• 1
    milli eğitim bakanlığının "bedene girmek" vazifesiyle donattığı, spor akademisi çıkışlı kimse. bir diğer trajik görevi müzik öğretmeninin bulunmadığı bayrak törenlerinde "istiklal marşı"nı "başlatmak" olan, alışılagelmişin dışında "hazır" ve "başla" komutuyla "istiklal marşı"nın ilk mısralarını kahkahalara karıştıran öğretmen türü.
  • 7
    ilk atandığım okul doğunun ücra bir köyündeydi. oralarda çalışan arkadaşlar bilirler, öğretmen eksikliğinden dolayı bir öğretmen kendisiyle alakasız derslere de girebilir. mesela bir türkçeci olan bendeniz bilişim, din kültürü, teknoloji tasarım gibi en ufak bir alakam olmayan derslere de girdim. elimden geleni yapmaya çalışsam da bir yere kadar oluyor çünkü o konuda herhangi bir eğitim almamışım.

    neyse, atandığımın ikinci senesi beden eğitimi dersleri de bana kaldı. bu sefer sevindirik olmuştum. sporla içli dışlıyız ya... en azından bir şeyler öğretebilirim bu sefer diye düşünüyorum. çocuklara; galatasaray'ın ne kadar büyük bir kulüp olduğunu anlatarak başladığım bu serüvende* total futbol, bosman kanunları, la masia, isinbayeva, 98 nba draftı, lance armstrong'un doping yapması ve daha birçok temel sportif malumatı vererek işin teori kısmını tamamladım. geçtik pratiğe. verdim topu çocuklara, "hadi oynayın" dedim. ya ne olacağıdı? okulun bahçesi tabut içi gibi bir yer, zemin berbat, pota da yok voleybol direği de... amerikan filmlerindeki gibi değil orada işler. neyse efem, çocuklar karşılıklı kalelerini kurdular taşlardan ve başladılar oynamaya. yalnız maç esnasında bir şey dikkatimi çekti. çocuklar sürekli "el var" diye bağrışıyorlar. top rakibin omzuna da çarpsa vücuduna yapışık duran koluna da çarpsa iş değişmiyor. bunları yamacıma toplayıp badi ekrem edasıyla elle oynamanın aslını anlattım. işte "el kapalı olursa herhangi bir ceza verilmez... elin açık olması lazım..." tarzında karınca kararınca anlatıyorum kaideleri. tekrar başladı bunlar. kız öğrenciler de her kız öğrencinin ata sporu olan "yakantop"u oynuyorlar okulun arka bahçesinde. asayiş berkemal mi bir kontrol edeyim diyerek o tarafa gittim. baktım, güzel güzel oynuyorlar. aradan beş on dakika geçti. değişik sesler gelmeye başladı ön bahçeden. "lan bu da ne ola ki?" diyerek o tarafa merak içinde bir de koştum ki çocuklar ellerini yumruk yapmışlar, topa bir o yumruk atıyor bir o. top hiç yere inmiyor. yumrukla oynanan voleybol gibi bir şey oynadıkları. top da hafif inik olunca "şlop, şlop" ses geliyor. sonra beni beden eğitimi öğretmenliğinden soğutan şu diyalog yaşandı:

    ben: ne oluyor ulen?
    öğrenciler: maç yapıyoruz hocam!
    ben: oğlum böyle elle futbol mu oynanır lan?
    öğrenciler: ama hocam eller kapalı işte?!... (bu esnada da ellerini yumruk yapmış, bana gösteriyorlar.)
    ben: https://i.hizliresim.com/VYnPnj.gif

    ve bir futbol devrimi daha işte bu şekilde gerçekleşemedi. bu da böyle bir anımdır.
  • 8
    derse girmekten daha önemli fonksiyonları var.
    köy okulunda futbola meraklı ve yetenekli kız çocuğu vardı. kızın tekniği çoğu erkekten daha iyiydi. beden öğretmeni istese futbol takımı çıkarmaz, çıkarsa da pek umrunda olmazdı. neyse okullar arası maçlarda kendisini gösterdi önce. sonra belediye takımı kızı takımına kattı kendisini. beden eğitimi öğretmeni de yakından ilgilendi kendisiyle. sonra ne mi oldu. kızımız hem fen lisesinde şu an hem milli takımda hem de 1 ligde.*
    ayrıca okul idaresinin de destekleri yadsınamaz.
  • 9
    ortaokulda çok iyi koşardım. ortalamanın üstü koşardım. sınıfta koşu yarışmalarında hep 2. gelirdim. bir beden eğitimi öğretmenimiz vardı. güzel bir kadın. bu kadının, bu minimal yarışmalarda başarılı olan çocuklara tavsiye verdiğini ya da yönlendirme yaptığını hiç görmemiştim. bizi ne sikime koşturduğunu hiç anlayamamıştım. sadece koşturuyordu.
  • 10
    zamanında okulda yaptığı satranç turnuvasında hakkımı yemişti. ancak ben haksızlığı büyüyünce fark etmiştim. yani iş işten geçmişti artık. ben birinciliği hak etmiştim. ufak bir dokunuşla ikinci olmuştum ama.* acaba birinci olan çocukla akrabalık bağı falan mı vardı niye benim hakkımı yediler?
  • 12
    öğretmenler arasında dahi müzik ve resim öğretmenleri ile beraber dedikoduları yapılır. ben bu üç branş grubunda olsaydım, dedikodulara karşı besyo orada eğitim fakültelerinindeki müzik veya resim bölümü durduğu yerde duruyor, okuyun derdim. tanım olarak ders vakitlerinden çok ders dışı etkinlikler ile fark yaratması gereken öğretmenlik branşı.
  • 14
    bütün notları tam olan ve bütün sınavlarda okul birincisi olan şahsımımın beden eğitimi dersine sırf kıllık olsun diye 4 veren bir tanesi vardı bizim okulda. gösterdiği her şeyi harfiyen yapıyordum üstelik. bu arada sınıftaki kızlar, biz takla atamayız, biz koşamayız diye triplere girerlerdi, onlar sözlüye katılmadan tam not alırlardı. sapık, karaktersiz bir adamdı.
  • 15
    boş beleş bir branştır. işin hakkını vereni görmedim.

