• 352
    mersin idman yurdu – galatasaray 0-1 yüksek gerilim

    gerilimin akkuyu nükleer santralinin mersin’de olmasıyla ilgisi yok. akkuyu konusunda ikna olmuş değilim, sırası gelmişken söylemiş olayım.
    galatasaray takımında büyük bir gerginlik var. aynı gerilim fenerbahçe’de de var, beşiktaş’ta da. ligin bitimine galatasaray 3, rakipleri için 4 hafta kaldı. gerilim gözle görülür halde. yüksek gerilim hatlarında yağmur sırasında sesler çıkar falan, bilmeyenler korkar falan. o kadar somut bir gerilim var takımlarda. el sıkışsalar kıvılcım çıkacak.
    galatasaray şampiyon olmak istiyor. sanırım en az baskı yaptığı maçı oynadı bu gece. yenildiği trabzon maçı dahil rakip üzerinde büyük baskı kuruyordu takım. goller son dakikalarda geliyordu ama ilk dakikada bile gelebilirdi. trabzon maçı buna örnek değil, sakin.
    chedjou’nun yerine hakan balta’yla başladı, telles sol bek. bruma’yı kesip sağ kanada emre çolak’ı yerleştirdi. takımın diğer dişlileri bildiğimiz gibiydi. ama işte emre’nin kanat oynaması hele ters kanatta oynaması takımın bütün dengesini bozdu. rakibin sabri’nin üzerine çok fazla geldiği görüldü. peki telles’in üstüne neden bu kadar gelebildi mersin? çünkü ne sneijder ne de yasin yardıma gelemedi. gelmedi değil gelemedi. aynı şekilde çolak’ın sabri’ye yardıma gelememesi gibi.
    bu oyun şekliyle açık oynayanların savunmaya yardıma yetişmeleri imkansızdır. şöyle ki; galatasaray hücum takımı. atağa bekleriyle, ota sahanın göbeğindeki selçuk inan’ıyla birlikte çıkıyor. savunmada kalıyor 2 stoper, melo ve ailemizin sigortası muslera (muslera için bir parantez açayım, aslında ayrı yazı bile yazmak gerekir. bugün sevgili şenol özçakıcı simoviç mi, muslera mı? diye sordu. muslera dedim, o derece. daha ne diyeyim muslera için).takım rakip ceza sahası üzerinde bile top kaybetse adamlar kazandıkları topla bizim ceza sahasına kadar elini-kolunu ve değişik organlarını sallaya sallaya geliyor.
    çözüm basit. bu kadar hücumcu bir takım olmaktan vazgeçersin. ha bu arada, hücum için böyle bir takım yapan hamza hamzaoğlu’na “korkak” diyen gördüm. allah akıl, fikir versin. dur dur, korkak mevzusuna geleceğim yine, şu çözümü bir anlatayım önce. ne diyorduk, bu kadar hücumcu bir takım yapmazsın. beklerinden sadece birinin ileri çıkmasına izin verirsin, selçuk inan’ı da melo’nun yanında tutarsın, gitmesine izin vermezsin. illa radikal bir şey yapmak istiyorsan emre çolak’ı orta saha göbeğinde oynatır, ameliyattan sonra ağırlaşan melo’yu kesersin. çolak forvete giderken selçuk orta sahada bekler. emre çolak geriye selçuk inan’dan daha hızlı döner, rakibe daha hızlı basar çünkü. kaç kişi yapabilir bunu, bu riski alır? mourinho bu riski alıyor mu mesela? wenger? bu riski alabilecek hoca sayısı o kadar az ki. mesela fatih terim bu riski alabilecek ender hocalardan biridir. sonra, hamza hoca korkak. oldu canım.
    ligin bitmesine kalmış 4 hafta ve sen lidersin, öndesin. hiç kimse bu riskleri almaz. hangi riskleri? koray günter’i stopere hakan balta’yı sol beke mesela. ya da emre çolak yerine sinan gümüş’ü. çakma otoriteler olcan-telles, bruma-emre çolak’tan hangisi oynasa ona küfür ediyor, oynamayanı övüyor hamza hocayı yetersizlikle suçluyor, ertesi hafta diğerleri oynayınca yine aynı şeyler. bu dörtlü kötü oynuyor, hangisi oynasa fark etmiyor, uyanın artık. ha bir de, bu adamların önlerinde-arkalarında kimin oynadığına bağlı olarak performansları değişiyor. emre çolak mesela, göbekte oynadığında çok daha iyi.
    bak bizim memlekette güzel bir laf vardır: bekara karı boşamak kolay, derler. oturduğun koltuktan sana sorulmayacak hesaplarla ilgili atıp tutma canım kardeşim.
    hamza hoca yanlış yapmıyor mu? tabii ki yapıyor. örnek vereyim: yasin öztekin’in çıkıp umut bulut’un girmesi. yasin çıkarsa bruma girmeliydi. seni rakip sahaya hızlıca taşıyacak iki adamın var zaten. umut girecekse de burak’ı hatta sneijder’i bile çıkartabilirdin, bunların bir mantığı var çünkü.

