• 56
    her hasta olduğumda kendimi mutsuz hissettiğimde ve tabi ki 17 mayıs'larda izlediğim eşsiz belgesel. tarih ve spor belgesellerine aşırı düşkün biri olarak tarafsız gözle baktığımda bile türkiye'den çıkmış en iyi belgesel olduğunu, spor belgeselleri arasında ise dünya'da dahi en iyi 10 belgesel arasına gireceğini iddia ederim. yapan, emeği geçen herkese teşekkür etmek gerek(burada sevgili yönetmen umur turagayın adını anmadan geçmeyelim)

    her neyse bu akşam bir ritüel eşliğinde kendisi yine izlenecek, leeds maçında hagiye tekrar hayran olup, emreye pis pis sırıtırken, kewella müstezih bir gülümseme ile bakacağız. sonrasında antalyaspor ile yapılan kupa maçında fatih terim takıma azarı basarken bizde inceden sinecek kupayı kazandıktan sonra dönüş yolunda imparator'un "o i.ne el sallamasın" dediği i.nenin kim olduğunu tekrar merak edeceğiz. en son arsenal maçında ise arifin sol ayağına küfredecek, taffarele yine yeni yeniden şaşıracağız. ama tüm bu maçlarda en çok ama en çok hakan şüküre üzüleceğiz.. ah be kral ne gerek vardı be diyerek.
    belgeselin sonunda ise bu zaferi kanlı canlı gözlerle görmemizi sağlayan imparatordan malzemecisine kadar herkese bir şükran daha göndereceğiz.
    izleyiniz izlettiriniz efendim..
  • 61
    en güzel bölümü açık ara farkla son 4 dakikası olan belgesel.

    pırıl pırıl bir istanbul havasında, içinde uefa kupası bulunan üstü açık otobüsle tüm şehri selamlayan takım elbiseli efsane kadro. hepsinin yüzlerindeki en sahici ama bir o kadar da rahatlamış gülümseler. tüm istanbul halkının otobüsün önünden geçtiği saniyelerde tüm eforunu sarfettiği "en çok sevgiyi kim gösterecek" temalı adı konmamış yarış ve o durumu mükemmel anlatan dingin bir enstürmental müzik...

    o sahneleri izleyip de kupayı kazanan takımın bir oyuncusunun o anki hislerini yaşamamak mümkün değil...

    ancak yine de ufak bir kurgu hatası vardır.

    ümit davala'nın tesislerdeki odasında televizyonda izlediği maç 6 mayıs 2000 göztepe beşiktaş maçıdır. fatih akyel'in yataktaki muhabbeti, hagi'nin meşhur göt oturur kafa düşünür aforizması ve tesislerin içinde sıradan bir antreman gününden kesitler ekrana gelir. hatta okan'a sakatlığı sorulduğunda "yarın herkes kopenhag'a gidiyor" diye cümle başlar ki bu da o çekimlerin tarihinin 14 mayıs 2000 olduğunu ortaya çıkarır. biraz sonra, kopenhag yolculuğu öncesi bölümde ergün ve taffarel'in topu yere düşürmeme oyunu oynadığı, soyunma odasında geyiklerin döndüğü bir çekim araya girer. orası kurgunun düşündürdüğünün aksine florya'nın değil ali sami yen'in soyunma odalarıdır, mehmet yozgatlı ve popescu'nun geçip gittiği koridor da ali sami yen'in soyunma odalarından sahaya çıkan koridorudur.

    görüntüler de 7 mayıs 2000 galatasaray kocaelispor maçının öncesinden alınmıştır. yani aslında floryadaki görüntülerden bir hafta önce çekilmiştir. ancak belki bir montaj hatası, belki de yönetmenin kurgu gereği yaptığı bir küçük oynamadır bilinmez ama filmde birbirini takip etmiştir bu sahneler...

    bu arada çok bilinmese de neredeyse çöpe atılmanın eşiğine kadar gelmiştir bu belgesel. finalden önce yaklaşık 1 ay süreyle takımla beraber kalmıştır yanılmıyorsam 4 kişilik film ekibi. tüm kayıtlar ayıklandıktan sonra 100 saat civarı bir malzeme çıkmış ortaya. bunun da özellikle o dönemki multimedya şartlarında gelir getirecek bir şekilde yayınlanması pek mümkün değildi. türk futbol tarihinin takım bazında en başarılı 1 ayı, lig-türkiye kupası-avrupa kupası birden kazanılıyor. bu süreci direk içinden takip eden müthiş bir arşiv. maç önü-maç sonu-soyunma odası, hatta uefa finalinden önceki meşhur "ter idmanı", o takımın sıradan bir gününün geri planı ve daha niceleri...

