• 1
    insanların para ödeyerek girdiği çamur banyolarından hallice bir zeminde, sırf bir tribünü inşaat halinde diye mabede izin vermeyen uefa'nın neresine nasıl izin verdiği belli olmayan semt stadı benzeri bir tesiste oynanan karşılaşma. 78. dakikada iki futbolcunun yardımlaşarak topu kaleye itekleyerek attığı golle tromso 1-0 kazanmış, 29 eylül 2005 galatasaray tromso maçında aldığı beraberlikle turu atlayan taraf olmuştu.
  • 4
    maçın hakemi ümit karan'a ceza sahası içinde yapılan bariz faulü görmüş ve vermişti ama penaltı yerine ceza sahası dışı olarak değerlendirip serbest vuruşa hükmetmişti. ayrıca kornerden yediğimiz golde topu ayağının altından kaçıran oyuncu (bkz: cihan haspolatlı) idi. bir şekilde o topun gol olmasını sağlamıştı.

    bilmiyorum, bu maç nedense bana çok tarihi bir başarısızlık olarak gelmez. zira tromso sanılanan aksine çok da boş takım değildi. bir kere galatasaray'a nazıran daha hazırdı. kabul edelim ki biz de avrupa'da top oynamayı 2001-02 lucescu döneminden beri neredeyse unutmuştuk.

    ayrıca o saha şartlarında bırakın galatasaray, genç semih'in sadece kulübeyi zorladığı alex-anelka-nobre-tuncay'lı fenerbahçe de oradan galip ayrılamazdı. beşiktaş zaten yenilirdi. bunu hala iddia ederim.

    neticede hamburg maçı kada acıtmaz. ayrıca ileride 25 numaralı arnst adında mı ne bir topçuları vardı, adam gerçekten iyi topçuydu...
  • 5
    galatasaray'ın patates tarlasında varını yoğunu ortaya koyduğu ve neredeyse karşı takımın tek atağında gol yediği maçtır. tromsö bir facia değildi. yenmek için insanüstü bir çaba sarfeden cimbomun kaybetmesi için adeta tüm olumsuzluklar bir araya gelip şirket kurmuşlardı. sigme olomouc maçından muzdarip gerzekler sürekli bu maçı gündeme getirirler. ne var ki sikme olomouc'un karşısındaki fenerbahçe ile tromsö karşısındaki galatasaray birbirinden yerle gök arasındaki fark kadar ayrıydı.
  • 6
    bazı maçlar vardır; hatırlanmak istenilmez, hani iosif rotariu'nun topu çizginin arkasına ittiremediği, başka herhangi birgün değil, sadece o güne mahsus yağan karın etkisiyle mabedi galleria avm buz pateni pistine çeviren havada oynadığımız maç gibi.

    bir de, 2009-2010 futbol sezonu için almanya kampında bayer leverkusen ile oynanan son hazırlık maç gibi.

    tromso ile olan hikayemiz, bu iki maçın ruhunu da birlikte taşıyor. deplasmanda oynanan ilk maç; mabette oynadığımız bremen maçının ruhuna çok benzemektedir. tek kale oynadığımız bir maç, neredeyse 4-1-5'e varan sistemle dizilişimiz, ancak rakibin 13. oyuncusu olan çamur deryasına saplanışımız. bu gibi abuk isimli takımların tek olayı çamuru ve hakemi arkasına alıp, ilerideki tek forvete top şişirebilmektir. "dünyanın çatısı" diye tabir edilen bir bölgede, sezona daha başlayamamış bir galatasaray vardı sahada. belgarath (bkz: #88752) ve essahtan galatasarayli (bkz: #152623) renktaşlarım her zaman olduğu gibi çok güzel saptamalar yapmış, sigma olomouc kıyaslaması yapılmış -ki tarihler ve oynanan şartlara bakıldığında "çayırspora" ait ortada bir "hezimet" söz konusudur, bizim oyunumuz ve skor tabelasındaki gerçekle hiç uyuşmamaktadır.

    ikinci tromso maçı ise daha ziyade bayer leverkusen maçı ruhuna benzer, bu tip maçlarda oyunun 60. dakikasından sonra oyunu görür ve "bu maçtan artık birşey olmaz" sonucu rahatlıkla çıkartırsınız, mesela helsingborg maçımız da böyle bir maçtır. öyle ya da böyle gol atacağımızı biliriz ama o atılan gol (nonda son saniyede yazmıştı, hazırlanış ve bitiriş itibariyle mükemmel bir goldü) ya da ortadaki oyunun bir sonuca ulaşmayacağı gerçeği yüzünüze bir tokat gibi çarpar.

    ilk maçın oynandığı tarihlerde anadolu yakasında ikamet etmekteydik. dayısının hain oyunlarıyla fenerli olan minik prenses (bkz: #46685) daha o günlerde bize "büyüyünce fenerli olacağım, alın bakın işte, yine ağlıyorum, yine hastalanıyorum" diye ortalığı ayağa kaldırıyor, sinir bozuyordu. iş dönüşü gözüm tv kumandasından başka birşey görmemekteydi, bir an önce maça ulaşmak niyetindeydim. televizyonu açtım, güntekin onay'ın sesini duydum, "futbol sahası" denilen domuz çiftliğini andırır karaltıda hayal meyal necati'yi seçtiğimi hatırlıyorum. bir de o hırsla prensesi kucaklayıp, hastaneye gittiğimizi....