    hamza hamzaoğlu’na bazıları büyük haksızlık yapıyor. başka bir hoca olsaydı, örneğin bir yabancı selçuk inan’ı, burak yılmaz’ı, yasin öztekin’i ve daha başka oyuncuları nasıl kazandığından bahsedilirdi. ama tabii ille de “takımı sabote eden yeniçeriler”in varlığına inanınca bunları görmek kolay değil. takıntılardan kurtulmak kolay değildir, iyi bilirim. işim bu. çok yazdım bunları ama okunmayınca bir işe yaramıyor nitekim. ben olsam belki ben de okumazdım, adam sürekli benim yanlışımı yüzüme vuruyor lan.
    fenerbahçe’nin stadında kupa kaldırmamızın üzerinden 3 yıl geçmiş. bir başka deyişle fenerbahçe sahasında galatasaray’a kupa kaldırtmayalı 3 sene oluyor, bu gurur fenerbahçe’nin.

    neyseeeeeeee, kaldı son 3. bugün günlerden salı ve artık onlar düşünsün.
    biz şampiyon olacağiz.

    *
  • 354
    lafa göbeğinden girmek gerekirse emre çolak sağ açık olarak doğru bir tercihti. sabri faciası ancak emre'nin dinamizmiyle ortadan kaldırılabiliyor. birçok pozisyonda yasin'i telles'in gerisinde gördük. sabri ise yediğimiz birçok akında kadrajda bile değildi. bu demektir ki defansif olarak hücumcularımız yardımcı oldular yani açık oynadık da yardıma gelinemedi diye birşey yok. tanrı aşkına galatasaray'ı ne zaman açık oynamazken gördünüz? yahu biz her lig maçında açık oynayan önliberolarıyla dahi beklerin boşalttığı bölgeye yardıma giden bir takımız. bence dünkü maçta galatasaray kötü oynamadı. ben dün akşam belli ki beşiktaş'ın şampiyonluğu için deliren mersin'e karşı 12 mayıs 2012'deki savunmayı gördüm. bilinçli ve tehditkar. geçen gün hamzaoğlu'nun fener maçındaki savunmasını öven bir arkadaş vardı. mancini'nin deplasmandaki juventus maçına benzetmişti. doğal olarak(!) tartışmıştık. şimdi ona buradan sesleniyorum. dün akşamki 11 ve savunma'yı hoca savunması olarak değerlendirebilir gönül rahatlığıyla. hamzaoğlu'nun oyuncu değişiklik zamanlamaları da tam yerindeydi. 2 nokta var galatasaray savunmasında. sabri ve balta. evet takıntılıyım anasını satayım. yeniçeri, doğası gereği oynadığı pozisyonu haketmeyen adamdır. haketmediği için de takımın en zayıf noktasıdır. sabri yine 45423534 top kaybıyla oynadı. balta sarı kart gördüğü pozisyonda yine topuklarının üzerinde yakalandı. ikinci yarı hamzaoğlu sabri'ye ileri çıkmamasını tembihledi. ben olsam sağ beke zincirlerdim. sağ bekte kaldığında dahi tüm çalımları yemesine rağmen hiç değilse ilk yarının aksine göbekte az adamla yakalanmadık.

