resim
Fatih Terim
Görev:Teknik Direktör
Takım:Galatasaray
Yaş:68
Uyruk:Türkiye
  • 23725
    kendisini galatasaray'dan büyük sanıyor.
    daha acısı bir kısım taraftar da aynı şekilde düşünüyor.
    konu değil arda*, kim ve ne olursa olsun galatasaray teknik direktörü, galatasaray başkanına ithafen, ben olsam öyle cümleler kurmazdım gibi adap bildirici şeyler söyleyemez.

    bu lafı galatasaray başkanı galatasaray teknik direktörü hakkında söyleyebilir ama galatasaray teknik adamı bu lafı galatasaray başkanına söyleyemez.

    o makama saygı şarttır.
    teknik adam personeldir, başkan seçilmiş kişidir ve iş verendir.

    fatih terim haddini bilmeli ve sadece görevini yapmalıdır.
    kurt kocayınca itin köpeğin maskarası olur. fatih terim 2 sene önceyi hatırlasın. bu gün el öpen arda, burak falan posta koyuyordu terim'e. rüştü'nün bile diline düşmüştü. milli takımdan da kıçına teneke bağlayıp göndermişlerdi. galatasaray varsa terim var. bunun kıymetini bilsin. bana inanmıyorsa galatasaray teknik direktörü değilkenki sosyal medya etkileşimlerini nerede kalmıştık ve sonrası ile kıyaslasın.

    terim haddini ve yerini bilmeli. zaten bu takıma şu futboldan iyisini oynatacak çok teknik adam var.
  • 22567
    bundan yaklaşık 2 yıl önce galatasaray taraftarına bir soru sorulsa ;

    fatih terim galatasaraya tekrar geri dönecek, 2 yıl içinde 2 kere lig şampiyonu olacak, 1 türkiye kupası, 1 süper kupa alacak, arada ozan kabak gibi bir yetenek çıkarıp kulübün kasasına şu dar boğazda hiç yoktan 11 milyon euro koyduracak. üstelik bu şampiyonlukları bin bir zorlukla, sakatlıklarla, haksız kararlarla, iğrenç algılarla,
    birinde dönemin en önemli orta sahası ndiaye satılıp yerine kadro dışı donk'u, diğerinde yarım sezon forvetinde sinan-eren rotasyonunu kullanarak alacak.

    lakîn,

    3. sezonuna başlarken elinde iyi bir kadro olmasına rağmen istediği sistemi oturtana kadar bir sürü hata yapacak hatta takım çok kötü bir futbol oynayacak. ısrarla, belli bir eşiği aşarsa takımın düzeleceği olan inancından dolayı da aynı sisteme devam edecek.

    kabul müdür ? deseler ;

    eğer bir insanın fatih terim ya da galatasarayla özel olarak husumeti yoksa herkesin kabul edeceği bir senaryodur sanırım.

    muhtemelen cevap ; "yaa hocanın kredisi 3-5 maçla biter mi ? böyle 2 sezondan sonra isterse 3. sezon komple doğru oyunu bulma arayışı ile geçsin" olurdu.

    ama maalesef ;

    2 maç son saniyelerde puan kaybedilmesine rağmen ligde liderin henüz 3 puan gerisinde iken,

    kadrosunda 6-7 adet futbolcusu tek başına tüm galatasaray takımından daha pahalı olan psg, real madrid olan grupta kötü performans sergiliyor diye,

    her türlü ithama maruz kalıp, modern futbolu bilmediği ilan ediliyor. hatta istifasını isteyen bir grup dahi çıkıyor.

    şimdi bulup buraya koymayacağım lâkin sezon başı sanırım fiorentina ile yapılan yapılan hazırlık maçı sonrası takımın bu sene çok kötü başlayabileceğini buraya yazmıştım. hazırlık döneminde ortaya konan plansız oyun bunun sinyallerini vermişti.
    ama sadece sen, ben farkında değiliz, bence herkes emin olabilir ki tek başına 28 kupası olan fatih terim de bunun farkında.

    şu aşamada kendisine biraz daha sabır göstermek gerekiyor.

    güzel şeyler zaman alır ve bazı şeyler kaybederek kazanılır. kendisini istifaya davet eden sosyal medya mensupları eminim bundan 6-7 ay önce aynı hesaplardan ajax güzellemesi yapıyordur.
    ama ajax'ın şampiyonlar liginde yarı final oynayacak seviyeye gelene kadar hangi süreçlerden geçtiğine dair en ufak bir fikri yoktur.
    geçen sene finali son saniye kaçıran ajax ondan 2-3 sene önce uefa'da sıradan takımlara bile diş geçiremiyordu, taa ki oyun şablonunu oturtana kadar. içeride, dışarıda fenerbahçeye karşı oynayıp, galibiyet alamadığı zamanlar dahi olmuştu.

    bu takımın 5 senedir kupa alamamak gibi bir durumu yok. bu kadar panik, bu kadar agresyon niye var hiçbir fikrim yok lâkin biraz daha dikkat ve bu agresif havanın kırılması eminim başarıya daha çok yaklaştırır bu takımı. bu havayı da kıracak olan taraftardır.
  • 23724
    dünya’nın en komik krizini çıkarmıştır. başkan’ın aynen ifadesi şu şekilde” arda gündemimizde yok” . peki terim’in başkana cevabı nedir? ben böyle bir cümle kurmazdım.
    başkan ne yapmış arda’ya küfür mü etmiş? hoca’ya kötü bir şey mi demiş? adama sormuşlar o da arda gündemimizde yok demiş. bu kadar basit.
    peki sen ne yapıyosun hocam? antalya maçı sonrası garip bir şekilde bu kadar taraftarın istemediği bir adam için gelebilir minvalinde açıklamalar yapıp sonra bugün de ne arda’nın ne de benim gelmesi için bir talep yok diyosun?
    ne istiyorsun peki gelsin mi gelmesin mi? gelmesini istemiyorsan o halde neden başkanı zor durumda bırakıyorsun?
    ilk yarı rezalet oynamışız tam ikinci yarı iyi başlayalım diyoruz hoop yeni bir kriz.
    arda futbolcu olarak 3.ligde bile oynayamacak durumda bu adam için neyin tantanası bu.??
    arda denen adam için bu kadar taraftarı ve başkanı karşına almak nedir?
  • 19173
    https://pbs.twimg.com/...=jpg&name=medium

    * 1996-97 sezonunda 3-5-2 ile şampiyona olmuş…

    * 1997-98 sezonunda yine 3-5-2 ile başlamış, kötü gidişin ardından o meşhur klassis kampı sonrası 4-4-2’ye geçmiş ama 3-5-2’ye olan inancını korumuş

    * 1998-99 sezonunda 4-4-2’ye geçiş yapıp, arif’in sağlık durumuna göre şekillenen ilk 11’ine gegenpressing ile kazanılan her top ile dikine hücum etmeyi öğütlemiş, arif varsa 4-4-2 yoksa 4-4-1-1 ile hücumda 2-5-3’e evrilmiş. şampiyonlar liginde 4-4-1-1’i korumaya özen göstermiş

    * 99-2000 sezonunda aynı düzeni korumuş yeri gelmiş chelsea deplasmanına capone -popescu tandemi ile çıkmış yeri gelmiş hasan şaş - okan buruk kanatları ile (emre çolak - engin baytar ikilisi gibi) asimetrik oynamış, yer gelmiş meşhur fenerbahçe (johanson’un frikik golü ile 1-0 biten meşhur maç) maçındaki gibi 3-5-2 çıkmış, zemine, rakibe göre pozisyon almış, rakibin kalabalık bir orta sahası varsa ve hücum olarak iyi değilse 3-5-2, avrupadaki rakiplere karşı 4-5-1 ama çoğunlukla 4-4-1-1 kullanmış.

    * fiorentina ve milan döneminde 4-3-1-2, 4-4-2, 3-5-2’yi kullanmaya devam etmiş, çift forvetten vazgeçmemiş, orta sahasını ve defansını rakibe göre şekillendirmiş (günümüzdeki örneği bkz: mauricio pochettino) ve pres yapmış, etki etmeyeceğini düşündüğü maçlarda 4-4-1-1’ine güvenmiş…

    * milli takımda 2008’de tuncay şanlı’yı bir orta saha oyuncusu gibi kullanıp 4-3-3’e geçmiş tüm eleme maçlarını ise neredeyse 4-4-2 oynamış, kazanmaya ihtiyacı olan maçta semih ve nihat ile çıkmış ve bence semih milli takım performansı sonrası galatasaray’a 3. kez gelene kadar çift forvetten vazgeçmiş.

    * üçüncü gelişinde önce sabri’nin orta saha oynadığı (sonra lahm’ı benzer pozisyonda oynattı pep) bir düzenden elmander ve necati ateş'li 4-4-2’ye geçiş ve sonrasında yapılan hatalı transferler ile 4-3-3 ve 4-3-1-2 arasında gidip gelme ile geçen bir sezon… bruma’nın transferi ile tam olarak 4-3-3’e evrilme..

    ilave not : fatih terim çok büyük bir eğitimciydi. eğitimci teknik direktör yarışmacı teknik direktör olarak yapılan ayrımda hoca eğitimci yönü ağır basan taraftaydı. akdeniz oyunları şampiyonu takımı alıp, eğitip dünya futboluna sistem kazandırması da temelinde eğitimci özelliğinin fazla oluşuyla alakalıydı.

    onca başarıdan sonra hoca eğitimci yönünü geri plana atıp, yarışmacı yönünü öne çıkardı.
    arada, genç oyunculara karşı eğitimciliği devam etti ama genele yaymadı. hazır oyuncu beklentisi çok fazla arttı. bazı alışkanlıkları kazanmış 27-28 yaşındaki oyunculara yeni şeyler öğretmek kolay değil. o da uğraşmadı zaten... bence hocanın yarışmacı kimliğini geri plana atıp eğitimci kimliğini yeniden ilk sıraya koyması gerek.. ama o başka bir yazının konusu.

    veee günümüz…

    şimdi böyle bir kariyeri olan bir spor adamının onyekuru’ya olan saplantısını, asimetrik 4-1-4-1’in feghouli’nin remzi’*nin rolünü üstelendiği bir düzendeki ısrarını (asimetrik düzene lafım yok ancak onyekuru'nun varlığı onu işlevsiz kılıyor) anlamıyorum, anlamayacağımı. hayır bahsi geçen spor adamı capone - popescu tandemi ile stamford bridge’e çıkmış adam. tam anlamıyla bir taktik deha… neden? neden 4-3-3? diye sormadan alamıyorum kendimi.

    hocanın 2-5-3’e karşı kara sevdalı olduğunu anlatmaya gerek duymuyorum ama her başarılı 2-5-3 denemesinin arkasında hücum 3’lüsünün hiç bir zaman kanat forvetlerinden oluşmaması yatıyordu. ama hocam ısrarla o 3’lüyü kanat forveti yapamayı istedi durdu kariyeri boyunca. her seferinde hüsranla bitti o hikaye ve yine, yeniden kanat forvetli bir 2-5-3… ve yine işlemeyen sistem.. tarih gerçekten tekerrürden ibaret sanırım.

    bu şekilde işlemeyeceği çok açık. çünkü artık orta sahalar dunga gibi.. tugay gibi değil. eskiden bunlar çok özel oyuncuydu. şimdi merkez orta saha olup çift yönlü olamayanların yaşama şansı yok. eko sistem içinde anında evrimleşecek yada başkaları yaşasın diye kendilerini feda edecekler. galatasaray merkez orta sahası ndiaye ve belhanda ile aslında çift yönlü kısmına biraz uygun ama 3’lü orta saha için uygun değil.. bu yüzden 4-3-3 ısrarını anlayamıyorum ya zaten. çok bariz görünüyor sahada bu..

    http://gss.gs/skU.png

    half-space'lere adam girmediği için rakip defanslar kapandığında açamıyorsun. bunun en büyük sebebi de kanat oyuncularının merkeze girme konusunda hünersizliği. feghouli'nin teknik kapasitesi üst düzey olduğu için orada belhanda ile birlikte ikiye birler ile tehlike yaratabiliyorlar. hele birde rakibin bek savunması zayıf ise mariano'da katılınca o ikiliye bambaşka bir şey oluyor ama her rakibe karşı bu hareketler yemiyor.. çünkü, orada bira kaos var. hocanın kaosu kontrol altında tutmak istediği bir gerçek. henry onyekuru half-space alanına girmediği için hücumda şöyle bir sıkışmaya neden oluyor.

    http://gss.gs/BEB.png

    herkes statik olduğu içinde rakip sadece alanı savunması yeterli oluyor... üstüne üstük rakibi enine boyunu uzatamadığınız için sıkışık kalıyor. birde şut tehdidi olmayınca, çevir gazı yanmasın futbolu karşılıyor bizi. kontra atak yemeye çok müsait olduğumuzu da kaos kontrolü sırasında alana tam yerleşemediğimizi de belirtemeden geçmeyeyim.

    http://gss.gs/Ufp.png

    half-space'i kullanırsa kanat oyuncusu, bu sefer bek için alan açılıyor ve arka tarafta defansif orta saha ile birlikte 3 kişi ile savunma yapabildiği gibi rakibini enine boyunu uzatarak gol atmak için yeterli alana sahip olunabiliyor. henry bunu yapmadığı için biz half-space'leri kullanamadığımız gibi bekin bindirmesi sonrası o bölgede yapılacak tek bir hata, tek bir yanlış pas alana yerleşemediğimiz için gol tehlikesi ile karşı karşıya bırakıyor bizi... hem set hücumu, pas istasyonu gibi kavramalara uzak olduğumuz için, hemde pres yapabilecek bir takıma da sahip olmadığımız düşünüldüğünde 2-5-3 hülyası ile kendimizi ne kadar paralarsak paralayalım asla gerçekleştiremeyeceğiz. hele bu takımla mümkün değil.

