• 22997
    sorunun varlığını kabul etmek, çözüm üretmenin yüzde yetmiş beşidir derdi bir saygıdeğer hocam. zira çözüm üretmek için önce sorun olduğu kabul edilmelidir. sezon başından bu yana hocayı en çok eleştirenlerden biri olarak yine en çok değindiğim ve dert yandığım nokta da buydu. galatasaray taraftarının büyük bir kısmı hocadan çözüm bekliyordu ancak fatih hoca bırakın çözğm üretmeyi, uzunca süre sorun olduğunu bile kabul etmemişti, bırakın çözüm üretmeyi. hatta ve hatta şu an bile mevcut sorunların çoğu kabul görmemiş durumda hoca tarafında. hal böyle olunca takımın gelişimine dair herhangi bir potansiyel de söz konusu olmuyor. galatasaray açıldı açılacak deniyor, hayır galatasaray mevcut sorunlarının bütününü derinlemesine teşhis edip çözüm bulma amacına girmedikçe açılamayacak ve düzelemeyecek. baş sıkıntı bu.

    geçmiş başarılar konusu. profesyonel dünyada geçmiş geleceğe teminat olamaz. fatih hoca daha önce yaptı, yine yapar deniyor. ya yapabilir ayrı konu ama yapamaya da bilir. bunu kabul etmek gerek. mustafa denizli geçmişte neler neler yaptı, o budayamadığı çalıların zamanında ormanını budadı. ee galatasaray’daki son döneminde oldurabildi mi? başarılı olabildi mi? geçmişte yapmıştı, yine yapabildi mi? bir defa hepsini geçsek, insanlar yaşlanır. böyle bir gerçek vardır. daha önce köpeğimle ilgili bir örnek vermiştim. ölümünden önceki son üç dört senede hep aynı dönemde hastalanır, bir süre tökezler sonra günden güne iyileşir ve düzelirdi. son senesinde de hasta oldu, yine düzelir diye düşünürken baktım ki iyileşme süresi gecikiyor. bir süre sonra gerileme başladı. diyordum ki geçtiğimiz yıllarda toparladı yine toparlar. toparlayamadı işte hayvancağız. bu sefer yaşlanmanın da sonucu toparlayamadı. fatih hoca da, tamam geçmişte toparladı da şimdi toparlayamayabilir. hayatın gerçeği bu. ha yine söylüyorum toparlaya da bilir ama mesele o değil. geçmişte yaptığı için yine yapacak kafasını eleştiriyorum burada. yapamayabilir!

    bir başka konu eleştiri konusu. sadece basit toplumlar ve basit insanlar eleştiriden korkar. anasına sövsen gık demez de iki laf eleştirdin mi cinnet geçirir. anlamak mümkün değil. eleştiri şu hayatta en güzel şeylerden biridir. bir yayında söyledim, parasıyla yaptıramayacağın nadir şeylerdendir bu dünyada. her eleştiri aynı zamanda insanın kendini geliştirebilmesi adına bir araçtır. evet belki çok alakasız ve hakarete varan sözler de oluyor bu eleştirilerin içinde ancak bunlar bir çöplükse, tek tek ayıklayıp bir tane bile olsa o mantıklı eleştiriyi alacaksın kafana. yani bir bakıma eleştiri iyiliktir eleştirilene. ne var ki bizim toplumumuz eleştirileri küfür, eleştirenleri hain kabul etmekte. fatih hoca eleştirilemez mi? eleştirilir, eleştirilecek de. bırakın insanlar eleştirsinler. bunun kime ne zararı olabilir? adam takımın eksiklerini dile getiriyor, yapılan yanlışları söylüyor ki düzelsin, düzeltilsin. takımın düzelmesini istemeyen insan niçin gördüğü ve belli ki teknik ekibin göremediği yanlışları söylesin? niçin eşeğin aklına karpuz kabuğu getirsin? susar ki, hiçbir şeyin farkına varılmasın.

    vay efendim hocayı eleştirenler galatasaray düşmanı. yahu herkes aynı fikirde olmak zorunda mı? sen beğeniyorsundur hocanın taktiksel yönünü, başka biri beğenmiyordur. yahut öyle galatasaraylılar vardır ki fatih hocadan ezelden beri nefret ediyordur. niye olmasın? herkesin sınırları farklı. öyle insanlar tanıdım ki sırf fatih hocanın zamanında söylediği “ders almam ders veririm” sözü için bir daha yüzüne bile bakmaz insanın. bazısı elitisttir bazısı etik hassası. insanın sevdiği sevmediği yüzlerce karakter tiplemesi vardır. adam sevmiyordur ya hocayı, kanı almıyordur, bir şeylerine kızmıştır, yeterli bulmuyordur falan. galatasaraylı olmaya karar veren herkese fatih terim’i seveceksin, beğeneceksin diye sözleşme mi imzalatıyorlar? hayır. bırakalım insanlara saldırmayı artık. o galatasaray düşmanı, şu troll, bu koç’un elemanı. ve ortada sürekli sorgulanan bir kavram: galatasaraylılık...

    ne mesela galatasaraylılık kıstasları? bir yerde yazıyor mu bu kıstaslar? ne yapınca daha galatasaraylı olunuyor, ne yapmayınca daha az galatasaraylı oluyorsun? ya da neyle ölçülüyor bu galatasaraylılık denen şey? kendimden örnek vereyim, ben hocayı çok çok seven bir “galatasaraylı”yım. odamın duvarında senelerdir “hayat, neden olmasın” yazısı yazılıdır, ve hatta aynı sözün birkaç gün sonra dövmesini de yaptıracağım. hocanın vizyonunu, asiliğini, dik duruşunu yol haritası bilmiş biriyim. amaaa! başka bir galatasaraylı fatih hocayı sevmeyebilir. bir insan fatih hocayı sevmeden ya da beğenmeden de gayet galatasaraylı olabilir. ne var bunda? ben seviyorum diye herkes sevmek zorunda mı? veya adam sevmiyor diye onu galatasaray düşmanı ilan etme hakkını kendimde nasıl bulabilirim? mesela çok galatasaraylı tanıdım fatih hocayı zerre sevmeyen. batıyor ya adamlara, şampiyon da yapsa sevemiyor beğenemiyor hocayı. adamın yapısı uyuşmuyor. ne yapacaksın? ama galatasarayla yatıp galatasarayla kalkıyor. deli fanatik. şimdi bu adam galatasaraylı değil mi yani? böyle bir şey olamaz. hiç kimsenin galatasaraylılığı tek bir insana olan düşünceleri üzerinden değerlendirilemez. bu fatih terim olur, didier drogba olur, sneijder olur, hagi olur, hakan şükür olur, ünal aysal olur, faruk süren olur, olur yahu...