    hamzaoğlu doğru yolda. çıkardığı ortasaha doğru. emre - bruma değişecektir ama benim için emre, kanat olmamasına rağmen bir adım önde. yabancı hayranı takıntılı bir adamım ya amk. lakin bu ortasaha beraber oynayana kadar, birbirlerini bulana kadar çok zaman geçti. stresten de olsa pas hatalarının büyük kısmı nispeten uyumsuzluktan kaynaklanıyor. artık ligin sonu ama ben gelecek maçtan itibaren bu orta sahanın şov yapa yapa maçları kazanacağına inanıyorum.

    burak tam bir vaka. yetenekli olduğunu itiraf etmek gerekiyor. lakin tekniği ve bitiriciliği inanılmaz kötü. şampiyonluk geldikten sonra takım hakkında en ağır yazılarımdan birini yazacağım o zamana kadar fazla eleştirmek istemiyorum kimseyi.

    evet biz bir boktan anlamıyoruz ama hamzaoğlu en sonunda sene başından beri bir tarafımızı yırttığımız 11'i (balta sabri hariç) oynatmaya ve ısrar etmeye başlıyor. hata yapa yapa gördü ama sonunda gördü. ulemalarımız da 3 puanlar geldikçe bize "naberr" çekiyorlar. çeksinler. benim yeniçerilere taktığımdan daha fazla bana takmış durumdalar gerçi. canları sağolsun.
  • 355
    öyle bir maçtır ki, maç bittikten sonra tüm vücudumda özellikle bacaklarımda sanki maçı ben yapmışım gibi yorgunluk hissetiğim maç. oturduğum yerden kalkıp yorucu maç sonu sahada uzanan futbolcular gibi yere attım kendimi.