    http://gss.gs/NHs.png (4-3-3 /4-4-1-1 alan ve adam paylaşımı)

    bu sezon kaybedilen tüm karşılaşmalarda neredeyse 4-4-1-1 ve türevlerine kaybetmiş bir takımın 4-3-3 ısrarı çok mantıklı gelmemekle birlikte iki yeni stoperin varlığı ile 2-5-3 oynamaya çalışan bir takımında, stoperlerin pas yetenekleri göz önüne alındığında merkez orta sahalarından şikayet etmesi çok şaşırtıcı. 2-5-3 oynarken yeterli olan merkez orta sahalar 4-4-2 veya 4-4-1-1 oynarken mi yetersiz kalıyor? böyle bir şey mümkün mü?

    hocamın aklının karışık olduğunu düşünmekle beraber yanlış yönlendirildiğini de düşünüyorum. deplasmandaki porto maçınında bu duruma etkisi olabilir. nihayetinde galatasaray'ın tek kurtuluşu oyunu kanatlardan kurarak half-space'leri etki kullanarak kapanan takımları açmak. zaten futbolu çirkinleştirmeden oynayan takımlara karşı alex ferguson'un kontra atak oyununu oynamak doğru bir bakış açısı olabilir. böyle olduğunda yani kontra atak oyununda (topun rakibe verildiği) onyerkuru'nun mantığını anlayabilirim ama zaten ayağını taç çizgisine basarak tüm alanın verimli kullanılmasına engel olan birinin kapalı savunmalara karşı ne gibi bir fark yaratacağını da merak ediyorum.

    http://gss.gs/0mK.png

    ısrarla dile getiriyorum ama oynanması gereken, gelecek sezonda oynanması gereken oyun grafikteki gibidir.
    4-4-1-1 üzerine emre'nin bir kaka, bir necati adasıyla hareket ettiği (oos değil ikinci forvet gibi yer aldığı), iki kanatta da oyun kurabilen oyuncuların olduğu merkezde iki baskılı (donk yerine iki ndiaye'de olabilir) orta saha oyuncusunun olduğu ve bunların görevinin tamamen ball-winnning olması gerektiği ve oyunun kanatlardan kurulmasının şart olduğu düzene dönmek şart oğlu şart. eğer 2-5-3 oynayacaksak önce uçurtmalardan kurtulmak, sonra sistemi iyice yedirmek, ondan sonrada 4-4-1-1'in üzerine 2-5-3'e evrimleşmek gerekiyor. ama pres yapmakta zorlanan adamlardan kurulu bir takıma, pres yapmadığı takdirde çok pozisyon vereceği bir diziliş ile sahaya sürüp "sayıların bir önemi yok önemli olan felsefe" derseniz olmaz.

    hocamın kafası bu yüzden karışık ... sevdasına dönmenin yollarını arıyor ancak, günümüz futbolu 2-5-3'ü kaldıracak gibi değil ki bunu 1 milyar euroluk takımlar zor oynuyor... bu gerçeği göz ardı etmeden hareket etmek gerekiyor gibi.. umarım bu hülyadan çabuk uyanır ve 4-4-1-1'e döneriz. emre akbaba'yı kanatlara atıp, ondan yüzde 60 verim alarak mutlu olacaksak o başka. ben ondan yüzde 100 verim almak isterim..zone 14'de bu yüzden emre akbaba olmalı. her koşulda...
  • 26957
    --- alıntı ---
    fatih terim: "ozan kabak'ı yetiştiren antrenörüm 2.500 ile 4.500 tl arası maaş alıyor. türkiye'nin en büyük spor kulübünde çalışıyor ve ozan'lar yetiştiriyor. bir de anadolu'yu düşünürsek, varın halimizi siz düşünün.

    --- alıntı ---
    ben burada hocama küçük bir eleştiride bulunacağım.
    alt yapıda eksik çok tabii ki ama en önemli sorun yetiştirici hocaların aldıkları maaşlar.
    hoca ve görevli sayısını bilmiyorum ama diyelim ki 100 görevli olsun. bunların hepsinin maaşına 2000 bin tl zam yapılsın mesela. sigorta gideri filan derken rakam 3.000 tl olsun, yani yıllık 3 milyon tl fark çıksın ortaya.
    emre taşdemir yılda 1,4 milyon tl kazanıyor mesela.
    bir eksik futbolcu alsak, bütün alt yapı çalışanlarının giderleri kat kat karşılayabiliyoruz.
    emre mor'un bize geçen yıl maliyeti yaklaşık 8 milyon tl idi, aldığımız katkı ise sıfır. yani emre yerine rotasyona yunus'u koysaydık o para cebimizde kalacaktı.
    veya sırf vefa diye selçuk'a 4 milyon euro vermesek, yine alt yapı giderleri çıkacaktı.
    futbolculara bu kadar yüksek maaş ödediğimiz müddetçe alt yapı için ödenen her rakam göze batacaktır.
    burada hocam finans ekibiyle konuşacak ve alt yapıdaki herkese türkiye şartlarında düzgün maaşlar verilmesini sağlayacak.
    karşılığında da emre taşdemir yerine süleyman luş'u rotasyona koyacak. yani bütçe açmış olacak.
    bu yazdıklarımı başka bir hoca yapamaz ama kendisi yapabileceği için yazdım.
    yine aynı yere bağlıyorum ama yıllık 60 milyon euro maaş bütçesi ile bu gemi yüzmez, bunu değiştirecek olan tek isim de hocamdır.
  • 8639
    bu sözlükteki hiç kimsenin, hatta camiadaki hiç kimsenin, senden anadan doğma nefret ettiğini düşünmüyorum.

    ben eminim ki, hemen hemen her yazarın, hayatında bir iki kez bile olsa, gözleri dolarak seni alkışladığına kefilim...

    bak hoca, ben ki, bizden ayrılık sürecinde seni suçlu bulanlardan biri olarak yazıyorum bu satırları.
    benim annem ve babam boşandığında, sene 2000, aylardan hazirandı.
    aynı sene, 17 mayıs'ta seninle beraber uefa kupası'nı kazandık biz...

    aradan yıllar geçse de, yeni tanıştığım insanlar ailevi durumumu sorduklarında, onlara zamanı söyle tarif ediyorum;

    + hani galatasaray uefa kupası'nı kazanmıştı, hani arsenali devirmiştik, popescu son penaltıyı atarken fonda aptal bir telefon melodisi vardı, fatih hoca çömelip ağlıyordu sevinçten... işte bundan bir ay sonra bizimkiler ayrıldı...

    sen bu kadar kilit noktadasın benim için.
    yazılarıma baksan, yakınlarımla konuştuklarımı duysan, senden nefret ediyorum zannedersin.

    tekrar geldiğinde duyduğum sevinç ve güveni tahmin bile edemezsin hoca.
    "ben galatasaray'a imzamı 70li yıllarda attım" sözünden sonra, ağladık biz, sen bilmezsin...

    hani diyorlar ya "gönderilirken ağlıyordu" falan diye...
    biz de ağladık birader, o geldiğinde.

    ama fark var hoca.
    istesen, alex ferguson'u olurdun bu kulübün...
    yıllarca seni konuşurduk, senden bahsederdik, yenilsen de arkanda olurduk.

    bu kısa sürede, bu nefret niye peki?
    aslında nefret de değil ama, sevimsizlik belki.

    basında ilk olarak çıkan, sözleşme yenileme geyiğinde, her taraftar bekledi ki, sen o imzayı bir an önce atarsın...
    bir an önce ipne basına da, kuyunu kazan tiplere de cevap verirsin..

    olmadı hoca.

    önce, "gemileri yaktım, gitmek düşüncem vardı ama buradayım" dedin, ceza alacağın bir maç sonu, sokakta yaptığın açıklamada...
    fenerli bir arkadaşın evinde, senin bu açıklamanı dinlerken için için ağladığımı biliyorum ben.
    "federasyonun kurullarına artık saygım yok" dedin...

    siklemiyorum demeye getirdin bir yandan.

    "ben de konuşacağım" dedin.

    yaşar kurt'un "hadi baba gene yap" şarkısı vardır, bilir misin?
    babasının güzel düşlü yalanlarından dem vurur ve hiç biri gerçek olmaz hani.

    işte sen, o şarkıdaki babasın hoca.
    kurullarını takmadığın federasyonun bir parçası olarak...
    konuşacağım deyip sus pus olduğun hallere bürünerek...
    kalacağım deyip, kovulacağını bile bile aynı hareketlere devam ederek...

    ünal aysal benim babamın oğlu değil.
    ne eski, ne yeni eşini bilirim.
    çocuğu var mıdır, yok mudur, varsa ne iş yapar umurumda bile değil.

    ama instagram'ım olmadığı halde, senin kızının instagram'da ne paylaştığını bilecek kadar tanıyorum seni...
    ama beni, karşı tarafa hak vermeye mecbur ettin.

    ve belki de binlerce, milyonlarca galatasaraylıyı...
    suçlu ben olamam hoca, emin ol...

    çünkü elbise dolabımın kapağında, hagi'nin yanında senin fotoğrafın var, kazık kadar adam olmuş olsam da...
    bence biraz sen düşün, ama bu sefer hakikaten düşün.

    bu kadar insan senin yüzünden, senden soğudu...

    4. yıldızı takacağımız formayı storedan alırken, seninle olduğumuzu hissetmek isterdim.
    artık ipragazın yıldızlarını parlatacaksın...
  • 31605
    galatasaray'la 96-00 arasında kaybettiği tek ön eleme olmayan kişi. yani yapılanma falan hikaye. st. johnstone gibi bir rakiple berabere kalmanın yapılanmayla, kapılanmayla ilgisi yok.

    "şimdi zaman değişti" diyorlar, makas açılmış, ondan. tamam, psg'den 6 yemek bile anlaşılır ama avrupa ligi ön elemesindeki rakip kendi liginin şampiyonu bile değil?

    kısacası hikaye. kendi de, onu ölümüne savunan düşmanları da hikaye anlatıyorlar.

    öte yandan umarım lige fırtına gibi girer ve ilk 8 hafta 7 galibiyet 1 beraberlik alır. çünkü tudor'un o performansı ligi erken açmasına bağlanmıştı. şimdi de aynı durum var. sonuçta tudor gibi aklından zoru olan bir adam bile ligi erken açtı diye bunu yapıyorsa hocamızın her türlü yapması lazım.

    tabii olmazsa da "tudor'a verilen takım terim'e verilmedi."

    yani öyle bir evrendeyiz ki. ligi 10. bitirse, sonuncu bitirse "aslında başarısızlığın ve kötü oyunun suçu" üzerine yapışmaz terim'in. çünkü kendisini her şartta savunan düşmanları var.
  • 27662
    işte gerçek bir hikaye...

    profesor fatih teriminyum yine laboratuvarındaydı.

    teknik...

    https://gss.gs/B1w.jpg

    taktik...

    https://gss.gs/wam.jpg

    ve iyi olan her şey...

    https://gss.gs/NVx.jpg

    bunlar harika küçük futbolcuklar yaratmak için gereken malzemeler.

    ama profesör fatih teriminyum bu karışıma yanlışlıkla ekstra bir malzeme ekledi!

    https://gss.gs/12k.jpg

    kimyasal x!

    https://gss.gs/LNq.jpg

    böylece powerpuff boys doğdu.

    https://gss.gs/4Re.jpg

    taylan, emre ve kerem. hayatlarını galatasaray'a ve galatasaray düşmanları ile mücadele etmeye adadılar.

    taylan: kumandan ve lider
    emre: neşe kaynağı
    kerem: çetin savaşçı

    powerpuff boys günü kurtarır!

    https://gss.gs/0A1.jpg

    düşmanlarla savaşıp, galatasaray'ı kurtarırlar! işte geliyorlar tam zamanında: powerpuff boys!

    olamaz! işte profesyonel ve organize kötülük!

    https://gss.gs/iXu.jpg
    https://gss.gs/pZn.jpg

    dikkat! kötüler!

    https://gss.gs/2WZ.png
    https://gss.gs/3p7.jpg

    haklayın onu! işte kötülerin lideri!

    https://gss.gs/pId.jpg

    tüm kötüleri bu köyden kovun!

    powerpuff boys! yaşasın! teşekkürler profesör fatih teriminyum!
  • 30735
    20.05.2021 itibariyle;

    galatasaray futbol takımında merkez orta saha (nam-ı değer 8 numara) olarak, alt yapı eğitimini bu pozisyon üzerine almış oyuncu sayısı 0(sıfır)...

    mevcut takımdaki sözleşmeli kaleci sayısı 3(üç)...

    mevcut ligde hakem herkese eşit şekilde davranıp, benzer pozisyonlarda farklı karar çıkmasa daha net verilerle konuşabiliriz elbette.

    https://gss.gs/lBQ.jpeg
    https://gss.gs/dE8.jpeg

    şu hareketten bırak kartı faul çıkmazken ankaragücü maçında kırmızı kart görüyorsun. hemde rakip oyuncu mohamed'in dirseğine koşuyor.. direkt dirseğine...

    yada

    https://gss.gs/JHr.jpeg
    https://gss.gs/kOn.jpeg

    aralarında bir sezon yok 3-4 hafta var.
    iki aynı tip pozisyon iki farklı karar...

    yada

    yedlin'in sakatlandığı pozisyon. görüntü mide bulandırıcı olduğu için yayınlamıyorum ama lens'in pozisyonunu herkes hatırlar. bu arada benim hakem konuşan bir insan olmadığımı da herkes bilir. bunları neden yazıyorum?

    fatih terim'i eleştirebilirsin, sevmek zorunda da değilsin fakat bu fatih terim hakkı değil. galatasaray kulübünün hakkı. bu hakkın gasp edilmesi, galatasaray taraftarının, sırf fatih terim'e duyduğu nefret yüzünden hoşuna gidiyor ve eşit şekilde yarışmadığın bir turnuvada bu hatalardan dem vuruluyor diye eleştiriyorsan orada bir duracaksın... bu kulüp üç maç kazandığında 11'de türk yok, istiklal marşını kim okuyacak diye yaygara koparken, kaybettiğinde galatasaray, kimseden ses çıkmaması bile türkiye'de futbolun galatasaray'a karşı oynanan bir oyun olduğunu gösterir.

    bu takımın oynadığı futbol bellidir.
    ne oynadığı açık ve nettir. sevmediğin için sen "ne oynadığı belli değil" diyemezsin. maçın ilk yarılarını çöpe atan anlayıştan bıkan biri olarak söylüyorum bunu. pozisyon futbolu konusunda yazdığım entryler de orada duruyor.

    http://gss.gs/jZX

    tüm bunların ışığında oynadığınız şey belli ama ne kadar hakkını veriyorsunuz o muamma. ancak farklı şeyler olduğu da ortada. anlam karmaşasına gerek yok.

    fatih hoca devam eder etmez daha öncede söyledim zerre umurumda değil bu konu.
    bugün, gençler oynasın diyenler yarın ilk fırsatta gençleri eleştirip "bu takımda tecrübe eksikliği var" diyecek. ozan kabak 3 penaltı yapınca çöp ilan edenlerin derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmek.
  • 27822
    taylan'ı yazmıyorum artık. saracchi sakatlanıyor nerdeyse bedavaya oynayan emre taşdemir çıkıyor çok iyi oynuyor. futbol hayatı bitti denilen 33 yaşındaki arda turan'dan verim alıyor. donk her zaman hazır kıta. stoper konusunda başımız ağrımıyor. forvetsiz kaldık diyoruz çat oğulcan'dan verim alıyor. takım iyi top oynamıyor diyorduk; haftalardır ligin en iyi topunu oynayarak kazanıyoruz.

    gerçekten başımızda olduğu için ne kadar sevinsek ne kadar şükür etsek az.
  • 29685
    25 yıl filan oldu herhalde futbolu takip edeli.

