• 1
    futbolun kapitalizmle olan ilişkisi göze aldığında ekonomik krizin , hayatın bir çok alanına olduğu gibi, türk futbol kulüplerinin de tepesine balyoz gibi indiği gerçeğiyle maalesef karşı karşıyayız. gelirleri tl giderlerinin büyük bir kısmı euro üzerinden olan 4 büyükler ve diğer süperlig ekipleri hızla fakirleşiyor.

    krizin getirdiği bu diyalektikten nasıl bir türk futbolu ortaya çıkacak ? 80' lerin başındaki gibi şerefli mağlubiyetlerin başarı sayıldığı döneme mi, yoksa buradan altyapısı zengin yeni bir ekol'e mi evrileceğiz bekleyip, hep birlikte göreceğiz . ancak gerçek şu ki türk futbolunu hiç kolay günler beklemiyor. peki kimdir abiler bu durumun esas sorumlusu ? sadece yağlı kontratlarla kulüpleri ipotek altına sokan kulüp yöneticileri mi ? durumun buralara geleceğini göre göre tedbir almayan federasyon yetkilileri mi ? yoksa yıllardır ağzını her açışlarında başka bir spekülasyona neden olan , gerek iç , gerek dış politakalarındaki tutumlarıyla ülkenin ekonomi dinamiklerini alt üst eden ülkeyi yönetenler mi ?

    haftalardır bununla ilgili yazmak istiyordum, hem bu soruların cevabını bulabilmek, hem de konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışan, yeni nesil hevesli kardeşlerimize, doğru bilgi verebilmek adına.

    o yüzden sorunun ta en başından başlamamız, kanaatimce en doğrusu.

    yıl 1999.

    hükümetin tepesinde ecevit' li koalisyon hükümeti vardı. bu ülkenin başına gelmiş en büyük felekatlerden 17 ağustos depremi yaşandı ve bu olay ekonomiye cidden çok büyük darbe indirdi. tam o ara para babamız olan amerika' da da ekonomi pek iç açıcı olmadığından hazinede para kalmadı. kriz geliyorum dedi.

    sonra ecevit imf ' den rica minnet borç alarak sorunu geçici süreliğine toparlamış oldu. ancak bu evdeki pisliği temizlemekten ziyade halının altına süpürmekti.

    yıl 2001 olduğunda ecevit , 99 ' daki çatırdayan ekonominin öylece durulmayacağını biliyordu. yine bir gün bir mgk toplantısında ahmet necdet sezer'le yaşadığı anayasa fırlatma polemiği yüzünden, borsa bir günde yüzde 14.6 düşüyor, repo faizleri yüzde 760'a fırlayor, 7.6 milyar dolarlık döviz çıkışı oluyor , takribinde 510 bin kişi işsiz kalıyordu.

    daha sonra imf güvenilir bir ekonomi uzmanının , ekonominin başına geçmesi karşılığında bir kez daha kredi veriyor, ekonomin başına kemal derviş ' i geçiriyordu. kemal derviş beraberinde piyasayı hareketlendirmeye dayanan dalgalı kurun kullanıldığı ekonomi modelini ve beraberinde yeni vergileri getiriyor, devamında da ekliyordu : " bu model sürgit uygulanabilecek bir model değil , halk duruma isyan etmeden , stabilite sağlanır sağlanmaz tekrar düşük vergiye geçilmeli. "

    (bkz: özel tüketim vergisi)

    bugün halen tepemizde olan malum hükümet , bu sistemi daha da sert şekilde devam ettirip makro ekonomiyi toparlamayı -acı receteyi orta sınıfa içirterek - bir nebze de olsa başarıyordu. ( harcadığımızın 2,5 katını vergi olarak ödüyoruz. )

    aradan birkaç yıl geçti ve başta amerika olmak üzere avrupanın da bir çok ülkesi mortgage kriziyle sarsıldı. o arada amerikan merkez bankası piyasayı canlandırmak, işsizliği azaltmak ve büyümeyi sağlamak için bir karar aldı. dedi ki, alın size dolar, ama faize de koymayın, faizleri de düşürdüm dedi (0 - 0.25 arası ), gidin bu parayı faizi oranı daha yüksek olan ülkelerde harcayın, yatırım yapın, paradan para kazanın dedi. bunları yaparken de hem büyürüz hem de yatırımlarla istihdamı arttırıp işsizliği düşürürüz gibi bir plan yaptı. dolayısıyla, yıllarca dolar basıp piyasaya ucuzdan dolar saldı.