    önemli olan 3 puandı, bu 3 puanı aldığımız maç oldu gerisi de şu saat itibariyle çok da önemli değil.
  • 356
    sezonun kalan 3 maçı için beni oldukça tedirgin eden maç. takımın iyi top oynadığı falan yok. tamam şampiyonluk yolunda artık devamlı iyi oyun beklenmez ama yine de maç içinde bir 25-30 dakika iyi oynarsınız. ama bizde o da yok. daha da tedirgin edici olan şey, sanki takım içindeki büyük bir oyuncu grubunun ilk kez şampiyonluğa oynuyor gibi davranmaları. halbuki takımın çoğu şampiyonluklara ve başarılara son 4 yıldır oldukça alışkın. sneijder desen zaten en büyük kupayı kazanmış. peki bu oyun nedir? orta sahada büyük tehlike olabilecek her pozisyonu eveleye geveleye ta muslera'ya kadar döndürmek nedir? ya da her pozisyonda en ufak bir temasta kurşun yemiş gibi yere yatarak faul beklemek nedir? ayakta duramıyor takım. adam gibi ayağa 2 tane pas yapsa, varyateye girmese mersin iy'nin arka tarafı zaten lunapark gibi, 4-5 yaparsın çok rahat ama yok. illa artistlik yapılacak, illa fantezi vuruşlar denenecek, illa taraftara maçtan sonra check-up yaptırılacak. ikinci yarıda mersin'in tek numarası bizim sağ taraftan nakoulma'yla haldır haldır gelmek, ama sevgili hamza hocamız bruma'yı oyuna almıyor. kimse 'bruma bir bok yapmıyor' demesin. kimse doğru düzgün izlemiyor ama bruma son haftalarda takım savunmasına o kadar güzel yardım ediyor ki takımı oldukça rahatlatıyordu. hamza hoca da bunu çok iyi biliyor ama taraftarın bruma'ya tepkisine olumlu cevap verip gönlünü yapıyor ve en lazım olduğu anlarda adamı oynatmıyor. devir taraftara ya da aldığı paranın hakkını vermeyen futbolculara sevimli görünme dönemi değil sevgili hocam. zaten bu şekilde davranmaya devam edersen kariyerinde çok da ileriye gidemezsin. seni hedeflerine götürecek olan oyun felsefendir. sahada formasının hakkını veremeyen oyuncular bugün var ama yarın olmayacaklar. eğer sen felsefene ihanet edersen o çok güvendiğin oyuncular ve taraftar da en ufak bir kötü gidişte sırtını sana dönüverir. senede 2-3 milyon euro'dan az almayan topçunun 'şampiyonluk stresi yaşıyoruz' deme lüksü yok. o zaman sözleşme yaparken 'ben strese çok gelemem' deyip fazla para istemeyeceksiniz arkadaşım. bu paraları zaten o stresi kaldırmanız gerektiği için alıyorsunuz. galatasaray topçusu sahada amatörler gibi 70 dakika vakit geçirmez. adam gibi oynayın ama şampiyon olmayın, kimse size bir şey demez. bizde makyevellik esas değildir. bunu bilip hareket etmekte fayda var...
  • 357
    bu galibiyete çok sevinmek ve şampiyonluğu ölesiye istemekle birlikte;

    bu maçta o kadar hakeme oynadık ki, o kadar kendimizi yere atıp faul bekledik ki. hani maç içinde olur bu tip şeyler ama ben bu kadar zirve yaptığını görmemiştim takımımızda. o izlerken ayar olduğumuz 0-0'a yatan anadolu takımı gibi her pozisyonda yerde hakeme baktık (başta yasin). hakem %90'ını devam ettirdi ve hepsinde haklıydı.

    stresin çok artması anlaşılabilir bir olay şu durumda. ama sanki bizdeki biraz fazla artık. hamza hoca'nın takımı soğutması gerekiyor son 3 haftada ki kritik beşiktaş maçımız, mersin'e konya'ya benzemez.

    ama şampiyon olalım da kupayı tutarken de konuşabiliriz bunları. ben yazmış oldum şimdilik içimde kalmasın.
  • 358
    galatasaray savunmasinin net olarak s.o.s. verdigi bir maç oldu. iyi oynamadan kazandik. iyi ki de kazandik tabii ama cidden buyuk stresti. oyuncularla ilgili ufak notlarim:

    muslera: ne desem bos, ne desem kafi degil. taffarel ve simoviç de dahil galatasaray tarihinin en iyi kalecisi bence. bu maçtaki 3 puanin 2.99'u onun hakki.

    sabri: maalesef epey kotu oynadi fakat alternatifi yok. ikinci yari hucuma gitmemesi bizim isimize geldi.

    semih: savunmada ayakta kalan ismimizdi. sakatligin etkileri uzerindedir hala ama oldukca iyi savasti.

    hakan balta: klasik bir oyun sergiledi. kimi zaman ters ayakta yakalandi ki o bunu tum kariyeri boyunca yapti. guven vermedi dun, tedirgin etti bizi.

    telles: galatasaray'daki en kotu maclarindan birini oynadi. evet ne sneijder'den ne de yasin'den destek alamadi ama ikili mucadelelerde gucsuz duran tarafti hep. hucumda da hic yoktu.

    melo: kendisi icin vasat bir macti. ne parladi, ne hata yapti.