    o takıma eleneceğimizi, çok sayın yöneticimiz turgay kıran beyefendinin, "terkederiz bu ülkeyi" açıklamalarından sonra anlamıştım. galatasaray ne olursa olsun "rakibe saygı" duyar, o güne kadar bir takımın bu denli aşağılandığı görülmemiştir, galatasaraylı yönetici "topun yuvarlak" olduğunu eğer rotariu'nun pozisyonundan sonra da hala anlayamamışsa, zaten bu ülkeyi terketmelidir. ikinci maçımızda stephen ademolu'nun pasında golü patrice bernier atmıştı ve pozisyonun %100 ofsayt olduğunu uefa manşetlerinde bile okuduğumu biliyorum. ayrıca o maçın ardından kalecileri lars hirschfeld'in milli kahraman ilan edildiğini de biliyorum. o maçı bana zorla yine bir iş dönüşü radyoda dinletmişlerdi, çin işkencesi gibiydi, rıdvan filan...*

    bahsi geçen golcüleri ole martin arst idi, boş takım mıydı? kesinlikle hayır! çünkü avrupa şampiyonu apoletli galatasaray'ı elemişlerdi. o sezon uefa kupası e grubunda strasbourg, kızılyıldız, roma ve basel'in ardından sonuncu olmuşlardı. çok daha kötü şartlarda "çatıda", roma'ya 2-1 yenildiler ama kızılyıldız'ı 3-1 yendiler. basel ile "çıktım, kaldım" maçı çok hareketli geçmiş ve euro 2008'de tarih yazdığımız; arda turan'ımızın son dakikada benaglio'ya çaktığı st.jacob park stadındaki kaleye 4-3'ten sonra beraberlik golünü ittirememişlerdi. o maçı, daha sonra internet vasıtası ile seyrettim, müthiş bir maç olmuştu. 2005 sezonunda ole martin arst, uefa kupasında tromso adına gruplarda yazılan 7 golün 4'üne imza atmış, 1 golün de asistini yapmıştı.

    "her gördüğümüz kele altan demiyoruz biz di mi güntekin"

    tabi kimse o günlerde o sezonu "sarıyla kırmızıyla, alnımızın akıyla! elle kola değil bilekle, parayla pulla değil yürekle" sloganlarıyla, tarihimizin en anlamlı şampiyonluklarından birisi ile bitirebileceğimizi bilemezdi...
  • 10
    13 temmuz 2017 östersunds fk galatasaray maçı sonrası akıllara gelen, bundan daha kötüsü olmaz derken daha kötüsünün 2017 yılında yaşandığı bir maç.

    tarihinde ilk defa avrupa ligi maçına çıkan bir takıma karşı alınan 2-0'lık yenilgi sonrası bir kaç yazı gördüm sözlükte. yenilgiye ve yetersiz teknik direktöre kalkan olsun diye "işte trömsö maçı şöyleydi", "sonra çok iyi top oynadık şampiyon olduk" gibi argümanlar kullanılmış. ama o döneme yaşı yetenlerden biri olarak, olayların amaca göre eğilip bükülerek, yanlış aktarılmasını engellemek isterim.

    trömsö yenilgisinin en büyük payı bataklık gibi çamurdan yürünemeyen sahadır. takım oyununa, taktiğe dair yetersizlik değil, çamur bizi bitirmiştir o gün. samiyen'de de ne kadar yüklensek de trömsö kapanıp turu geçmiştir.
  • 12
    (bkz: #2203073)

    ilgili entry'de de belirtildiği gibi tromsö maçı zaman geçtikçe, maça dair anılar unutuldukça efsaneleşen bir maçtır. vakti zamanında euro 2004 elemeleriydi yanlış hatırlamıyorsam bir türkiye letonya eşleşmesi vardı. erman toroğlu'nun o kadar kereste bir takım ki kessen iki oturma takımı çıkar dediği takım. mesela o faciadır. tromsö maçı ise cidden zeminden kaynaklıydı. sami yen'de çok iyi bir oyun anımsamıyorum -belki de zamanla algım değişmiştir, tam hatırlamıyorum.- ama ilk maç oyundan çok domuz çifliğinde debeleşen domuzlar gibi çamur içinde sağa sola koşturmaktan ibaretti.
  • 13
    faciadır, kabul edilemez evyallah. ama o gün maçı izleyenler çamurlu zemini ve daha ağustos'ta yağan karı iyi hatırlıyorlardır. ayrıca takım da ruhsuz değildi, epey şanssızdı. tromsö de iyi kötü avrupa'da ismi duyulmuş bir takımdı. 13 temmuz 2017 östersunds fk galatasaray maçında alınan sonuca 2. tromsö faciası diyoruz ama bu başlı başına ayrı ve çok daha rezil bir facia.
  • 15
    orada büyük oranda saha faktöründen kaybettik -aksini iddia etmiyorum, etkisi çok büyüktür- burası tamam. tamam da, yahu biz ali sami yen'de de yenemedik ki herifleri! elendik, elendik!

    bu maçın oynandığı tarih 15 eylül, dün biz 13 temmuz'da maç yaptık. arada 2 ay var, farkında mısınız?

    bu maça çıkarken ligin 5. haftasını geçmişiz. dün daha 3. maçımızı yaptık. üstüne üstlük geçtiğimiz seneki vasat kadronun bile en iyi oyuncuları yok! 3 tane yeni transfer gelmiş, biri hazır değil, biri yok, diğeri de çok kötü oynuyor. saha suni çim. rakip ligin 14. haftasını oynuyor ve 3. sırada. her şeye rağmen yenilgi kabul edilemez de olsa en az trömsö'deki kadar olumsuzluğun hatta fazlasının da başımıza geldiği aşikar.

    bir de bu açıdan bakın isterseniz, olur mu?