    zamanla bu dolarlar türkiye gibi yabancı yatırımcıya ihtiyaç duyan ülkelere aktı da aktı. yabancı geldi bozdurdu dolarını , elindeki tl ' yle borsaya girdi faizden para kazandı. hatta ve hatta dalga geçilen " teğet geçti " açıklamasının yapıldığı dönemde ciddi bir likidite bolluğu içerisine girmiş idik.

    ancak maalesef yapısal bir takım iyileştirmeler , içinde know - how barındıran , uzun vadede bize para getirecek teknolojik yatırımlar yapmak yerine bu likiditeyi yollara , köprülere , rezidanslara, gökdelenlere yatırdık. halbuki güney kore gibi bu sürecin içinden teknoloji üreten bir ülke olarak ve yahut da , hiç olmadı coğrafi konumumuz itibariyle tamamen kendi silahımızı üreten , her türlü bilimsel araştırmayı gerçekleştirebilecek altyapıyı oluşturarak çıkabilirdik.

    yıllar geçti ve 2013'e geldik.. amerikan merkez bankası yeni bir açıklama yaptı. yatırımcılarına dedi ki, toplanın arkadaşlar artık ucuz para devri bitti. yıllarca başka ülkelere akıttığım paralarla ekonomi biraz toparladı. daha fazla para basarsam, balonlar oluşur. doları tekrardan hakettiği yerlere çıkartacağım, faizleri artıracağım dolayısıyla yine tasarruf oranını arttırıp sermayeyi tekrar toplayacağım dedi.

    netekim amerikan merkez bankası gezi eylemlerinin hemen öncesinde, tahvil alım programını durduracağını açıkladı. bu tabii hükümet için şok oldu. bugün ekonominin gidişatını amerikayla yaşanan krize indirgeyenler, o gün de gezicileri günah keçisi ilan ettiler . neyse efenim , amerikan merkez bankasınının bu kararına yatırımcı hemen pozitif tepki verdi ve dolar tekrardan yükselmeye başladı. türkiye merkez bankasının duruma hızlı müdahale edememesi, sonrasındaki siyasi gerginlikler sonucu dolar ilk kez 2 liranın üzerini gördü. sonrasında bizim merkez bankası da el mahkum doları düşürmek için faizleri 5 puan artırmak zorunda kaldı. o günden bugüne türlü spekülasyonlar , dış politikadaki hüsran , mülteci krizi, darbe girişimi derken aha da bugüne geldik.

    şimdiyse sonuç olarak yıllarca ucuz dolara alışmış bu ekonomiden yatırımcı elini ayağını çekiyor. adam haklı olarak diyor ki ; benim güvenilir merkez bankam bana faiz verirken , ne işim var yarın ne olacağı belli olmayan , gündemi spekülasyonlarla dolu , insan haklarının hiçe sayıldığı, tek adamın borusunu istediği gibi öttürdüğü bu dandik ülkede ?

    halkımız o kadar saf ki yıllarca malum kişinin süper yetenekleriyle ekonomiyi uçurduğuna inanıp zenginliği kendinlerinden bildiler. şimdi kalan bir avuç yabancı , onlar da malum kişi her ağzını açışında daha da ürküyorlar, kuyruklarını kıçlarına takıp kaçıyorlar ülkeden lan ne işimiz var bizim bu sirkte diyerek.

    son olarak futbola geri dönersek,
    futbolu yönetenlerin de ülkeyi yönetenlerin 3 adım ilerisinde olmadığını görüyoruz.

