• 1001
    juventus taraftarının maç ile ilgili önce ve sonrası yorumları okumak için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

    https://www.juventuz.com/...026-18-45-cet.45592/

    kazandığımız maçtan sonra buradaki yorumları okumak en sevdiğim olay.

    bazı göze batan yorumlar.

    "lanet torreira modric gibi oynadı. inanılmaz"

    "insanlar gala'yı üç golden fazla farkla yenmeyi hayal ediyor. az önce bu kulübün yaşadığı en kötü aşağılanmaya tanık olduk. juve taraftarı olmaktan utandım."

    ıcardi için yaptıkları bir yorum:

    "ah, bu ****(burada küfür kısaltması var sanırım) da öyle. 945 dakikada 13 gol attı ve tabii ki asist yok. cr7 gibi avlıyor. keşke böyle bir adamımız olsaydı!"
  • 1002
    90+1. dkda gol kaçırdığımız düşünülürse şu maça verilen 2 dk skandalı daha da dikkat çekiyor. en az 6 dk uzaması lazımdı. galatasaray 5-2'den sonra durmadı ki, gol aramaya devam etti. daha ikinci ayak var. rakip 10 kişi, bizde sane icardi osimhen falan oyunda. hangi akla hizmet 2 dk uzatma veriliyor ki? belki biz 6'yı bulacağız ve bir adım daha atacağız tur adına. örneğin şu anda %92 ihtimal verirken 6-2 olsa %98'e çıkıyor oran. yani turu kaybetme olasığı 3 kat azalıyor. sen ne hakla bu maçtan, hücum eden ve gol arayan galatasaraydan 4 dk çalıyorsun?
  • 1004
    juventus eksik geldiği deplasman müsabakasının henüz başında bir sakatlıktan sonra as stoperini değiştirmek zorunda kaldı. maç dengede giderken karşılıklı gollerle ilk yarıyı 2-1 önde kapattı. galatasaray 2. yarının hemen başında skoru dengeledi. ardından mücadeleci ve agresif oyunu ile - burada barış ve osimhen'e ayrı parantez açmak lazım - adeta rakibini yıldırdı ve bunun karşılığını ilerleyen dakikalarda aldı. dakikalar 60'i gösterirken sanchez'in göğsü ile kaydettiği gol ile önce 3-2 öne geçti ve 67'de ikinci sarıdan atılan cabal ile juventus'un gardını iyice düşürdü. bu arada cabal'ın ilk sarı kartını 58'de, ikincisini ise 67'de aldığı notunu da düşmeyi unutmayalım. galatasaray bu dakikalardan sonra sağlı sollu ataklar ve sığır pres ile rakibini yormaya devam ederek 2 gol daha buldu ve rövanş için büyük avantaj elde etti.

    şampiyonlar ligi çok acımasız. beklenmedik bir sakatlık ve bir kırmızı kart ile dönüşü olmayan bir yola girebiliyorsunuz. spalletti cambiaso'yu oyundan alıp, yerine cabal'ı alarak bir satranç oynadı. vezir'e karşı bir at kurban verdi. cambiaso kalsa daha mı iyi olurdu? orası artık meçhul. ancak bir gerçek var ki, galatasaray son yıllarda şampiyonlar liginde bu seviyelerde oynadığı müsabakaların en farklı galibiyetini elde etti. rakibin 10 kişi kalması galatasaray'ın başarısına gölge düşürmesin. seyirci desteğini arkasına alan galatasaray öyle veya böyle maçı çevirecek ve 3 puanı alacaktı.

    ancak burada yaşananlardan galatasaray da kendisine bir ders çıkarmalı. her zaman %100 konsantrasyon. zira bir anlık hata takımı rakip karşısında eksik düşürebiliyor ve bunun sonuçları feci olabiliyor.
  • 1006
    her şeyiyle mükemmel bir maçtı, emeği geçen okan hocama, sahada ter akıtan futbolcularımıza ve yenik duruma düştüğümüzde dahi susmayan taraftarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. öne geçtik sevindik sonrasında bir anda mağlup duruma düştük ve maç sonunda farklı galip gelerek kazandık, inanılmaz duygu değişimleri oldu.

