• 2
    kurallari bilindigi zaman izlemesi cok zevkli olan bir spordur.
    oyunun amaci kendi rengindeki kayayi halkanin merkezine en yakin yere atmaktir. atarken rakibin kayasini da vurursan tadindan yenmez.
    oynandigi pistte buz kabarciklari vardir supurgeli adamlar o buz kabarciklarini eriterek kayaya yol cizer, falso verirler.
  • 7
    erzurum'da yapılacak olan 2011 üniversiteler arası kış olimpiyatları sayesinde ülkemiz bünyesinde de bir milli takım kurulmuştur. * gazetelere ilan verilerek curling sporcusu aranmaya başlanmış fakat kimse ilgilenmeyince üniversitelere başvurulmuştur. bir senaristin bu olayları film haline getirmek istemesiyle bir anda türkiye'de de trend olmuş, tavan yapmış ve ilgilenilmeye başlanmıştır bu garibim branşla. filmde oynayan oyuncular işi önceden çözdükleri ve öğrendikleri için milli takımda yer almak istiyorlar haliyle. bakalım ilerleyen günlerde neler olacak?
  • 10
    öncelikle curling neymiş ona bir bakalım. 42 metre boyu, 4,3 metre eni olan buzdan bir pist (rink) üzerinde oynanan bir olimpik takım oyunudur.

    buz üzerine disk şeklinde iç içe çizilmiş üç halka hedefi, evi oluşturur. pistin iki ucunda olan 3,66 m çapındaki evin; oyun hattı, hogdan uzaklığı 6,4 m, birbirlerinde uzaklığı 34,7 m.'dir. puan, ev'in merkezine karşı takımdan daha yakına taş atarak kazanılır.

    hassaslık seviyesi ve kazanmak için ortaya konan stratejik düşüncenin karmaşık yapısı sayesinde curling "buz üzerinde satranç" olarak değerlendirilir.

    kendi fikirlerime gelince gördüğüm en gereksiz oyunlardan bir tanesidir. 2-3 kişi fırçayla ( evet bildiğiniz fırça ) bir topa benzer bir şeyi önünü temizlemek suretiyle ilerletmektedir. lisede bunu biz çöp kutusu kapağı, mermer zemin ve yine fırçayla yapardık o zevkli olurdu o ayrı.
  • 17
    sanırım spor dalları arasında golften sonra en sıkıcı bulduğum bu. yani spordur, saygı duymak gerekir diyorum ama her izleyişimde ya kendimi tutamayıp gülüyorum ya da esnemeye başlayıp kanal değiştiriyorum. sanırım insanı bunaltan kısmı o süpürgeciler, yani sanki beyaz bir kumaşa kahve dökülmüş de domestoslu bezle hızlı hızlı sürterek temizliyormuş gibi yapıyorlar.
  • 18
    curling'le ilgili ilginç bi anım var, sizlerle de paylaşmak isterim..

    geçen sene bu vakitlerde, evde can sıkıntısı eşliğinde televizyonda zaplıyorum. baktım eurosport'ta curling denen bu meret var, "biraz izliyim bari, sonuçta spor spordur anasını satiyim" dedim. maç da danimarka'yla isveç bayanları arasında..
    neyse, izlemeye başladım.. o oynadıkları aleti* bi o kaydırıyo, bi bu kaydırıyo, çaat diye birbirine vurduruyolar, çığırıyolar filan bi garip geldi en başta ama izledikçe ben de moda girmeye başladım sanki kırk yıllık curlingsevermişim gibi "ulan o öyle mi atılır bee? ayıp be ayıp, şu cefakar taraftara yazık!" falan diye..

    sonra izlerken bi baktım ekrandan iki çift göz resmen beni süzüyo. "oha!" dedim "nası olur?! bana değildir heralde başkasına bakıyodur.." çaktırmadan arkama filan baktım, arkamda perdeden başka bi şey yok. ardından allah ne verdiyse ben de ona bakmaya başladım. sonra spikere sordum, "kim bu kız hacı yeaa? neyin nesi, kimin fesi?" diye.. spiker de "danimarka'nın kaptanı o" dedi, "madeleine dupont." "vaay!" dedim, "kaptanmış bizimki.."

    ha bu arada maç da kora kor gidiyo.. madeleine'in hatrına desteklemeye başladım danimarka'yı. ardından benim de desteğimi arkasına alan madeleine ve arkadaşları şaha kalktı, çat çut çat çut taşları birbirine vurdurmalar, arka arkaya iyi atışlar falan.. iyi atış yaptıkça madeleine de bana bakıp bakıp gülücük atıyo. içimden gayri ihtiyari "yapma kız, utanıyorum!" diyorum ama bi yandan da çok pis havalanıyorum. hatun nerdeyse parmağını öpüp beni işaret edicek yani o derece! hatta bi ara formasını başına geçirmeye falan çalıştı da formanın altındaki atlette mert yazmadığı aklına gelince vazgeçti.