    ya da bir başka seçeneği ele alalım, fatih hocayı seven biri kendisini eleştiremez mi? bal gibi eleştirir. kıyamet kopuyor hoca eleştirilince, eleştiri ya bu eleştiri. neyi var bunun? kendimden biliyorum birkaç kişi sezonun ilk haftaları geride kaldığında hocanın oyun planının yanlış olduğunu ve felakete doğru gittiğimizi yazdık. harra hurra ortalık yıkıldı. o gün hocayı üç beş kişi eleştiriyordu ve bu insanların tümü galatasaray düşmanı ilan edildi. hepimiz en büyük aşkımızken bu takım, hain kabul edildik. çok değil aradan bir ay geçti şimdi taraftarın çoğu hocayı eleştiriyor. gerekçe olarak da ilk başta söylediklerimiz gösteriliyor. ya biz galatasaray düşmanıydık, ne oldu? bunu insanları ayrıştırma, haklı haksız etiketi yapıştırma amacıyla değil bilakis farklı fikirlere saldırmanın ve insanları ayrıştırmanın ne denli yanlış olduğunu göstermek adına söylüyorum. hocayı eleştirenler haindi ya? hepiniz oradaydınız deyim yerindeyse. ne oldu? şimdi galatasaray taraftarının yüzde sekseni hain. ne güzel... ha takım şahlanıp çok iyi futbol oynamaya da başlayabilirdi o da ayrı bir konu. ama böyle bir durum da o gün eleştirenlerin galatasaray düşmanı ilan edilmesini gerektirmezdi. bugün hocayı ilk başta eleştirmeyip sonradan eleştiren veya hala hiç eleştirmeyen insanların galatasaray düşmanı ilan edilemeyeceği gibi.

    ki zaten koca fatih terim’in eleştirildi diye dibe çakılacağını düşünmek de doğru bir düşünce olmayacaktır. hoca aaaaa eleştirildim aman allah’ım bana bir şeyler oluyor falan mı diyecek? tansiyonu mu fırlayacak, şekeri mi düşecek? eleştirildi diye yaptığı tüm doğruları sapıtıp takımın iplerini elinden mi kaçıracak? ne olacak yani fatih hoca eleştirilince de, eleştirmek galatasaray düşmanlığı sayılacak?

    bu arada, bu satıra kadar okuyan dostlarıma bir spoiler vereyim. o kadar eleştirdim sezon boyunca, yine bu yazıda da aynı şekilde. ama yazının sonunda hoca görevine devam etmeli diyeceğim. nedenini sonda bağlarız.

    başa dönelim. hocayı istifaya davet edebilir mi galatasaray taraftarları? yahu niye edemesin. her bir taraftarın hocayı istifaya davet etmek gibi bir seçeneği ve tercihi olabilir. taktiksel açıdan yeterli bulmuyordur, enerji düşüklüğü görmüştür, şahsi meselesi vardır, kişiliğini sevmiyordur, bir gelecek bulamıyordur, geçmişte yaptığı bir şeye takılmıştır... her şey olabilir, istifaya da davet edebilir. bu hiç kimseyi durduk yere galatasaray düşmanı yapmaz, yapmamalıdır. ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki mevcut tabloda, yapılan taktiksel hatalar da göz önüne alındığında oldukça normal bir davet olacaktır bu. aynı şekilde bir insan hocayı istifaya davet etmiyor da olabilir, olabilir yahu. bunda da bir şey yok. kenetlenin başka galatasaray yok sözü altında hocayı beğenmeyen herkes ötekileştiriliyor. hem kenetlenin diyorlar hem de ötekileştiriyorlar. kenetlenelim kenetlenelim de sen taraftarı böyle ayrıştırırsan nasıl kenetleneceğiz? bunu böyle yapmayalım, herkes düşüncesini hakarete varmadan söylesin, tek amacımız galatasaray’ın iyiliği olsun, kimse de kimseyi etiketleyip ötekileştirmesin. bak o zaman kenetlenir işte bu camia. eleştirerek de kenetlenebilirsin böyle ama öyle eleştiren tüm taraftarı sustursan da kenetlenemezsin. şampiyonluk yolunda arena’ya gidecek 50 bin kişi içinde hocayı seven sevmeyen her kesimden bireyler olacak. herkese ihtiyaç var.

