• 1401
    bu maç özelinde beni en çok kızdıran nokta bu kadar çaresiz kalmış olmamız. iyi kötü yıllardır galatasaray maçları izliyoruz. bu takım zamanında 5'te yedi, 6'da yedi. ama iplerin bu kadar bizim elimizde olduğu bir eleme turunun 2. maçında böyle bir çaresizlik, böyle bir korku, böyle bir beceriksizlik ve sinmişlik benim canımı çok sıktı. ben hayatımda bu kadar çaresiz ve dayak yemiş gibi bir maç izlememiştim. şimdi polyannacılık oynayacak olursak, juve de ilk maçta çaresizce izlemişti. doğru. ama 2. maçta doğru olanı yapmayı bildiler. biz bildiğimiz şeyi unutup sahaya çıkmış gibiydik. ben bu sezonki avrupa serüvenimizin bittiğini düşünenlerdenim. çok istediğimiz tottenham gelse dahi, takım turu geçebilecek bir mentalde değil. mental olarak da dayak yemiş bir takım var şu an bizde. önümüzdeki lig maçında bir reaksiyon göremezsek ki göreceğimizi çok sanmıyorum, biz ligden devam..
  • 1402
    her şeye rağmen fena sayılmayan, sanchez'in hatası olmasa iyi sayılabilecek bir ilk yarı.

    juve'nin kırmızısı sonrası en az 40 dk'yı kenan, thuram, locatelli, mckennie'nin 1.5 kişilik oynaması ile sanki biz 1 kişi eksikmiş gibi izlediğimiz berbat bir ikinci yarı.

    önce thuram'ın çıkması, son bölümde sezonun en eforlu oyununu oynayan kenan, locatelli, kalulu gibi isimlerin pili bittikten sonra juventus'un sıradan bir süper lig takımına dönüşmesi sonrası sahneyi bize devretmeleri, 11 kişi olmanın avantajıyla son bölümü gollerle bitirmemiz. ilkay'ın da kötü futbolu sonrası juve'nin uzatmalarda hem tempo hem futbolcu kalitesi olarak 2 seviye birden düşmesiyle kontrolü ele alması.

    finalinde gelen son 16 turu. her şeye rağmen gece iyi bitti.
  • 1403
    roma imparatoru julius cesar'ın o meşhur üç v'li veni vidi vici (geldim, gördüm, yendim) sözü ile giriş yapmak isterdim galatasaray'ın italya'da juventus'la oynadığı rövanş maçı yazısına lakin 120 dakikalık "kalp durduran" kapışmayı kısaca 3 g ile özetleyebilirim: "güç oldu, geç oldu, gurur verici oldu"
    bir hafta evvel sami yen'de italyan devi juventus karşısında kimsenin beklemediği bir 5-2lik galibiyet alan galatasaray, son 16 turuna kalmak için torino'da rövanşa çıkmak zorundaydı. futbol gurmeleri bu oyunun şakaya gelmediğini, nice 3-0ların, 4-0ların tur atlamaya yetmediğini, barcelonaların, psg'lerin skor avantajıyla çıktıkları maçlardan turu ev sahibine vererek evlerine döndüklerini bildikleri için temkinliyken, "taze yetmeler" galatasaray'ın italya'ya turistik gezi yaptığını düşünüyorlardı. onlar öyle zannededursun, maçtan önce italyan polisinin galatasaray taraftarına joplu sert tutumu maçın nasıl "çetin" geçeceğinin fragmanıydı bir bakıma. italyan ultralar tribünde inanmış, çevrelerindeki yaşlı genç renkdaşlarını gaza getirmiş, sahadaki siyah-beyazlılar da ilk düdükle birlikte ayak-kalça-diz fark etmeksizin "bam güm" dalıyordu okan buruk'un öğrencilerine...

