• 701
    sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyoruz. fiziksel olarak ezmek inanılmazdı! hem de liverpool’u, hem de 45 dk 10 kişi oynadığın derbiden sonra, hem de rakip basit ve rahat bir maç atlatmış, senden 1 gün fazla dinlenmiş…

    maçta ilk 11’lerde tek beklenmeyen hareket gakpo yerine wirtz’in oynamasıydı. hatlar arasında daha etkin olmak için tercih etmiştir ki bence çok mantıklı. neyse ki beklediğim üzere noa lang’ın pasif gomez karşısında sürüklediği bir topla yediğimiz baskıdan çıktık ve golü tam da sallanırken attık. sonrasında maç ortaya geldi ve öyle bitti.

    2 tane 6 numara ve pas yetenekleri zayıf 2 bekle oynamanın getirdiği zayıflık bizi ciddi sallamıştı. gol çok zamanında yetişti.

    barış’ın yine bir beki oyundan çıkarttırması inanılmazdı, adam bek bükücü. topu kırsa da öyle bir silah ki sahadan çıkarmak istemiyorsun. 70.dk’da inanılmaz düştü ama oyundan çıkarmama nedenini sola geçtiğinde götürdüğü bir topta gördük.

    salah’ın da çıkması harikaydı. salah hat arasında topla buluştuğunda ne yapacağı hala belli değil. belki fiziksel olarak düşmüş ve hızını kaybetmiş ama tahmin edilemezliği muazzam. 10 numara oynarsa çok tehlikeli olabilir. frimpong girince hiç gelemediler o taraftan.

    77’de sallai ve yunus’un sağ tarafa geçmesi çok korkunçtu ki pozisyon ve pozisyon başlangıçlarına neden oldu. tam da gakpo oyuna girmişken çok yanlış bir karardı ki sonrasında boey’i oraya çektiğimizde tekrar toparlandık. neredeyse gol yememize neden olacaktı.

    davinson’un sarısı bu maçın en kekremsi tadıydı. bir de 2.golü bulamamak. belki bu 2 detay turu kaybetmemize sebep olacak ama başımız dik olacak.

    davinson’un kart görmesi demek, singo’yu orta saha ya da bekte kullanamamak demek. bu da lemina ve torreira yorulduğunda yaşayacağımız sorunun boyutunu yükseltecektir.

    maçın sonunu kalemize kapanarak değil baskıyla bitirdiysek, sane gibi bir futbolcu bu maçta oyuna girebiliyorsa geniş kadromuz sayesinde bu gerçekleşti. 2 sezondur bas bas bağıran 2-3 sorundan biri buydu. iyi oynadığın maçın son 10 dakikasını bitirebilmek ne kadar da kritik…

    2.maç başka bir maç, dinamikler çok farklı, elenme ihtimalimiz bu maçı kazanma ihtimalimizden çok çok çok fazla ama böyle mücadele edersek elenmek de çok acıtmayacak.

    bir üst seviyeye çıkmak istiyorsak bu mücadeleyi birazcık daha topa hükmederek ödüllendirmeliyiz.

    teker teker, geçiyoruz seviyeleri, onun da zamanı gelir inşallah…
  • 709
    buraların takımı olduğumuzu bir kez daha vura vura gösterdiğimiz maç oldu.

    sezon içinde 2 defa liverpool'u yenmek, juventus'u 5'leyip elemek, atletico'ya yenilmemek, cerrahpaşalılar gibi takılan bodo'yu süpürmek herkesin harcı değil.

    bu akşam diğer maçların sonuçlarına bakınca ne başardığımızı daha iyi anlıyoruz. 500 milyon avro bütçeli spurs 5 yemiş, en az onlar kadar değerli atalanta kendi evinde 6 yemiş.

    gerçekten büyüksün galatasaray. tebrikler ve kocaman teşekkürler emeği geçen herkese ve taraftara.
  • 710
    tarih yazmak bizim genlerimizde var ama bu akşamki bambaşka bir seviyeydi... maç boyu gerginlikten tırnak falan kalmadı, kalbim yerinden çıkacak gibi izledim.

    evet, kabul edelim; iki takım da zaman zaman o kadar gergindi ki bazen "halı sahada yapılmaz" dediğimiz acemice hatalar gördük. o son paslar bir türlü yerini bulmadı, o son dokunuşlar sanki büyülenmiş gibi hep dışarı gitti. ama işte galatasaray ruhu tam da burada devreye giriyor.

    sahanın her bir karışında savaşan, dövüşen, çarpışan ve forması sırılsıklam olana kadar o formanın hakkını veren 11 aslan vardı bugün. hatalar yapıldı ama o hataları telafi etmek için ortaya konan o devasa yürek, her şeyi unutturdu. rakip dünya devi liverpool... ama biz ne yaptık? aynı sezon içerisinde onları tam ikinci kez dizlerinin üzerine çöktürdük!

