• 21385
    şu pirlo muhabbetine bir son verelim mi artık? ne dersiniz?

    olayları çarpıtmakta, mevzuyu hiç alakası olmayan yönlere çekmekte usta insanlarız. dilimizin esnekliği sayesinde bu bir hayli kolay oluyor aslında. bu yazı, fatih terim’i kötüleyen andrea pirlo’nun otobiyografisinden alıntılar yaparak ve bunu her zaman dile getirerek aklı sıra fatih terim'e çamur atmaya çalışan insanları durdurmayacak belki ancak anti-tez üretilmeyen her tez doğru kabul edilir mottosunun da işlemesine engel olmak boynumuzun borcu..

    öncelikle fatih terim’in italya’ya gidiş süreci ile başlayalım.

    milliyet arşivinde rahatlıkla bulabileceğiniz belgeler var.

    hoca ile ilgili ilk gidiş haberi 2000 yılının mart ayında çıkıyor... başlık “terim gidiyor mu?” hocanın o dönem yaşadığı büyük sıkıntıların artık bitmesini istediği bir dönem. oyuncuların maaşları ödensin, paralar zamanında yatsın, primler ile idare etmesin insanlar... sorunlar büyük. mali olarak felaket bir durum var.

    hocanın kafasında da gitmek var aslında. ama kalbi hep galatasaray'da...

    çünkü her zaman büyük düşünmüş bir adam. “adanalı” diye hor görülmeye çalışan biri belki ama o hep daha fazlasını istemiş bir vizyoner... o günde daha fazlasını istemiş ve gelen teklifleri değerlendirme kararı almış. leed maçından önce (ingiltere'deki onunla tanışmak için ariedo braida bile gelmiş)

    uefa kupası alındıktan sonra tbmm daveti sırasında galatasaray ile prensipte anlaştığını söylese de yönetim pek istekli değil. mehmet cansun bir şeyleri zorluyor ama hepsi bu... takımda bir şeyler değişecekti. faruk süren başkanlığında başarının sahiplenilmesi konusunda muazzam bir görüş ayrılığı vardı. başkan ne zaman konuşsa uefa kupasının mimarının yönetim olduğunu, fatih terim konuştuğu zaman ise başarının yönetim, teknik heyet, futbolcular ve taraftar ile geldiğinden bahsediyordu.

    ntvmsnbc adıyla o zamanlar yayın hayatını sürdüren bugünun ntv’si bir anket bile yayınladı bu konuda.. “sizce başarının mimarı kim?” sorusu soruldu...

    monako’daki uefa süper kupa finalinden sonra faruk süren’in “bu takım fatih hocadan önce de on kez şampiyon oldu. demek ki esas aktörler oyuncularmış” açıklaması geldi. fatih terim bu açıklamaya sert bir cevap verdi. vefa bilmemekle, bir teşekkürü çok görmekle suçladı faruk süren’i. 4 yıldır istenmediğini ama başarılı olunduğu için tahammül edildiğini söyledi...

    yani fatih terim’in gidişi çarşambadan belliydi.

    fiorentina imzası herkes için şaşırtıcıydı.
    ispanya ve almanya'dan çok büyük teklifler vardı ama italya o sıralar dünyanın bir numaralı ligiydi ve terim'in aklında hep orası vardı.

    valencia ile harikalar yaratan hector cuper ile anlaşamayan o günler çılgın başkanı cecchi gori bir dolu isim arasından fatih terim’i seçmişti ancak ne var ki sözleşme ocak ayında tekrar gözden geçirilecekti. ne kadar başarılı olursanız olun türk olduğunuz için sizden kimse tam olarak emin değil. bu tavır sözleşme detaylarına da yansıyor. kendinizi bir kere daha kanıtlamanız lazım..

    cecchi gori italya’da iki büyük özel kanalı sahibi olduğu gibi sinema salonları, film dağıtım firmaları olan gori ailesinin mensubuydu. babasından kalan mirasın arasında fiorentina da vardı.

    italya da dengesiz bir adam olarak kabul edilen çok sevilmeyen biriyidi.
    fatih terim ise bu tercihi ile (italya ve fiorentina) kendini bir üst seviyeye atmadan önce test etme fırsatı yakalamıştı.