    hafta sonu oynadığı ve eline gözüne bulaştırdığı konya maçındaki rotasyondan sonra okan buruk ilk maçtan farklı olarak yunus'un yerine lemina takviyeli bir on birle boy gösterecekti allianz stadında. "ilk 20 dakikada gol atmak" diye bir tabir var ya futbol aleminde, iki takım da bu sihirli kilidin peşindeydi. galatasaray bulacağı bir golle juventus'un tüm ümidini kıracak, ev sahibi ise ikinci ve üçüncü gol için taraftarının da desteğini alarak yüreklenecekti. karşılıklı iki kalede ataklar da oldu, barış'ın kornerinde sanchez'in kafası kalecide kalırken, diğer kalede ise kenan'ın ortasında gatti auta atıyordu topu. yine koopmeiners'in kafası dışarı giderken 10. dakikada jakobs uzun taç attı, abdülkerim kafayla aşırttı ve osimhen'in plaseşutunu perin son anda kornere çelerken, di grigerio olsa gol olur muydu demekten alıkoyamadık kendimizi...
    sonrasında ise ıslak zeminde galatasaraylı topçular buz pateni misali kayarken, ev sahibi kenan ve conceiçao'nun kanatlardan getirdiği toplarla galatasaray savunmasını fena zorluyordu ki o meşhur 20. dakika biterken locatelli'nin füzesini uğurcan kornere çeliyor, devamında conceçao'nun ceza sahası köşesinden plasesi direğe el sallayarak auta gidiyordu. ilk yarım saate golsüz yaklaşmışken, lemina'nın sol kanatta "demarke" pozisyonda olan jakobs'a yuvarladığı topu sol bek felaket kullanınca, atağın dönüşünde kenan az kalsın tabelayı değiştiriyordu ki bereket uğurcan sakatlanmak pahasına çevikçe topu dışarı atıverdi.

    ilk devre golsüz devam edip, her geçen dakika juventusluların ümidi erirken, sanchez "gereksiz" bir topuk pası deniyor, kaptırılan topta da torreira "cömezce" ceza sahası içinde kayınca hakem penaltı noktasını gösteriyordu. topun başına locatelli, kalede uğurcan, sevinen italyan orta saha oluyordu...

    gol ev sahibini yüreklendirdi yüreklendirmesine de 45+5te kenan'ın başlattığı atakta thuram'ın ceza sahası içinde "enikonu" dinlenerek attığı şutun auta gitmesi dışında kayda değer bir tehlikesi yoktu.

    ikinci devreye "2 gol avantajıyla" başlamıştı galatasaray da ilk maçta olduğu gibi barış alper bir juventusluyu daha saha kenarına yolluyordu. savunmadan osimhen'e şişirilen uzun top sekmiş barış kelly ile hava topuna çıkmış ve ingiliz savunmacı barış'ın baldırına basarak yere düşmüştü. maçın hakemi pinheiro daha önce sarı kartı olan juventuslu savunmacıyı ikinci sarıdan oyundan atmış, var'ın daveti tribünlerdeki italyanlar arasında kısa süreli "acaba kart iptal mi?" ümidi doğurmuş, sarı kart iptal olmuştu ama hakem cebinden kırmızı çıkıyordu... sami yen'deki maçta olduğu gibi bir kez daha spalletti'nin takımı 10 kişi oynayacaktı galatasaray karşısında ama bir fark vardı, bu kez "sami yen cehenneminde" değillerdi, 12. adam onların arkasındaydı... bir de kaybedecek neleri vardı ki? çarpışarak ölmek en onurlusu değil miydi?
    kısa süreli bir şaşkınlık sonrası kendine gelen ev sahibi topçular önce kenan ile yokladılar uğurcan'ın kalesini, topu direği yalarken milli topçu saç baş yoluyordu. seyirci de ayaklandı, tezahürat yoğunlaştı. hakeme baskı da başladı, portekizli ufak tefek faulleri çalmaya başladı ev sahibi lehine ki okan buruk da sarı kartı olan sallai'yi çıkarıp boey'i aldı oyuna, bir de lang ile "şampiyonlar ligi tecrübelisi" sane'yi değiştirdi...