    şu an içimdeki gururu tarif edecek kelime bulamıyorum. ingiliz devini evine eli boş göndermek, hem de bu kadar büyük bir karakter koyarak... biz sadece bir maç kazanmadık, avrupa'ya "biz buradayız" mesajını bir kez daha en gür sesimizle verdik.

    bugün sarı-kırmızı renklerin altına giren o canavarlarla ne kadar gurur duysak az. parçaladık, savaştık ve kazandık! rüya gibi bir gün, mükemmel bir gece. teşekkürler galatasaray, bizi yine dünyanın en mutlu taraftarı yaptığın için!
  • 712
    we are family and family is everything (biz bir aileyiz ve aile her şeydir) yazarken bir kale arkasında, diğerinde de liverpool'un dünyaca meşhur sloganı you'll never walk alone (asla yalnız yürümeyeceksin)'a atıfta bulunan you are alone in sami yen hell pankartı beliriyordu. ve başta hakem arkasında iki takımın topçuları şampiyonlar ligi marşını dinlemek için yeşil sahaya ayak basarken hemen karşılarında "the world met hell here, welcome to hell" uyarısı beliriyordu... şampiyonlar liginin yeni formatında grupta birbiriyle eşleşen galatasaray ve liverpool bir kez daha sami yen'de kozlarını paylaşacaktı: tarih tekerrür mü edecekti yoksa ingilizler galatasaray'a karşı istanbul'daki makus talihlerini yenecek miydi?

    handel'in 1727 yılında bestelediği zadok the priest bestesinden uyarlanan şampiyonlar liginin o ikonik müziği çalarken başta kaptan abdülkerim olmak üzere uğurcan, sanchez, lemina, osimhen, sara, torreira, jakobs, singo, lang ve barış şeklinde sıralanan sarı-kırmızılılar arasında şüphesiz en duygulanan oyuncu victor osimhen'di, zira bir kaç hafta evvel bir internet sitesine yazmış olduğu hayat hikayesinde yaşadığı zorlukları anlatırken anne özlemini belirtmiş ve bu herkesi derinden yaralamışken galatasaray taraftarı da annesinin ve kızının olduğu bir koreografi ile oyuncularına "biz bir aileyiz" diyerek kucak açıyordu... maçı anlatan spikerin dediği gibi osimhen bu günü asla unutmayacaktır... tıpkı yaşlısı genci bütün galatasaray taraftarları gibi...

    eylül ayında 1-0 kaybettikleri maçta taraftarın yoğun tezahüratından etkilenen ingilizler, bu sefer "cehenneme" biraz daha alışıklardı ki galatasaray'ı kendi silahıyla vurmayı seçmişlerdi: rakip sahada çok adamla baskı kurup, kapılacak toplarla gol aramak. gil manzano'nun ilk düdüğü ile ali sami yen'de taraftarın yarattığı "kulakları sağır eden" tezahürattan liverpool'luların rahatsız olması beklenirken, galatasaraylı topçuların "eli ayaklarına dolanıyordu" ki daha maçın skorbordu ikinciyi dakikaya geçmeden deplasman takımı öne geçecekti ki wirtz boş kaleye topu yuvarlayamadı. devamında yine sanchez'ten, torreira'dan, singo'dan pas hataları derken, galatasaraylıların hafızalarından silmek istedikleri bir 6 dakikalık süreç yaşanırken, bu kâbus tünelinden çıkış anahtarı lang oluyordu. hollandalı teknik direktör slot barış alper'i yakın markajla kerkez'e durdurma emri vermiş ama ters taraftaki vatandaşını "hafife almanın" cezasını yediği golle öderken, galatasaray'ın savunmadan çıkmakta zorlandığı dakikalarda noa lang nefes oluyordu. işte yine lang'ın kişisel gayretle taşıdığı top sonrası kazanılan köşe atışında, sara ortaladı, osimhen en yükseğe zıpladı ve kafa pasında lemina "tekmeye kafa koyarak" maçın tek golünü kaydediyordu... iki yıla yakın süredir duran toptan gol yemeyen ingilizler bir ilki de tadıyordu...

    erken gol liverpool'un oyun planını bozmadı, yine çok adamla oyunu galatasaray yarı sahasına yıkmak istediler ama kaptırdıkları toplar yahut singo ve abdülkerim gibi savunmacıların orta sahayı topla geçmesiyle savunmalarında eksik yakalandılar ki 9. dakikada osimhen'in kazandığı topta barış pas vermede başarılı değilken, iki dakika sonra jakobs'un ortasında osimhen yine en yükseğe zıpladı, kafa vuruşu az farkla auta gidiyordu. iki takım çok dikkatli davranıyor, birbirini iyice tartıyordu ama pozisyonlar da yine basit hatalardan geliyordu ki deplasman ekibi uzun süre top çevirip, en boştaki wirtz'i gördüğü bir anda alman topçunun vuruşunu uğurcan çeliyordu. sonrasında konate'nin uzaktan denemesi tribünlere giderken, galatasaray'ın farkı ikiye çıkarma, belki de liverpool'a juventus "şoku" yaşatacak atakları peşi sıra gerçekleştiriyordu. önce lang'ın kavisli plasesini gürcü kaleci eliyle değil şansına dirseğiyle kornere atarken, sonrasında sara'nın ortasında sanchez'in bomboş kafasını uçarak kornere çeliyordu mamardashvili. ve 5 dakika sonra singo'nun kanattan yardırıp ortaladığı topu konate osimhen'e ikram etti de victor'un sert vuruşu kaleyi tutmuyordu. işte bu anlardan gelecek bir gol, belki de maçın galatasaray adına kırılma noktası olacaktı.