    birçok futbol kulübümüz borsada işlem yaptığından, onları da özel sektördeki şirketlerden ayrı bir yere koyamıyoruz maalesef .
    her birinin bir ton döviz borcu var. saçma sapan isimlere saçma sapan kontratlar yapılırken , millete şov yapmak iyiydi tabii. sağdan soldan çekilen kredilerle sahip olmadığın bir zenginliği, maddi külfetinden başka bir getirisi olmayan futbolculara bir vaatmiş gibi sundun, şişirdin de şişirdin. arada saçma sapan yabancı kuralı gibi kurallar çıkarıp, aynı kendi ekonomin gibi değerinin çok üstünde balonlar yarattın. ülke futbolunu yönetmek , oyuncu ihraç etmek şu yana dursun , hali hazırdaki export oyuncularınıda şımartıp skandallarına arka çıkıp, bok gibi bir imaj yarattın. büyük turnuva desen 1 var 2 yoksun.
    şimdi bu borçlar ödenecek illa ki. ve döviz de azaldı piyasada. ne yapacaksın? daha fazla tl vereceksin ki az olan dövizden elde edebilesin.

    hasılı ;
    bırak kulübü ülkede para yokken , şu yönetimi yok efendim sponsor bulamıyor yok efendim transfer yapmıyor diye eleştirmek yukarıda paragraflarca anlattığım zihniyetten 1 gram farkınızın olmaması demek kanaatimce.

    dinamiklerinin git gide kontratlar üzerindeki 0' lara daha da bağlı hale geldiği bu rasyonel yapının içinde , yorumlarımız ve yaklaşımlarımızda transfer çılgınlığı gibi kişisel ya da toplumsal bağımlılıklarımızdan kurtulamadığımız sürece maalesef , galatasaray yakında her birimiz için mazide kalan anılar ya da menajerlik oyunlarında suni başarılarılarımızla övündüğümüz bir alışkanlıktan öte bir şey olmayacak.

    umuyorum ki yazıyı buraya kadar okuyan sabırları pek zorlamamışımdır. biraz parça parça yazıp ara ara konteksten kopsam da
    esas problemin makroda dahası zihniyette yattığını anlatabilmek için cümleleri daha kısa kesmeyi beceremezdim.

    edit : imla ve düzenleme
  • 2
    etkisini gün geçtikçe daha çok hissedeceğimiz kötü ekonomik durum..

    arkadaşlar çok zor bir döneme giriyoruz. sadece galatasaray açısından değil, hepimiz, tüm ülke açısından çok zor bir süreç başlıyor..

    nedenleri, yapılan hatalar hepimizin malumu.. onu anlatmak yerine naçizhane bu işin içinde olan biri olarak kendi adımıza bir şeyler söylemek istiyorum..

    türk telekom arena'nın dış cephesi için yazdığım entryde belirttiğim gibi.. en büyük firmalar %30 civarı, kobiler %40 lar civarı faizlerle kredi almaya başladı.. yani 100 tl para kullanmak için bankaya anaparayı geri ödemek dışında 1 yılda 40 tl faiz ödemek gerekiyor.. vergisi, ücreti hariç.. bunun dışında girdiler döviz cinsinden olduğu için tüm maliyetler artıyor..

    bu doğrultuda, kullandığınız herşeye zam gelmeye başlayacak, başladı.. firmalar mevcudiyetlerini korumak için işten çıkarmalara başlayacak.. maliyetlerini yönetemeyen firmalar batmaktan kurtulamayacak..

    herkesin kendi ekonomik durumu farklı.. az etkilenen de olacak çok etkilenen de.. ama bence şu sıra aşağıdaki durumlara dikkat edersek herkesin kendi yararına olacaktır.

    - gereksiz her türlü masraftan kaçınmak gerek.. evinizdeki tv, elinizdeki cep telefonu işinizi görüyorsa, onu kullanmaya devam etmek lazım

    - önceden planlamadıysanız ve parasını kenara koymadıysanız, ve acil bir durum yoksa, kredi kullanarak arabanızı yenilemeyin..

    - ev almayı planlıyorsanız, ev bedelinin %30'undan fazla kredi kullanmayın.. konut kredileri aylık %2,00 faize geldi.. 60 ay 100 bin tl kredi alırsanız, 5 yıl sonunda masraflar hariç yaklaşık 72.000 tl faiz ödersiniz.

