• 279
    yeni bjk stadındaki gibi saha bir kat aşağı indirilip tribünler sahaya sıfır olursa bence o zaman kurtulur bu stad. hem rüzgar da almaz artık. en üst katlar sadece büyük finallerde açılır. normal lig maçlarında en alt katlar kullanılır. bu haliyle 100~120 bin kapasiteye çıkar.
    tabii bu önerim normal bir ekonomimiz olsa geçerli. şuanda oraya bir çivi çakmak israfın tillahıdır.
  • 281
    stadyumun bizlerde bıraktığı olumlu olumsuz izleri ciddi boyutlardadır.

    olumlu izler;
    - fenere 30000 taraftarının gözleri önünde 5 tane atmamız ve kupayı kaldırmamız.
    - açılış maçı olan olympiakos maçı ve maçtan önce abd başkanı bill clinton tarafından imzalanan "olimpiyatlardan 7 gün öncesinden 7 gün sonrasına kadar ülkeler arasındaki tüm anlaşmazlıkların durdurulması" deklarasyonunu imzalayan dünyadaki ilk kulüpler olmamız, ülke menfaatine ve prestijine ciddi katkıda bulunmuştur.
    - beşiktaşı 71000 taraftarı önünde drogba ile, 60 küsür bin taraftarı önünde burak yılmaz ile yıkmamız.
    - okan buruk ile liverpool u sahadan silmemiz.

    olumsuzları buraya yazsam satırlar yetmez.

    1999 yılında temeli atılmış ve 2002 yılında inşaatı tamamlanmıştır. stadın inşaatı ülke tarihinde projesine bire bir uyulan nadir yapılardan biridir. stadyumun genelde sahadan uzak olması eleştiriliyor. evet doğru tribünler sahaya uzak ancak burası bir olimpiyat için tasarlanmış olan dev bir kompleks. yani tribünler sahaya yakın olrsa saha kenarında maraton koşulamaz, atılan cirit atletin elinden kayarsa tribünden birinin böğrüne saplanabilir*, gülle birinin kafasını yarabilir falan filan. herşeyden önce başarılı bir projedir.

    bu stadyumdan bu kadar nefret etmemizin muhtemel nedeni 2003-2004 sezonunun galatasaray tarihindeki en rezalet sezonlardan biri olması. o sene şampiyon olsak, şampiyonlar liginde gruplardan çıksak, bratu - petre - frank de boer - tamaş - suat usta - abdullah - pinto gibi çöpler yerine sebastian perez gibi adamları takımda tutsak ya da onun gibi oyuncuları alsak inanın ki çok severdik bu stadı. yok yolmuş, kalabalıkmış, trafikmiş, yağmurmuş, çamurmuş bunlar galatasaray taraftarını yıldıracak şeyler değil. haldun alagaş spor salonuna kalkan tek körüklü otobüse 1000 kişi bindi bu taraftar, olimpiyat nedir yani.
  • 282
    açılış maçına ben arkadaşın arabasıyla, kardeşi ise kimyasal akıtan mor renkli derelerden zıplaya hoplaya gitmiştik.
    balata kokusu ve bitmeyen yolda küfrede küfrede arabayı süren arkadaş maçtan daha çok aklımda kalmış.

    sosyal medya olgusu o zamanlar olsaydı, kemal sunal halit akçatepe ikilisine kahkahalar attıracak yol hikayeleri çekilirdi.

    maçtan çok gitmeye çalışanlarin hikayelerini animsadığım, rahmetli başkan kennedy'nin cebinden para vererek yaptırdığı rüzgar panellerinin maç sırasında dahi kopup uçtuğu o zamanın kuş uçma kervan geçmez stadı

    düşün gitmek için hali hazırda 3 4 metro hattı değiştiriliyor ve 1 saatten fazla sürüyor...
  • 285
    geleni geçeni alkışlayan centilmen başkan özhan canaydın'ın "galatasaray'a yeteri kadar acı çektirmedim, onlara bir eziyet daha yaşatayım" diyerek camiamıza hediye ettiği stat. televizyonda görür görmez üç damarım tıkanır, üşümeye başlardım. yıllardır maç izlerim ben bu kadar hayatsız stat görmedim. o dönemde leş bir futbol oynayan galatasaray'ı dünyanın en kötü stadına mahkum etmişlerdi. sonuç ise beklenildiği üzere fiyasko oldu. olimpiyat stadındaki dram o kadar dillendirildi ki zamanında ali sami yen'i dünyanın en büyük atmosferi haline getiren koskoca galatasaray camiası stada rüzgar engelleyici tel çekildi diye sevinçten havalara uçtu. uzay çağına hazırlandığımız yıllarda stada tek çekildi diye sevinen taraftar özhan canaydın vizyonunun özetiydi aslında. o dönemlerde rakip analizi kadar hava durumu da ciddi haber konusuydu. "hava rüzgarlı" dendiği zaman bilirdik ki rakip takımın yanında rüzgarı da yenmek gerekecekti. hakem gibi, deplasman tribünü gibi oynanan futbolu doğrudan etkileyen bir faktördü olimpiyat rüzgarı. kış günlerinde tribünü dolduran taraftarların boş statta neden iç içe durduklarına anlam veremezdim. meğer rüzgardan uçmamak için kenetleniyorlarmış.

    şimdi geride kalan o günlere baktığımda acı tebessüm beliriyor yüzümde. olimpiyat stadında yaşadığımız eziyet gözümün önüne geliyor ve duşta ağlıyorum. üzüntümün sebebi çektiğimiz eziyet değil. beni hüzünlendiren bugün o hayatsız günlerden daha kötü bir durumda olmamız. sabahın köründe pencereden dışarı bakıyor, tüm dünya dertlerini bir kenara bırakıp için için mırıldanıyorum: ne olacak bu galatasaray'ın hali?