    juventus maçlarında rakiplerini oyundan attıran barış alper, bu defa kerkez'i de attıracaktı da ispanyol hakemler insaflıydı, sarı kartla cezalandırıyordu aşil tendona basılmasına ki maçtan sonra slot yine ilk karşılaşmada olduğu gibi yine hakemden dert yanarken, bu pozisyondan bahsetmeyecektir.

    ilk devrede olduğu gibi ikinci yarıya yine liverpool baskılı başladı, szoboszlai'nin şutunu uğurcan çeldi, sonra ceza sahasında oluşan karambolde mac allister kaleyi tutturamazken, galatasaray'ın ilk atağı abdülkerim'in çaprazdan yan ağları sarsan sert şutuydu. liverpool eşitlik ararken, galatasaray ise savunmadan vurduğu uzun toplarla ikinci golü hedefliyordu ki, bunu da başardılar, osimhen'in başlattığı atakta lang ortaladı, konate ıskaladı ve düşerken, osimhen bomboş kaleye meşin yuvarlağı gönderiyordu ama yardımcı hakem topla alakası olmayan barış için ofsayt bayrağı kaldırıyor ve manzano da ona uyuyordu... gol geçersizdi...

    ofsaytta kalarak golün geçersiz olmasına neden olan barış, bir kaç dakika sonra ekitike'ye al da at pası attı ki uğurcan "ahtapotlaşmasa" barış'ı çarmıha germek için bekleyenler davul zurna ile kutlama yapacaklardı. sene başı transferin son günlerinde trabzon'dan transfer edildiğinde "dudak bükenler" şimdi uğurcan'ı avuçları patlarcasına alkışlarken, bu transferde ısrarcı olan dursun özbek de purosunu keyifle tüttürüyordur her kurtarış sonrası...

    kendi liglerinde köşe atışlarında rakip savunmayı ve kaleciyi "itip kakmaya" alışık olan ingilizler, bunu her pozisyonda yapmaya çalıştılar da ispanyol hakem dikkatliydi, özelikle kaleciye temaslara izin vermedi ama bir karambolde top uğurcan'ı geçti lakin var hakemi konate'nin elle temasını yakaladı, golü geçersiz kılıyordu. ilk maçın son dakikalarında kazandırdığı penaltıyı var engelleyen konate, bu gece de takımının attığı golde bir kez daha var'a takıldı...

    lang ve lemina'yı kenara alıp yunus ve sallai ile kuvvet tazeleyen okan buruk, yaptığı değişikliklerden de istediği sonucu aldı, zira barış sol kanada geçince daha verimli oldu ve galatasaray pozisyonlar da bulmaya başladı, önce osimhen'in çaprazdan şutunu kaleci çıkarmışken singo kaleyi tutturamıyor, ve bitime beş dakika kala barış'ın yine kanattan sürüklediği topta sara'ya topukla pasında brezilyalı oyuncunun füzesi yine yağ ağlarda patlıyordu.
    ekitike'nin auta giden kafası ile gakpo'nun kaleyi tutmayan şutu deplasman ekibinin cılız atakları olarak istatistiklere geçerken, jakobs'un dışarı giden gol denemesi de galatasaray adına maçın son pozisyonu oluyordu.

    kaleci uğurcan dahil bütün savunma elemanlarının sarı kart cezası sınırında oldukları bir maçı neredeyse kart görmeden tamamlamak üzereydi galatasaray da gil manzano sanchez'e faul dahi olmayan bir pozisyonda sarı kart çıkarıyor ve ingiliz şampiyonunu ikinci defa yenme mutluluğuna limon sıkıyordu...

    tarih tekerrür mü etti, yoksa deja vu der futbol ulemaları bilemem de okan buruk ve öğrencileri "maksadımız ingilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve türk olmayan takımları yenmek." diye kulübün kuruluş hedefinin açıklayan ali sami bey'in izinden gittiklerini bir kez daha göstermiş oldular.
    iyi ki varsın galatasaray, iyi ki...

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: https://ultrasmovement.blogspot.com/...ray1-0liverpool.html
App Store'dan indirin Google Play'den alın