    62de gatti'nin kafası auta giderken, üç dakika sonrası conceçao'nun şutunda uğurcan ön plana çıkarken, galatasaray'ın da kendini hissettirdiği dakikalar geliyordu: sane'nin pasında osimhen çaprazdan perin'i bir kez daha zorluyor, sonrasında kullanılan köşe atışında osi'nin kafası bir kez daha kalecide kalıyordu ama maçın galatasaray adına kırılma anında sane'nin getirdiği anı atakta ceza sahası içinde sara ilk maçta yaptığı plasenin bir benzerini yapamıyor, şutunu savunma engelliyordu.

    sonrası ise ev sahibinin kullandığı köşe atışı uzaklaştırılamayınca kalulu'nun şut-pas karışımı vuruşu arka direkte kalan gatti'ye asist olurken, juventus tüm hatlarıyla "turda eşitlik" için hepten gaza geliyordu ki topun galatasaray'da kalması için görevlendirilen ilkay'ın çabası da yetmiyor, thuram'ın messivari hareketlerle torreira'yla duvar pası yaparak uğurcan'la karşı karşıya kaldığı aşırtmada "futbolun ilahları" sarı-kırmızılıların yanında oluyor, iki dakika sonra yapılan ortada kenan'ın arka direkte topa dokunmasında da direkler gole müsaade etmiyordu... saniyelerin saat, dakikaların gün gibi ağır geçtiği o anlarda tartışmalı bir serbest vuruş sonrası koopmeiners'in kafayla asistinde mckennie lemina'yı geçen topta takımının üçüncü golünü atıyordu... ilk maçta "manita" olan juventus "hattrick" yapmıştı, acaba "poker" yapabilecek miydi?
    savunma yapmanın işe yaramadığı maçta okan buruk lemina'nın yerine ıcardi ve yorulan jakobs'u da eren'le değişirken, artık gol atamadığı süreçte buradan boynu bükük ayrılacağının farkındaydı. kalan dakikalarda barış'ın kontra atakta "acelecilik ile acemiliği" karıştırıp auta attığı top ile kenan'ın slalomlar sonrası uğurcan'ın bakışları arasında reklam panolarını dövmesi dışında akıllarda kalan pozisyon olmazken, memleketimizde 25 şubatta başladığımız maç 26 şubatın ilk saatlerine kadar devam edecek 30 dakikalık uzatmalara gidiyordu.

    uzatmalarda ilk atak ev sahibinden geliyor, mc kennie'nin "al da at" pasında zhegrova boş kale yerine topu dışarı yolluyordu. bir kişi eksik oynayan juventuslular her geçen dakika yorulup, ister istemez kalesini savunma telaşına düşerken, galatasaray ise topu ayağında tutuyor, baskı kuruyor ve maçı penaltılara götürmeyecek golü arıyordu. torreira vuruyor perin topu rahatça kucaklıyor, 101de sane'nin kavisli ortasında eren maçın kahramanı olma fırsatını kaçırırken, okan buruk son kurşununu kullanıyor, torreira yerine singo oyuna dahil oluyordu.

    ve ilk uzatmada "uzatmalar" oynanırken galatasaray'ın çok adamla yaptığı baskın atakta ilkay tecrübesine yakışmayan kötü bir pas atıyor, "futbol ilahları" topun auta çıkmasına müsaade etmeyip korner direğine isabet ettiriyor ve dönen topu boey ile kapıp başlayan atakta barış osimhen'e allianz stadında ilk golünü attırıyordu... galatasaraylılar sevinçten çıldırırken, osimhen'in "yapacağınız işe tüküreyim" dercesine sevinmemesi yine birilerine dert oluyordu da victor osimhen de galatasaray tarihinde avrupa kupalarında en fazla gol atan oyuncu olarak tarihe geçiyordu.