    kaleciler: francesco toldo (1971), pino taglialatela (1969), gianmatteo mareggini (1967)

    defans: daniele adani (1974), aldo firicano (1967), alessandro pierini (1973), tomas repka (1974), andrea tarozzi (1973), moreno torricelli (1970), giacomo bonora (1980)

    ortasaha: amaral da silva (1973), christian amoroso (1976), mauro bressan (1971), sandro cois (1972), angelo di livio (1966), fabio rossitto (1971), manuel rui costa (1972), marco rossi (1978), domenico morfeo (1976)

    forvet: enrico chiesa (1970), predrag mijatovic (1969), abel balbo (1966), nune gomes (1976), leandro (1977), riccardo taddei (1980)

    kadroda isim olarak üst düzey oyuncular olduğu düşünülebilir ancak o günlerde ne rui costa, ne chiesa süper star olarak görülüyordu. 20 yaşındaki taddei bile roma’ya geçmeden önce buradaydı ve ne yapacağı belli değildi.

    bir sezon önce trapattoni gibi bir deha takımın başındaydı ve 7. sırada tamamlamıştı ligi. uefa kupasına gitme hakkı kazanmışlardı... kötü başlayan bir uefa kupası mücadelesi sonrası, fatih terim'in iki hedefi kalmıştı lig ve kupa..

    bu arada madem 2000’li yıllara döndük şuraya bir ilave edeyim.
    trapattoni, fiorentina’yı çalıştırırken fenerbahçe tarafından bir transfer teklifi almıştı. bir zamanların ünlü roma muhabiri sevgili reha erus o dönem hürriyet de yazıyordu. 2003 yılında yine fenerbahçe’nin gündemine gelen trapattoni ile 2000 yılında görüştüğünü anlatıp ;

    --- alıntı ---

    fiorentina'yı çalıştırırıken yine fenerbahçe'den bir teklif almış, o dönemde kendisiyle floransa'da bizzat görüşmüştüm. bana ‘‘ne işim var türkiye'de. ancak turist olarak gider, nefis memleketinizde bol bol gezerim’’ demişti.

    --- alıntı ---

    kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/...-neden-gelmez-146429

    bunu haber yapmıştı. zaten trapattoni’nin floransa’dan ayrılma sebebi italya milli takımıydı.

    bu koşullar altında başlayan ligde bir anda fatih terim ve fiorentina fırtınası başladı.
    o sezon şampiyon olan as roma’dan sonra en çok atan takım fiorentina’ydı (terim takımın başında kaldığı şubat ayına kadarki dönemde) ve görevden ayrılmadan önce olaylar çıkmadan 5. sıradaydı. ayrılırken 10. sıraya kadar gerilemişti.

    juventus ile 2-0 öne geçtiği maçta 3-3 berabere kalan, roma ile 2-2’lik skoru sindiren, milan’ı oynadıkları 3 maçta 2 kez yenen ve 1 kere berabere kalan bir takımın teknik patronuydu. pirlo’nun sözlerinden önce fiorentina’lı oyuncular ne diyor o günlerde ona bir bakmak lazım. daha doğrusu bütün spor gazetelerinde terim'in fiorentina'ya kattığı oyun yapısı konuşulup her seferinde "terim'in felsefesi" olarak adlandırılıyordu.

    o gelmeden önce yetenekli ama istenilen patlamayı yapamamış bir orta saha oyuncusu olan rui costa’ya kulak verelim ;

    haber france football dergisinden çevrildi.

    başlığı şöyle ; italya’da yıllardır yıldız statüsüne kavuşmak için bekleyen ve fatih terim’in gelişiyle fiorentina’nın ve italya’nın yıldızı olan rui costa, başarısını terim’e borçlu olduğunu söyledi. ac fiorentina’nın kaptanı manuel rui cesar costa, france football dergisi’ne verdiği demeçte bu yılki patlamasını, oyunu kendisi üzerine kuran fatih terim sayesinde yaşadığını söyledi.

    kaynak : http://arsiv.ntv.com.tr/news/62488.asp

    şehir tam anlamıyla ona tapmakta.

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/56754.asp

    terim sokağı projesi var.
    via terim yazılıyor, belediye başkanlığı bunu destekliyor öyle bir hal almış durumda. bunu sahada başarı olmadan yapamazsınız. başarı da rui costa’lara, toricelli’lere, chiesa’lara hadi aslanım diyerek yapabileceğiniz bir şey değil bu. bunun böyle olduğunu düşünen varsa en iyi tabirle gerizekalıdır...

    savunma oyuncusu moreno torricelli'yi dinleyelim ;

    la nazione gazetesine demeç veren fiorentina’nın defanstaki tecrübeli oyuncusu moreno torricelli, “terim, kulübede çok fazla karizmatik biri. sana güven veriyor ve bu yüzden bana gerçekten giovanni trapattoni’yi hatırlatıyor” dedi. “ne olursa olsun, her zaman terim’in felsefesine inandım” diyen torricelli, takımda radikal bir değişiklik olduğundan ilk zamanlarda zorlandıklarını, ama şimdi “yeni elbiselerine” tam olarak oturduklarını kaydetti.

