resim
Felipe Melo de Carvalho
Takım:Kariyer Sonu
Mevki:Ön Libero
Yaş:42
Boy:1.83
Uyruk:Brezilya
  • 6380
    durduk yere takımı mağlup durumdayken aptalca kendini yere atmamış, her nedense elazığspor taraftarı tarafından sebepsizce kışkırtılmış sütten çıkmış ak kaşık futbolcu. ortamı gerecek hiç bir hareketi yok. zaten deniz yılmaz'ı direk olarak sakatlamaya falan da girmedi 22 ocak 2014 elezığspor galatasaray maçında.

    tamam çok iyi oyuncu takımın ruhu ama bazen yaptığı fair play dışı davranışlar siz fark etmeseniz de rakip takım oyuncuları ve özellikle taraftarları için dayanılmaz olabiliyor. aklı selim bütün taraftarlarımız bunu fark ediyordur. o yüzden çok kötü geçen bir maçın sonunda bırakın yalandan kendisini savunmayı, komik durumlara düşürmeyin kendinizi.
  • 3896
    linkte 30 kasım 2012 galatasaray gaziantepspor maçının kısa özeti var. http://gss.gs/dnJ 1:29'dan itibaren izleyin. ben maçtaki o pozisyonları görmemiştim; çok da bahsedilmemiş zaten. videoda önce selçuk'a yapılan bariz bir faul var fakat suat arslanboğan bu faulü vermiyor.(u: melih şendil pozisyon için "devam diyor suat arslanboğa" diyor) pozisyon anteplilerin topu kapmalarıyla devam ediyor ve antepli orhan gülle* ileriye bir pas çıkarıyor. melo bu pası kesmek isterken pozisyonun içinde olan hakemden bir feyk yiyor ve topu alamıyor. hatta "la bi çekil önümden, zaten selçuk'un faulünü vermedin, bi de senin yüzünden topu kaçırdım" cihetinde, götünden bihaber biçimde geri geri koşan ve kendisine çarpan hakemi daha fazla üzerine kapaklanmaması için itiyor, tepki gösteriyor. çünkü takımı, hakemin katkısıyla kontra yemiş durumda. hakem de bu diklenmeyi not ediyor ve ilk fırsatta ilk sarıyı, sonrasında da ikinci sarıyı çıkarıyor. melo hakeme pek yardımcı olmamış ama hakem elinden geleni yapmış melo'yu atmak için. komik lan. suat hocamız kokartı her türlü takar artık.
  • 7070
    --- alıntı ---
    emrah kartal - sol

    brezilya’da bir örneği dahi yoktur, felipe melo bu kadar nefreti üzerine çekebilen tek brezilyalı futbolcu olsa gerek. brezilyalılar barışsever insanlardır, her ne kadar fortaleza gibi dünyanın en tehlikeli 7. şehrine ve uyuşturucu çeteleri ve gangsterleriyle ünlü, dünyanın en büyük hapishane ve gecekondu komplekslerine sahip olan rio de janeiro ve são paulo kentleri olsa da, kapitalizmin tek suçlu olduğu ülkedir brezilya. ama bir de galatasaray’da top koşturan felipe melo var. ona dair söylenecek en doğru şey, onun brezilya’daki kapitalizmin bir nüvesi ve temsilcisi olduğudur…

    brezilya’ya, halkına, tarihsel figürlerine, önemli siyasetçilerine ve sanatçılarına dair söyleyecek o kadar olumlu şey varken neden tüm köşeyi sadece bir futbolcuya ayıralım? ya da petrobras yolsuzluğu gündeminden daha önemli bir brezilya gündemi olabilir mi? yazılacak, ancak bir kitap ile yeteri kadar anlatılabilecek o kadar çok konu var ki… brezilya melo’ya mı kaldı?

    fenerbahçe türkiye’de brezilyalıları en pozitif biçimde istihdam eden bir kulüptü. brezilyalılar en çok fenerbahçe’de mutlu oldular. hatta diğer takımların brezilyalıları bile onlar için oluşturulan yaşam alanından nasiplenirdi. beşiktaşlılar iyi tanır, eski fenerbahçeli futbolcu bilica’nın çirkefliğinden daha fazlasıdır melo… gol sonrasındaki dansı, rakip oyuncularla ve rakip takımın taraftarlarıyla girdiği münakaşalar hep oyununun önünde oldu.

    ancak o kötü biri değil… o bir brezilyalıdır. brezilya’daki en dejenere müziği dinler, köpek taklidi yaptığı için sempatik bulunacağını düşünür. melo’nun gol ve maç sonrası yaptığı dans galatasaraylı yöneticilerin belirttiği gibi halk dansı değildir, en yoksul kesimlerde alıcı bulan ve toplumun en alt tabakasındaki geniş kitlelerde sevildiği için de medya tarafından şişirilen müziğin dansıdır, en basit seks figürlerinden oluşur, maço ve seksisttir. melo ülkesinde değildir ancak brezilya popüler kültürünün basit bir taşıyıcısıdır. brezilya’da medya tarafından üretilen popüler kültür ürünlerine sadece çöplükte yer bulunur. barselona’nın oyuncusu neymar da bu çöplükten bolca nasiplenir.