    - fiyat anlamında çok büyük fırsat yoksa, yatırım için ev almayın.. bu faizlerle ev fiyatları artmayacaktır.. hele krediyle hiç almayın..

    - evinize bir bakın gereksiz neler var.. sizin hiç kullanmadığınız gereksiz olan bir şey başkasının ihtiyacı olabilir.. onları letgo vb bir yerde satmaya çalışın.. ne kadar nakit kalınırsa o kadar iyi..

    ahkam kesmek gibi algılanmasın lütfen.. bunlar günümüzün gerçeği.. umarım bir gün atlatırız.
  • 4
    damadın bakan yapılmasının etkisi vardır. yani illa yapacaksan spor bakanı yap, çevre şehircilik yap, o da olmadı turizm falan yap. ekonomi iş bilmeyene teslim edilmez. sadece yaptığı ya da yapmadığı icraatlerden olabilecek bir durum değil bu tabiki. ancak ben dış ülkeden bir yatırımcı olsam ekonomi bakanının cumhurbaşkanının damadı olduğunu gördüğüm anda o ülkeye yatırım yapmam.
    tanım: alvaro negredo’nun net maaşını 10 ağustos itibariyle yıllık 30 milyon tlye yaklaşmasına sebep olan kriz.
  • 6
    nihayet dillendirdik mi...

    bir matematikçi olarak polya'nın 1945 yılında ortaya koyduğu problem çözme metotlarından biraz bahsetmek istiyorum. önce problemi tanımlamak gerekiyor. yani doğru teşhis çok önemli. ortada bir sorun varsa bu sorunu hiçbir politikaya meze yapmadan ortaya koymak gerekiyor. psikolojide ise buna yüzleşme deniyor.

    bu noktada biz ne yaptık? dış güçler dedik, güçlenmemizi istemiyorlar dedik, cehape zihniyeti dedik, hayır canım olur mu ekonomimiz çok iyi dedik, gezi dedik, fetö dedik, papaz dedik. ekonomi bir bilimdir değerli arkadaşlar. görüldüğü gibi bilime kafa tutarsan papaz o pilavı yemez. önce problemi belirleyeceksin ve onunla yüzleşeceksin. yan yollara saparak, her şeyi siyaset malzemesi yaparak bu işi yürütemezsin. 16 yıldır bu ülkeyi yönetenler olarak "tek günahsız biziz" politikasıyla hele...
    her gün ekonomimiz çok iyi haberleri yaptırdığınız kanallarınıza söyleyin, bunun adı "ekonomik krizdir"!

    problemi tanımladık mı? tamam. şimdi polya der ki problemi tanımladıktan sonra çözüm planı tasarla. işte bu noktada her problemin yapısına göre etkin yöntemler devreye girmelidir. burada geçmiş örneklere bakmak da stratejilerden biridir polya'ya göre. bu ülke çok ekonomik kriz gördü. ha bu kadar milliyetçilik pompalanan başka kriz gördük mü emin değilim ama. neyse. ekonomik kriz gerçeğini kabullendikten sonra ekonominin bir bilim olduğu gerçeğini de kabullenmek gerekmekte elbette. papaz siyasetiyle çözmeye çalışırsan yine çuvallarız zira. bu noktada huzur, denge, dış siyaset uzmanları, ekonomistler ve planlama devreye giriyor. milliyetçilik naraları atarak safları sıklaştırma ve oyları muhafaza etme politikasının aksine...

    daha sonra planı uygulama aşaması ve geriye dönüp bakma aşaması var. biz hele buralara gelelim de...

    iktidarı çok sevenler, seve seve cumhurbaşkanlarına oy verenler... sizin dışınızda kimse bu memleketi sevmiyormuş gibi davranmasanız mı artık. ekonomik kriz olsun da sizin oy verdiğiniz insana sallayalım diye hazır kıta bekliyoruz psikolojisine girdikçe, gerçeklerden uzaklaşmaya devam edeceksiniz. aman açık vermeyelim kafasıyla bu memleket idare edilmez. bütün rakamları şişirilmiş, gerçeklikten uzak bir hayat yaşar gidersiniz...