    torricelli, türk teknik adamın soyunma odasında futbolcularla olan ilişkisiyle ilgili bir soruya ise “bir takımı yönetebilmek için tuttuğunu koparan biri olmak gerekiyor. gerekli durumlarda bir teknik direktörün sesini yükseltmesi normal. terim, iyi şeyler olduğu zaman da sana teşekkür ediyor. terim, sadece büyümeyi isteyen bir grup yarattı” yanıtını verdi.

    kaynak : http://arsiv.ntv.com.tr/news/52000.asp

    bakın bunlar benim sözlerim değil.
    italyan gazetelerinden yapılan çeviri haberleri. milliyet arşiv, ntvmsnbc arşiv.. her yerde var..

    italyada o günlerde fiorentina demek batistuta demek.
    onun ayrılışı, trapattoni’nin gidişi derken kimse fiorentina’dan bir şey beklemiyor. taraftar mutsuz... gori denen mahluka karşı sinirli.. o sırada, o keşmekeşin ortasına geliyorsun. takımın en büyük ismi gitmiş, rui costa, chiesa gibi oyuncular öz güveni yerlerde. toldo tartışmalı bir isim haline gelmiş. italyan efsanesi trapattoni bile elinde batistuta varken 7. yapabildiği bir takımı devralmışsın. italyanca öğreniyorsun donetella isimli bir hanımefendiden. günde 5 saat italyanca çalışıyorsun azime bakar mısın??? bugün ingilizce bilmeyen teknik direktörler var ve kimsenin umurunda değil.

    neyse işte binbir türlü sorun ile uğraşırken sen bu takımı 3.’lüğe kadar çıkarıyorsun.
    o sırada başkan salak salak hareketler yapıyor. takım içinde terim gidecek mi? kalacak mı? tartışmaları var... motivasyon düşüyor, oyun hızı yavaşlıyor. takım 8. bitiriyor. mancini ile... terim gidince yerin mancini geliyor.

    işte düşünün belki normal bir ortam olsa fiorentina ile şampiyon olabilirdi hoca. o sezon olmasa bir dahaki sezon olabilirdi. olamadı en kötü şampiyonlar ligi yapabilirdi.. milan da o zamanlar geliyor kapısına... çünkü oynattığı oyun modern bir sacchi göndermesi. ben demiyorum bunu italyan basını söylüyor modern, agresif bir futbol vaat ettiğinden bahsediyorlar birazdan geleceğim o konuya... berlusconi de onu istiyor... daha önce leeds united ile oynanacak maç öncesi ariedo braida (o zamanlar sportif direktör milan da) tanışmak için geldiğinden bahsetmiştim. transfer konuşmuyorlar sadece tanışıp, birbirlerini tanıyorlar. yani milan’ın gözü onda.. açık açık karakterini merak ediyorlar. berlusconi çok zengin bir adam 7 milyar dolar serveti var. yıllar sonra sarri'yi sırf solcu diye takımın başına getirmiyor. zaten sonra sattı milan'ı. yani karakter önemli..

    diğer tarafta juventus’un başında olan carlo ancelotti var. eleme usülü maçların bence bir numarası. lig düzeyinde sadece 2 şampiyonluk kazanmış olması bunun göstergesi. eski bir milan oyuncusu ve milan’a geri gelmek istiyor. maldini onunla çalışmayı istiyor. sürekli arıyor ancelotti'yi... o günlerde maldini ile terim arasında 3’lü-4’lü tartışması var. maldini 4’lü oynamak istiyor, terim ise 3’lüye geçmek...

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/88228.asp bu haber daha fatih hoca milan'ın başına geçmeden çıkan bir haber... hani pirlo'cular çok biliyor ya. ancelotti, juventus'tan ayrılacağı net değil. belki öyle olsa milan hiç girmeyecek o topa... lippi gelince ancelotti boşa çıkıyor. milan gelir diye de kimse ile anlaşmıyor. o sırada parma'nın durumu da iyi değil. terim milan'da iken ancelotti parma'ya imza atmak üzere iken milan ona teklif yapıyor. yani olaylar karışık..

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/117219.asp

    http://arsiv.ntv.com.tr/news/117329.asp bu da italyan basınının duruma bakışı.. 12 haziran'dan beri beklenen senaryo gerçekleşiyor. yani hoca daha milan'ın başına geçmeden ilk hatasında aileden bireyler devam edilecek... bu belli.

    yukarıdaki iddiaya geleyim.
    fatih terim'in gönderilmesinin ardından zaten en başından beri olması için uğraşılan senaryo gerçekleşti ver terim'in yerin ancelotti geldi.