    selçuk: iyi performanslarinin ardindan dun epey etkisizdi. savunmaya gomuldu. paslari istedigi gibi degildi. nazar boncugu olsun diyelim.

    emre: savunmaya destege gelemedi. ozellikle ilk yari sabri'nin kanadini altin madeni gibi isledi bu sebeple miy. oyundan cikarken yaptigi yakismadi ama ozur diledigi icin uzatmayalim simdilik.

    yasin: gol disinda o da oyunda yoktu. oyundan cikmasi dogruydu ama yerine girecek isim baskasi olmaliydi (bence bruma). yalniz tam bir pes golu atti.

    sneijder: neredesin oglum sen? gençlerbirligi macinda muhakkak ama muhakkak, hele de muslera'nin yoklugunda, bize 3 puani getirmelisin. bjk macinda zaten sahne alacagina eminim.

    burak: etkisizdi. ikinci yarida presle topu kazanip, olaganustu bir surat ve sik calimlarla kaleciyle karsi karsiya kaldi. o golu atabilse muthis ovulecekti ama kacirdi. sonra bir pozisyon daha kacirdi. kotuydu.

    olcan: emre yerine girdi. etkisizdi.

    umut: yasin yerine girdi, ki bence burak yerine girmeliydi. tam ikinci direkte bos kaleye gol maciydi bu mac.

    yekta: oyuna 92'de sneijder yerine girdi. haliyle bir sey yapmadi.
  • 359
    1-0 lar, 5-0 lardan daha beter acıtır.

    maç yazısını maçtan önce yazmıştık, yani biz bu filmi önceden de görmüştük. 3. yıldız savaşı da aynı böyleydi. son düzlüğe iğrenç futbolla, çoğu çöp futbolcularla girmiş, ite kaka 1-0 larla, her maç kriz geçire geçire şampiyonluğu almıştık.

    tabi 3 maçın sonunda geri dönüp, mersin'de ne rezil top oynamıştık diye defteri açacak değiliz. varsın bu maçları da 5. yıldız savaşında cephede olacaklar hatırlasın.

    ne demişiz?

    rıza, galatasaray'a 2 puan kaybettirmek için gücünün son damlasına kadar savaşacak. aslında 1 puan da kaybettirse yetiyor da, öyle bir sonuç yok futbolda. sarı kart sınırındaki futbolcularını korumuş, bizim maça saklamış, tam kadro çıkmayı başarmıştı. ilk devre saydım, 18 faul yaptılar. gerisini yazamadım, sürekli yer değiştiriyordum, bu gidişle metafiziğe inanacağım.

    maç 11 ini yaptırmayı başardık. hamza'ya sadece emre'yi kimin yerine oynatacağına karar verme işini bıraktık. golü yasin attı, eğrisi doğrusuna geldi, bize kalsa bruma oynayıp, yasin beklese daha mantıklıydı. hele ki emre yi sağ kanatta görünce maçın geri kalanını sanatoryumda seyredeceğimiz garantilendi.

    maç başında taraftara çiğ yumurta içmesini önerdim. sabri'ye küfür edecekler için. bu maç ilk defa ben etmedim. sabri'nin kötü oynayacağı garantiydi, bir kaç maç sabri iyi oynadı göründüyse de bu bruma'nın açtığı kara delikler sayesindeydi. kısıtlı teknikle fazla çıkacak alan bulamadı, çıktığında dönemedi, pozisyonları da sabri hattından gördük.

    yasin'in attığı golde, servet'e attığı çalımın bir benzerini messi atmıştı. servet yıkılmadı, sendeledi, burak bağırıyordu bana at diye, yasin ilk maçlarını oynuyor olsa kesin pas vermeyi düşünürdü, kendi vurdu. zift tv anlatıcısı melih ziftdil'in dili yörüngesinden çıktı. beraberlik golünü attırabilmek için vakti olsa katmandu'ya, nepal'e gidip, tanrılara mum yakacaktı. hüner gol atanda değil, hata golü yiyenlerde diye böğürdü durdu. ah şu golü webo atmış olsaydı da o zift diliyle kutsal aziz abisini belediye amelesi gibi bir güzel yalasaydı. yazık oldu, artık seneye.