    88'diydi sanırım. neuchatel xamax maçları ile başladı maceramız... o günlerde sözlük filan iyi ki yoktu. hele twitter filan of of of... çok ama çok eminim ki bugünkü türk futbol tarihi böyle şekillenmezdi.

    tanju'ya filan hastaydık. sonra bursa'da kaçak kaçak maça girip izlediğimiz hakan şükür geçti forvete. sonra jardel... sonra tekrar hakan geldi, sonra nonda, sonra baros, elmander, burak, drogba...

    arada gelip geçen necati, serkan, ümit karan, inönü fatihi hasan kabze...
    biz o zamanlar atletico madrid gibiydik. figo "dünyanın en iyi forvetini almak istiyorsan atleti'nin kapısını çalacaksın" derdi hep. ne adamlar geldi geçti oradan da.. vieri, torres, costa, falcao, agüero ve daha neler neler! galatasaray'da atleti gibiydi eren derdiyok'a kalana kadar. hep en iyi forvetlere sahipti.

    bizde gol atanı çok sevdiğimiz için galatasaray'ı hep çok sevdik.
    simoviç'ten beri de bir kaç enkaz dışında hep iyi kalecilerimiz oldu. simoviç'ten taffarel'e kadar ki karanlık dönem, taffi sonrası mondragon'a geçiş ve mondragon sonrası muslera'ya kadar ki diğer karanlık dönem...

    neden buradan başladım hani şu geyik var ya "fatih terim'le galatasaray'lı olanlar..." diye başlayan ve tüm başarları hoca ile gördüğü için duygusal davrandığından bahseden, her şeyin en iyisini bile bir kaç arkadaşa toplu cevap olsun bu.

    birilerini okudukça şaşırıyorum.
    çünkü düpedüz yalan söyleniyor burada ve moderasyonun entry silmek için yalanı da bir seçenek olarak işin içine katması gerek...

    en büyük yalanlardan biri hocanın her daim iyi kadrolarla çalıştığı.
    vay vay vay babam olaya bak!!!

    96'da geldiğinde bakalım isterseniz. gönderilmek istenen suat, okan, ergün gibi oyuncuları kadroda tutan ve yanlarına o günlerde karabük'ten stoper mi alınır? yok ikinci ligden adam mı getirilir diyen gerzek oğlu gerzeklere inat -ki bu gün aynı gerzeklik baki hiç değişmiyor- ümit davala, vedat inceefe'leri alıp takım kuran ve abdullah ercan'ı vermedikleri için hakan ünsal'i ligin en iyi sol beki yapıcam diyerek bunu başaran adama "elinde iyi kadro vardı beya!" diyen adamın futbol izlemeye başladığı yıl 2005'dir.

    ikinci gelişinde kendi hatası çoktur. felipe tercihi, yabancıların istediği gibi çıkmaması falan filan... say say bitmez.

    üçüncü gelişinde, bugün kadroya tekrar alınsa florya'yı yıkacakları adamlarla (semih kaya, emre çolak, engin baytar vs.) sezon başlamış birine "çok iyi kadro vardı elinde demek" yalan söylemektir. gerçeği çarpıtmaktır.

    hoca her zaman elindeki kadroda yer alan oyuncuların seviyesini yükseltmiş, şapkadan daima tavşan çıkarmıştır. dany - semih tandemi ile şampiyonlar ligi grubundan çıktı bu adam. devre arasında alınan oyuncularla yarım sezon çalışmış birine "drogba, sneijder" vardı demenin dürüstülükle nasıl bağdaştığını anlamıyorum. yalan söylemek bu sözlükten kovulma nedeni olmalı ama kime diyorum!?

    4. gelişinde de lemina, seri filan varmış. adamlar kiralık lan kiralık! bugün var seneye yok. yok işte bu sezon yok!!! ha bu arada eklemeyi unuttum geçen seneki takım gümbür gümbür gelirken pandemi patlamasa şampiyon olacağı konusunda sanırım hem fikiriz.

    hangi kadro?
    bu sezona başlarken adamın elindeki orta saha orijinli oyuncu sayısı 2... taylan antalyalı ve younes belhanda. adam emre kılınç'tan bernardo silva, ömer bayram'dan sol iç çıkardı iki sezonda... taylan gibi 10 numarayı da regista'ya çekti! oyunu tartışırım, eğrisini doğrusunu konuşabilirim ama elinde muhteşem kadro vardı diyen yalancıdır...

    stoperler içinde bir ara şey deniyordu "sudan ucuz" puhahaha

    iki stoperin maliyeti bonservis olarak 12.5 milyon euro. bu mu sudan ucuz? 300 bin euro'ya mı geldi bunlar? yalan söylemek ne kadar kolay?

    luyindama sakatlık sonrası hala dönemedi. hem fiziksel, hem mental olarak sorun yaşamakta. marcao'nun temel bazı stoper özellikleri hala çok kötü. oyuncuyu sadece hoca geliştirmez oyuncunun da kendisinin gelişmesi lazım ama marcao muhtemelen bir iyi kontrat alıp 28 yaşında katar'ın yolunu tutacak.

    sudan ucuz adamlar!!! bakmadım ama ligin son üç yılda en çok stopere bonservis veren kulüp biz olabiliriz. bakmak lazım!!! yalancılık bu...

    sezon ortasına zar zor takımı getirmişsin. ocak ayında transfer istemişsin... transferler yapılmış! transfer yapılmış yapılmasına ama bu adamların bazıları 4 aydır top oynamıyor. onyekuru, monaco kampında bile değildi nijerya'daydı... yedlin desen newcastle'ın 21 maçlık ilk yarı fikstüründe oynadığı maç sayısı 6... bunun dışında 3'ünde kadroda ama oynamamış. 12 maç kadroya bile girememiş ki zaten sezona sakat başlıyor. yani sağ bek isteyince 3 tane var gibi görünüyor kağıt üstünde ama biri şener! biri devre arasında başakşehir kabul etse irfan ile takaslayacağın (çoktan gözden çıkardığın) linnes ve yedlin... omar talihsiz kazayı geçirmese yedlin de gelmeyecek bu arada.

    sol beke bakıyorum kiralık saracchi... bu sezon kaçırdığı maç sayısı 13... yedeği emre taşdemir veya hepimizin sol bekte iyi olmadığına emin olduğumuz ömer bayram... ocak ayında kimse sana en iyi oyuncusunu vermez. bu işlerin yazın yapılması lazımdı ama yapamadın! olmadı... yani ocak ayındaki transferler kağıt üstünde artı yazar. sahada her zaman artı yazmaz.

    bunun yanında;

    12 şut 3.21 (ps)xg ile 2-1 zor kazanılan kasımpaşa maçı (e)
    16 şut 3,65 (ps)xg ile 4-3 kaybedilen konyaspor maçı (d)
    17 şut 3.38 (ps)xg ile 2-2 biten sivasspor maçı (e)
    26 şut 3,74 (ps)xg ile 1-1 biten kayserispor maçı (e)

    diagne'nin atılmasına kadar 0-0 giden beşiktaş maçı.
    emre kılınç'ın atılmasına ve onun öncesinde de maçı kazanmaya yakın taraf olan ve 0-0 biten antalya maçı.
    olmayan penaltı ve yine olmayan hatta tff tarafından cezası bir maça indirilen mohamed'e verilen kırmızı kart ile 2-1 kaybedilen ankaragücü maçı...

    ve elbette dün, verilmeyen penaltı, verilmeyen iki kırmızı kart ile 1-1 biten 10 nisan 2021 galatasaray fatih karagümrük maçı... teknik direktör fatih terim değilde okan buruk olsa yukarıdaki tüm maçları hakeme, tff'ye ve de bilimum yerlere yazacak olan ama fatih terim'e duydukları nefret ile ahım varcı tayfanın ihaleyi hocaya bırakma sevdası ile bugünlere geliyoruz.

    yalan, dolan, hatta ve hatta hoca kovulsunda küme düşmeye razıyım kafasındaki guruha bir şey anlatmak zor. fakat aklı, fikri olan herkesin hocanın yaptığı hataları, bunun neticesinde kaybedilen puanları da unutmuşluğu yok. bugün emre belezoğlu'ndan, ersun yanal'dan, sergen yalçın'dan, kupa maçında elendiğimiz günkü fotoğrafı odasının duvarına asacak kadar aşağılık kompleksi olan erol bulut'tan bir fatih terim yaratmaya çalışan rakipleri görüp, hali hazırda elinde olana iki sezon bile katlanamamak inanılmaz.

    alex ferguson 2003-2006 yılları arasında iki üçüncülük, bir ikincilik aldığında kimse kalkıp "sör hadi evine" demedi manchester'da.. 2006'da yine şampiyonluğu kaptırdığında 65 yaşındaydı... ya da konuşmaya geldiğinde 20 küsur sene arsenal'in başında kalan arsene wenger örneği veren ve istikrar isteyen arkadaşlar bugün orta sahası her sene değişen seneye sol beki olmayan, mohamed'in bonservisi alınamazsa forvette kimin oynayacağı belli olmayan, gedson 6 aylığına kiralanmışsa ve söylentilere göre taylan italya'ya gittiyse orta sahada devşirme emre kılınç'dan başka oyuncusu kalmayacak bir takımı neden muasır medeniyetler seviyesine çıkaramadı diye "go home yankeee" kafasına gelmeyi anlamıyorum anlamayacağım...

    gedson neden stoper oynadı? ozonwafor neden takımda? emin neden kiralandı? bakın bunlar gayet normal sorular ve cevaplarını merak ediyorum ama yok istediğin herkesi aldılar 3 sağ bekin var filan.. hadi abicim hadi!!!

    ali ece gibi fanatik beşiktaşlının bile futbol arkasındaki gizli adamlarla, fatih terim arasında bir çekişme var ve fatih terim'i futbol sahnesinden göndermeye çalışıyorlar söylemini duyup hala terim gitsin demeyi doğru bulmuyorum. saygım sonsuz tabii ki yalan söylenmediği sürece...

    netice itibariyle fatih terim devam eder veya bırakır. açıkçası ne olacağını bilmiyorum ve umurumda da değil. fakat, 8 şampiyonluk neredeyse iki yıldız da imzası olan bir adamı böyle riekerink, tudor, reinhard saftig seviyesindeymiş gibi muamele yapmak doğru değil. ama yine de siz bilirsiniz tabii!!
  • 31698
    (bkz: 12 ağustos 2021 st johnstone galatasaray maçı)

    --- alıntı ---

    fatih terim: "40 derecelerden geldik, burada yağmur yağıyor. insanı şaşırtacak bir farklılık var, böyle değişikliklerde insanın vücudu da şaşırır. hiç kolay olmayacak. yağmurlu havada, serin havada oynamak değil ama iklim farklılığında oynamak inşallah bizi çok etkilemez."

    --- alıntı ---

    hocam adamlar o havadan buraya 40 derece sıcağa gelip çatır çatır top oynamadı mı? daha maç başlamadı, yapma gözünü seveyim.
  • 16126
    soccerbible.com adlı ingiliz web sitesinde röportajı yayınlanmış imparatorumuz.

    https://www.soccerbible.com/...p-about-galatasaray/

    bir gece önce galatasaray için oyuncu ve antrenör olarak 800. maçını izledikten sonra biraz gergin olarak "imparator" dedikleri adamın ofisinde oturduk. fatih terim bir yıldan uzun süredir hiç bir türk basın kuruluşuna bir röportaj vermemişti, biz de onu beklerken halkla ilişkiler departmanından gelen kişilere onu üzmek için burada olmadığımız konusunda son dakika güvenceleri veriyorduk.

    üzmeyecektik. cesaret edemezdik. ne de olsa, burada negatif anlamda bir şey yoktu. terim süper lig başarısını sağlamıştı - biz görüşeceğimiz sırada sadece bir maç vardı ve bir puan yeterliydi, söylemeye gerek yok ki iş bitmişti. o dünyanın en saygı duyulan antrenörlerinden, ve bu odaya girip ellerimizi şampiyonluğu kazanmasındaki ihtimalinin gücünce sıktı. bu adam, özür dilerim, imparator, güçlü bir kişilikti.

    terim bu güzel kulüpteki gücünün büyüsünü yansıtan bir ruh halinde sandalyesine oturdu ve bize "hadi başlayalım" dedi...