    tüm futbolcularımız iyi performans gösterdi belki yunus biraz durgundu ve sahaya istediklerini yansıtamadı ama olur o kadar da. rövanş maçında da rehavete kapılmadan vurup geçmemiz dileğiyle.
  • 1010
    sanırım hayatımda en ilginç şekilde izlediğim maç.

    saat 21:00'de uçağım vardı, uçağa bindikten sonra maçı açtım, 13. dk civarında uçak pistteyken pilotun kabin görevlilerine kalkış için hazırlanın mesajını vermesiyle kapatıp telefonu uçuş moduna aldım. ancak aşırı rüzgar nedeniyle bir süre daha bekledik ve arkadan birinin "attık! sara attı!" dediğini duydum. hemen telefona sarılıp tekrar maçı açtım ama açarken maçları takip ettiğim forza uygulamasının bildiriminde 1-1'i görüp anlam veremedim ve yayın açıldığında yediğimiz golün tekrarını gördüm. 1-2 dk daha izledikten sonra uçağın kalkış için hareketlenmesiyle telefonu tekrar uçuş moduna aldım.

    iner inmez tekrar yayını açtım ve tam olarak 3. goldeki serbest vuruşumuzun kullanıldığı ana denk geldim. forza uygulaması güncellenememişti henüz ve skor 1-1 yazıyordu, yayında ise dakika skor bilgisi görünmüyordu, uçaktaki birçok kişiyle birlikte gole sevindim ve 2-1 öne geçtiğimizi düşünürken forza uygulamasının da güncellenmesiyle aslında 3-2 olduğunu gördüm. 1-2 dk sonra biraz arkamda biri başka birine "öne mi geçtik?" diye sordu, "evet, 3-2" cevabını aldıktan sonra "valla abi ağzını öpeyim diyecem ama diyemiyorum" gibi bir cümle kurarak herkesi gülümsetti.

    uçaktan inip otobüsle terminale giderken, terminalde yürürken maçı izlemeye devam ettim birçok kişiyle birlikte. herkes mutluydu, telefonlardan maçın sesleri geliyordu karışık bir şekilde. 4. ve 5. golün birine yürürken diğerine de yürüyen merdivenle yukarı çıkarken denk geldim. aktarma bölümündeki görevli telefondan maçı izlediğimi görünce biletimi bile sormadan "herkes maçı izliyor" diyip gülümseyerek geçirdi.*

    sonra bir keyif çayı içip sonraki uçağıma bindim. indikten sonra da youtube'dan maç özetini izleyerek galibiyet keyfini bir kez daha yaşadım. yarım yamalak izlemiş olsam da çok farklı ve güzel hislere vesile olan bir maç oldu benim için.
  • 1011
    dakikalar 76yı gösteriyor ve maçın bitimine 15 dakika varken ali sami yen tribünleri "beş beş beş" diye inliyordu... dört golün sevincini yaşamış sarı-kırmızıya sevdalılar takımlarından beşinci golü atmasını arzuluyorlardı. peki rakip kimdi? türkiye süper liginde küme düşmeye oynayan ya da ziraat türkiye kupasında alt liglerden gelen bir takım mı? hayır, galatasaray'dan kadro değeri kat be kat fazla olan italyanların "yaşlı kadını" ve daha önce şampiyonlar liginde kalesinde 5 gol görmeyen juventus... o kadar çaresiz duruma düşmüştü ki "siyah-beyazlılar", kalelerini tüm hatlarıyla korumaya çalışsalar da, hocaları spaletti'nin "benim oyun anlayışımda yok" dediği topu canhıras taca, kornere ya da yakıp sahaya şişirseler de galatasaraylılar taraftarının "ricasını" kırmıyor ve beşinci golü skorborda yazdırıyorlardı... beş bile yetmezdi, altı belki yedi de olacaktı da hollandalı hakem kırmızı kartın çıktığı, sekiz oyuncunun değişimi için vaktin durduğu, aut atışlarında juventusluların kaleci dahil stoperlerinin topu çizgiye koymadan elle kontrol ettiği bir maçta sadece 2 yazıyla "iki" dakika uzatma oynattı. onun da gönlü razı gelmiyordu italyan devinin böyle çaresiz biçare "kurbanlık koyun" gibi kaçınılmaz sonu beklemeye...