    tabi bir de şu konu var, öyle bir topluma evrildik ki artık baskı insanı bir fikri benimseyip o fikirden de ne olursa olsun vazgeçmemeye itiyor. bir köşe seçeceksin kendine ve yumulacaksın. bu kadar. asla fikrini değiştiremezsin! ya niye değiştiremesin arkadaşlar? bugün yapılan bir yanlış yarın doğruya yönelebilir. atıyorum bir oyuncunun performansı bu sene yüksektir översin, ertesi sene düşer yerden yere vurursun. bir teknik direktörü geçen sene övmüşsündür, bu sene istifaya bile davet edersin. zaman değişir, şartlar değişir, performanslar değişir. tüm bunların sonunda insanın fikri, beğenisi ve ortadaki gerçeklik de değişebilir. yine kendimden bir örnek vereyim: jan olde riekerink’i başlarda çok destekledim çok övdüm. hatta başlığını da ben açmıştım adamın. teknik direktörlüğe getirildiği dönem aldığı kararlar, hayat felsefesi ve sistemiyle bir şeyler vadetmişti bana. dedim ki hah, şöyle dört beş sene başımızda kalacak, genç oyuncular yetiştirip transfer külfetini indirecek bir teknik direktör bulduk sonunda. övdüm de övdüm. bir şey vadediyordu çünkü ortadaki tablo. farklı galibiyetler alındı vesaire. sonra? haydaaaa o idealleri olan adam emir eri olmuştu üç dört ay ardından. genç oyuncu yetiştirecek diye beklerken sabrileri oynatıyordu hala. üstelik takımın sistemi de iyiye iyiye sığlaşmaya başladı bu süreçte. ee eleştirmeye başladım bu kez. olmuyordu çünkü, yürümüyordu, bir sene önceki beklentilerim karşılanmıyordu. bu sefer en sert eleştirileri getirdim. çok doğal bir şey. belki gerçekten iki sezon arasında riekerink özelinde bir değişim vardı belki de yanılmıştım. ama sonuç olarak sahip olduğum fikrim değişmişti. olabilir. belhanda’yı en çok desteklemiş kişilerden biriyim, ee bu sezon çok kötü adam. ne yapayım geçtiğimiz iki sezon adamı övdüm diye şimdi eleştirmeyecek miyim? niye eleştirmeyeyim? tabi eleştireceğim. insanların fikri değişebilir, ortadaki performanslar da değişebilir. buradan bile galatasaray taraftarını ayrıştıranlar var. aaa sen tudorcuydun, aa sen belhanda övmüştün. ee dün tudorcu bugün terimci, yarın bilmem kimci. dün belhanda övdü bugün belhanda yerdi. bunun nesi etik dışı? buradan yola çıkarak neden insanlar ötekileştiriliyor? ya bırakın herkes konuşsun yahu.

    biraz da taktiksel konulara girmek istiyorum. en çok üzüldüğüm nokta geçen sene yazdığım eksiklerin hala çözülmemiş şekliyle önümüzde duruyor oluşu. geçmiş yazılarımdan bazı noktaları birleştirerek alıntılayacağım:

    --- alıntı ---

    1) fernando ve mariano'nun düşük performansı

    herhalde kimse bu ikiliyi bu halde görmek istemezdi. hepimizin gözleri önünde, çok da kısa bir süre içinde azalarak bittiler. sezon başıydı, sakatlıktan çıkmıştı, form tutacaktı, şöyleydi böyleydi diye diye ikilinin performansına bir şekilde bahane bulundu ama kendi adıma ikisinin de galatasaray kariyerleri noktalanmıştır. bundan sonra katkı vermeyecekler mi? vereceklerdir ama götürdükleri verdiklerinden çok daha fazla olacaktır. onun için yukarıda da söylediğim gibi, yeterli süreyi tanıdıktan sonra fernando ve mariano defterini kapattım. üstelik hem performans hem ahlak bakımından. zira sezon başından beri takındıkları vurdumduymaz tavır, takım kaybederken yapılan gevşekçe hareketler, özellikle mariano'nun ''si.imden aşağı kasımpaşa'' dercesine ifadesi bardağı çoktan taşırdı. bazı şeyleri kabullenmek zor ama ister şimdi kabul edin ister sezon sonu... bu ikili bitmiş.

    ayrıca fobi mi hobi mi, bilmem neyin bilmem nesi denilen deplasman sorununu uzaklarda aramamak gerekiyor. kafayı hafif kaldırıp önümüze baktığımızda sorunun temelini görebiliriz. az sonra, ilk devrede ''iyi'' oynadığımız maçlardan olan (bkz: 6 ekim 2018 antalyaspor galatasaray maçı) maçında fernando ve mariano'nun yaptığı hataları saydığımda, kötü oynadıklarımızda neler yapmış olabileceklerini düşünürseniz, bazı şeyler daha iyi anlaşılacaktır diye de düşünüyorum.

    https://resmim.net/f/xF9y1G.png
    https://resmim.net/f/cc9hIt.png : dakika 1 - mariano adamını kaçırıyor, pozisyon yiyoruz.

    https://resmim.net/f/MCEbVI.png
    https://resmim.net/f/VZDIGH.png : dakika 13 - mariano, atmış olmak için bir pas atıyor ve topu kaybediyoruz.

    https://resmim.net/f/pudblS.png
    kapan

    https://resmim.net/f/xwDlWQ.png : dakika 16 - fernando kritik yerde top kaybediyor.

    https://resmim.net/f/kTO5oE.png
    kapan
    : dakika 30 - rakibin hücumu sırasında savunma arkamıza atılan topta, rakip oyuncunun ofsaytla alakası olmamasına rağmen mariano koşacak dermanı kalmadığından, koşmayı bırakıp yan hakeme el açıyor, ofsayt bekliyor. mariano koşmayı bıraktığı için ciddi bir tehlike yaşıyoruz. hani gevşek derler ya, tam bu pozisyonun üzerine mariano'nun suratına suratına söylenmelik...

    durun daha mariano resitali bitmedi.
    https://resmim.net/f/lAj2MA.png
    kapan

    bizim gariboğlan ne iş yapar? takımdaki herkes gayet düzgün konumlanmış ama mariano dalgın dalgın bakınıyor. durduğu yer facia. üstelik çokça seçeneği mevcut. öndeki adama markaj uygulayabilir, uygulamıyor. biraz daha sağ arkada durup çizgideki adamı kapatabilir, kapatmıyor. sağ öne gidip iki rakip oyuncunun pas bağlantısını tıkayabilir, tıkamıyor. öyle bir yerde duruyor ki toplu oyuncu kendisinin üzerinden arkadaşına pas verse net gol pozisyonu doğacak. hiç riske girmeyip kenardaki adama verse yine tehlike doğacak. ama mariano kardeşimiz bakmakla yetiniyor, yoksa kendisini hiç eleştirmeyip cümlenin sonuna da hülöğğ mü iliştirmeliydik...