    ikinci uzatmada oyun iyice galatasaray'ın kontrolüne geçmiş, eren'in volesi auta giderken, zhegrova'nın kendini affettirmek istercesine eren'den sıyrılıp altı pas üzerindeki şutunu uğurcan çıkarıyor, dönen topu krasiç herkesin bakışları arasında auta atıyordu (abdülkerim'in ufak teması belki de golü engelliyordu aslında). ve maçın fişi singo'nun orta sahada dikine hareketlenmesi ile araya attığı topta osimhen'in rakibini perdeleyip barış'a rahat bir plase imkanı tanıdığı golle çekiliyordu...

    ne demiştik, geç olmuştu, güç olmuştu ama gurur verici olmuştu... galatasaray italyan devi juventus'u bir kez daha "en büyük kupada" saf dışı bırakıyor, bir üst tura çıkarken cuma günü kuradan tottenham mı liverpool mu gelecek diye beklemeye koyuluyordu...
    özdemir asaf'a selam çakarak bitirirsek "ölüm gibi bir şey oldu. ama kimse ölmedi."

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: https://ultrasmovement.blogspot.com/...s3-2galatasaray.html
  • 1408
    juventus kendi sezonunun en eforlu, en dinamik, en inandığı maçını oynadı. karşılarında biz değil, psg, liverpool veya diğer devler olsaydı da sonuç aşağı yukarı benzer olacaktı. buna rağmen alnımızın akıyla turu aldık. depresif şekilde acımasızca eleştirenlere zerre kadar saygı göstermiyorum. okan hoca ve takım kendine gerekli dersi çıkardı mı asıl önemli olan o.
  • 1410
    mental olarak takımın önemli bir seviye atladığı maç. 3-0 olana kadar durum o kadar kötü ve facia idi ki, rakibin 10 kişi kalmış olması bu maçın değerini düşürmüyor. galatasaray takımı bu maçta kırıldı ama maçı penaltılara kadar idare ederek öyle kazanmadı. mental olarak kırıldığı bir durumda dakikalar içerisinde toparlanıp 2 gol atarak turu geçti. turu akan oyunda geçmek çok önemli bir işti ve çok efor sarf etmeden alınan beşiktaş deplasman* galibiyetinde de bu mentalin fark yarattığını düşünüyorum. takımımız bu maç ile birlikte mental olarak büyüdü. kabus gibi bir stattan ve kabus gibi bir senaryodan hayatta kalarak ayrılmayı başardık. zaten avrupa başarıları da böyle mental zaferler ile geliyor.
  • 1411
    galatasaray'ın avrupa kupalarında 2000 yılından sonra, grup aşamalarının ardından geçebildiği üçüncü tur maçıdır. diğer ikisi ise bordeaux ve schalke'dir. yani biz bu ikili eleme maçlarında sandığımız kadar tecrübeli değiliz maalesef. hele bu seviye rakiplere karşı hiç değiliz. grup maçlarında büyük zaferlerimiz olsa da ikili eleme usulü maçı oynamak başka bir olay.

    dönüp bakınca bu maçtaki en temel sorun, maça kendi oyunumuza değil de skoru korumaya odaklanarak çıkmış olmamız. rolantide, düşük tempoda, ufak zaman geçirmelerle vs. oynarsak yeter mentalitesi en üst düzey arenada yetersiz, dozu değişse de her zaman kendi kimliğinizi sahaya yansıtmanız lazım.

    liverpool deplasmanında* bana göre dakika 70'lere kadar sanki skor ortadaymış gibi kendi oyunumuza odaklanarak oynamamız en önemli konu. öne geçsek de, geriye düşsek de bu maçta kendi oyun ezberlerimiz üzerinden gitmeliyiz. öyle juve maçındaki gibi 5. dakikada zaman geçirme hareketlerine falan girmemeliyiz. maçın son bölümünün konusu o. hoca da takımda bu söylediklerimin fazlasıyla farkındadır zaten.
App Store'dan indirin Google Play'den alın