    - sayın terim, galatasaray'ı dördüncü kez çalıştırıyorsunuz. her seferinde sizi buraya getiren şey neydi?

    gerçek şu ki, ben galatasaray'ı 1974'te gelip kontrat imzalayıp profesyonel olarak hizmet ettiğim bir yer olarak görmüyorum. bu kulüp kendimi adadığım ve ait olduğum, yaşadıklarımı ve olduğum kişiyi tanımlayan bir yer. hepsinin üzerinde, unutulmaz başarıların yeri. ben bu şekilde görüyorum. herkes "ilk gittiği zaman" "ikinci kez dönüşü" "üçüncü kez geri döndü" vs. gibi şeyler söylüyor, ama ben bunu asla gitmek ve geri dönmek olarak görmedim. ben burayı tek yönlü bir varış noktası olarak görüyorum. doğrudur, fiziksel olarak gittiğim olmuştur, ama kulüp her zaman içimde kalmıştır.

    - hiç "bu son kez" diye hissettiğiniz oldu mu külüpten fiziksel olarak ayrıldığınızda?

    hayır, hiç böyle düşünmedim çünkü ben galatasaray'a hizmet etmek ya da katkıda bulunmak için asla pozisyona ya da ünvana takılmadım. ben sadece buradaki başarılarda imzası olan birisi değilim, ben aynı zamanda bir galatasaray sevdalısı ve taraftarıyım. sevdiğiniz birisi için asla "bu son kez" diye düşünmemelisiniz.

    - peki, her döndüğünüzde farklı hissettiniz mi?

    evet, kesinlikle. hayat sizi başka bakış açılarına getirdiğinde hisleriniz ve beklentileriniz değişir. her seferinde farklı anlamlar bulabilirsiniz. bu yeni beklentiler olduğu için ve yeni beklentiler ve hedeflerle geldiğiniz içindir. bunlara olgunlaşmayı ve kazandığınız tecrübeleri de eklediğinizde, yeniden her döndüğünüzde bir şeyleri farklı gördüğünüz anlamına gelir.

    - eminiz ki başka kulüplerden de teklifler almış olmalısınız. neden her zaman hiç düşünmeden galatasaray'a gelmeyi tercih ettiniz?

    dönmek mi? ben hiç gitmedim ki. söylediğim gibi, fiziksel olarak gitmişimdir ama gerçekte hiç bırakmamışımdır. aslında, kaldığım yerden devam etmişimdir. tabii ki başka teklifler oldu, daha önemlisi, çoğu tarafından hayal edilen ve istenilen teklifler de oldu, ama bunları kabul etmek sadece bir şeyleri mantıklı değerlendirirsem doğru olurdu. ben hayatı sadece mantık olarak görmem, ben kalbimi ve duygularımı da katarım. bunu yaptığım zaman, kalbim ve ruhum da karar sürecimde etkili olur, bu nedenle burayı bırakmam.

    - dünyanın her yerinde maç oynadınız ve yönettiniz. galatasaray'ın atmosferi diğer yerlerle karşılaştırdığınızda nasıl?

    şöyle, endüstriyel futbolla işini profesyonel ve iyi yapan kişilerin sayısı arttı. çok fazla yeni taktik, yeni teknik, yeni uygulamalar ve en önemlisi yeni teknolojiler yakın zamanda tanıtıldı. futbol bunlara geçişme ve ilerleme borçlu. ama bir şey her zaman mutlaka hatırlanmalı: insan faktörü.

    futbolun gelişimi ve ilerlemesi söyleminde insan faktörü kritik bir faktördür, ne değişirse değişsin, ne yenilenirse yenilensin, ne kadar yeni ve dışarıdan katkı olursa olsun. konu insanlara geldiğinde, sadece gerçekleri ve teorileri konuşmak doğru değildir. bu nedenle, bu değişim sağlanırken oyuncuların ve kulübün kimliği ve ruhu da aklımın bir köşesinde olmalı.

    atmosferi yaratan kulüplerin bu ruhları ve kimlikleridir, sadece para ya da bahsettiğimiz gelişimler değil. bizim kulübümüz galatasaray'ın bir ruhu var, bir kimliği var. bir çok yerde maçlar oynadım ve yönettim. söylediğim gibi en önemli şeyin bu ruh bu kimlik olduğuna tanık oldum. kültürüne, tarihine, geçmişine ve ruhuna teşekkür ederim ki galatasaray böylesi eşsiz bir atmosferi hak eden ve bunu mümkün olan en iyi şekilde gösteren bir kulüp.

    - bahsettiğiniz gibi, galatasaray taraftarları dünyadaki en tutkulu taraftar gruplarından birisi. onların sizin üzerinizdeki etkisini kişisel olarak nasıl anlatırsınız?

    görünen o ki oyuncularda, teknik ekipte, yönetimde ne kadar geriye giderseniz gidin, en önemli faktör taraftar. örneğin bu yıl, eğer galatasaray taraftarı olmasaydı sonuç çok daha başka olabilirdi. bence onlara çok şey borçluyuz. bir diğer şey de, bir ülkenin kültürü, futbol algısı ve takımlara verilen değer tutkunun ortaya çıkmasındaki ana etmenlerden birisi. müteşekkiriz ki fark yaratan, rekorlar kıran, kendilerine dünya çapında isim yapan ve kazandığımız başarılara imzasını atan taraftarlarımız var. iç saha maçlarımızda 11 değil 12 kişi seçerim. listenin ilk sırası taraftara ayrılmıştır.

    - o zaman galatasaray taraftarlarıyla yakın bir ilişkiniz var?

    bence birbirimizi çok iyi anlıyor ve tamamlıyoruz. her ilişkideki en önemli aşama güvendir. bence taraftarla aramdaki güven çok değerli.

    - size yıllardır "imparator" diyorlar, ki bu size duydukları saygının en belirgin göstergesi. lakabınız hakkında ne düşünüyorsunuz?

    tarihte okuduğumuz imparatorlar tarihe sadece savaşlar kazanarak girmemişlerdir. her biri yeni bir çağ başlatmış ve ülkesinin kaderini değiştirmişlerdir. bu nedenle, böyle bir lakaba sahip olmak ve taraftarlar tarafından bu şekilde hitap edilmek büyük bir onur.

    - taraftarla aranızdaki ilişkiler zamanla gelişti mi?

    kesinlikle. daha önce de dediğim gibi, bir bir güven kurduk. sonrasında, bu kısmı vurgulamak istiyorum, onların çok önemli gördükleri takımlarının başında güvendikleri birisini görmeleri onları rahatlattığı kadar sizin omuzlarınızdaki yükü de ağırlaştırıyor. onlar rahatladıkça sizin daha fazla sorumluluğunuz oluyor. taraftarımızın benim sadece oyunu teknik ve taktik anlamda yöneten birisi olmadığımı görmeleri önemli. tabii ki bazı zamanlardan geçiyoruz ki her iki tarafın da kontrol etmediği yabancılaştırmalar oluyor, ama bu sadece ilişkimizi olgunlaştırıyor. iki taraf da bunun başka bir hisse dönüşmesine izin vermiyor.

    - şehirdeki taraftarlarınızla gün içerisinde temasınız oluyor mu?

    tabii ki oluyor. gittiğim her yerde. onlar olmadan bir şey mümkün mü? nerede birbirimizi görsek tüm taraftarlarımızla saygı çerçevesinde konuşuyorum ve hiç birini görmezden gelmiyorum. asla. onların istediklerini yapmak için elimden geleni yapıyorum. onları mümkün olduğunca dinliyorum, iletişime geçiyorum, teşekkür ediyorum ve her zaman saygı duyuyorum. taraftarlar tarafından yapılan videoları izliyorum, onların yazdıkları yazıları okuyorum, yaptıkları yorumları okuyorum. en önemlisi, onların ne hissettiğini biliyorum ve hislerini paylaşıyorum. galatasaray'ın onların hayatındaki anlamı benim hayatımdakinden farklı değil. bu nedenle, hiç problemimiz yok.

    -

    terim tartışmasız galatasaray'ın lideri. ofisindeki duvarında galatasaray'ın türk telekom stadyumundaki bir meşale duvarının önündeki resmi duruyor. maç günü mü? pek değil. o hafta galatasaray'ın fenerbahçe ile deplasmandaki büyük derbisinin olduğu haftaydı - terim sadece sınırlı sayıda taraftar için bilet olduğunu bildiğinden stadda bir açık antreman düzenlemişti. kulübün güçleriyle nasıl oynayacağını biliyor. kulübün tamamının nasıl aynı yöne doğru gitmesini sağlamasını biliyor. oyuncular taraftara ilham veriyor. terim sadece bir takım seçmiyor, o kocaman bir kulübün ruh halini seçiyor. o bir dahi.

    bu andan itibaren imparator tam olarak akışa geçiyor. takım konuşmalarının ne kadar gergin ve ilham verici olduğunu hayal etmeye başlayabiliyoruz. terim konuşurken, siz dinlersiniz. ve saha görevlisinin hortumu koridordan altımızdaki antreman sahasına doğru götürülürken ses çıkartmaya başlayıp odayı hikaye zamanından çıkartmaya başlıyor. ihtiyaçları olduğundan değil ama, terim camdan çıkıyor, ıslık çalıyor, işaret ediyor. ses kesiliyor. sorulara yeniden dönüyoruz.

    -

    - sayın terim, oyuncularınızdan her seferinde galatasaray forması giydiklerinde ne beklersiniz?

    ben sadece kazanmayı önemsemem. futbol aynı zamanda izleyip keyif aldığınız bir oyundur. insanlar futbolu izlediklerinde sahada oynanan oyundan keyif almalıdırlar. ben bunu ilk günden beridir önemsedim. iç saha maçlarımızda, deplasman maçlarımızda, avrupa kupası maçlarımızda. söylemeye çalıştığım, benim oyuncularımın performansından keyif almalılar. tamam, kazanmak önemlidir, ama onlar kaybettiğinde bile gurur duyabilecekleri bir grup oyuncu görmeliler.

    başka bir şekilde ifade edersek, takımlarının savaşma gücünden gurur duymalılar. bu külübün futbolcuları yüz yıldan uzun süredir var olan bu kulübün formasını taşırken kulübün geçmişine, tecrübesine ve değerlerine saygı duyarak taşımalılar. benim için futbolcularımın sadece sahada kendi yeteneklerini göstermeleri yeterli değildir. ben her fırsatta onlara temsil ettikleri markanın değerini göstermelerini söylerim. bu benim için önemli olduğu kadar galatasaray taraftarları için de önemlidir.

    -istanbul dünya futbolundaki en önemli derbilerin de ev sahibi. futbol galatasaray taraftarları ve istanbullular için ne ifade ediyor? sadece bir oyun değil gibi görünüyor. katılıyor musunuz?

    evet, bu doğru. bizim kültürümüz diğerlerinin aksine futbola çok geniş bir bakış açısı belirliyor. burada kendisini futbolla tanımlayan, kendisini tuttuğu takım ile tanımlayan, günlük hayatlarını takımlarını da işin içine katarak ayarlayan insanlar var. ilk önce, takımın kesinlikle iyi oynaması ve kazanması beklenir. taraftarın bakış açısına göre, bu normal. taraftar teknik adamlarının ve oyuncularının kendileri gibi sadık ve adanmış olmasını bekliyor. koşulsuz. her türlü eleştiri bekleyebilirsiniz onlardan, eğer bu karakterleri takımlarında görmezlerse. kısacası, duygular önce gelir. bizim için de önemli olan budur. galatasaray taraftarı için gelecek de şu an kadar önemlidir. hatta, sizi sürekli gelecek başarının beklentisi için cesaretlendirirler.

    - galatasaray ile her şampiyonluğunuz bir öncekinden daha mı özel sizin için?

    kesinlikle. her birinin farklı bir anlamı ve farklı bir hikayesi vardır. ama bu yıl eğer şampiyonluğu kazanırsak benim kariyerim için çok daha anlamlı, önemli ve özel olacak. nedenini size söyleyemem.

    - bu şehirde en çok sevdiğiniz şey nedir?

    öncelikle, ailem ve hatıralar tabii ki. bir şehirle bağ kurmak, bir şehire bağ kurmak, sevdiğiniz şey olarak adlandırmak en önemlisi ailenizle ve onlarla geçirdiğiniz deneyimlerle ancak mümkündür.

    -sizin zamanınızdaki ve bugünkü oyuncuları nasıl karşılaştırırsınız? ne gibi farklar var? sosyal farklılıklar, yaşam tarzındaki farklılıklar vs?

    hayattaki her alanda olduğu gibi burada da çok fazla farklılıklar var. futbol bile ciddi bir dönüşümden geçiyor. ben futbolcuyken, bugünkü seviyedeki gelişimler mevcut değildir. bir önceki nesile göre ciddi anlamda farklılıklarımız varken bile. ligler profesyoneldi, ama oyuncuların ruhu amatördü. her şey farklıydı, organizasyonlar, stadlar, uzmanlık alanları, taraftarlar hatta kurallar bile. eskiden, oyuncular kendilerine yatırım yapmak için kendilerini geliştirmeli, yeteneklerini geliştirmeli, vücutlarına ve zihinlerine dikkat etmeli, düzgün bir aile yaşantısı ve örnek bir vatandaş olmalıydı.

    bugün, oyuncuların hayatlarını daha kolaylaştırmaya yönelik uzmanlık alanları var, onların fiziksel ve zihinsel gelişimine yardımcı oluyorlar, markalarını ve iletişimlerini düzgün yönetiyorlar, pozisyonlarına göre özel antreman programları var ve daha bir sürü detay. bunlar en belirgin farklar. takımımdan örnek verebileceğim sayısız örnek var. nagatomo mesela, evde yemek yiyor. onun için yemek yapan birisi var. başka bir oyuncunun kişisel antrenörü var, başka bir oyuncunun özel açma germe antremanları var, vesaire. dünyanın her yerinde aynı. bu en önemli ve en belirgin fark.