    tüm bunların yanına örnek teşkil etmesi adına fernando'nun geçen sezon vs. bu sezon ortalama istatistiklerini ekleyeyim:
    https://resmim.net/f/yZK2Ev.png : 2017-2018 sezonu defansif istatistikleri
    https://resmim.net/f/Ex0f0v.png : 2018-2019 sezonu defansif istatistikleri
    https://resmim.net/f/QXHqmY.png : 2017-2018 sezonu pas istatistikleri
    https://resmim.net/f/wu0WVd.png : 2018-2019 sezonu pas istatistikleri

    2) pas hızı, hücum hızı, ağırlıklı pas alanı

    işte oynanan futbolun, göze hoş gelirliğini etkileyen en önemli unsurlardan birine geldik. takım pas trafiğini hızlı mı yapıyor yavaş mı? birim sürede rakip kaleye kaç metre yaklaşılabiliyor? ve, ağırlıklı pas alanı sahanın hangi aralığında? tüm bunlar iyi futbol, kötü futbol ayrımını sağlıyor. geçen seneye gidelim. top kendi sahamızda son yıllarda hiç olmadığı kadar az kalıyordu, nitekim daha hızlı hücuma çıkan, daha dikine giden, stoperler arası pas trafiğini asgariye çekmiş bir takım izliyorduk. temel felsefemiz de bunun üzerineydi. bir tutarlılık vardı. topu hızlı çevir, dikine git, mümkün olan en kısa sürede rakip kaleye ulaş, topu kaybettiğinde de şok baskıyla rakibini hataya zorla ve topu yeniden al. bu sezona baktığımızdaysa hem bu tutarlılığı hem de yukarıda bahsettiğim göze hoş gelirliği kaybettiğimizi görüyoruz.

    https://resmim.net/f/7mWa4i.jpg : geçtiğimiz sezon ilk yedi hafta ve iç sahada ağırlıklı pas alanımız
    https://resmim.net/f/bOS3Xv.jpg : fatih hoca döneminde ağırlıklı pas alanımız

    bu kadar geride bekleyince, yavaş top çevirince, geride gereksiz seviyede pas yapınca da rakipler üzerimize gelmekte hiçbir sakınca görmüyorlar. çünkü diyor ki rakip, bunlar o kadar yavaş ki o kadar kopuk ki, ben topu kaptırsam bile ciddi tehlike yaşamadan topu uzaklaştırabilirim. sonra da özellikle deplasman maçlarımızda, rakipler geldikçe geliyor. geldikçe geliyor. yani aslında biz gel diyoruz rakibe, püsküllü davetiye bastırıp adamlara yoluyoruz. elimizde de tepsi, gelin karşılar gibi karşılıyoruz.

    ve şimdi bir soru. geçen seneyle bu seneki özellikle iç saha maçlarımız olmak üzere genel olarak rakiplerimizi karşılaştıralım. geçen sene mi bize karşı daha çok kapanıyorlardı yoksa bu sene mi daha çok kapanıyorlar? cevap? geçen sene. neden? çünkü topu kaybettiğinde dothraki ordusu gibi saldıran, topu kazandığında da ok gibi hücuma fırlayan galatasaray'dan korkuyorlardı. biz bunlarla zaten zor baş ediyoruz bir de geride boş yakalanırsak bizi telef ederler diyorlardı. onun için de hiç yoksa kapanayım da bir puan alayım felsefesiyle başlayıp, katlanarak artan galatasaray baskısına dayanamayıp golü yiyerek bayrak sallıyorlardı. şimdi? rakibi davul zurnayla karşılamadığı kalan bir galatasaray orta sahası, hepsi birbirinden hantal ve çaylak futbolcular. bunları yakalamışken bastıralım diyorlar. onlar bastırdıkça biz hata yapıyoruz, nihayetinde golü yiyip dağılıyoruz. yani artık adamları korkutamıyoruz oyun yapımızla. mıy mıy mıy bir futbol. paslar yavaş. al gülüm ver gülüm. top mariano-ozan-serdar-nagatomo arasında dönüp duruyor, hiçbir mesafe kat edilmiyor. bu esnada rakip adım adım bizim savunmaya yaklaşıyor, ve kaptırılacak her topun kalemizde yaratacağı tehlikenin miktarı artıyor. tabi bir de süre. hiç yoktan kaybolan süre de işin cabası. yenildiğinde dahi alkışlanacak bir takım mottosunun sahibi fatih terim'e bu kötü, uyuşuk, sıradan antrenörlerin işi futbol yakışıyor mu? cevabını sizler verin.

    3) oyuncu grubuna yapılan taktiksel sunum yetersiz

    analiz raporları ve hocanın kafasındaki oyun yapısı oyunculara iyi entegre edilememiş. yaz kampının başında futbolcuları toplayıp, ''arkadaş biz önümüzdeki yıl şunu oynayacağız, biz bunları yapacağız veya yapmaya çalışacağız'' diyen olmamış. yani net bir oyunla yola çıkılmamış. parça parça taktiksel kombinasyonlar ve maç maç futbolculara iletilen analizlerle futbolcuları tatmin etmek pek mümkün değildir. deyim yerindeyse onlara büyük resmi göstermek gerekir, algılamaları ve sahaya yansıtmaları adına. ve daha da önemlisi kafanızdaki taktiği oyunculara inandırmanız lazımdır.

    luis enrique bu konuda şöyle der: ''sahadaki 11 oyuncu da taktiğinizi uygulamalı, yoksa işe yaramaz. saha içinde birlikte hareket etmeliler. i̇yi bir antrenör, oyuncularının kendi vizyonuna inanmalarını ve bu doğrultuda hareket etmelerini sağlar. bir oyuncunun bunu sırf hocası istiyor diye yapması sorun yaratır. oyuncular buna inanmalı.''