    sonu "mükemmel" biten maçtan sonra herkes okan buruk'tan tutun da topçuları tek tek övüyordu ama 2-1 yenik kapatılan ilk 45 dakikanın ardından sosyal medyada yunus başta olmak üzere barış, lang, sanchez, uğurcan ve kadro seçiminden dolayı okan buruk lime lime doğranıyordu. hele ki renkli tavla taşlarını mıknatıslı futbol sahası zemini üzerine yerleştirmeyi "teknik üstatlık" olan görenler neredeyse hocanın lisansını sorgulayacaklardı. özellikle juventıs'un attığı ikinci golü överken "spalletti taktik dehaymış, okan buruk dersine çalışmamışmış", oysa o pozisyonda benim aklıma metin türel'in ersun yanal'a söylediği o ikonik söz gelir: "hagi sana 30 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri"... on toptan dokuzunu auta atacak koopmeiners, hagi gibi bir vurdu gol oldu. o kadar...

    okan buruk'un üst düzey teknik adamlar arasına girdiği, belki de sene sonu italya'ya transferini gerçekleştirecek maça dönersek, ligdeki eyüpspor karşılaşması zaten çıkabilecek kadronun ip uçlarını veriyordu. okan buruk bazı maçlarda sürprizi sever de her teknik adam gibi "hayati" maçlarda garantiyi de seçmektedir, bu nedenle kalede uğurcan, sağ bekte sallai, stoperlerde sanchez ve abdülkerim ile sol bekte jakobs'un olacağını tahmin etmek zor değildi. lemina yoktu ki, "hangi maçta olmasın? diye seçenek olsa iç sahada derdim diyen hoca, onun yerine torreira ve sara'yı görevlendirmişti. osimhen kesin bankoydu da, taraftarın da desteği ile bodo, bayern, tottenham maçları gibi rakibe baskı yapılacağı için güçlü barış ve preste başarılı olan yunus tercihi mantıklıydı. juventus'u iyi bilen genç yaşına rağmen bu ligin tecrübelisi lang mı yoksa sakatlıktan yeni dönen sane mi tercihinde, yine "garanti" adam olarak hollandalı vardı maçın başlangıç listesinde...

    maçların başlangıçlarında üçlü artık klasiktir de, fenerbahçe'ye edilen küfür de galatasaray için bir başka klasik olmaya başladı. yönetimin jesti olarak tüm tribünlere dağıtılan sarı-kırmızılı bayraklar ellerde, gök gürültüsü gibi desibel rekorları kıracak bir tezahüratla konuk takıp topçuları şaşkına dönerken, maçın ilk tehlikeli atağı da sara'nın pasında yunus'un uzaktan auta giden şutu ile yazılıyordu kayıtlara. on dakika sonra da gol geldi, juventus'luların kenan'a yolladıkları taç atışında araya giren osimhen topu torreira'ya aktardı onun pasında lang ayaklarına dolaştırdı ama boşta kalan topa sara sol ayağının içiyle harika vurdu... sami yen yıkılıyordu, galatasaraylılar sevinç sarhoşuydu da erken gol deplasman ekibini şakına çevirmedi, orta noktaya topu dikip maçı başlattılar ve cambiasso'nun salına salına getirip ortasında kalulu kafayı vurdu, uğurcan kurtardı da selen topu içeri yollamak koopmeiners için hiç de zor değildi. kağıtlar tekrar baştan dağıtılacaktı...
    maç başında beklenildiği gibi galatasaraylılar konuk takıma en önde baskı yapıyor, onların rahatça topla çıkmalarını engellerken, kaptığı toplarla da osimhen ile olsun abdülkerim'in kafalarıyla olsun ikinci gol için di gregorio'yu zorluyordu. presle top kapılıyordu da telaş ile çabukluk karıştırılınca istenilen "net" pozisyonlar yakalanamıyordu. özellikle "maestro"luk görevinde olan yunus'un hataları galatasaraylı savunmacıları zor durumda bırakıyordu ki genç topçunun faul beklediği bir anda siyah-beyazlılar topu kaptılar ve ani bir atakla ikinci golü atıverdiler...