    - eğer yine futbol oynama şansınız olsa, sizin döneminizde mi bugünkü dönemde mi oynamak isterdiniz?

    zor soru. gerçekte, her dönemin kendine has karakteristik özellikleri vardır. hiç bir şeyden pişman olmayan birisi olarak, futbolu bıraktığım andan itibaren hiç "keşke şöyle olsaydım..." dediğim bir saniye bile olmadı. ve ben bugünkü oyunculara göre çok genç yaşta bıraktım. 31 yaşındaydım.

    - bugün bu genç olarak gösterilirdi. bu kararın arkasında bir neden var mı?

    var. 16 yaşımda profesyonel futbol liginde oynadım. güneyde oynarken, 17 yaşımda gol kralı oldum. sonra, adana demirspor'un kaptanı oldum. 20 yaşımda galatasaray'a katıldım. milli takımın ve galatasaray'ın 23 yaşımda kaptanı oldum. erken başlayıp domine ettiğinizde şu soruyu duyarsınız, "hala mı oynuyor?" 30 yaşında bir adam için "hala" sorusunu sorar mısınız? açık mı? o zaman bakış açısı buydu. bu bakış açısı da değişti. şimdi, bir oyuncu 30 yaşına geldiğinde daha yıllarca oynamaya devam edebiliyor.

    "halen iyiyken bırakmalı" diye aptalca bir şey söylerler. hadi ama, neden bıraksın ki halen iyiyken?! "zirvede bırak"!! neden birisi zirvede bıraksın? aptalca bir beklentiydi.

    - bu antreman tesisi sizin eviniz gibi, hayatınızın büyük bir bölümünü burada harcadınız. oyuncuyken buraya dair hatıralarınız neler?

    ben oyuncuyken. tam burada. 1996 yılında buraya döndüm, bu yer genişlemişti. her yere yakın olmak istemiştim ve burası benim odam olduğu için nostaljik bir anlamı vardı benim için. bu yüzden burasını ofisim olarak seçtim.

    - yani, şu anda oturduğumuz ofis. burası sizin yatak odanız mıydı?

    evet, bu oda. bu bina bizim kamp binamızdı. burada tek bir apartman bloğu yoktu [oyuncuların odasının şimdiki yerinde]. bu yeri teknik bina olarak açıkladım. kamp binasını o bölüme taşıdık. antrenörler diğer blokta kaldı, analistler burada, diğer bölüm asistanlar, sekreterler vs. için ayrılmıştı. bu nedenle, bu mekan benim için çok şey ifade ediyor. burası benim ofisimdi. burada her şeyim vardı, yatağım, duşum, soyunma odam vs. kendime ait bir yer.

    -
    ve bununla birlikte, fotoğraflar için as takım antreman sahasına gittik. terim bizi uzun yoldan götürüp gururla evim dediği bu yerde bize bir tur rehberliği de yaptı. yolda karşılaştığımız kulüp çalışanları ona itaat ediyordu. bu onun mirasıydı, sonuçta eski yatağından taktiksel kararları verebilmek için bütün kompleksi yeniden düzenlemişti. el sıkışıp zaman ayırdığı için teşekkür ederken sahanın kenarındaki bitkileri gösterdi, onları da o seçmişti. tabii ki o seçmişti.

    yazarın notu: çok büyük karaktersin hocam. şu yazıyı çevirmek yormadı, aksine her kelimesinde yüzümde bir tebessüme neden oldu. sanki ben yaptığım bir röportajı yazıya döküyor gibiydim. röportajı yapan soccerbible.com sitesindeki arkadaşlar da bizim basın gibi üzerine gitmeden rahat rahat konuşabileceği çok şey sormuşlar, güzel röportaj olmuş. :)
  • 23796
    ferguson’un otobiyografisini okuyanlar hemen hatırlayacaktır; sir takımının psikoloji ve motivasyonunu yukarı çekmek, aynı zamanda da rakiplerin psikolojisini bozmak amacıyla yaptığı bilinçli davranışları orada çok güzel anlatmakta. hatta bu konuyla ilgili yazdığım bir yazıda ilgili kısımları aktarmıştım, altta sadece yazının ilerisinde fatih terim özelinde değineceğim kısmı yazacağım:

    “sıra dışı numaralar yapmaya çalışıyordum. artık klasikleşmiş, sezonun ikinci yarısında tempomuz ve azmimiz yükselecek sözüm de bunlardan biriydi. carlo ancelotti’nin 2009 kışında bunu çözdüğünü gördüğümde şaşırmıştım. aşağı yukarı şöyle bir cümle söylemişti: alex united’la sezonun ikinci yarılarında daha güçlü olduğunu söylüyor ama biz de öyleyiz. gerçekten bunu her sene yapardım. sezonun ikinci yarısını bekleyin derdim ve işe de yarardı. bu sözler oyuncularımızın zihnine işlediği gibi, rakipler için de sürekli zihinlerini kemiren bir korku unsuru olurdu. onların gözünde manchester united sezonun ikinci yarısı bir işgal ordusu, bir cehennem azabı haline gelirdi.“

    şimdi buraya kadar tamam. ferguson’un nasıl zeki bir adam olduğunu her haliyle ortaya koyan bir davranış yaptığı. bir de bizim tarafımıza bakalım. fatih terim geçtiğimiz gün bir röportaj verdi. bu röportajda çok önemli bir kısım dikkatimi çekti, yine aynen aktarıyorum o kısmı:

    galatasaray'da hep ikinci yarılar farklı oldu. benim en büyük güvenim şu, beraber çalışma imkanımız var. avusturya'ya neredeyse genç takımla gittik. onun acısını da çektik. haftada 3 maç da oynamayacağız. daha diri, daha beraber çalışmış her şeyi iyi anlamış bir takım olacağız. yeni yılı kutlarken son maçımızdan sonra fazla da bir şey söyleyemedik ama baktığımızda galatasaray'ın nasıl oynaması gerektiğinden bazı işaretler, örnekler gördük diyebilirim.”

    anahtar cümle:“galatasaray’da hep ikinci yarılar farklı oldu.”

    baştaki ferguson demecine ne kadar benziyor değil mi?

    işte kurt teknik adamlık böyle bir şey. bazen rezil bir performans sergilersin ama yaptığın küçük bir hareketle her şey değişir. burada hocanın verdiği demeci çok değerli buluyorum. arda konusu bu kadar gündem olmasaydı rakipleri de epey baskıya alacak bir açıklama diyebilirim. kritik bir psikolojik hamle.

    bazen hocayı çok yeriyorum ama bu konuda da kimse övmeyince özellikle belirtme ihtiyacı hissettim. böylesi önemli bir demecin, psikolojik hamlenin dikkat çekmemesi üzücü bir şey.

    hepiniz fatih terim düşmanısınız. *

    şaka tabi canım...
  • 8482
    siktiğimin tüpçüsü ile aynı masaya oturuyorsa onu sadece kader ortağı kelimesi ile vuruyor (bu ne demekse artık) olmamız kendisinin hayrınadır. yaptığı hamle karşılığında hak ettiğinden çok daha edepli şekilde eleştiriliyorsa, bu kendisinin galatasaray kulübüne yaptığı hizmetlere duyulan vefadan dolayıdır.

    bak birader; ben de bu ülkede bürokraside söz sahibi bir konuma gelmek, gelir dağılımında adaletin sağlanmasını ve insanların daha iyi eğitim-öğretim almasını sağlamak istiyorum. fakat; bu arzu beni bugün hırsız dediklerime yanaşıp makam sahibi olmaya itmiyor. çünkü adam olan, hırsızlığını, arsızlığını, kokuşmuşluğunu bildiği insanlarla çalışmaz. yeterince basit değil mi bu? anlaması çok mu zor? dün yerden yere vurduğun ve ne bok olduğunu bildiğin insanlarla değil milli takım falan gibi içi boş milliyetçi zırvaları için, sevdiklerinin canı pahasına dahi yan yana gelmezsin. bu kadar basit.
  • 819
    egosu tavan yapmış teknik direktörlerden bir tanesi. kendisi için ''takımın başına gelmemelidir.'' diyoruz.

    haydi şu dakikadan sonra bu adam cesaret edip de geldi diyelim galatasaray'ıma:

    - ayhan, maç içinde rakip takım oyuncusunu kovalayabilir mi?
    - servet, rijkaard hakkında tv'ye konuştuğu gibi konuşabilir mi? yada göz göre göre hocasının kuyusunu kazabilir mi?
    - balta, önünden geçen topa sikine baktığı gibi bakabilir mi?
    - sarp, pino'ya küfredebilir mi?
    - barış, topa bomba muamelesi yapabilir mi?
    - arda, '' umarım, önümüzdeki sezon güzel bir takım burada olur. '' diye demeçler verebilir mi?
    - serkan, kanadını otabana çevirebilir mi?
    - kazım, alem yapabilir mi?
    - kalecilerimiz, topa karpuz muamelesi yapabilir mi?

    sorarım size, hangi futbolcu götü yiyip de şu hareketleri yapar?

    en önemlisi, hangi sikko basın götü yiyip de '' florya'da seks partisi. '' diye haber yapar?

    adamın götünden kan alırlar, net.

    ister egosu tavan yapmış olsun, ister 50 milyon transfer bütçesi talep etsin, bu adam galatasaray futbol takımı'nı ıslah edecek adamdır.
  • 20562
    ne kadar ofsayt verirseniz verin arkadaş gerçekleri söylemekten asla ve katta geri durmayacağım. kendisini yüceltirken galatasaray spor kulübünü ve galatasaray taraftarını yerin dibine sokuyorsunuz. sanki bütün her şeyi tek başına başarıyor, camianın, bu koca taraftarın başarılarda hiç bir payı yok. takım 2 yıl ardı ardına şampiyon oldu, bir deplasman karnesine bakın bir iç saha karnesine bakın. son iki yıldaki şampiyonluk kendisine değil taraftara yazmaktadır bu kadar açık ve nettir.

    2019 - 2020 sezonunda sadece normal dizilişi yapsa ve sahaya sürse takım yürüyerek şampiyon olacaktır, ama görüyoruz ki henüz daha ilk maçtan evlatçılık almış başını gidiyor. 16 ağustos 2019 denizlispor galatasaray maçının ilk yarısında penaltı kaçıran, sahada adeta yürüyen marcaonun kırmızı kartı görmesindeki baş sorumlu selçuk inan ikinci yarıya oyuna başlar iken ne umutlar ile transfer ettiğimiz, rüyamızda bile göremeyiz dediğimiz oyuncuyu kenara alıyor. şimdi birileri çıkıp diyecek yok hoca kenardamı bilmem ne. bana hiç kimse gazel okumasın, selçuk u oyunda tutup seriyi çıkartacak ego bir tek kendisinde vardır, ne ümit davalanın nede diğer yardımcının bir tarafı yemez bu değişikliği yapmaya.

    2 yıldır takımın deplasman durumu ortada, avrupa karnesi ortada. rakip kim olursa olsun ister küme düşme hattında, ister süper lige yeni çıkmış fark etmez bir oyun kurgusu yok, tamamen kaos futbolu. bu taraftar daha ne kadar sırtında taşısın bu takımı, bizde bir güzel futbol izlemek istiyoruz, ısıran bir takım istiyoruz. rakip takımı samiyende taraftar sayesinde baskıya alarak hücum etmek iyi güzel hoş, peki samiyenden dışarı adım atınca ne oluyor, bu ciddiyetsizlik, bu disiplinsizlik nedir ?

    kime soracağız bunun hesabını, ahmetemi mehmetemi, kime arkadaş.

    ben eze eze futbol oynayan bir takım sahada görmek istiyorum, üç dönüm bostan yan gel yat osman modunu açmış bir galatasaray görmek istemiyorum.

    ben bir galatasaray taraftarıyım, galatasaray aşığıyım, 40 yaşına merdiven dayadım, karşılıksız her şeyimi verdim bu takıma. bu takımın şampiyonluklarında en az onun kadar benimde alın terim, benimde gecem, benimde gündüzüm benimde emeğim var. bunun karşılığında sadece sahada güzel futbol istiyorum, adam kayırma olmasın istiyorum, 34 yaşına gelmiş, malum yerinin kılları kadayıfa çalmış adamın nazlı nazlı penaltı kullanışını görmek istemiyorum. yeter da ya sabır.
  • 22129
    uzun uzun yazmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

    bugün suyun karşı tarafındaki divan kurulu toplantısına bakarsanız, belhanda filan diyerek fatih terim’e sallamanın “bak sonun hamza gibi olacak ha!” diyerek tehdit etme gerzekliğine son vermek gerektiği rahatlıkla görülebilir.

    iki sezondur bu kadro yapısı ile 4-1-4-1 oynanmayacağını hatta 4-3-3 ve türevlerini oynamanın bu bek ikilisi ile mümkün olmadığından bahsettim. sezon öncesi de devam ettim bu söylemlerime. ama gün taktik, teknik, formasyon devri değil.

    bir kulübün divan kuruluna 25 yıldırı kulüp üyesi olduğu için divan kuruluna seçilen bir cumhurbaşkanı, sözde federasyon başkanı olan atamalı müteahhit, eski galatasaray kongre üyesi, sözde galatasaray’lı göksel gümüşdağ ve diğer akp’li siyasiler katılıyor.

    vefa küçük “cumhurbaşkanımızı ayakta karşılayalım, eli boş gelmeyecek” diyor. eli boş gelmeyecek ne demek??? bu kurguya engel olacak tek adam fatih terim. iki senedir abdullah avcı’ya ve onun destekli takımına nasıl dur dediyse bugünde öyle dur diyecektir. demelidir.

    tabi ki analiz yaparken hocanın yaptığı hataları, takımın yapamadıklarını, yarım yaptıklarını konuşalım ama karşı tarafta böyle bir tablo varken “hamza gibi olur sonun” gibi boş ve gerzekçe tehditler saçmalığın daniskası...

    arkasında durmak hiç bu kadar önemli olmamıştı.
  • 31050
    https://youtu.be/N7F6DQUzzpU?t=2010