    bir hafta 4-2-3-1 bir hafta 4-4-2 bir hafta 4-3-3 oynayarak, dört günde 5-3-2'den 4-4-2'ye geçerek, ndiaye'yi bir maç 6 bir maç 8 numara oynatıp feghouli'yi bir maç kanat bir maç on numara oynatarak oyuncuları sisteme ikna edemezsiniz. bugünden yarına köklü değişiklikler yapıp, oyuncuların kafanızdaki sisteme inanmasını bekleyemezsiniz. adam gece uyuyor, sabah kalktığında mevkisi değişmiş oluyor. hop her şey sıfırdan, kafasındaki pas bağlantıları, organizasyonlar sıfırdan. ya da bir gün kenara çekip, 'bu sezon kanatlardan içe kat ederek oynamanı istiyorum' dediğiniz futbolcuya iki hafta sonra 'sana söylediğim her şeyi unut, artık çizgiden hücum edeceğiz' diyorsunuz. böyle yaparsanız oyuncu size inanmaz. inanmadığında da yeterli performansı veremez. tüm bu durumun farkında olmayan teknik direktör de maç sonları çıkar ve oyuncularının istediği futbolu oynayamadığından dert yanar. sen onları motive edemedin ki mantalitenle, sen onları inandıramadın ki kafandaki sistemle. önce tutarlı ol, mantalite kur, belli başlı kalıplarla sezona başla. on günde üç formasyon değiştirme, oyuncuların rollerine sürekli parmak atma, bir düzen oturt, sonra gel oyuncular oynamıyor de. işte o zaman her şeyi söylemek hakkındır.

    4) şut sayısı

    bundesliga’da yapılan bir araştırmada maçları kazanan takımların şut ortalamalarının 15.98, kaybeden takımların şut ortalamalarının ise 10.76 olduğu belirtiliyor. bir diğer 2014 fifa dünya kupası incelemesinde de rakibinden fazla şut çekmenin %13, kaleye isabet eden şut sayısının fazla olmasının da %48 oranında karşılaşmayı kazanmaya etki ettiği sonucuna ulaşılıyor.

    2017-2018 sezonunda maç başı şut ortalamamız 14,35. isabet oranımız da %42. bu sezonsa (2018-2019); maç başı şut ortalamamız %12,37 ve isabet oranımız %34,5. bunların yanında ortalama şut mesafemizdeyse artış var. (yine negatif) geçen sezon 17,99 metre olan istatistik bu sene 18,66. yani demek istediğim, futbolun en anlamlı bulunan iki parametresinden biri olan şut sayılarında takımımızın yaşadığı düşüş gayet net şekilde gözüküyor.

    --- alıntı ---

    yukarıdakiler 2018 sonunda yazdığım yazımdan. hangileri çözüldü sizce? hiçbiri. bir de bu sene neler söylemişim bir bakalım:

    --- alıntı ---

    1. formasyon inadı ve 4-4-2'ye geçiş
    son maçla başlayalım. galatasaray oyuna 4-1-4-1 (bir ara belhanda'nın yardımcı forvet gibi yer aldığı 4-1-3-2 kullanıldı) ile başladı. ancak ilk dakikalarda art arda gelen beşiktaş atakları sonrası orta saha direncini yakalama amacıyla lemina biraz daha nzonzi'nin yanına yaklaştırıldı. ikinci yarı ise tipik bir 4-2-3-1 formasyonu gördük sahada. bu değişiklikten sonra andone tüm etkinliğini yitirdi ve zaten oldukça kısır hücum aksiyonları durmaya yaklaştı. hal böyleyken beşiktaş'ın golü bağıra bağıra geldi ve galatasaray ancak golden sonra çift forvete geçmeyi akıl edebildi. oyuna adem büyük'ün girişiyle 4-4-2'ye dönen takım, oyunun üstülüğünü eline almayı başardı. ne var ki esas sorun kenar yönetiminin bunu baştan düşünmemesiydi.

    https://resmim.net/f/qAsJPK.jpg

    her zaman söylediğim şeylerden biri 4-4-2'nin harika bir ön alan baskı aracı oluşudur. tek forvetle dört tane savunmacıya pas hatası yaptırmaya çalışmak deveye hendek atlatmaktan zorken, çift forvetle kanatların da desteğiyle rakibin topla çıkışını bozacak bir ön alan baskısı yapmak oldukça basit. hele ki rakibinin stoperlerinde roco ve vida gibi topla ilişkisi kötü oyuncular mevcutken böyle bir formasyonu tercih etmemek akıl alır iş değil. burada fatih hocanın yapması gereken, maça önde andone ve adem ile başlayıp rakip stoperler roco-vida ikilisine yapılacak baskıyla beşiktaş savunmasını top kaybına zorlamak ve seken topları süpürüp hücum üretmekti. üstelik merkezde lemina gibi çok iyi bir delici orta saha varken, beşiktaş'ın ağır merkezinin de katkısıyla 4-4-2 harika sonuçlar doğurabilirdi.

    https://resmim.net/f/RYHHLJ.jpg

    ancak fatih terim oyuna 4-1-3-2 geçişli 4-1-4-1 gibi bir şablonla çıktığından yaklaşık 70 dakika galatasaray taraftarları sahadaki oyunu izlerken acı çekti. işin en kötü yanı ise, fatih hocanın kendisini eleştirenlere bin bir taş attığı yerde, geriye düşüp kaybedilmeye yaklaşıldığı an en çok eleştiri aldığı konulardan olan 4-4-2'ye kurtarıcı ümidiyle geçmesiydi. planının işlemediğini anladı ve kurtarırsa beni bu kurtarır diyerek 4-4-2'ye geçti. peki o zaman sormak lazım, neden başta başlamadın diye... ya da şöyle sormak lazım, beşiktaş karşısında takımın geriye düşmesi planının işlemediğini fatih hocaya gösterdi de, maç öncesine kadarki tablo hocaya planın işlediğini mi gösteriyordu? madem kötü gidişatta 4-4-2 tercih edilebilir bir seçenekti hoca için de, kötü gidişatın dibine vurulmuş bir dönemde maçın başında neden bu tercihte bulunulmadı?