    1-0 galibiyetten, 2-1 yenik duruma düşmek... filmin sonu kötü bitecek diye "sosyal medya yangıncıları" parmaklarını çalıştırırken kendilerinden daha akıllı olan telefonlarında, ali sami yen tribünlerinde gerçek arma sevdalıları "re re re ra ra ra galatasaray galatasaray cim bom" diye motive ediyordu takımlarını...

    sağ kanatta barış, hulk'a dönüşmüşçesine önüne gelen beki eziyor, hallaç pamuğu gibi atıp, yoluna devam ederken, rakiplerin tek çaresi onu "yaka paça" düşürmek oluyordu. cambiasso 18de sarı kart gördü de, 33te bir kez daha barış'ı arkadan çekti, hakem insaflıydı. üç dakika sonra mckennie'nin sallai'nin yüzüne vurmasına da "göz yumuyordu". rakibin ikinci golünde "faulle karışık" topu kaptıran yunus devrenin bitmesine beş dakika kala uzaktan kaleyi yokladı, di gregorio yere uzanarak zorlukla çeliyordu. ve devre biterken önce lang'ın şutu savunmaya çarpıp kornere gidiyor, sonra da kullanılan köşe atışında arka direğe gelen topa sallai istediği gibi vuramıyordu.

    ikinci yarıya başlarken yine taraftarın yüksek desibelli tezahüratı inletiyordu stadyumu. zaten çok olmadan da barış'ın kendisini durdurması için spalletti tarafından cambiasso'nun yerine görevlendirilen cabal'dan sıyrılıp başlattığı atakta torreira iki juventuslu arasından kafayı vurdu, önüne düşen topa barış "abandı" ve kalecinden seken meşin yuvarlağı filelerle buluşturmak lang için hiç de zor olmuyordu. süper ligde asistlerle taraftarla tanışan hollandalı, gol açılışını da şampiyonlar arenasında yapıyordu. bundan seneler önce buffon'u üzen vatandaşı sneijder gibi lang da italyanları üzüyordu. 10 dakika sonra ise önce osimhen'in kafa pasında torreira'nın volesi auta gitmişti ama bir dakika sonra barış yine kanatta "deli danalar" gibi daldı, cabal çaresizce düşürüp sarı kart aldı ve topun başına geçen sara öyle bir vurdu ki sanchez dokunmasa yine kaleci topu filelerden çıkaracaktı ama kolombiyalı stoper "el patron" golün sahibiydi...

    bir kez daha öne geçen galatasaray, farkı arttırmak için çabalarken, cabal bir kez daha barış'ı düşürdü ve artık oyundan çıkma vakti gelmişti... yaz transfer sezonunda önünde liverpool, city gibi takımlarla şampiyonlar liginde oynamak şansı varken vizyonsuz menajeri tarafından arabistana yollanmak istenen barış alper, sadece bu maçta yaptıkları ile değerini kat be kat arttırırken, ikamesi olarak napoli'den kiralanan ve takımının dördüncü golünü atan lang için de geçen yaz osimhen'de olduğu gibi napoli başkanı de laurentiis galatasaraylı yöneticileri fena zorlayacaktır.

    rakip bir kişi eksik kalınca okan buruk da satranç ustası gibi hamlelerini oynamaya başlıyordu, önce yunus'la sane'yi değiştirdi, ki onun başlattığı preste thuram ceza sahasındaki kelly'ye verdi ve orada osimhen'in topu çalmasıyla lang oldukça klas, bir o kadar da soğukkanlı bir vuruşla farkı ikiye çıkarırken, okan buruk da rakibin hızlı kontra ataklarını durdurmak için abdülkerim'in yerine singo'yu alıyordu oyuna. bir de görevini fazlasıyla yapan barış çıkarken "kral" ıcardi taraftarın tezahüratları altında çimlere arz-ı endam yapıyordu...