    --- alıntı ---

    sık sık maldini ile konuşuyordu. inzaghi de aklına estiğinde ancelotti'ye ‘‘alo’’ deyip takımdaki dedikoduları veriyordu.

    --- alıntı ---

    http://www.hurriyet.com.tr/korkunc-komplo-35681

    inzaghi, juventus'tan gelmişti ve orada ancelotti ile çalışmıştı. sonuncunda istenen gerçekleşti ve milan oyuncuların baskısına daha fazla dayanamadı. aslında her şey daha sonra gattuso’nun da dediği gibi “diğer takımlarda tek adam olmaya alışmıştı” cümlesinde saklı her şey. fatih terim her şeyin kontrolünü elinde tutmak isteyen bir teknik direktör. galatasaray’dan ayrılma nedenlerinden biri de budur.

    fatih terim, faruk süren’den transfer yetkisini mali konularda söz sahibi olmayı da istemişti.

    birazda fatih terim’i galatasaray’dan koparan sürece değinelim;

    hakan şükür, uefa finali sonrası yönetimin fatih terim’i tebrik ettiğini ama herhangi bir teklifte bulunmadığını açıklamıştı. süper kupa finali sonrası yukarıda bahsettiğim “terim’sizde 10 şampiyonluk yaşadı bu kulüp” sözleri üzerinden devam etmek gerekir. fatih terim bu ülkeden ayrılırken bir yönetici bile 4 yılın hatırına uğurlamaya gelmemişti onu. galatasaray’ı terk etmekle suçlanır kimi zaman ki bende buna yaptı zamanında ama onun gibi birinin kalması içinde gerekenlerin yapılması şarttır.

    tabi faruk süren bunları söylerken takımın başındaki lucescu ;

    “bu takım terim’in mirasıdır” diyerek süper kupa zaferini ona adamıştı.

    --- alıntı ---

    fatih hocanın kopenhag'da arsenal'i yenip uefa kupası'nı aldığı zaman, sadece 1 ay sonra monaco'da süper kupa'yı oynamasına izin vermediler. fatih hoca ayrılmadı. ayrılmak zorunda bırakıldı. türkiye'de başarısızların gönderilmesine alıştık biz ama 4 sene üst üste takımı şampiyon yapan, 4 sene üst üste şampiyonlar ligi'nde başarılar yaşayıp sonunda uefa kupası zaferi yaşayan bir teknik adamın ve bir başkanın, faruk süren dahil, temizlenmesi örneğini türk spor tarihinde bulamazsın ama ne yazık ki galatasaray'ı o günden beri yöneten bir derin galatasaray var.

    --- alıntı ---

    hıncal uluç’tan bir alıntı. o günlerde tüm başarılarına rağmen yalnız bırakılan bir adam..

    son olarak ;

    31 mayıs 2000 tarihinden bir haber... hocanın gidişi sonrası fiorentina imzası için italya'da çıkmış bir haber aslında bu...

    la gazzetta dello sport “; fiorentina terim'’in” başlığıyla verdiği haberde, “g.saray’ın sanatkârı fiorentina’da. hakan şükür ve ümit davala da gelebilir” denildi. gazetede, uefa kupası’nı kazanan g.saray’ın mimarı olarak gösterilen terim için “agresif, modern, izleyiciyi büyüleyen futbol anlayışı ile fiorentina başkanı vittorio gori’'yi ikna etmeyi başardı” denildi.

    buraya birde tabi ki predrag mijatovic‘i eklemem lazım.
    kendisi terim geldiği andan itibaren kulübeye hapsoldu. ve onun hakkında söylediği şu söz aslında terim’in teknik ve taktik açıdan nasıl o dönemin çok üzerinde olduğunu anlatır.

    "toplu hücum ve toplu savunma gibi saçma sapan bir oyun anlayışı var" ...

    bugün dünya üzerindeki her takım, oyunu toplu halde oynamaya çalışır. savunma yapmak için 11 kişi topun arkasına geçer. o günlerde ise hücumcular hücum, savunmacılar savunma yapsın düşüncesi hakimdi. yıllar sonra onun saha içinde kullandığı kontra pres dünya üzerindeki hakimiyetini ilan edecekti ama sorarsan taktik teknik bilmez... gazla çalışır...

    bu ülke bu yüzden bir yere varamıyor işte.
    ötekileştiği için kimsenin hakkını kimseye teslim etmiyor...