    2. ryan babel'in savunma zafiyeti
    hollandalı futbolcunun yüksek becerilere sahip olduğu aşikar ancak mevcut fiziksel durumu itibariyle galatasaray gibi diriliğin ve temponun en ufak kırıntısına bile muhtaç bir takımda en azından yakın gelecekte oynatılmaması gerektiği de bir gerçek. zaten parselizasyon hataları sonucu atak dönüşlerinde sıkıntı yaşayan ve yine durağanlığıyla hücumdaki çoğalmalarda yetersiz kalan takımda babel'in üçüncü bölgede beklemesi, durağan yapısı bahsettiğim sorunların artmasına neden olmakta.

    https://resmim.net/f/20X6Cj.jpg
    https://resmim.net/f/WcMgeR.jpg

    yukarıdaki görüntüler maçın henüz birinci dakikasından. top kaybedildiğinde hemen hemen aynı hat üzerinde bulunan babel ve andone ikilisinden andone rakibini 15-20 metre kovalayıp alanını daraltırken babel olduğu yerde bekliyor. bunun sonucunda real madrid'in belki de en önemli futbolcusu toni kroos boşta kalıyor. ikinci forvet pozisyonundayken dahi geri koşulardaki zaafı ile takımını zor duruma düşüren oyuncunun bir de sol açıktayken geriye dönmediğini düşünün, etkileri korkunç düzeyde artıyor, daha önce değindiğim bek-açık-iç merkez oyuncusu arasında bir koridor oluşmasına yol açıyor.

    https://resmim.net/f/Gk1wLX.png
    yandaki pozisyon güzel bir örnek. ryan babel hücumda kaldığı için nagatomo ve belhanda alanı kapatmakta zorlandı. rakip gençlerbirliği de bir yerden sonra durumu fark edip bu koridordan ilerleme yoluna gitti. başarılı da oldular. galatasaray ise kalesinde birçok pozisyon gördü.

    3. parselizasyon hataları
    bir takım kalitesiz olabilir, bir takım taktiksel defolara da sahip olabilir ancak doğru bir parselizasyonla sorunların çoğu asgari düzeye çekilebilir. tam tersi bir takım çok kaliteli olabilir ama parselizasyon doğru uygulanmıyorsa yapılan hata, beraberinde de pek çok doğruyu ve artıyı götürür. parselizasyon futbolun temel taşıdır ve başarı getiren bir faktördür. burada bir ayrıma da değinmek gerekir, parselizasyonla formasyon aynı karşılığa denk gelen kavramlar değillerdir. parselizasyon formasyonu kapsar. formasyon tipi parselizasyonun başarısına etki eder fakat parselizasyonun doğru uygulaması formasyondan bağımsızdır. yani bir takımın 4-4-2, 5-3-2, 4-3-3, 4-2-3-1 formasyonlarından birini tercih etmesi parselizasyonu etkiler ama bu durum her bir formasyonun doğru bir parselizasyonla uygulanabileceğini değiştirmez. dönelim galatasaray'a. takımda gerek hücumda gerek savunmada ciddi düzeyde parselizasyon hataları yapılmakta. esasında gol sorunu başlığı ile ayrıca ele alacağım sorunun etkenlerinden biri de bu durum.

    https://resmim.net/f/rpY9VS.jpg
    https://resmim.net/f/VcQxtp.jpg
    https://resmim.net/f/beDTeZ.jpg

    taktiksel tutarlılık içindeki hiçbir takımın, özellikle de bir şampiyonlar ligi maçında böylesi parselizasyon hataları yapmaması gerekir. yukarıda da dediğim gibi takımın 5-3-2 formasyonunu kullanmasından bağımsız bir durumdan söz ediyorum. zira yukarıdaki pozisyonlarda bir 5-3-2 görmüyoruz. işin kötü yanı da mevzubahis pozisyonlarda herhangi bir formasyon ve bunun uygulanışını göremememiz. sanki sahada iç güdüsel konumlanan bir takım görünümünde galatasaray. maç içinde aniden devasa boşluklar verebiliyor, üstelik verdiği boşluklar oyunun ani başlama anlarında da değil. normal akış içinde verilen boşluklar bunlar.

    4. seri yalnızlığı ve oyuncunun yetersiz performansı
    üç dört hafta öncesine dönecek olursak radamel falcao, sarı kırmızı formayla çıktığı ilk iki maçta adeta sultan abdülhamid'in haliç'te çürüttüğü donanma gibi çürümüştü. öylesine yalnızdı ki hücum hattında, bazı periyotlarda adı dahi duyulmamıştı. oyuncunun etkisizliğinde en önemli faktör de galatasaray'ın hücumda çoğalamaması, tek forvet tercihi, etkin atak setlerinin olmayışıydı. seri'nin yetersiz performansını da bu bağlamda açıklayabiliriz. evet, oyuncunun iyi oynamadığı ya da başka bir deyişle beklentileri karşılamadığı kesin ancak tıpkı falcao'da olduğu üzere kabaca takımın saha parselizasyonu ve durağan futbolunun bunda bir etken olduğunu da söylemeliyiz.

    https://resmim.net/f/3VhoZ7.jpg
    https://resmim.net/f/lhmBDg.jpg
    https://resmim.net/f/pWjwt5.jpg

    halihazırda fiziki dezavantajları bulunan seri'nin beş altı rakip futbolcu içinde tek bırakılması oyuncunun tüm becerilerini sınırlandırıyor. rakipler seri'ye ani baskı yapıp ikili mücadelede topu kazanıyor, ardından da gol pozisyonları yaratıyorlar. taraftarların yıldız futbolcuya en çok sitem ettikleri konunun kaptırdığı toplar olduğunu da düşünürsek yetersiz performansın direkt muhatabı galatasaray teknik heyeti oluyor. öte yandan seri'nin desteksiz bırakılması aynı zamanda takımın oyuncunun kilit paslarından mahrum bırakılması anlamı da taşıyor.