    galatasaray rakibini kendi ceza sahasına hapsetmiş, tüm hatlarıyla golü ararken singo'nun uzak mesafeli füzesi direği yalayarak auta gidiyor, taze güç boey ve eren rakibin kanatlarını kırarken, sane-osimhen birlikteliğinde osimhen'in yine rakibinden topu çalmasıyla boey yine galatasaray tarihinin unutulmaz maçlarında eboue'nin real madrid'e attığı golün benzerini di gregorio'nun koruduğu kaleye yolluyordu...

    bu sene şampiyonlar liginde sadece real madrid'e 1-0 kaybeden juventus, yediği beş gole razıyken, daha fazlasını kalesinde görmemek için uğraş verirken, biraz hakemin "çabası" biraz da sarı-kırmızılı topçuların ciddiyetten uzaklaşmaları ile skor değişmiyordu ve hesap torino'ya kalıyordu...
    2000li senelerde galatasaray üst üste şampiyon olup, her sene şampiyonlar liginde boy gösterirken milan ile sürekli eşleşiliyor ve italyanları kendi evlerine hep boynu bükük gönderiyordu galatasaray. şimdi juventus da aynı kaderi yaşıyor. 98de deplasmanda 2-2 biten maçtan sonra italyanların "terör protestosunu" bahane ederek "devlet güvencesi" alarak bir hafta geç geldikleri maçta suat kaya'nın kafa golü ile galatasaray yine kaybetmiyordu. 2003-2004 sezonunda ise italyanlar iç sahada 2-0 kazanırken, yine "mızlanarak" almanya'ya aldırdıkları ve mondragon'un devleştiği maçta ise galatasaray tokadı çakıyordu: 2-0... 2013-14 sezonu ise unutulmaz maçlara sahne oluyor, çiçeği burnunda hocası mancini'nin galatasaray'ın başında çıktığı maçta galatasaray deplasmanda juve ile 2-2 berabere kalırken, "iki gün süren" karlı maçta galatasaray sneijder'ın golü ile kazanıp, gruptan çıkıyordu... ve şimdi de 5-2lik bir galibiyet... artık darısı rövanşa...

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: https://ultrasmovement.blogspot.com/...aray5-2juventus.html
  • 1012
    daha önce okyanusu geçiyorduk, derede boğuluyorduk. bu galibiyet 5-2 gibi net zaferle sonlanmış olsa da ince ve kritik noktalarda maçı kazandığımızı düşünüyorum.

    1- bu maçta 90 dakika forma giyen sara, torreira, sallai önceki eyüpspor maçında 0 dakika süre almıştır. yine barış alper, davinson, jakobs, lang önceki maçta rotasyona tabi tutulmuş dinlenik oyunculardı. bu çarpıcı bir faktör, çünkü kadro geniş ve hoca geniş kadronun rotasyonunu ilk defa bu derece avantaj olarak kullandı. yorgunluk-dinçlik faktörü bu maçta kesinlikle belirleyici olmuştur. en basitinden, ikinci yarı skoru 4-0'dır.

    2- öne geçiyoruz, 2 gol yiyoruz ve dağılıyoruz. ikinci yarı bir an bile oyuna tekrar giremiyoruz. aynısı bu maçta yaşanabilirdi. çünkü frankfurt maçında yaşandı. bu maçta tam tersi oldu. takım pes etmedi. 5-2'lik bir maçın senaryosunun içinde geri dönüş de var. bu takımın mental olarak olgunlaştığının bir ispatı.

    3- bu takım tottenham'a, bayern'e de aynı topu oynadı. o yüzden aslında bu futbol tesadüf değil. aradaki fark, o zamanlar bu takım 60 dakikalık takımlardı. bu sezon da rotasyon olarak sıkıştığımız maçlarda yine ikinci yarılarda çok zorlandık. usg maçı, monaco maçı ikinci yarılarda yoktuk, çünkü takım yorgundu. ama ajax maçı, liverpool maçı ve bu maç. galatasaray fiziksel futbolunu 90 dakikaya yayabildi. sebebi belli. okan buruk futbolu 90 dakikaya yayıldığı sürece her rakip için ölümcül seviyede.

