1996-97 Türkiye Süper Lig 30.Hafta Maçı
19:00 İnönü Stadyumu
1 - 1
  • 1
    1999-1997 sezonu 30. hafta maci 1-1 sona ermistir. 35. dakika da daniel amokachi' nin golu ile 1-0 one gecmisti besiktas. ardindan baskili oynamaya basladik ama bir turlu gol gelmedi. ikici yarida bulent ile girdigi 2 ikili mucadelede daniel amokachi 2 tane sari gorup atilmis ardindan vedat da 10 dakka icinde gordugu 2 sari kartla oyundan atilmis ve takimlar maca 10 ar kisi devam etmisti. ahmet cakar maci cigirindan cikarmistir. dakiklar 86 yi gosterirken ahmet cakar bence penalti olmayan pozisyonda alpay' in hakan sukur u cekmesine penalti demis ve hagi topu aglara gondererek macin 1-1 lik skorunu belirler. hagi uzatmalarda ise onemli bir firsattan yararlamamisti. beraberlik ile aradaki puan fakini korumustuk.
  • 2
    alpay özalan'ın ahmet çakar'a çok ağır sövdüğü maçtır. hafızamda donmuş fotoğraf karesi gibi alpay'ın ahmet çakar'ın üzerine yürüyüşü. gözler ve ağız kocaman açılmış, avurtlar çökmüş. kafa öne doğru uzatılmış. google görsellere takılmış olması lazım böyle bir resmin ama tabiki benim becereksizliğim. daha doğrusu google görsellere "alpay özalan" yazdım 7.650 resim geldi. nasıl bulucam o kadar resim arasından..
  • 4
    "nasıl koydu ama 85'te hagi, 85'te hagi, oooo oooo" tezahüratını ortaya çıkartan maçtır. o maç sırasında kalabalık bir grup gelibolu'ya seyahate gitmiştik ve maçı da gelibolu'da izlemiştim. hatta annemlerin seçtiği balık restoranı maçı göstermediği için ben ve galatasaraylı kuzenim birlikte bir kahve aramış ve bulup maçı orada izlemiştik. izlemeye de anca 20. dakika civarında başlamıştık. amokachi'nin golünün ardından epey üzüldüğümü hatırlıyorum. devre bittiğinde annemin kuzeninin kocası gelip beni sinirlendirmişti. zencili şaka kavramıyla tanışmam da o gün olmuştu zaten. evet 14 yaşına kadar zencili şaka duymamıştım. o zamanlar internet yoktu, porno dünyamız bu kadar zengin değildi. neyse, nihayet amokachi'nin kırmızı kartıyla sevinirken, son 5 dakikada gelen penaltı golü 94'ten beri beklediğim şampiyonluğun habercisi gibiydi. zaten yaratıcı türk basını da ertesi gün "galatasaray şampi" diye yazacaktı. basın yalan yazmıyordu şampiyon olunca.

    bu arada o gün kahvedeki herkes penaltının haksız olduğunu söylemişti. bana penaltı gibi gelmişti. aslında o zamanlar gözüm galatasaray'dan başka bir şey görmediğinden, bana istanbulspor maçında arif erdem'in kendisini yere atması bile penaltı gibi gelirdi.
  • 9
    1996/97 sezonu otuzuncu hafta maçı.
    başkasının şeyi ile gerdeğe girmeyi seven beşiktaşlıların istanbulspor maçında hakemle şike yaptınız diye ağladıkları aynı sezon, bu maçtan bir hafta evvel oynanmıştı o maç.
    o zaman sorarlar adama, niye yenemediniz lan bu maçta bizi? istanbul maçına ağlayacağınıza bu maçı alıp lider olsaydınız ya?
    başkasınınki ile gerdeğe girmek ne kadar da hoşunuza gidiyor, zavallı ezikler sizi.

    edit : yanlışım varmış, puan farkı maçtan önce 5 puanmış. bizi yenselerde lider olamayacakmış o sezon kargalar, ama ikiye indirip bizi strese sokabilirlerdi son haftalara girilirken.
    zaten maçla ilgili pek fazla bişey hafızamda kalmamış, şimdi özetini izleyince aklıma geldi, son dakikada haginin karşı karşıya kalıp atamadığı pozisyonda epey sinirlenip köpürmüştüm efsane 10 numaramıza. *
  • 10
    net ve güzel olmayan bir oyunla puan alınmış maçtır.