    neyse, maç bitti.. sonra madeleine bana son bi bakış attı ve çiuuvv! eurosport yayını sona erdirdi.. ulan maç sonu bi röportaj olur, röportajda madeleine "bugün mert olmasaydı kazanamazdık, ona çok şey borçluyuz. iyi ki varsın mert, seninle görüşmeyi çok isterim, mutlaka ara beni bak telefon numaram sıfır beş yüz elli beş.." gibi bi şeyler söyler belki diyorum ama yok arkadaş, sanki dalga geçer gibi herifler amerikan güreşi koyuyolar yayına..

    ne yapsam, ne etsem de bu kıza ulaşsam diye düşünüyorum.. kafamda aniden bi ampul yanıveriyo sonra! ulan diyorum, adını sanını bildiğime göre ben bu kızı neden facebook'ta aratmıyorum?
    direk oturuyorum pc başına, ismail yk gibi facebook'a giriyorum ve arama kısmına yazıyorum; "madeleine dupont".* bi kaç sonuç çıkıyo ve işte aradığım kişi orada!

    mesaj yazmaya başlıyorum gayri ihtiyari türk insanı olarak "carpets? do you want nice turkish carpets? also we have really nice turkish delights, sish kebap.." diye.. "sonra laan ben napıyorum?!" diyip kendime geliyorum ve efendi gibi "hello there.. excuse me but do you have any connections with curling?" yazıp enter'lıyorum.

    ertesi gün mesaj kutumda cevap olarak "yeah, why?" yazan bi mesaj.. sevinç ve burukluk aynı anda, karmaşık duygular içindeyim. "ulan!" diyorum, "beni nasıl hatırlamaz?". sonra yine kendime geliyorum, televizyonda galatasaray maçı izlerken yaptığım gibi yine kendimi fazla kaptırdığımı anlıyorum. tam bir turkish gentle boy edasıyla olayı kendisine izah ediyorum, bu durum çok hoşuna gidiyo ve bir gün önce binlerce kilometre öteden televizyonda canlı olarak maçını izlediğim güzeller güzeli kızla nette konuşmaya başlıyoruz. şaka gibi! curling de olsa, bak danimarka milli takımı diyorum, kaptan diyorum, eurosport diyorum! cidden şaka gibi..

    en son 2010 vancouver kış olimpiyatları'ndan önce olimpiyatlara hazırlanırken konuşmuştum kendisiyle ve "make your shots for me!" tarzı bi cümleme gülerek cevap vermişti.
    sahi uzun zaman olmuş konuşmayalı, dur ben şu kızı bi yoklayayım..*

    işte curling deyince benim aklıma hep bu kız ve bu olay gelir.
    bu da başımdan geçen hoş bi anıydı sayın seyirciler, esen kalın..

    (bkz: true story)
  • 20
    türkiye'de dalga geçeni çok olan spor dalı. geçmişi orta çağa dayanır. iskoçya'da çıkmıştır bu spor ilk olarak. günümüzde en iyi taşlarda iskoçya'daki granitten yapılır. takımlar dört kişiden oluşur ve sırayla ikişer taş atarlar oyuncular. kaptan(skip) son atan isimdir. kaptan atışın yanında süpürücüleri uyarırken, atışı yapan oyuncu dışındaki diğer iki oyuncuda taşın önünü süpürür, atışın şiddeti ve takip etmesi istenen yöne göre süpürülmez.

    gelmiş geçmiş en büyük atışlardan biri kanada şampiyonası'nda kanadalı skip jennifer jones'tan gelmiştir,the shot olarak bilinir.

    http://www.youtube.com/watch?v=CM5mFH3_Qhs

    ayrıca takımlar 10 end bitmeden maçı bitirebilirler, puanlamaları kendi aralarında gözle ayırt edilemeyen fark olmadığı sürece kendileri yaparlar. ancak zor durumlarda ölçüm için hakeme başvururlar. bu özellikleri ile de diğer sporlardan ayrılır curling ve bir adım öne çıkar diğerlerinden.
  • 22
    geçenlerde tv önünde zaplarken eurosport'da denk geldim. milli takımlar arası maç vardı. sanırım turnuva. hayatım boyunca ilk kez oturup curling izledim. vallahi çok zevkliydi lan. bir cismi atıyorlar. sonra önünde iki adam zemine bir seyler yaparak o cismin hızını ve yönünü ayarlıyor. ne güzel lan. kendi kendime güldüm izlerken. valla pek kafa yorarak izlemeyin bu sporu. akısına bırakın. kendiliğinde gelisiyor her sey. gelismis misket oyunu bu sanki.