    4 büyük takımın istediği kerem aktürkoğlu'nu bizzat arayarak takıma kazandırmış teknik direktörümüz. kerem kendisiyle çalışmaya başladıktan sonra 10 ay içinde milli takım seviyesine kadar yükselmiş ve hatta milli maçlarda oyuna girmemesinin hata olduğuna yönelik ciddi bir konsensüs oluşmuştur. kerem de hem performansıyla fatih hocasını yanıltmamış, hem de davranışlarıyla hocasına olan minnetini her fırsatta göstermiştir. hatta milli takım elendikten sonra bile soluğu florya'da almış, tatile çıkmadan önce hocasıyla görüşmüştür. ve kısa bir tatilin ardından kampa tekrar geri dönmüş ve çalışmalara başlamıştır.

    https://twitter.com/.../1383522214306140164
    https://twitter.com/.../1407396046263750658

    fatih hoca'nın kariyerinde kerem'in hikayesine etki ettiği gibi etki ettiği sürüyle hikaye var. yerlisi yabancısı, yüksek profillisi düşük profillisi, genci yaşlısı fark etmeksizin birçok oyuncu fatih terim ile birlikte seviye atlamış, yahut kendisini bulmuştur. gheorghe hagi gibi bir futbol efsanesinin bile bizde bu denli verimli olması bizzat fatih hoca'nın sistemi, hagi'yi o sistemde kullanışı ve hagi ile olan ilişkisini ele alış biçimiyle bağlantılıdır.

    hoca sırf son döneminde bile ozan kabak, adem büyük, henry onyekuru, taylan antalyalı, marcos do nascimento teixeira marcao, ömer bayram, ryan donk, jason denayer, garry mendes rodrigues, kerem aktürkoğlu ve yuto nagatomo gibi çeşitli profilde, çeşitli pasaportlara sahip ve çeşitli yaşlardaki isimlerin performanslarına ciddi ölçüde etki etmiştir. bu oyuncuların fatih hoca ile çalışmadan hemen önceki performanslarıyla hocayla çalışmaya başladıktan sonraki performansları arasında ciddi farklar vardır.

    gelgelelim bazı çevreler tarafından bütün bunlar görmezden gelinmekte ve hatta ne yazık ki hocanın başarı hikayeleri başarısızlık hikayesi olarak lanse edilmektedir. dünyanın neresinde olursak olalım kerem'in hikayesi, taylan'ın hikayesi teknik direktör övme sebebiyken bizde yerme sebebi oluyor.

    işin ilginci bizzat futbolcuların fatih terim'e olan bakışları, ona karşı davranışları ve ona dair söylemlerine rağmen bazı saçmasapan algıların ardı arkası kesilmiyor. örneğin;

    1- benfica altyapısı çıkışlı, tottenham'da jose mourinho ile çalışmış genç yıldız adayı gedson fernandes; galatasaray'ın fiziksel olarak güçlü ve yenilmesi zor bir takım olduğundan, kendisinin galatasaray'da hem teknik ve taktik anlamda büyüdüğünden, hem de insan olarak olgunlaştığından, yaşın önemli olmadığını galatasaray'da öğrendiğinden, fatih terim ile çalıştığı için çok şanslı olduğundan ve en iyi deneyimlerinden birini fatih terim ile yaşadığından bahsediyor (bkz: #3179075).

    bir grup galatasaraylı ise gedson'dan daha iyi biliyor olacak ki halen bunların tersini iddia ediyor.

    2- muslera'dan sonra en iyi oyuncumuz olan marcao:

    "fatih terim'i hoca olarak değil, baba olarak görüyorum. portekiz'de küme düşmemeye oynayan bir takımda oynuyordum, beni o keşfetti. birçok kişi bana inanmıyordu. bana güveni veren, fatih hocamdır. onu baba olarak görüyorum. benimle özel olarak ilgilenen, bana tavsiyeler veren kişi o."

    diyor (bkz: #3176344).

    bir grup galatasaraylı ise marcao'dan daha iyi biliyor olacak ki halen marcao'nun 3 senede hiç gelişmediğini iddia edebiliyor.

    3- muslera'dan sonra en iyi oyuncumuz demişken, en iyi oyuncumuz ve hatta kulüp tarihimizin en büyük efsanesi fernando muslera her fırsatta fatih hoca'yı övüyor, mesela "fatih terim benim futboldaki babam diyebilirim. kendisi beni buraya getirdi ve yeri çok farklı." diyor.

    https://www.fanatik.com.tr/...-diyebilirim-2137014

    4- taylan antalyalı, kerem aktürkoğlu gibi en değerli yerli oyuncularımız her fırsatta fatih hoca'ya ne denli bağlı olduklarını gösteriyorlar, yedek kaldıkları dönemlerden sonra en ufak bir mutsuzluk ifadesi göstermiyorlar.

    bir grup galatasaraylı ise bu oyunculardan daha iyi biliyor olacak ki halen "fatih terim size adaletsizlik yapıyor, kaçın kendinizi kurtarın" diyebiliyorlar.

    örnekler bu isimlerle bitmiyor.

    henry onyekuru, hocayla sadece yarım sezon çalışmış jason denayer (https://www.milliyet.com.tr/...ey-degisti-2588007), fiorentina'da kısa süre çalıştığı manuel rui costa, angelo di livio, galatasaray'da 1, 2 ve 3. döneminde beraber çalıştığı dünya yıldızları da dahil olmak üzere yüzlerce oyuncu ve hatta milan'da çok kısa süre çalışmış olmasına rağmen oradaki oyuncularından ivan gattuso, milli takımda beraber çalıştığı fenerbahçeli ve beşiktaşlı oyuncular vs. oyuncular hocanın hem futbol bilgisine, hem insani ilişkilerine övgüler düzüyor. birkaç istisna haricinde çalıştığı her oyuncu ne kadar büyük bir futbol adamıyla çalıştığının farkında.

    son 30 yılın en büyük taktisyenlerinden arsene wenger ve jose mourinho'nun da hocanın futbol aklına övgüler düzdüğünü düşünecek olursak varacağımız sonuç "terim biatçılığı"nın sanırım dünyanın en iyi teknik direktörlerinden birkaçına ve dünya futboluna damga vurmuş bazı efsanelere bile bulaşmış olduğu olacaktır (!). ya da çeşitliliği çok yüksek olan, birçoğu dünyanın geneli tarafından son derece sevilen ve sözüne güvenilir bu insan grubunun söylemleri gerçeği birtakım taraftarların söylemlerinden çok daha fazla yansıtıyordur. bir düşünmek lazım.

    biraz dağılan konuyu toparlamak gerekirse fatih hoca'yı itibarsızlaştırmaya çalışan çok. maalesef galatasaray camiası içinde de çok var bu kişilerden. ve bu itibarsızlaştırma çabaları hocanın başarısızlıklarının altını çizme ve başarılarını görmezden gelme boyutunu da aşmış durumda. bu kişiler çabalarını başarı hikayelerini başarısızlıkmış gibi lanse etme ve istatistiklerin yalanladığı iddialarını sürekli tekrarlama boyutuna taşıdılar.

    başarı hikayelerini başarısızlıkmış gibi lanse etme konusuna örnek vermiştim zaten, istatistiklerin yalanladığı iddialarını sürekli tekrarlama konusuna sırf geçen sezondan bile 50 tane örnek verebilirim. mesela;

    1- geçen sezon boyunca maçların ilk yarılarını çöpe atan (!) fatih terim'in takımı galatasaray, maçların sadece ilk yarıları baz alınarak oluşturulan puan tablosunda 73 puanla ikinci beşiktaş'ın 6 puan önünde lider (bkz: #3173074).

    2- galatasaray'a göre çok daha direkt bir oyunu tercih eden (!) beşiktaş sezon itibariyle maç başına ortalama %60 topla oynama oranına sahip ve maç başına 455 isabetli pas yapmışken mıy mıy pas oyunu oynayan galatasaray sezon itibariyle %57 topla oynama oranına sahipti maç başına 415 pas yaptı.

    3- hep yana ve geriye kısa pas yapıp uzun top denemeyen (!) galatasaray ligi ilk 4'te bitiren takımlar arasında uzun topu en fazla kullanan takım.

    4- hücumda galatasaray'dan çok daha üretken bir sezon geçiren (!) beşiktaş'ın yakaladığı net gol pozisyonu sayısı 109 iken doğru düzgün pozisyona giremeyen galatasaray'ın bulduğu net gol pozisyonu 126.

    daha sürüyle örnek verilebilir ancak gerek yok. ana fikir çok açık zaten. sırf fatih hoca'yı itibarsızlaştırmak için istatistiklerin yalanladığı söylemlerinde bile ısrar edebilen ve bu söylemlerini gerçekmiş gibi kabul ettirebilecek kadar baskın bir güruh var maalesef. birini itibarsızlaştırmak bu kadar kolay olmamalı aslında ama burası türkiye olunca oluyor maalesef.

    bazı gerçekleri hatırlatmaktan ben bile yoruldum artık ama kulüp tarihimizin en büyük 5 efsanesinden birine, yaşayan en büyük efsanemize karşı yapılan bu itibarsızlaştırma çabası madem dur durak bilmiyor; ben de hocayı abartmadan, ona ait olmayan başarıları onunmuş gibi lanse etmeye çalışmadan, hatalı olduğunu düşündüğüm noktaları da es geçmeden hocanın hakkını vermeye devam edeceğim.

    hocamızın yeni sezonu hayırlı olsun, umarım istediği oyuncu grubuyla çalışabilir, kupa koleksiyonu yapmaya 2 yıl aradan sonra tüm hızıyla devam eder, son döneminde avrupa'daki kötü karnesini tamamen unutturur ve hatta galatasaray'ımızı bu sezonda ve devamındaki yıllar boyunca hiç ulaşamadığımız başarılara ulaştırır.
  • 13900
    fatih terim'in saçını arkaya doğru taraması galatasaray ve kendisi için sonun başlangıcı olmuş olan fiiliyattır. mühimdir zira iç dünyasında yaşadığının dışa vurumudur; bizim özlediğimiz fatih hoca ile mesafe koyduğumuz fatih hoca arasındaki farktır biri türk fatih diğeri italyan özentisi fatih.

    fatih terim "o" tarihe kadar saçını yana doğru tarayarak uefa kupasını almış, 4 sene üst üste şampiyon olmuştu çünkü fatih hocanın "o" tarihe kadarki amacı baba gündüz olmaktı. bu kutsal bir haktı ama fatih hocanın kızları büyüyor, mehmet ağar kendisinin peşini bırakmıyor, fulya hanım daha, daha çok her şeyden biraz daha çok istiyordu. sonra bir gün bir sabah kalktı ve aynaya baktı neden saçımı arkaya doğru taramıyorum ki dedi kendi kendine…

    öyle ya daha gençti türkiye'de kimsenin başaramadıklarını başarmıştı. üstelik başbakan mesut yılmaz kendisini yeni tbmm’ye çağırmıştı uefa kupasını götürmüştü takımla tbmm'ye. recai kutan’ından devlet bahçelisine, mesut yılmaz’ından tansu çilleri’ne dahası rahmetli bülent ecevit'e kadar herkes kendisine ricacı olmuştu galatasaray'da kalıp şampiyonlar ligi kupasını türkiye'ye getirmesi için.

    o artık adanalı fatih hoca olamazdı artık imparator olmalıydı daha 4 sene önce maaşından para kesip ücretini ödemeye razı olduğu hagi ile uefa kupasını kaldırmıştı, eski italya başbakanı berlusconi kendisine hayranlığını bildiriyor, isviçre'de kendisiyle konuşmak için bavyera şansölyesi edmund stoiber'in yanından koşarak gelen kaiser beckenbauer’a kenan evren’in geri bas hareketini yapabiliyordu. eee ne diye saçını arkaya doğru taramayacaktı ki?

    yine de bekledi evine gizli gizli italyanca hocası gelirken bile bekledi…çünkü kolay değildi birden kafasını yastığa koyarken enver paşanın fedaisi, atatürk’ün yaveri kod adı kılıç ali olan büyük mücahidin büyük oğlu gündüz kılıç olmayı hayal etmek yerine sacchi olmayı maldini olmayı trapattoni olmayı hatta ne yazık ki capello olmayı hayal etmek…

    ama ağır geldi allahın mevki makam sahibi her kulunu imtihan ettiği kibre ve nefsine yenik düştü kıbrıs muhaciri topal adanalının oğlu fatih hocamız; artık roma imparatoru idi…

    ceolara ücreti mukabilinde hayat dersleri veriyordu…insan kaynakları etrafında fır dönüyor çirkin camlı plazalarda mis kokuların, cicili bicili dekolte kıyafetlerin içindeki bir içim su karı kızların; italyan kumaşından dikilmiş, fiyatı asgari ücretlinin kıdem tazminatından pahallı olan takım elbiselerin içindeki beyefendilerin arkadaşlığı artık bülent ünder’in yahut rasim kara’nın arkadaşlığından daha ağır basmaya başlamıştı.

    başbakan mesut yılmaz kimdi ki onu kırmaktan çekinip galatasaray'da kalmayı kabul edecekti…hem sanki altın zincirli, manuela arcuri’nin sugar dady’si cecchi gori faruk süren'den daha rafine bir beyefendi gibi gözükmeye başlamıştı ama yanlış anlamayın renkdaşlar bu algının faruk başkanın transtürk'ünün iflas etmesiyle yakından uzaktan alakası yoktu!