    5. rakip ceza sahası/üçüncü bölge etkinliği
    sarı kırmızılıların yaşadığı düşüşün kayda değer bir semptomu. özellikle sorun yerine semptom kelimesini kullanıyorum çünkü takımın düşüşünü bizlere gösteren en belirgin verilerden bir tanesi. sadece bu incelemeyle dahi galatasaray'ın önünde aşması gereken uzun bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

    https://resmim.net/f/5ioTa2.png
    https://resmim.net/f/MNkbto.png
    https://resmim.net/f/BIxuTR.png
    https://resmim.net/f/tAmaHl.png

    isı haritaları üzerinden üçüncü bölge etkinliğini incelemeye devam edelim...

    https://resmim.net/f/gAHpoP.png
    https://resmim.net/f/wZnokI.png

    sırasıyla galatasaray ve fenerbahçe'nin ısı haritalarını incelediğimizde aradaki farkı net şekilde görebiliyoruz. galatasaray'daki hücum durağanlığı takımın gol üretmesinin önünde bir dev engel olarak durmakta. bunu da babel'in oyun yapısı, feghouli'nin formsuzluğu ve yukarıda bahsettiğim orta saha direncini etkileyen zaaflara bağlayabiliriz. ayrıca parselizasyon hatalarını, seri'nin desteksiz bırakılması ve tek forvetli formasyonu da düşük üçüncü bölge etkinliğine etken sayabiliriz.

    6. nagatomo'nun çizgi performansı
    günümüzde bek oyuncularının pas istasyonu ve atak aksiyonları bakımından kritik bir önemi mevcut. üst düzey takımlarda bekler ya oyun kurucu ya da üçüncü bölgeye geçişte koşularıyla alan açıcı bir rol üstlenmekte. galatasaray sol beki nagatomo'nun ise ne oyun kurucu ne de alan açıcı işlevinden söz edebiliyoruz. özellikle de baskı yediği anlarda sıklıkla geri pasa başvurup herhangi bir oyunu genişletecek pas tercih etmemesi, teknik heyetin kafasında yanlış oluşmuş pas oyunu algısı nedeniyle halihazırda zaten durağan olan yapısını daha da geriye itmekte, elde olan hücumsal potansiyelleri de harcamakta. buna paralel yukarıda da belirttiğim gibi yapmadığı koşularla ikinci ve üçüncü bölgede kısırlık oluşturuyor. yazının ileri kısmında değineceğim bir konu olan takımın muslera'ya çok fazla pas atması sorununda da nagatomo'nun kötü çizgi performansının hatırı sayılır düzeyde etken olduğunu söyleyebiliriz.

    https://resmim.net/f/Ahxdhj.jpg
    https://resmim.net/f/NxP6gh.jpg
    https://resmim.net/f/qsmFE6.jpg

    sol çizgide rakiplerinin arkasına saklanan bir sol bek görüyoruz görüntülerde. rahatlıkla yapacağı bindirmelerle rakibi genişletip hücum aksiyonuna ön ayak olabilecekken üstelik. böyle bir tabloda da topa sahip futbolcunun geriye yahut yana yönlenmesi kaçınılmaz oluyor. keza nagatomo topla buluştuğunda da fark yaratamıyor, birkaç saniye oyalanıp stoperlere pasını veriyor. örneğin sol bekte martin linnes'in oynadığını düşünelim. top lemina veya marcao'nun ayağına geldiğinde öne koşacak, koşusuyla rakip takım sağ açık ve sağ içini üstüne çekerek babel'in boşa çıkmasını sağlayacaktır. nagatomo'nun içinde yer aldığı pozisyonlardaysa rakip takımın sağ açığını nagatomo ile birebir eşlediğini ve hareketsiz nagatomo'ya ekstra önleme gerek duymadığından sağ iç ve sağ beki ile galatasaray sol açığını kilitlediğini görüyoruz.

    https://resmim.net/f/octLHE.jpg
    https://resmim.net/f/6SpcQK.jpg

    üstte yuto nagatomo'nun 2019-2020 sezonu sol bek performansları ile martin linnes'in 2018-2019 sezonu sol bek performanslarının karşılaştırmasını görüyorsunuz. istatistiklerde en çok dikkat çeken konu defansif becerileri ve istatistikleri ile fark yarattığı söylenen nagatomo'nun bu alandaki parametrelerde martin linnes'in açıkça gerisinde olması. top kapma ve top kaptırmada linnes'in önünde yer alan japon futbolcu; 20 saniye içinde şuta dönüşen rakip yarı sahada top kapma, 20 saniye içinde kendi kalesinde şuta dönüşen top kaptırma, defansif aksiyonlar ve araya girmede linnes'in gerisinde kalmış durumda. ofansif pas parametrelerinde ise linnes'in ezici üstünlüğü var. linnes nagatomo'yu şut pasında 3'e, üçüncü bölgeye paslarda 2'ye ve anahtar paslarda 4'e katlamış. yine uzun paslarda da norveçlinin maç başına 0,54'lük üstünlüğü gözüküyor. başta belirttiğim oyun kurucu rolle en ilgili parametrelerden akıllı pasta ise linnes maç başına ortalama 0,33'lük istatistik yaparken nagatomo ise sıfır çekiyor. toparlayacak olursak nagatomo'nun statik ve geri yönlü, alan açma ve oyun kurmada sıkıntılı oyunu görüntülerin dışında istatistiki verilere de yansımakta. anahtar paslardaki nagatomo aleyhine 0,14'e 0,5'lik veri de güzel bir dayanak noktası.

    7. takımın savunma yerleşimi
    son dönemde yapılan istatistiksel çalışmalarda kanat akınlarının gole dönüşme yüzdesi, merkez atakların gole dönüşme yüzdesinden daha düşük bulunuyor. bunun ışığında antrenörler savunma yerleşimi sırasında merkezi kapatma yoluna gittiler. galatasaray'da ise bu tercihi göremiyoruz. evet, takım genel istatistikler bakımından savunmada oldukça iyi görünüyor fakat rakibe verilen pozisiyon sayılarını incelediğimizde yenilen gol verisinin insanları aldattığını söyleyebiliriz. özellikle savunma hattı önündeki verilen boş alanlara hala çözüm bulunmuş değil. galatasaray'ın savunma önünde verdiği boşluklara bir önceki yazımda da değinmiştim.