    peki melo’ya öfke duyulmalı mıdır?

    denilebilir ki, çok farklı bir kültürden kopup dünyanın öbür ucunda, bambaşka bir kültürde yaşamaya çalışıyor. bir brezilyalı için türkiye’de yaşamanın çok zor olduğunu söyleyebilirim. ne var ki melo bunu bilen bir futbolcu ve gündelik hayat dair yaratıcı tek bir fikri yok. türkiye’de onun tutum ve davranışlarına sempati beslenmesi sosyolojik ve antropolojik olarak imkansız. sevilmemesinin tek nedeni uslu olmaması değil, “akıllı” olmamasıdır. gelişkin bir oyun zekasına sahip olmadığı için ülkesinin dünya kupası'ndan elenmesinde en büyük aktörlerden oldu. yeniden milli takıma dönmesi sadece bir hayal. brezilyalılar anlatmayı ve “anlatarak çözmeyi” veya “konuşarak kavga etmeyi” çok iyi becerirler. barışseverdirler. yumruk yumruğa kavga, delikanlılık vs ekolünden değillerdir.

    antropolojik olarka incelenmesi gerekir: kavga etmeyen ancak ölümle gündelik hayatında kolaylıkla ölümle yüz yüze gelen başka bir toplum yoktur. bizler, okyanusun öte yakasındakiler, akdenizliler, özellikle konuşmanın üslubuyla kavganın üslubunu ayırırız birbirinden, keskince. brezilya’da durum farklıdır, konuşmanın şiddeti kavgayı işaret etmez. en çok konuşurken duyduğunuz heyecanı bildirir. melo’da dikkat çeken en büyük özellik bu. onu anlayamıyoruz…

    nasıl biz emre belözoğlu’nu “sevmiyorsak”, brezilyalılar da felipe melo’yu sevmez. ikisinin de beslenemedikleri kaynaklar belli. ikisi de türkiye’de en çok tepki çeken futbolcular. hayata dair en ufak bir zihinsel zenginliği barındırmıyorlar. işlerini iyi mi yapıyorlar? bize ne… biz, futbolun metin oktay, şeref bey, vedat okyar, sokrates, garrincha, metin kurt olduğunu unutmayarak çöplüğü değil insanın en büyük zenginliğini yani hayatı öne çıkaralım. kapitalizm ve onun “çöplüğü” var olduğu sürece emre'ler ve melo’lar da eksik olmayacak.

    http://haber.sol.org.tr/...i-miyiz-haberi-90698
    --- alıntı ---

    hayatım boyunca gördüğüm en zorlama, en yapmacık yazıya konu olmuş futbolcu. üstüne üstlük bunu en çok kullandığım haber sitelerinden birinde görüyorum. futbol hakkında yazı içermeleri o sitenin formatı için oldukça anlamsızken böyle taraflı bir yazıyı yayınlamaları bütün samimiyetini, bütün doğrulunu ve tarafsızlığını yok etmiştir. en azından benim için böyle.

    birçok brezilyalı arkadaşı olan biri olarak benimde bu yazı hakkında bir şey demem gerekiyor. öncelikle brezilyalılar melo'dan nefret etmemektedir. ben ilk melo- galatasaray haberlerini duyunca yurtdışındaydım. bulunduğum dil okulunda birçok brezilyalı insanla iletişime geçmiştim ve hiçbiri melo hakkında nefret düzeyinde kötü şeyler demişti. tabikide kötü şeyler diyen olmuştu çünkü bir brezilyalı için en önemli şey dünya kupasıdır ve melo önceki turnuvayı açıkçası pek de verimli geçirmemişti. ve bu da onların eleştirmesi için bir sebep ama şunu da eklemeliyim konuştuğum 20- 30 brezilyalı aynı maçta melo'nun ne kadar şanssız ve sneijder'in de oldukça şanslı olduğunu söylemişti. ne şanslıyız ki biz her ikisine de sahibiz. neyse değerlendirmeye devam edelim. yazıyı yazan şahıs melo'nun kapitalizm'in bir temsilcisi olduğundan bahsetmiş. açıkcası şu anda dünyada popüler kültür unsurlarını kullanmayan bir tane oyuncu yok. kuzey korede internet olsa onlar bile popülarist şeyler yapacak. bu da yazan kişinin art niyetini başka türlü ortaya koyuyor. yazarın halkı küçümseyen, kuramsal terimlerle yazıya üstünlük ve sosyolojik bir değerlendirme yapması ise klasik bir "halkı küçümseyen solcu" tiplemesi. solcuların bu dönemde halka inmesi gerekirken, insanlara karşı toplumu bilinçlendirmesi gerekirken böyle laubali ve " ben gördüm, geçirdim" imajı ise yazıya yapmacıklıktan fazla bir şey katmamış. brezilya kültürü, brezilya insanı en zenginden en fakire kadar eğlenmeyi sever, bir gazoz kapağı ile ritmik şeyler yapabilir ve bununla eğlenebilir - ben bunu cidden gördüm- yani yazarın belirttiği dejenerikle zerre alakası yok. toplum genel olarak böyle zaten. nasıl ülkemizdeki en baba zengin bile düğününde "ankara'nın bağlarıyla" oynuyorsa o adamda "nossa nossa" ile oynar. bu toplumun popülarist yapısıyla değil bizzat toplumun kendisiyle alakalı.