    aslında sıkıcı bir maçtı. tribündeki bizlerin beklentisini karşılayabilen bir oyun olmadığını hatırlıyorum. beraberliğe sevinmemizin sebebi beraberliğin şampiyonluğa yetiyor olması değil, maç boyu geride olmamız ve aslında o dakikalarda kendimizi maçı kaybetmeye hazırlamış olmamızdı. yanlış hatırlamıyorsam o zamanlar skorborddaki saat dakika 80'de dururdu. penaltı olduğu anda da aslında çoktan dakika 90 oldu sanıyorduk. (o zamanlar herkeste akıllı telefon yoktu ve saat kaç diye sorulduğunda yuvarlanarak söylenen kol saatlerine de tam güvenilmezdi hesap kitap işinde.) hakemin saçma sapan pozisyonlarda beşiktaş'ı kolladığını ve hatta ilk yarıda önümüzdeki bir pozisyon çok netken gs lehine penaltı vermediğini hatırlıyorum. sanırım denge sağlamak için çok da açık olmayan ama verilebilecek bir penaltı pozisyonunda da fırsatı değerlendirdi gibi. tabii maç anında biz karşı kale arkasındaydık ama o anda penaltı olduğundan emindik:) tribünde deplasman havası ve coşkusu hep vardı ama maç kimseyi mutlu etmemişti ve keyifsizlik hakimdi. golden sonra her şey değişti.

    ancak maç öncesi ve sonrası daha heyecanlıydı. o zamanlar maçtan önce bilet almak zor işti, özellikle deplasmanda. maç gününe statta çok az bilet kalırdı. deplasmanda da hemen biterdi. o gün de öyle olmuştu, biletsiz kalmıştık. biz de bayrakları sakladık ve beşiktaş tribününe ayrılmış olan yeni açığın yolunu tuttuk. bir şekilde bjk taraftarı gibi oradan girilir sonrası kısmet, sonrasında karşı tribüne alınırdık. o zamanlar bu da çok olurdu, koltuk numara gibi şeyler olmadığından dolayı sanki bana çok kolay olacak gibi gelmişti. oldu ama kolay olmadı. gittik, bilet vardı kuyruğa girdik ve bize yetişecek gibiydi. sıraya girdik oldukça heyecanlı ve agresif ortaköy taraftar grubu formundaydı. gs'ye dönük küfürler ve topluca yapılan tezahüratlar arasında zıplamadan yavaş yavaş ilerliyorduk sırada. inönü stadyumunun yeni açık girişlerinde daha önce bulunmuş olanlar bilecektir, orası dış merdivenlerle demir parmaklıklar arasında sıra olunan ve oldukça kuytu olabilen bir boşluktu ve gizlenmiş rakip tribün taraftarıysanız cehennem çukuru gibi bir yerdir. neyse nedendir bilinmez sanırım yüzlerimizi pek tanıdık bulmadıklarından ve sürekli olarak sessiz kalışımızdan şüphelenen birkaç tinerci (ironi yapmıyorum gerçekten tinerci) "siz kimsiniz?"le başlayan tacizlere başlamıştı. diğerlerinin de ilgisini çekmeye başladı ve biraz sinirli bakıyorlardı. ne oldu da onları ikna edebildik ya da edemedik hatırlamıyorum ama bizi izlemeyi bıraktılar.

    biter mi bitmez. görece erken girmiştik. bjk tarafı genel olarak boş sayılırdı. içeri girdiğimiz gibi yeni açık en alt tribünün sağ tarafına geçtik. orası numaralı tribün tarafı o saatte boş olur bizi karşıya geçireceklerse oradan çıkartırlar düşüncesiyle oraya inmiştik. tribüne çıktığımızdaki duygum ise benim için unutulmazdı. karşısı eski açık tribün yani galatasaray tarafı, kapıları çoktan kapanmış. bir anda orayı baştan sona sarı kırmızı renklerle dopdolu gördüğümde eski açık ne güzel ışıldamıştı. biz üç kişiydik. öylece sınırın öbür tarafında kalmış, tutsak olduğun yerden güzellikler ülkesine bakan roman kahramanı sessizliğinde beklemeye başladık. alt katta olduğumuzdan etrafta çok fazla beşiktaş taraftarı yoktu. nasıl olacak da karşıya geçeceğiz diye düşünürken bir yandan da fazla dikkat çekmemek için tribünde dağıldık, biraz dolandık. yaklaşık on dakika sonra aynı yerde bir araya geldiğimizde ne görelim. umut, kurtuluş, sevinç duyguları ve içimizde patlayan yanardağlara rağmen sessizce durmaya devam etme hali. tek akıllı biz değildik. hiç tanımadığımız ama galatasaraylı olduğuna emin olduğumuz yaklaşık yirmi kadar kişi en sağ tarafta sahaya açılan demir kapının civarlarında çaktırmadan dolanıyordu. ancak kimse kimseyle konuşmuyordu (ki sırada yaşadığız problemden dolayı şüphelenip gelenler de olabilirdi bu kişiler, ne olacağı belli olmaz. dilini anlamadığın kurallarını bilmediğin bir ülkede pasaportsuz kalmış gibiydik.) ama herkes sürekli göz göze. bir süre sonra herkes birbirinden emin olmuş olacak ki aramızda dolananlardan biri o sırada orada olan bir polisin yanına gitti. hatta konuşurken biz de dahil dolananları gösterdi. o ara ne anlattığından emin olamayacağımızdan korkmadık değil. sonra biz de yaklaştık. polis uzaklaştı. sonra geri geldi tekrar giderken "bekleyin" dedi ama sessizce. rahatlamıştık. dediğim gibi o zamanlar bunlar olabilen şeylerdi ve şimdi olsa direk dışarı atarlar. gerçi o anda da ne olacağı belli değildi ve ayrıca tribünün üst katları da ufaktan dolmaya başlamış tek tük de olsa alt kata bjkliler gelmeye başlamıştı. sonra polis geldi. sanki bizimle hiç ilgisi yokmuş gibi demir kapıyı açtı saha tarafına adım attı sonra döndü ve bize doğru "hadi" der gibi küçük bir el hareketi yaptı. yirmi küsür kişi koşar adım kapıya yığıldık ve geçtik. ardından bjk tribününden gelen küfürler ve yuhalamalara eşlik eden birkaç madde. bizden de ufak tefek karşılıklar. arkama dönüp bizi sırada rahatsız edenleri gözüm aradı bir an ama kimseyi göremedim tabii ki. neyse zaiyat yoktu. çıktık. koşarak uzaklaştık, biraz ilerleyince bizi çıkartan polis "kimse arkasına bakmasın yavaşça yürüyün" dedi. sakinleşmiştik. bu arada oradan rahatça çıkmamızın sebebi de o ara anlaşıldı. bize eşlik eden polis memurunun "şu adamları burada yenelim de başka hiç bir şey istemiyorum" dediğini duydum. neyseki galatasaraylıydı. eski açığa yaklaşınca tribündekilerin ufaktan alkış kutlamasıyla kendi tribünümüze atladık. özgürlüğe kaçış operasyonu tamamlanmıştı.