    bakın kimse 15 kat daha değersiz vatandaş olmak istemez. bir örnekle açıklayayım. bir avrupalıya göre 7-8 kat paramızın değersizliği x2 vergiler ile beraber 15 kat daha fazla emek harcamalıyım ki avrupalının aldığı ürünü alabileyim. aynı işi yapan biri türkiyeli biri alman iki insan düşünün. türkiyeli 5 bin lira, alman 5 bin euro alıyor. buradan 7-8 katı koydu mu. almak istediğin mercedes'e senin devletin daha kapıdan girerken x2 vergi koyuyor. bir de buradan 2 kat koydu mu. türkiyeli vatandaş alman vatandaştan 15 kat daha değersiz olmuş oluyor.

    ekonomi; insan haklarından, özgürlüklerden, yaşam kalitesinden bağımsız ilerlemez değerli arkadaşlar. yani ekonomi 15 kat geridesin diyorsa sen tüm insani değerlerinle almandan 15 kat daha geridesindir.

    böyle bir zulmü sizin partinize oy vermeyenler de dahil kimse istemez.

    saygılarımla,

    not: bu yazıyı bir alman yazsa daha rahat örnekler vererek 15 kat daha uzatabilir yazıyı. ben alelacele az örnekleme ile, aman az olsun da okunsun diye düşünerek anca bu kadar yazıyorum. okuma ve okuduğunu anlama oranı da 15 kat çünkü...
  • 11
    söz konusu kriz yanlış siyasetten ileri gelen ekonomik bir krizdir. ülkemizin gördüğü en ağır eknomik kriz olma yolunda hızla ilerlemektedir. çözümü için yapılabilecek şeyler çok sınırlı olduğu halde hükümet tarafından daha da kötü duruma gelmesi sağlanmaktadır.

    ekonomik krizler elbette sporu da etkiler ancak bu sefer hem spor piyasası hem de krizin boyutu ile ülkenin özellikle büyük spor kulüpleri başta olmak üzere açık bir iflas tehdidi vardır. euro bazından geliri olmayıp, gideri olan kulüpler önceden bir kaç maç ile bu giderleri karşılayabilirken artık yapamayacaklar.

    ligin ilerleyen zamanlarında kulüpler birliğini cumhurbaşkanına ağlarken görmemiz, onun da eli kolu bağlı olduğundan yabancı oyuncu almayın yerli oynasın gibi bir yaptırım önermesi ile sonuçlanacak bir durum ön görüyorum.
  • 12
    söz konusu kriz siyasidir. öncek krizlerin bir yansımasıdır. önceki krizleri belli başlı görüşmeler yapıp, belli başlı taahhüt ve tavizler vererek atlattık. fabrika açmıyor, şunu sattı, bunu sattı, sadece inşaat yapıyor. çünkü önceki krizden bunların taahhütünü vererek çıktı. taviz verilerek aşılan her kriz bizi biraz daha dışa bağımlı hale getirdi.

    2018 ekonomik krizinde gerekirse en dibi görelim, ama sakın bu krizden de taviz vererek çıkıp ekonomimizi daha da dışa bağımlı hale getirmeyelim. 10 yılda 1 20 yılda 1 krizler yaşayıp taviz vererek çıkmaktansa 1 kere en dibi görelim taviz vermeden yükselelim tekrar. türk milleti 1. dünya savaşı, kurtuluş savaşı atlatıp genç nüfusu kaybetmesine rağmen osmanlı hanedanının borcunu ödemişti daha önce. yine küllerinden doğacaktır. yeter ki atamızın gösterdiği doğrultuda ilerleyebilelim.

    yaşasın tam bağımsız türkiye.
  • 13
    söz konusu siyasi kriz falan değildir. 24 haziranda, seçim günü siyasi bir kriz vardı, insanlar krizden çıkmamayı tercih etti.

    amerika operasyon çekiyor olabilir, zira yaptırım uygulayacaklarını açıkladılar ve türkiye'den gelen ithalata ek vergiler koydular, ama yalnızca dolar artmıyor, bütün paralar tl karşısında değer kazanıyor. biz çok ciddi bir devalüasyonun içindeyiz. devalüasyon- yani "de value"- paranın değer kaybedip pul olmasıdır. sen paran değersizleşirken kendi kendini döndürebilen bir ülke olsaydın doların artışı sana koymazdı. dışardan mal almayı keserdin, vergiler getirirdin sen de ithalata abd gibi, sen de başkalarına operasyon çekerdin.