    ey güzel yazar arkadaşım, senin kadar olmasak da buradaki galatasaray taraftarı da okuyor, görüyor, geziyor, ediniyor. en azından senin kadar(!!!) sosyolojik, psikolojik hatta antropolijik değerlendirme yapabilen insanlar mevcut. taraf olacağım diye üstünlük belirteçleri kullanmasan, görünmek istediğin gibi halka insan belki de şu an toplumumuz bir gram bile olsa daha ileri seviyede olabilirdi. ülkenin sorunu işte bu; en tarafsız, en halktan görünen insan bile taraf oluyor. olma !

    bu arada melo içinde 1- 2 kelam edelim. askeriyiz askeri. resmen turnusol kağıdı görevi görmüştür son fenerbahçe maçından sonra. çok büyük adamsın melo çok.
  • 8907
    kavga başlığı silindiği için bizim giri de haklı olarak silinmiş;

    -kendimden alıntı-

    galatasaray'ın çıkarı için takımının el bombasını uyarma gereği duyan melo ile işini düzgün yapmayan ünlü mağdur sabri arasında cereyan eden olay.

    hamza hocanın yapması gerekeni melo yapmıştır. ucunda kupa olan, sezonun emeğinin karşılığı olan bir maçta bir galatasaraylı elbette galatasaray'ın çıkarını savunan "adam"ın yanında durmalıdır.

    -kendimden alıntı-

    kendisi de şöyle anlatmış;

    (bkz: #1728595)

    şu adam için "taraftara oynuyor", "sözleşme peşinde", "paragöz", "çirkin şeyler yapıyor", "gereksiz sert" falan gibi şeyler söylüyorsunuz ya; ya futbol oynamadınız, ya da çok fazla passat medyasına maruz kalmışsınız.

    size söyledik şu herifleri izlemeyin-okumayın, zihninizi temiz tutun, zehirlenmeyin, şuralarda paylaşmayın diye; biz dedik biz dinledik.

    yeter vallahi yeter.
    önce "temposuz" diye iftira atıldı; istatistikler daima tersini söyledi. şimdi ameliyattan dönmüş halini de zaten "temposuz" diye lekelemek akıl işi olmaz.
    sonra bir ara "az koşuyor" dendi; her zaman ilk 5'te oldu takımın en kötü olduğu dönemlerde bile. 10 km'nin altında hiç kalmadı.
    ciddiyetsiz dediler, tatillerde yatıyor dediler; adam fıtık ameliyatından 2 aya kalmadan döndü.
    asla hoca seçmedi, asla maç seçmedi, kötü oynadı ama asla eksik mücadele etmedi.
    asla kavgadan kaçmadı.
    galatasaray'ın çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yaptı; sonucunda bu işlerden anlamayan bir kısım """galatasaray taraftarından""" dahi tepki almaktan çekinmeden.

    galatasaray taraftarına oynuyor diyorlar.
    verelim 1 milyon alırsa alsın almazsa gitsin diyorlar!

    efendiler, siz bunları sahibine göre kişneyen selçuk'a burak'a falan söyleyin.
    melo, terim'le de melo'ydu, mancini'yle de melo'ydu, prandelli'yle de melo'ydu, hamza'yla da melo.
    bazıları gibi terim'le selçuk, mancini'yle boncuk, prandelli'yle gocuk, hamza'yla tekrar selçuk değil.

    melo'da değişen bir şey yok.
    ama bunun kıymetini anlamayan çok insan var ne yazık ki.
    gidip passatlara kapılıp o ağızla konuşan çok taraftar var.

    bence bi dönüp kendinizi de sorgulayın artık.
    bu işleri günübirlik yapacaksanız hiç yapmayın lütfen.
  • 3500
    6 ekim 2012 galatasaray eskişehirspor maçında 30.dakikada oyundan alınmalıydı. hatta o dakika bile fazla. resmen mustafa sarp ile aynı ayarda oynadı. abartmıyorum gerçekten aynı. geçen sene galatasaray'a kapağı atarım diye mi tam kapasite oynadı yoksa cidden sezon öncesi hazırlığı yapamadı diye mi böyle anlayamadım gitti. ama bu gidişle seneye olmayacak. bu senen tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu.
App Store'dan indirin Google Play'den alın