    üst üste oturarak beklenilen bir maç, sıcak, güneş ve çınarlı yol tarafından kapalıya doğru geçen bjk taraftarlarının bizim olduğumuz açık tribüne bozuk para, şişe, taş vs atmaları, sonrasında kötü biten bir ilk yarı, bunun stersiyle tribünde sürekli kavgalar ve itişmeler, 85 dakika çile, sonrasında kocaman sevinç.

    maç sonrası da kısmen öncesi gibiydi; polis galatasaray taraftarlarını bekletmişti diye anımsıyorum. eve gidebilmek için bir şekilde eminönü yoluna girmemiz gerekiyordu, girdik ama bu sefer hepten azmış sağa sola saldıran bjklilerin arasında kaldık. bir takım tiplerin bazılarını durdurup üzerilerini aradığını ve gs'ye ait olabilecek bir şey olup olmadığını kontrol ettiğini hatırlıyorum. oldukça ürpererek eminönü'ne kadar yürüdük. sonra bayraklar atkılar :)

    her anlamda şanslı bir gündü.
  • 11
    postmodernist bir evrende kendi uydurduğu gerçeklere göre yaşayan bazı rakip takım taraftarı için beşiktaş'ın kazanırsa lider olacağı, tek kale oynadığı, amokachi'nin yanlış bir karar olan penaltı pozisyonunda direkt kırmızı kartla atıldığı ve galatasaray'ın hakem yardımıyla bir puanı kurtararak şampiyon olduğu maçtır.

    gel gelelim gerçekler öyle söylemiyor. cimbom, en yakın rakibi beşiktaş'ın 5 puan önündeydi. kaybetse bile beşiktaş'ın lider olması için özel bir yasayla 6 puanlık hak ediş alması gerekirdi. gerçi olur mu olur yani belli olmaz. neyse, beşiktaş'ın toplam iki net pozisyonu vardı ve biri zaten gol oldu. galatasaray'ın gol olmayan net pozisyonları sayıca daha fazlaydı ve üstelik birçoğunda maç 10'a 10 oynanıyordu. amokachi biri tartışmalı iki sarı kart görerek atıldı, penaltı pozisyonunda değil. ayrıca bizden de yanlış hatırlamıyorsam vedat kısa süre içersinde peş peşe sarı kartlarla atıldı. bitime 5-6 dakika kala gelen penaltı pozisyonunda ise sağdan gelen yüksek ortaya alpay ve büyük hakan aynı anda müdahale etmeye çalışmış, topun henüz kimde kalacağı belli değilken alpay şarj yapıp hakan'ı bozunca (3 kasım 1999 galatasaray milan maçındaki üçüncü golümüzü getirecek olan penaltı pozisyonuna benzer bir karar mekanizması var orda) avantaj sağlamış ve sonuç penaltı olmuştur. alpay top hakimiyetini sağladıktan sonra aynı müdahaleyi yapsa idi penaltı olmayacaktı.

    genel olarak bakılınca sıkıntılı bir maç değil. bomboş bir hikaye. oynadık ve istediğimizi aldık.
Altyapı çalışmaları sebebiyle birtakım hatalarla karşılaşılması muhtemel. En kısa sürede hatalar giderilecektir!