    biz yıllar içinde "sıfır" kalmış bir ülkeyiz. eğer ekonomimizin en iyi olduğu 2007-8 yıllarında doğru düzgün fabrikalar, üretim alanları kuruyor olsaydık- bunları satacağımıza- şu an rahattık, dolar yine 1,5 civarında olacaktı. biz ise venezuella, brezilya, arjantin grubuna girdik ve buradan kolay kolay çıkış yok. önce iktidar gidecek, ne yaptığını ne ettiğini bilen insanlar gelecek. imf'den s*ke s*ke borç alınacak. 10 yıl sürüneceğiz, bu sırada hukuk, eğitim ve üretim kalkınacak, 10 yıl sonra da meyveleri toplamaya başlayacağız, yeniden istihdam sağlamaya başlayacağız. öbür türlü maduro v 2.1.1
  • 15
    (bkz: aneliz şelalesi)

    siyasi kriz, ekonomik kriz diye niye ayrıştırılmak istendiğini anlamadığım kriz. hayattaki her şey gibi ekonomi ve siyaset de birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. birbirlerinden ayrı düşünülemez.

    ha illa bir hiyerarşiden söz edeceksek de ekonomi önde gelir. insanlarla olan ilişkilerinizi, yaşadığınız hayatı, toplumun huzurunu, eğitimini, kültürünü, siyasal yönelimlerinizi vs her şeyinizi ekonomik durumunuz belirler.
  • 16
    http://www.bumko.gov.tr/...si-ve-cari-acik.html linkten son 10 yıllık cari işlemler açığını ve dış ödemeler dengesini inceleyin. yıllık ortalama cari açığımız son 10 yılda ortalama olarak 43 milyar dolar olmuş. yani her sene dışarıya ülke olarak 43 milyar dolar borçlanıyoruz, toplam borcumuz bu kadar artıyor demek. bu borcu nereden buluyorduk peki? tabii ki ruslardan, araplardan ya da çin'den değil maalesef. büyük ölçüde son yıllarda aramızın siyasi olarak hiç iyi olmadığı batı ülkeleri ile bir parça da uzakdoğu ülkelerinden. ama şu da vardı ki siyasi krizler ekonomik yönetim ile karıştırılmıyordu ve bu gerekli para bir şekilde ülkeye sokuluyordu.

    peki şimdi ne oldu da birden tepetaklak gittik? işte bu; https://www.bbc.com/...erler-dunya-44876072 . yani abd bize borç verilmesini engelledi bu yasayla. olan bu. para musluklarını kıstılar. bunun yarattığı panikle de şirketler iç piyasadaki doalra saldırıyorlar. sonuç bu. eğer bu kriz devam ederse ya da çin piyasası gibi bir yerden yüklü miktarda borç bulunamazsa kısa dönemde çok zor geçecek günler.
  • 17
    futbol kulüplerini çok fena bataklığa sürükleyecek krizdir. ekonominin en iyi olduğu 2010-2013 yıllarında bile bu sorun vardı. gelirler tl giderler euro. şu an döviz kuru feleğini şaşırmış durumda. 2.5 lira ile mücadele etmekte zorlanırken artık 7.5 lira ile mücadele edeceğiz. kriz içinde ve fakirleşen taraftar ve şirketler de eskisi gibi destek olamayacak, bilet forma alamayacak. bize para kazandıracak tek şey şampiyonlar ligi. orada başarılı olmak için de para harcamak lazım.
  • 18
    bana göre de siyasi krizdir. ancak şurada payını verelim iktidar 2002'den bu yana hiç ama hiçbir şey üretmedi, olanı satıp bıraktı. bu krizin ağır geçmesinin sebebi budur. kamudaki israf hiçbir yerde yok, belediyelerde bilmem ne işleri müdürünün bile makam arabası ve şoförü var.