    *5 ekim 2019 gençlerbirliği - galatasaray maçından
    https://resmim.net/f/M7xQRs.png
    https://resmim.net/f/IXaIUt.png

    yukarıda galatasaray'ın gençlerbirliği karşısında verdiği savunma önü boşluklarını görüyoruz. ilgili maçta gençlerbirliği bu koridorlardan çokça pozisyon yarattı ve galatasaray kenar yönetimi soruna herhangi bir hamlede bulunmadı. babel ve feghouli içeri gireceklerine çizgiye yakın konumda bekliyorlar. belhanda ve selçuk da geri dönmediğinden nzonzi alanı tek başına kapatmaya çalışıyor. özetle hem nzonzi'nin performansı düşüyor hem de rakibe bir koridor açılmış oluyor. savunma yerleşiminde bir de fenerbahçe'yi inceleyelim.

    https://resmim.net/f/VqwY2w.jpg
    https://resmim.net/f/EjckRc.jpg

    kıyas çok net. ersun yanal fenerbahçe'si savunma yerleşimini daha doğru, en azından daha modern biçimde uyguluyor. açık oyuncuları içe kadar çekilip, orta sahalar merkezi kapatıyor ve rakibin etkin pas bağlantıları kesilmiş oluyor. böylece kanatlara yönlendirilen rakip takımlar sıkıştırılıyor. fatih terim'in galatasaray'ı ise rakiplerini çizgiye değil merkeze yönlendiriyor ve çok daha fazla kalesinde pozisyon görüyor. ha şunu da belirtmek isterim ki fenerbahçe örneğini vererek sarı lacivertlilerin müthiş bir savunma kurgusu uyguladığını söylemek istemiyorum, sadece bu iki örnekle galatasaray'ın ne denli yanlış bir savunma anlayışına sahip olduğunu vurgulamak istedim.

    8. takımın hücum yerleşimi

    https://resmim.net/f/4BN8zS.png
    benim için hücum yerleşiminde en önemli iki konu alan parselizasyonu (formasyondan bağımsız kısmını yazının bir bölümünde ifade etmiştim) ile pas almaya müsait oyuncu sayısıdır. bu ikisini doğru yaptığınızda hangi formasyonla çıkarsanız çıkın, hangi sistemde oynarsanız oynayın bir şekilde üretebilirsiniz. peki galatasaray'daki tablo nasıl? bakalım...

    https://resmim.net/f/ct3DFo.png

    yandaki pozisyonda galatasaray'ın neredeyse tüm futbolcuları markaj altında. belhanda rakibinin önünde boşa çıkacağına arkada bekliyor. babel top istiyor ancak topun kendisine ulaşma ihtimali oldukça az. geri ikili marcao ve luyindama birebir kapatılmış halde, seri üç real madrid futbolcusu arasında kalmış, topu alsa da rakibe kaptırması olası.

    https://resmim.net/f/1Z6Ss4.png

    nzonzi bir metre yanda, tercih edilmesinin hiçbir elle tutulur yanı yok. nagatomo soldan bindirse tüm bu yerleşim hatalarına rağmen rakip açıkta yakalanıp pozisyona girilebilir ama nagatomo da o bindirmeyi yapmayıp rakibinin gölgesinde beklemekte. böyle bir tablodan pozisyon üretmek imkansıza yakın olduğu gibi topu kaptırıp kalede pozisyon görmek epey ihtimale sahip. galatasaray'da hiçbir oyuncu boşa kaçmıyor, daha vahimi galatasaray teknik heyeti oyuncularına boşa kaçmaları konusunda yeterli sunumu yapamıyor. pas oyunu adı altında kafalarda oluşmuş yanlış algı sonucunda futbolcularının yerlerinde bekleyerek gol atabilecekleri bir futbol ütopyası istemekteler.

    --- alıntı ---

    bunların çoğu verilere dayanan ifadeler. peki hangileri için bir gelişme görüyorsunuz? ya da şöyle sormak lazım, bunların teknik ekipçe kabul edildiğini düşünüyor musunuz? bence hayır. esas sıkıntı da bu yazının başında söylediğim gibi. ortada pek çok sorun varken yine pek çok sorun kabul dahi edilmemekte. hal böyleyken hocayı eleştirmenin nesi hainliktir?

    şimdii, gelelim son kısma. yazı arasında demiştim ki daha önce ve şu an çokça eleştirmeme rağmen hatta istifa kelimesini de kullanmama rağmen hocanın görevine devam etmesi gerekiyor. (bence tabi) neden peki? bundan iki üç hafta önce veya 6-0’lık madrid maçı öncesinde hoca istifa etse veya görevine son verilseydi hoca yine en geç iki üç yıla geri dönüp güzel bir kariyer kapanışı yapabilirdi. bu durumun olabileceğini düşünüyordum. ancak son haftalarda takım öyle bir felaketin içine düştü ki, şu an hocanın istifası veya görevine son verilmesi çok dramatik bir hikaye sonu olur. ikinci kez 6-0 yenilmiş, ligde tarihin en kötü istatistiklerini yapmış, gol dahi atamayan, şampiyonlar ligi’den gol atamadan elenme tehlikesi bulunan bir takımın teknik direktörü olarak kovulmak fatih hoca gibi egosu şahsına münhasır bir insan için çok çok çok trajik, psikolojik rahatsızlıklara kadar gidebilecek bir olay olur. hele ki ersun yanal tarafından ikinci kez geçilirse (arkadaşımız bir yorum getirmiş. birçok fenerbahçeli 2014’te ersun’un fatih hocayla olan versusu kazandığı söyler. öyledir değildir demiyorum. ama yine aynı durum söz konusu olursa bu kez kesinlikle bu algı oluşacaktır.), fenerbahçelilerin döndüreceği goygoyu düşünün. yani bütünüyle çok feci bir son olur böylesi başarılı ve ikon bir insan için bu ayrılık. onun için de, ben olsam bir süre daha beklerim. olur ya, bakarsınız bir şeyler değişiverir. ama tabi ki bu hocanın eleştirilemeyeceği anlamına da gelmez. belki doğrusu ayrılıktır bilmiyorum ancak şu şartlar altında yukarıda değindiğim acı sonun yaşanmaması adına devam edilmeli diye düşünüyorum. her şeye rağmen. ha yine söyleyeyim istifa isteyenler de haklı. o da ayrı konu bakın.

    her neyse.
    hayat, neden olmasın...