    maç, beklendiği gibi yüksek konsantrasyonla gol kovalayan mersin futbolcularıyla, kaybedilecek 2 puanla, gol yerse dünyanın sonunu görecek galatasaraylı futbolcuların titremesi olarak kayıtlara geçti. 10 metre ileriye pas atmaya tırstılar, burak'ın kaçırdığı 2 gol dışında gol girişimi bile yoktu. gol yemeyiz diye düşünen galatasaraylı taraftar olduğunu sanmıyorum. bir kişi hariç tabi.

    muslera bu gece bizi ipten aldı, hele peş peşe yaptığı maymuni suplaj 4. yıldızı arena'ya doğru kaydırdı. ligin başı, ortaları olsa zevkten dört köşe olurduk. simoviç zamanı aklıma geldi, kaleye top gelse de simoviç uçsa derdik. artık ben seneye muslera için diyeceğim. kaleye top gelse de kurtarış seyretsek. bu tekrar olacak, muslera benim için yeni transfer, ligin sonlarına doğru transfer ettik. dosta güven, düşmana korku veren bir kalecimiz var. penaltı olsa kurtarır o derece güven vermeye başladı.

    hakemden korkuyorduk, tüpçünün motivasyonuyla, de fakto emriyle sahaya çıktı. maça damgasını vuracak bir pozisyon olmadı. günahını almayalım, ama, olsa ne yapardı diye saniye sayarken bizi yanıltmadı, elimden ancak bu kadar geldi dedi. muslera bitmiş maçın son korner atışı için topu biraz yavaş yuvarladı. hiç vermese ne yazar, zaten korner atılacak, vurdun vuramadın maçı bitirecek. sarı kart sınırında olmasa kesin göstermezdi. işte bir umut, galatasaray'ın kötü yedek kalecileri korku filmi seyrettirsin yeter.

    rıza görevini yaptı, yatsın demiyoruz, elbet oynayabileceği en iyi oyununu oynayacak. iki maçı karşılaştırıp yorumu ona göre yapacağız. bakalım fenere de üstelik 1 hafta dinlendikten sonra böyle oynayabilecekler mi? hakem görevini yaptı, galatasaray lehine bir hata yapmadı en azından. seri faullere sarı kart çıkarabilirdi belki. mesela 55 numaralı oyuncu 5, serkan 4 defa faul yaptı. bizde verilmiyor, sarı kart gerektirmiyorsa istediğin kadar faul yapabilirsin.

    hamza 2. yi bulmayı hiç denemedi desek doğrudur. emre yerine bruma erken girse 20 dakika 2 yi kovalayıp, rahat maç seyrettirse, şayet bulamaz ise o zaman futbolun ırzına geçirtmek yerine çabuk pes etmeyi yeğledi. demek saha yanından öyle görünüyor, belki futbolcular atamayacağız hoca demişlerdir. sehpayı kurdu, oyunu öldürmeye karar verdi.olcan girdi, topla her buluşması kalemize kontratak olarak geri döndü. futbola can çekiştirmeyi başardı, umut boynuna ilmeği geçirdi, biz kalpten gitmeyelim diye göğsümüze yastık dayarken, yekta sandalyeyi tekmeledi.

    bir maç daha futbol ölmüş, biz tüpçü'yü, hisseli harikalar kumpanyasının 17 takımından birini, medya maymunlarını, bir kere daha yenmiştik.

    1-0 lık maçlar bize marazlar bırakacak kesin, ama şer cephesine verdiği acıyı düşününce, razıyız be galatasaray. 5-0 yensen böyle kuyruk altı acısı veremezsin.

    gel 3 maç gel