    mesela millet(!)vekilleri, bu adamların sadece tbmm giderleri milyonları buluyor yılda, peki devlete, millete ne faydaları var ? koca bir 0. 16 yılda tüketim toplumu olduk çıktık krizin bu kadar konuşulmasının sebebi bu. elimizde bir şey kalmadı çünkü.

    bir de madalyonun öteki yüzü var, çoğu kimse dış mihrak deyip işi dalgaya vursa da bu işin hiç de azımsanmayacak kısmı. adam senden dibindeki ülkenle ticareti keseceksin diyor allah aşkına bu saçmalığı kim niye kabul etsin ? bizim oradaki ihracat payımızı kim karşılayacak ? gelip ırak ve suriye'yi işgal ettiler(bizim de suçumuz var) zaten oradan bir ticari darbe yedik ki biz bu ülkelerle sağlam ihracat-ithalat yapıyorduk.

    öte yandan güneyinde terör devleti kurmak istiyor, doğu akdeniz'de seni istemiyor. kısaca olay abd'nin istediklerini yapıp yapmamakta. gelene ağam gidene paşam dersen dolar da düşer ülkeye yatırımcı da gelir. zamanında bunlar yapıldığı için elimizi verdik kolumuzu alamıyoruz, inşallah yine yapmayız.

    gelelim işin futbol tarafına tüm kulüplerin borcu 1 gecede arttı, temennim ülkede üretim anlamında bunu fırsata çevirirken futbolda da öyle olması. artık şişik maaşlar devri bitti çok şükür.
  • 24
    tek bildiğimiz şey betonarme yapılar olan ve böylece uzun yıllardır paramızın çoğunu garip bu yapılara gömdüğümüzden dolayı içinde olduğumuz ekonomik krizdir. çünkü konutlaşmayı beceremedik. alt yapısı kaliteli, planlı, trafik sorunu olmayan, nüfusu ülkeye dengeli dağıtılmış olan, iyi, güzel ve estetik şehirler yapmak ve bunları ekonomiye olumlu şekilde kazandırmak yerine; vahşi, plansız, çirkin, beton bloklara para ödeyerek plansızlık üstüne plansızlık bina ettiğimiz için ekonomik krize girdik.
    bitmedi 4 milyon suriyeli ve daha birçok kaçağa 40 milyar dolar para yedirdiğimiz için bu krize girdik. yanlış dış politika hamlelerinden dolayı bu krize girdik.
    yıllardır yok edemediğimiz pkk gibi örgütlerden dolayı bu kriz tetiklendi.
    üretmediğimiz için, çiftçiliği aşağılık bir iş olarak, köyde yaşamayı ise cehalet olarak nitelendirdiğimiz için, tarımı ve hayvancılığı ayrıca üretimin her alanını küçümsediğimiz ve teknolojik olarak geri kaldığımız için bu krize girdik.
    halkımız siyasi partileri yönetim aracı olarak değil de futbol takımı gibi gördüğü için bu krize girdik.
    özel şirketlerin insan odaklı değilde vahşi canavar odaklı çalışma anlayışlarından dolayı bu krize girdik.
    araştırıp geliştirmek ve yetiştirmek yerine her şeyin hazırını beklediğimiz için bu krize girdik.
    güzel ülkemin ulaşımından, doğa ve tarihi güzelliklerine ve beşeri yatırımına yatırım yapmadığımız için bu krize girdik. bunun neticesinde de beyin göçü yaşadık.
    tarikatları ve hdp-pkk gibi yapıları bitirmediğimiz için bu krize girdik. popülist siyaset ve sadaka ekonomisi anlayışı yüzünden bu krize girdik.
    bu kadar madde sıraladım ama en önemlisi de liyakat ve adalet kavramı öldüğü için bu krize girdik.

    bu kriz kısa sürede bitmeyecek. büyük bir kitle acı çekecek. fakat ne olursa olsun türkiye bu krizi fırsata dönüştürecek adımlarını zaman içinde atacaktır. tüm bu sorunları yok edecektir. unutmayın ki bizler yok olmak üzere olan bir memleketten bu günlere geldik. kendi hatalarımızı göreceğiz, düzelteceğiz, doğruyu yapacağız ve bu krizden çıkacağız. buna inancım tamdır.