    mersin’de bir hocamız vardı ismini vermeyeyim hiç saçı yoktu doğuştan, peruk takardı kendisi doğal olarak. o sıralar da radikal gazetesi yeni çıkmış 35-40 yaş üstü hatırlar “o bir radikal” falan diye reklam yapıyor. şu an cumhuriyet gazetesi mersin muhabirliği yapan arkadaşımız abidin yağmur hemen bir reklam metni yazdı; “ herkes başını şimşir tarakla tararken, o peruk taktı... o bir radikel” böyle de bir beden eğitimi hocası anım var.
  • 17
    ilköğretim dönemimde ayşe isimli bir beden eğitimi öğretmenim vardı. o zaman türkçe öğretmenim olan neriman şirretiyle kankaydı. okuduğum okul ise yaşadığım ilçenin popi okullarından biriydi ve ilçenin hali vakti yerinde ailelerinin çocukları genelde benim okuluma kayıt ettirilirdi. az çok tahmin edersiniz ki çoğu bizleri küçümseyen, marka müptelası, şımarık tiplerdi. öğretmen kadromuz ise bu zengin velilerin birilerinden ricacı olmaları sayesinde iyi ve iyi olduğu kadar yalak öğretmenlerden oluşuyordu.

    iyi basketbol oynardım (hala iyiyim, yanlış olmasın ^^), o yaşta ilçeler arası basketbol turnuvalarından birinde ülkenin ciddi altyapılarından birkaçına davet almıştım deneme antrenmanlarına çıkmam için. amma ve lakin ne hikmetse okul takımına bir türlü seçilemiyordum. ilçe takımıyla iyi maçlar oynayan ve dikkat çeken ocgunsson kendi okulunun takımına bir türlü alınmıyordu. psikopat bir çocuktum da öğretmenim bu yüzden beni takıma almıyordu gibi bir durum da yoktu hani; ödevlerini aksatmayan, olabildiğince derse katılım göstermeye gayret eden, yazılı sonuçları iyi olan bir öğrenciydim. ama yok işte, amına kodumun okulunun amına kodumun takımında olamıyordum bir türlü. gururuma yediremiyordum olm, bu yüzden aileme asla bahsetmiyordum durumdan, sorduklarında hep "olsun ya, ilçe maçlarında oynuyorum" diyordum hep fakat uğradığım haksızlık içimi yiyordu.

    kısa bir zaman sonra altyapısına girdiğim takım tur çerçevesinde ilçemdeki üç okulla hazırlık maçı yapmak üzere oturduğum yere davet edildi. rakiplerden biri de kendi okulumdu.

    sözlük, itiraf ediyorum, hayatımdaki en büyük orgazmlarımdan birini o hazırlık maçında yaşadım ben. bütün hırsımı, kinimi, nefretimi, varımı yoğumu kusmuştum parkeye. enfes bir oyun oynamıştım ve okuduğum okulu büyük rencide edici bir farka bağlamıştık. ocgu vs beden eğitimi öğretmeni karşılaşmasının son güleni olan ben iyi gülmüştüm.

    okul takımına alınmama sebebine gelirsem; bir zaman sonra öğrenmiştim ki o şımarık tayfanın (hemen hepsi okulun basketbol takımındaydı) velileri ayşe orospusuna, "bu çocuğu almıyoruz takıma, bizim çocukların önü kesilir, hobi olarak oynası o" demişler neriman şıllığıyla kafa kafaya verip, ayşe de bunu kabul etmiş. son öğrendiğim bilgi ise şu; neriman kurduğu işi batırmış, borçlarını ödeyememiş ve bulgaristan'a gitmiş (kaçmış demek daha doğrudur belki); ayşe öğretmenlik mesleğinden ihraç edilmiş (nedenini bilmiyorum).
  • 19
    lisede beden eğitimi dersim maksimum 3 (üç) gelirdi. lisede okul takımının kaptanı olduğumu da belirteyim. ters köprü yapmayı veya amuda kalkmayı reddettiğim için düşük notlar alırdım. ya düşüp boynumu kırsam, ters hareket yapıp belimi incitsem, uzun süre futbol oynayamamam anlamına gelirdi.

    hocam siz bana top verin, kaç sektirirsem o kadar verin, 100 sektirip bırakayım. bir türlü kabul etmedi.

    beden eğitimi hocamız aynı zamanda futbol takımının hocasıydı. birbirimizi de çok severdik.