    müthiş bir görüntülü tarih...

    ancak o zaman yıl 2000. tüplü televizyon, analog yayın falan dönemleri. tek bir şarkı, bir mp3 dosyası 3.5 mb ve o dosyayı bilgisayarına indirmek ortalama üstü bir bağlantıyla 1 saat civarında. şimdi burun kıvırdığımız 360p, o dönem için bayağı high definiton kabul edilebilecek bir görüntü kalitesi. köşe başında cd satan, dolduran dükkanlar falan var. 100 saatlik bir görüntü en iyi ihtimalle iki düzine dvd'ye falan sığdırılabiliyor. üstelik daha önce bu tarz bir ürünü hiçbir kulübümüz çıkarmamış. nasıl yapılır, yapılsa ilgi görür mü, ne kadar gelir elde edilebilir bunlar soru işareti...

    yaklaşık 2-3 sene kadar o şekilde kalır bu görüntüler. önce beşiktaş 100. yıl için bir belgesel hazırlayıp yayınlar. her ne kadar daha önce başlasa da onun akabinde eski açık sarı desene projesi tamamlanıp vizyona çıkar ve hem sinemada hem de cd satışında hatırı sayılır bir gelir elde eder.

    sıra galatasaray'ın 100. yılına geldiğinde ise üçleme şeklinde bir belgesel serisi hazırlanması kararı alındı. mehmet ali birand ve mehmet şenol bu belgesellerin üretim kısmında başrolde olur. o dönem "geleceğin galatasaray başkanı" olarak camiada adı günden güne duyulan ünal aysal da olayın maddi yönüne katkı koyar, o kadar ki "ünal aysal'ın büyük galatasaray taraftarına 100. yıl hediyesidir" gibisinden bir notla açılır bu belgeseller.

    üçlemenin ilk ayağı 2006 yılı başlarında yayınlanan unutulmaz maçlar olur. 23 tane efsane maç, kahramanlarının anılarıyla birlikte yayınlanır. toplam 230 dakikalık muhteşem bir yolculuk olur. dönemin şartlarında tek dvd ya da 4 vcd olarak satışa çıkar.

    birkaç ay sonra 100 yıllık sevda isimli ikinci belgesel yayınlanır. o da aşağı yukarı 4 saat süren, galatasaray tarihini belgeleri, tanıkları ve tarihçilerin anlatımlarıyla ele alır.

    arada efsanevi 16 dakika uzatmalı 2006 şampiyonluğu gelir. bu gündemin dağılıp ertesi sezonun başladığı günlerde de serinin son halkası olan bu belgesel-film çalışmasının haberleri duyulmaya başlar. zaten umur turagay ve ekibi ellerindeki görüntü yığınını, piyasaya çıkan diğer emsallerinden de yola çıkarak izlenebilecek/yayınlanabilecek bir süreye ve kurguya getirmeye çalışmışlar bir dönem. ancak tam da umutlarının kaybolmaya başladığı dönemde kulübün nihayet böyle bir teklifle kendilerini hatırlaması sonrası tekrardan şevkle ve birinci plana koyarak bu görüntülerin film haline getirilmesine yoğunlaşırlar. söylediklerine göre 4.5 saatlik bir versiyondan sonra deneme yanılma yoluyla 110 dakikalık bilinen haline kadar inerler ve nihayet yılların ardından izleyici ile kavuşur bu belgesel...

    eğer umut turagay çekimler için teklif götüren ancak daha sonra "bunu yayınlayamayız" diyen kulübe tavır alsa, yıllar sonra 100. yıl komitesi kapısını çaldığında o küskünlükle sırt çevirseydi muhtemelen bu belgesel ortaya bile çıkmaz, görüntüler de belki uzun yıllar sonra tesadüf eseri bir internet ortamına bölük pörçük düşebilirdi ancak...

    bu da böyle enteresan bir anektoddur filmle ilgili. "2000'den 2006'ya kadar niye beklemişler ya" sorusunun cevabı aslında sanılandan da biraz uzun olabilir...