    öyle ya düşen terk edilir, fakire yüz çevrilir, ahde vefasızlık yapılır, geçmiş unutulur, geleceğin planları yapılmaz olur sadece ve sadece carpe diem…adı ölü ozanlar ancak gayet de canlı ozanlar, milenyumun eşiğindeydik an an şimdiki zaman…vefa semtti olsa olsa bir mektepti çok çok artık devir değişmiş devran dönmüştü zira fatih hocamız sarhoştu...zafer sarhoşu... adanalı delikanlıdan geriye batılı özentisi çakma bir istanbul beyefendisi kalmıştı...

    başarı varsa şu an, geçmiş unutulur yarın önemsenmez öyle ki sen görev aldığın ilk sezonda italya kupasını alacak ilk italyan olmayan olacaktın kibrin finalden önce ayrılmayı buyurdu sana…içindeki nefis şeytanla yatağa girdi. senin takımınla mancini italya kupası şampiyonu oldu fatih hoca...hep lucescuya baktın ama mancini devirdi geçti hep...halbuki öteki saçını bile taramazken berikininki hep fönlüydü nasıl olur da ayıkmadan fatih ağabey:)

    önemli miydi peki? hiç değil zira sanki bu sefer de berlusconi, cecchi gori'den daha da yakışıklıydı, karizmatikti…hem manuela arcuri'nin de yeni sugar dadysi oydu zira gori de maddi sıkıntılara düşmüştü zati italyan polisi de peşine:) floransa'daki günler de unutuldu çarçabuk…unutulmayan bir allah olduğuydu...

    milano'da da bu kadar unutkanlıkla italya seferinin sene-i devriyesi henüz geçmişti ki mili takım-galatasaray-mili takım-galatasaray döngüsü kırılmamak üzere başladı.

    kızlar büyüdü ve evlendi, iş hayatlarına atılınıldı, fenerlilerin ve beşiktaşlıların oyununa gelinildi, mehmet ağarlar da pek uğramaz oldular kendilerine halbuki paraşütle bile iniş yapabiliyorken korkut eken gibi sıkı galatasaraylılar...

    ne fantastik zamanlardı ey sözlük yazarları hatırladınız değil mi? düşün bir an yanında kimse yok kameralara konuşuyorsun sonra yanına gökten korkut eken iniyor paraşütle hiçbir şey yokmuş gibi o da beyanata katkı veriyor paraşütünü toplarken ve evet ray-ban marka güneş gözlüğü yine gözünde uzaklara biraz önce atlayış yaptığı kuru tepeye doğru bakarak dalıyordu...hadi itiraf et hatırladın gs sözlük yazarı:)

    sonra galatasaray'a rest çekmeler ve tüpçülere sarılmalar filan. ardından da çok geçmeden kumar oynayan dünkü çocuklar, maç gecesi klas kadınlarla takılanlar, surata kapı kapamalar, antrenmanlara çıkmamalar, 3-5 gece nöbetinde transfer görüşmeleri, bayrağa bedel biçmelerle muhatap olma ve en en en sonunda kebapçılarda hemşehrin ile birbirine düşülmeler…birileri aklınca iti ite kırdırmıştı…o birileri it olduğu için bu atasözündeki manaya vakıf olamazlar. ne bilecekler senin bizim o; "oğullarım benim oğullarım benim" diye tolunaylara sarılan dar günümüzdeki umudumuz, ağabeyimiz fatih hoca olduğunu...

    çünkü fatih hoca gün gelir saçını tekrar yana tarayabilir zira herkes gaflete düşer. berlusconi çırılçıplak bunga bunga diye basılıp sokak temizliyorken şu sıralar faruk başkan bükülmüş sırtı ve ağarmış saçlarıyla hala istanbul'da, divanlarda en ön safta...

    artık ara ara yatağa düşen ergün gürsoy da hala sağ; irfan kurtoğlu ise bazen hagi'nin akademisini ziyaret ediyor... vatana ihanet etmekle suçlanıp firar etseler de hakan ile arif de sağ, hagi artık şampiyon oldu bizde hoca olarak kazandığı türkiye kupasının yanında ikinci kupası da var hem popescu da hapisten çıktı gözümüz aydın...adam o kadar delikanlı ki kendisini galatasaraydan kovan yöneticilerimizin adını verip onların da hapis yatmasını engelledi yahu sanki omerta kanunları...oysa bizimkiler sadece pastacı kanunlarını bilirler öyle ya mayaları, hamurları ıslak hagi ve şürekasınınkiyse sağlam vesselam:)

    ergün penbe artık açık açık püro içiyor, suat da kel takılacakmış bundan kelli, tugay’ın da karısı durulmuş diyorlar, taffarel zaten cennetlik, hakan ünsal da kendi çapında doğru ata oynayarak örgütlenmiş:) faydası olabilir, hasan şaş yine eşini değiştirmiş o cephede de yeni bir şey yok...

    capone’nin kontrgerilla olduğu iddiaları kuvvetle muhtemel yalandır ama marcio’nun farc'a katıldığından şüpheleniyoruz, emre inşallah 3 vakte aramızdan ayrılıp berzah alemine geçecek zaten uefa finalinde de yoktu yeniçeri...allahütealanın mukadderatı işte...eline koluna sağlık fatih hocam inşallah içeride de daha sertlerini geçirmişsindir emreye...

    kerem dondurmacı oldu, mehmet bölükbaşı antrenörümüz, okan buruk ise sağlam bir dayak yerse kendine gelir zaten fenerli olmadığından düzelir arası da ahmet bulut ile açılmış hem hemen imana gelecektir...

    fatih akyel’e 6 stent taktılar, habire anjiyo yapıyorlar allahından buldu, kusura bakma fatih hocam, adam galatasaraylı da olsa ekmek yediği kaba tüküren adamı kabullenemeyiz zaten bedeli olan galatasaraylılığı ne yapalım biz, hadi bizi geçtik kadıköy'de üstüne saldırtılan bekçi şeyi gibi eski kaptanına, ağabeyine hücum ederek sadece kendini küçük düşürdüğünü daha hala anlamamıştır...artık senin evladın olsa da bizim evladımız değildir ve evet akyel girsin sağbek fatih'e...

    rasim kara beşiktaş divanına girdi çok şükür kanser tehlikesini de atlattı, eser ağabey boş vakit bulduğunda senin o çok sevdiğin italyanları hırpalıyor, müfit ağabeyi de zaten sen hırpalıyorsun, bülent hoca ise herdem göreve hazır...

    adaşı bülent kaptan ise sabah namazına kalkıyor 10 kilometre koşuyor kahvaltı ediyor, fitness çalışmaya başlıyor sonra öğle yemeği yiyor topla antrenman yapıp ikindiyi kıldıktan sonra rejenerasyon yapıp duşunu alıyor; hava kararmadan kıymetli eşinin yanına varıyor, 7 olmadan yemekler yenmiş oluyor, kendisi 8’de yatağa girerken hanımı dizilerini bitirip 11 gibi yatmadan eltisini arayıp mert korkmaz'ın uykusuz kalıp kalmadığından emin oluyor yani uğur tütüneker ağabeyin de dediği gibi korkmaz kardeşler şimdi gelsen sorsan bir 45 dakika oynar...)

    uğur ağabey demişken mng holdingin isviçre'de çalışanıyken onun da hakkında vatana ihanetten ifade vermesi istendi... o ise herkesten farklı olarak gerçek bir galatasaraylı olduğundan yurtdışından hapis yatmaya vatanına döndü ardından da serbest bırakıldı... o da görev verilirse hazır yani bir sıkıntısı kalmadı çok şükür, erhan önal ağabey biraz daha rahat kendini ifade ediyor, muhammet altıntaş ağabey ise geçirdiği kazanın çok afedersiniz ama şeyine bile koydu...

    kubilay alp dağlarındaki kafesinde nargile de vermeye başlamış, adrian knup da ara ara hakan şükür'ün yakalanıp yakalanmadığını sormaya kendisine gelip bir kahvesini içip kalkıyormuş...

    mehmet cansun başkan hala zehir gibi, abdurrahim ağabey ise pamuk şekeri oldu o da yeni eş almış, rambo yusuf yine taburcu, emre aşık’ın genç eşi ise kulaklı orman baykuşu için soluğu savcılıklarda filan alıyor şu sıralar...

    vedat hala yakışıklı ama artık reis denince akla o gelmiyor...hem artık yeni nesil abdullah çatlı'yı altyapı topçusu sanıyor çok şükür az da olsa memlekette ilerleme var zira ismailenver kaza haberini gördüğünde kendisinin papa suikastinde tanık olarak italya'da ifade verdiğini filan hatırlıyordu tövbe estağfurullah...juventusu çekince bölücübaşının özeleştirisini bekliyordu muhabirler reha ve dündardan bir de yorum monşer batudan :) bu galatasaray taraftarı ne çekti be ne fantastik dönemlerdi...

    yani hemen hemen herkes tamam da bir sen eksiksin be fatih hoca hem galatasaray'da hem milli takımda. hadi geç artık milli takımı devir değişti adamların devri. sen gel ama mübarek sen gel galatasaray’a... bırak artık saçını arkaya taramayı tekrar saçını yana tara...

    çok affedersin capelloyu katırlar sevsin sen sadece baba gündüzü sev, sev ki bizim de seveceğimiz mezar taşları değil kanlı canlı 1.5 acılı adana yiyen, şalgam içen, gece şırdan canı çeken, büryan yiyen, ter ve soğan kokan, küfürbaz, kafa atmayı iyi bilen; ama vefalı, ama şefkatli, aman dileyene aman veren delikanlı bir ağabeyimiz olsun...şöyle aileden biri gibi...

    sen gel sinirlen antifriz hakeme, topu eline al yere fırlat sonra dön yalan söyle hoca sana değil bu bizim davara kızdım de yine...ulan remzi bırak o prim zarfını de arif de sırıtıp bıraksın halbuki arda, selçuk, burak olsa şimdi zarfa şarbon sürer zira prim onlar için kelamullahdan bile kıymetli...kelamullah mı ne mi ardacığım hani google'a yazıp latin alfabesiyle kopyalayıp yapıştırdığın özlü sözlerin bulunduğunu sandığın biz müslümanların ise inandığı kuran-ı kerim...ha işte o duvarlara asılan mushaflarda bulunanlardan...

    fatih hoca sen yine gel şen sazın bülbüllerine kesik at, hagi'ye sakallarını kes oğlum de o da sana; "ne yaa benim yasz var benim ana baba goçtu sen bana diyon kes ne kes sen kes 40'ları çıkmadan kesemem kesersem maçta kesemem... duşun duşun bunu mu buldun hojaa, allah allah ya niye duşunuyon sen szakalı" desin... sen de hemen geri vites yap tamam oğlum toprakları bol olsun atana rahmet de...

    fatih ağabey sen yine gel osman ağabeyin bıyığını sev, topuğunun arkasıyla londra'da akrep duruşuyla top stop et, rıdvan'a son ikazlarını yap ona parmak salla ona haddini bildir, ona kendisinin küçük bir haşere olduğunu kanıksat, yerini bilsin sen yok iken semirdikçe semirdi...

    sonra kameralara dönüp biz adanalıyık sokağı da biliriz salonu da beni salondan sokağa çıkarmayın diye saçma sapan mimiklerle kadrajdan çık...iki üç adım atıp geri dön arkana bak sana şekil yapan var mı yok mu diye yokla...mazallah biri arkadan el kol yapar al başına belayı...o kolu kırıp ellerine vermek gerek zira değil mi hocam:) gerçekten tam bir salon beyefendisisin:) yeme bizi artık hocam kebap ye kebap büyüksaatte...

    engin'e kız, oğlum hiç hakeme saldırılır mı diye hasan da dönsün ümit'e söylesin tabii canım saldıracaksa yakasından tutmayıp fatih hoca gibi kafayı gömeceksin desin sen de başınla tasvip ederek onayla bunun babası serdar da böyleydi cüneyt ne olsun de ve bunu cüneyt duyabilecek kadar yakında söyle sonra tekrar garip hareketlerle kulübene dön... gün sonunda da fenerliler sana kupayı versin...sen yeter ki dön yeter ki kalan bir tutam saçını yana tara...

    çok mu şey istiyor bu galatasaray taraftarı senden? kökü henüz sende olan iki tel saçını yana tara, baba gündüz ol...hiç mi hakkımız yok üstünde? hani iyi gününde yanında olan yalakalar, iş adamları, spor müdürleri, patronlar, gazeteciler, asalaklar, sülükler, yeni nesil topçular, şarlatanlar? bak bir tek biz kaldık heybende...

    fatih ağabey üstünde hakkımız var ananınki yahut babanınki kadar olmasa da en az onlar kadar sana hayır duası eden, muvaffak olmak için dişinden tırnağından arttıranların, parmağın koptu dediklerinde içi cız eden, senin için adeta medici ailesine fedailik yapacak kıvama gelenlere en azından bu kadar da olsa mütevazi olmayı borçlusun...ulan ben öz akrabama bu kadar hayır duası etmedim arkadaş, özüne dön çünkü seviliyor ve sayılıyorsun hoca...

    bıktık artık organize suç şebekelerinden, cemaatlerden, masonik yapılanmalardan, monşerlerden, teröristlerden, bölücülerden yahu altı üstü hani spordu bu…ben galatasarayımı istiyorum geri... marksizme de leninizme de humeyniye de ali şeriatiye de cemaatlere de liberallere de gelsin ali paşa ağıdı…

    ha bu arada saçını yana taramaya başladıktan sonra unutma yanında burhan ağabeyi de getir bıktık sağlıklı yaşamcı aslen polenezköylü (yersen kirchen) kiboşlardan yahut mahşer şeyi gibi saçını simsiyaha boyatan istatistik doktorlarından, şöyle bize haydarpaşa ekolünden beton iğnesi yapabilecek, futbolculara deparda fark atabilecek, kopenhag fatihi, işine hakim hekim bir ihtiyar delikanlıyı unutma beraberinde getir.

    not: on yüz milyon ardacık bir sen etmez fatih hoca çünkü o sıfır sen bir...01 ft 1905 metin oktay nizamiyesinin önüne çek bagajı da aç çünkü valizlerini tesislere taşıyacağız...ama beni önce flyinn'de indir sen yokken fıtık olduk çünkü yemek yiyip gelecem neme lazım boğazını sıkmamız gereken terbiyesiz bir koca kafa olursa boynunu kırabilelim değil mi misisin ayrancısı, küçüksaatin kahvecisi, ceyhanın yılanlısı, seyhanın hürriyetlisi:) yok öyle allecello ha efendi gibi ağabey ağabey:) allah babana şifa versin fatih ağabey selametle...
  • 29702
    https://images.app.goo.gl/5JaFfuKZFC5DEs457
    https://images.app.goo.gl/v4gSF2xNee3R4S278
    https://images.app.goo.gl/Qrpbi14udbZ4xXJn6

    yukarıda duran şu üç fotoğrafa baktım 10 dakika boyunca. sonra gittim bir de aynaya baktım, 'acaba ben gerizekalı mıyım?' diye...

