık.

    8) felipe melo' yu hepinizden çok severim. bu takımda en sevdiğim oyuncudur sneijder' le birlikte. ama gerçekler acıdır. her güzel şeyin sonu vardır.

    9) bu konuda yönetime kızmayın. adamlar 1 hafta önce sözleşme uzattı orta saha defterini kapattı. melo dün tutturmuş gideceğim gideceğim diye. yönetim üstüne düşeni yapmıştır. grosskreutz' u alarak bence iyi de bir hamle yapmışlardır. illa biri suçluysa bu son gün gitmek isteyen melo' dur.