    4- özel oyuncu ve özel performans faktörü. mesela; barış alper'in acayip sağ açık performansı, sara'nın 1 aydır yükselen formuyla beraber çok ekstra oynaması, takımın osimhen gibi game changer marka bir forvetinin olması. yunus hariç takımın tamamının iyi oynaması. yunus dahil takımda mücadele etmeyen 1 oyuncunun bile olmaması. takımın fiziksel oyuncu ve teknik oyuncu dengesinin gittikçe oturuyor olması.

    5- fener maçlarını izlerken aradaki farkı daha net görüyorum. futbolu bilen, takımını yükselten bir taraftarın varlığı. bir tribün bir takımı ancak bu kadar yükseltebilir. taraftara tek eleştirim; skoru aldıktan sonra takımı yavaşlatıcı etkiye sahip yavaş tempolu-arabesk tezahüratlardan kendini alıkoyamaması. ultraslan da bunu bir düşünsün derim.

    ben bu maçta gördüklerime galatasaray'ın potansiyeli derim. bu performans tekrarlanabilir, geliştirilebilir hatta galatasaray'ın zaten markası olması gereken baskılı hücum futbolunun yeniden milat noktası bile olabilir. ancak unutmayalım ki henüz hiçbir şey başarmadık avrupa'da, daha yeni başlıyoruz. daha fazlasını hayal etmek de hakkımdır, çünkü bunun tesadüf olmadığını düşünüyorum.
  • 1014
    yediğimiz ilk golde ihale ağırlıklı olarak barış’a kaldı ancak ben bu görüşe tam olarak katılmıyorum. amacım herhangi birini eleştirmek değil; aksine bu gol, galatasaray’ın pres gücünün hem avantajlarını hem de zaafiyetlerini özetleyen kusursuz bir örnekti. bu durumu analiz etmek için okan buruk dönemindeki bire bir pres anlayışını, bunu anlamak içinse önce literatürdeki klasik bire bir pres savunmasını incelemek gerekiyordu. ben de yapayım dedim.

    https://x.com/.../2024900236028604560
  • 1017
    o gün tarihe tanıklık ettiğimizin hala idrakında olmayan varsa tekrar düşünsün ve farkına varsın.

    juventus gibi bir rakibi, geri düşmemize rağmen sahadan sildik ve 5-2 gibi sansasyonel bir skorla sami yen'in çimlerine gömdük. 2. yarıdaki oyunumuz, osimhen'in presleriyle kazandırdığı toplar ve yaptığı asistler, savunması ile nam salmış italyan ekolü olan juventus'un defans oyuncularının saçmalamaları ile o gün aldığımız 5-2'lik galibiyet, bize turu da getirmiş oldu.

    3-2 veya 4-2'de bırakmayıp atabildiğimiz kadarını atmış olmak, bizi şampiyonlar ligi'nde tutmuş oldu.

    (bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)
  • 1018
    25 şubat 2026 juventus galatasaray maçında, turu geçmiş olsak bile yaşadığımız hayalkırıklığının sebebi maç. muhteşem oynadığımız maç.

    hayalkırıklığının büyüklüğünün sebebi, galatasaray'ın bu maçta oynadığı oyunun muhteşemliği yüzündendi.

    bu maçı 3-2 kazanmış olsaydık ve juve deplasmanında da birebir aynı kötü oyuna rağmen 1-0 yenilip uzatmalara gitmiş olsaydık, aynı psikolojik yıkım olmazdı.
  • 1019
    maç sonuna sadece 2 dakika eklenme skandalı yüzünden belki de turdan olacaktık. iç sahada turu atladığımızı düşünen hakem dörtlüsünü tekrar eleştirmek istiyorum. burası şampiyonlar ligi maçın sonuna 5 dakika eklenmesi gerekiyorsa ekleyeceksin, 10 dakika eklenmesi gerekiyorsa ekleyeceksin. bu maçta uzatmada atılabilecek 1 golün önüne geçildi.

    çok üstün olduğumuz bir ilk maçtı juve eşleşmesinde, aksine deplasmanda da bir o kadar etkisizdik. ilk maçtaki o sadece 2 dakikalık uzatma belki de turu vermemize sebep olacaktı. (bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)
App Store'dan indirin Google Play'den alın