    'hiç bir dönem hocanın eline iyi kadrolar verilmedi' sözü türk siyasetinin son yirmi yılındaki "algı siyaseti" ile yarışır...

    yok efendim, bülent korkmaz kadro dışı kalmış, suat kaya gözden çıkarılmış, ergün pembe, hakan ünsal alt ligden gelmiş falan fıstık.

    yav arkadaş, dünya futbol tarihinde, şanssız, formsuz bir dönem geçirip, hatta üstü çizilen tek oyuncu bunlar mıydı? bahane de bitmiyor anasını satayım.

    chelsea'de kevin de bruyne için bundan bir cacık olmaz dedi vakti zamanında. ınter, pirlo'yu vasat diye kapı önüne koydu. yahu, didier drogba 26 yaşından sonra çıktı piyasaya, n'golo kente'yi 24 yaşında duyduk. öncesinde fransa ikinci ligde takılıyordu adam.

    evet hocanın o dönemlerdi hakkı asla yenmez, kemik gibi takım yarattı. sağdan soldan topladığı adı sanı bilinmez oyuncularla, gençlerin dinamizmiyle, yaşlı kurtların tecrübelerini müthiş harmanladı ve avrupa'nın zirvesine yürüdük. bunu da kimse inkar etmiyor.

    fakat hocanın eline özhan canaydın dönemi haricinde hiçbir dönem sıradan oyuncular verilmedi. kaldı ki, o dönem bile ısrarla istediği felipe'nin bonservisinin yüzde ellisi için 3 milyon dolar verilmişti vasco de gama'ya. hiç azımsanacak bir meblağ değil o dönem için. 6 maç sonra yine hoca kesti biletini. bir de 'hoca yetenekli oyuncuyu sever' diye de bir zırva var.

    üstteki bir numaralı fotoğraftan bir iki yıl önce, o kadronun içinde filipescu, ilie hatta bizim artık bitti diyip gönderdiğimiz, bizden sonra ingiltere'de efsane olan tugay kerimoğlu'da vardı. hani bülent korkmaz, suat kaya hoca'dan önce gözden çıkarılmış ya. hoca da tugay kerimoğlu'nu gözden çıkarmış, oldu mu şimdi. cem yılmaz'ın o meşhur repliği kulaklarımda çınlıyor; 'bütün sırrı bozdun ya'...

    hatta yetmemiş bir numaralı fotoğraftan bir yıl önce, o kadronun içinde sergen yalçın var. evet, bildiğimiz sergen yalçın. hagi ve sergen yalçın. ulan, morinho bile böyle bir lüks görmemiştir hayatında. tabii bir de oraya resimde olmayan hasan şaş ve fatih akyel'i ekle. hasan şaş demişken; yine ve yeniden fenerbahçe ile girilen transfer savaşından sonra dönemin rekor ücretiyle kadroya katılıyor. 5,5 milyon dolar. vallahi de çok büyük yoklukmuş!

    iki numaralı fotoğrafta, kariyerini italya ve ispanya'nın baş altı takımlarında geçirmiş, 130 kez çek milli olmuş ujfalusi yok maalesef. eğer miyop falan değilsem oldukça seksi bir kadromuz varmış. 28 yaşında sneijder falan türkiye'ye geliyor. menajerlik oyununda yapamazsın. copa amerika kazanan ve turnuvanın en göze çarpan oyuncusu muslera'yı 25 yaşında bu topraklara getiriyorsun. gerçi o da çakıl taşına gelmiyor, 4,5 milyon euro verip aldığın lorik cana'yı verip üstüne de 6,25 milyon euro sayıyoruz. helali hoş olsun.

    o iki numaralı fotonun içine, 6,5 milyon euro saydığımız chedjou'da eklenecek daha. hocanın bitmez tükenmez ısrarıyla alınan 9 milyon euro'luk amrabat falan hatta. hele bir bruma transferi vardır ki, liverpool, atletico falan kıskanmıştır. 18 yaşındaki bruma'ya 10 milyon euro. geleceğe bu denli yatırım bizim pek alışık olduğumuz şeyler değil. demek bayağı bol keseden sallayabiliyormuşuz o dönem. para da varmış yani!..

    üç numaralı fotoğraf ise yakın dönem tarihin en iyi lig kadrolarından biri. şenol güneş'in beşiktaş'ıyla kafa kafaya gider yani. şimdi çıkıp derler; bu kadro hocaya değil, tudor'a verildi. ona da bir kulp bulunur zira. orada üç orta saha oyuncusu görüyorum; seri, lemina, n'zonzi... transfer etmeye kalksan 50 milyon euro. ama kiralıkmış zaten, öyle diyorlar. öyle bir diyorlar ki; maçın ortasında bağlı bulunduğu kulüp yetkilileri sahaya girip yaka paça dışarı çıkarıyorlar adamı. hayret ki hayret. zaten kiralıksa da bi bize kiralık. elin adamı, gomez, talisca, aboubakar ile şampiyon olurken biz bu oyuncularla olamıyoruz. neden, çünkü kiralık. loan! bak şimdi de kiralık ghezzal'la, rosier'le şampiyon oluyor adam, sen niye olamıyorsun? sen de ol. ne yani, kiraya veren özel madde mi koyuyor, benim oyuncumla şampiyon olamazsın diye, anlamadım ya neyse.

    hocanın eli hiç bir transfer dönemi rahat olmamış bir de. mazallah demek bir de rahat olaydı, diagne'ye filan 25 gömerdik. luyindama'ya 8 milyon euro vermek de iyi cimrilikmiş bu arada!

    velhasıl kelam, vakti zamanında ön libero isteyip eline bedelsiz inamoto verilen, 150 bin euro ödemesi yapılmadığı için ribery'den olan, 80 bin dolara romanya'dan alınan oyuncularla liverpool'un başına çorap ören hocaların ahını almayın bence. çok büyük ayıp olur!
  • 31348
    başarısız olduğu için değil takımı çalıştırmayarak, sistemsiz şekilde oynatarak, arda, emre akbaba gibi futbolculara hak etmedikleri halde forma ve yeni sözleşme vererek başarısız olduğu için eleştirilen hoca.
    fatih terim galatasaray tarihinin en önemli figürlerinden biri. ismi galatasaray olan sözlükte savunulması kadar normal bir şey yok. ama haklı eleştiriler yapan kişilere de galatasaray düşmanı gibi davranmaya da gerek yok.
  • 26466
    bülent timurlenk bugünkü köşesinde pirlo'nun kendisi hakkındaki ipe sapa gelmez davranışları hakkında müthiş bir yazı kaleme almış.

    --- alıntı ---
    futbol dünyasında 50 yıl geçirmişseniz dost kadar düşman da biriktiriyor, sevindirdikleriniz kadar üzdükleriniz de oluyor. kazandığın kupaların kaybeden tarafında olanların sizi sevgiyle hatırlamasını elbette beklemezsiniz ama saygı?.. türk futbolunda fatih terim’in futbolculuk dönemine şahit olanlar bugün 50’lerini çoktan geçti, galatasaray’daki teknik adamlığının da bir ve ikinci dönemine şahit olmayan kuşaklar bugün üniversite çağında… onlar büyürken italyan futbolunda 2005-2015 yıllarında oynadığı futbolla maestro ünvanını hak eden pirlo’yu izlediler ekranda, her söylediğinin de mühim olduğunu sanabilirler. 40 yaşındaki pirlo geride kalan haftada pro lisans alabilmek için girdiği sınav sonrasında kariyerinde çalıştığı tüm teknik adamlara teşekkür etti, bir hoca hariç: fatih terim… otobiyografisinde terim’in futbol bilgisini sorgulayan, kıyafet seçimlerini eleştiren, sigar içtiğine dikkat çeken pirlo’nun derdi neydi peki? 19 yıl sonra terim’i unutmak bir lapsus değil elbette, o zaman filmi geri saralım..

    uefa kupası’nı kazanan fatih terim, fiorentina’ya imza atarken takımın efsane golcüsü batistuta roma’ya transfer olur. mor menekşeler’in başkanı cecchi gori, terim’i göreve getirme sebebi olarak “büyük yıldızlar olmadan da kazanabileceğini tüm dünyaya gösterdi” der ama transferler için sözünü tutmaz. fiorentina, avusturya ekibi tirol’e elendiğinde “trapattoni olsaydı elenmezdik” diyen gori’ye terim basın toplantısında “büyük bir takım yapmak için geldim ama sözler tutulmadı, böyle olacaksa gidebilirim” diyerek cevap verir. floransa ayağa kalkar ve başkan gori’nin karşısına dikilir. gori’nin “floransalı olmayan birine karşı kendimi savunmam” derken aslında ertesi sezon milan’da yaşanacakların da ön gösterimini yapar. fiorentina, terim yönetiminde inter’i devirir, milan’ı 4-0 ile sahadan siler ama büyük golcüleri batistuta onları roma formasıyla attığı golle yıkar. iflasın eşiğinde olan fiorentina’da sadece eski yıldızları olan yönetici giancarlo antognoni, terim’e destek verir. yıllar sonra floransa’ya gittiğinde yemeklerde buluştuğu kadim dostu antognoni… bir yıllık kontrat imzalayan terim’in artı bir yıllık opsiyonunu devreye sokmayan başkan gori, terim ile yollarını ayırdığında takım ligde 4 golle devirdiği milan’ı kupada da yıkmış ve finale çıkmıştır. göreve getirdikleri roberto mancini’nin teknik direktörlük diploması bile yoktur…

    galatasaray ile uefa kupası’nda ali sami yen’de milan’ı 3-2 deviren, fiorentina ile iki maçta da gole boğan fatih terim, milan’ın yeni teknik direktör adayları listesinde ilk sırada yer aldığında sezon bitmemiştir, galliani, haziran ayını bekler ve imza atılır. rui costa, terim’in fiorentina’dan getirdiği yıldızdır. milan o transfer döneminde inzaghi, donati, guly, brocchi, javi moreno, laursen, cosmin contra ve ezeli rakibi inter’den pirlo’yu alır… 15 yaşında brescia alt yapısında başlayan pirlo, inter’e geldiği 1998 yılından 2001 yazına kadar sürekli olarak başka takımlara kiralanır. 22 yaşında geldiği milan’da o meşhur “beyefendiler masası”na oturmak için 2-3 yıl geçmesi gerekir. berlusconi’nin sağ kolu galliani, terim’e teslim edilen kadroyu “gullit, van basten, rijkaard”lı döneme benzetip sezon başlamadan sinsince baskıyı kurar teknik kadro üzerine. terim’in imza attığı ayda bile carlo ancelotti söylentileri tesislerde dolanmaktadır ama berlusconi patrondur ve onun tercihi terim’dir.

    bir futbol takımında 11 çıkmayan her oyuncu hakkını yendiğini düşünür, “ben yedek olmalıyım, daha iyiler var” diyen daha duymadım, pirlo da terim döneminde şans bulamaz, 22 yaşında geldiği milan’da orta sahanın kendisine teslim edileceğini sanıyorsa da şaşırmak bir gençlik eylemidir deyip geçmek lazım. yıllar sonra da bu kızgınlığını terim için kurduğu cümlelerle çıkartır. evet terim şık giyinir evet o yıllarda sigar içer ve evet terim otoriteye boyun eğen adam değildir.. peki o günlerde terim hakkında başkaları ne demiş? kaptan maldini, “terim çalışma biçimi ve oyun bakış açışıyla bana arrigo sacchi’yi hatırlatıyor.” milan’ın eski yıldızları baresi ve donadoni “somut ve izleyenlere keyif veren bir futbol oynatıyor.” milan derbiyi 4 gol atıp kazandığında, fiorentina’ya 5 attığında son düdüğün ardından tebrik için çağrıldığı curva sud tribünü tarafından “imparator” tezahüratıyla uğurlandığında (san siro tribünleri terim’i çok sevince/29 ocak 2017-sabah) bundan rahatsız olan cesare maldini’nin galliani ile birlikte parma ile anlaşmak üzere olan carlo ancelotti ile milan için masaya oturması takvimlerde inzaghi’nin torino’da penaltıyı tribünlere dikmesinden bir gün sonraya denk gelir… terim görevden alındığında bunu karşı çıkan milan’daki etkili isim ariedo braida’dı ama adriano galliani galip çıkar…

    10 yıl sonra, 2011’de fatih terim, milano derbisine gittiğinde kahve içtiği ve beraber yürüdüğü isim fiorentina’daki antognoni gibi milan’daki kadim dostu ariedo braida’dır. taraftarlar terim ile hatıra fotoğrafı çektirirken san siro tribünlerinden, “imparator, büyüksün” tezahüratı yükselir. her floransa’ya gittiğinde sokakta ve artemio franchi stadyumu’nda olduğu gibi… size bir fıkra anlatayım mı? bir gün pirlo demiş ki… boşverin, anlattım zaten… sevgi emek, saygı ciddiyet ister.. terim’in satranç tahtasında bırakın vezir, kale, fili, sadece piyon olan 22 yaşındaki pirlo’yu milanello’da kim ciddiye almış ki?...
    o sezonun kalanında ancelotti, terim’den maç başına daha az puan topladı ve ancak 4. oldu. fiorentina mı? bir yıl önce terim ile yolları ayıran başkan gori’nin takımı o sezon 17. sırada bitirdi, iflas edip iki alt lige düşürüldü…

    --- alıntı ---

    imparator yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada saygı duyulan bir teknik direktördür. kendisi hakkında ileri geri konuşmak için kırk fırın ekmek yemek gerekir.