• 896
    yeniden dizayn edilmeye başlanmış durumda.

    bu yeninden dizayn çalışması, altyapısal reformlara, avrupanın ve dünyanın en iyi takımlarından biri olmaya yönelik değil.
    tamamen kulüpleri, dernek statüsünden çıkarıp üçüncü şahısların kontrolüne vermek üzerine bir yapının oluşturulması amaçlanıyor. yani en büyük amaç önünde sonunda kulüpleri üçüncü şahıslara satmak.

    bugün fransa ligindeki bir takımın psg ile yarışmasının bir yolu yok. lyon'un afrikanın tüm nimetlerini sömürdüğü o döneme geri dönebilse belki psg'nin yolunu tıkar ancak uzun vadede psg fransa ligini izlenebilir bir lig olmaktan çıkaracaktır. bugün orada da konuşulan konulardan biri bu. paranın satın alabileceği şeyler var ve paraya fazlasıyla ihtiyaç duyulan bir alan artık futbol.

    15 yıl içersinde alman futbolunun altyapıya harcadığı para 1 milyar avro'nun üzerinde. para önemli... ama parayı nereye harcadığınız daha önemli.

    fransa futbol federasyonu, kulüpler bazında nasıl bir düzenin işlediği konusunda çok umursamaz bir tavır sergileyebilir. ligin kalitesinin onlar için bir önemi yok. zira 1998 öncesi kurulan akademiler sayesinde gelen 98 dünya kupası üzerine tüm ülkedeki profesyonel takımların akademisi var ve buralarda yetişen oyuncular kafalarına göre değil, federasyonun belirlediği sistem üzerine yetişiyorlar. yani sen en üst kademede 4-4-2 oynarken (milli takım bazında) alt kademede 4-3-3 oynayamıyorsun. alt yapı eğitimi fransa milli takımı standartlarına uygun veriliyor. bu yüzden gelen teknik direktörün işi kolay. akademinin sistemini devam ettirip üzerine bir kaç şey eklediğinde dünya kupasını kazanabilecek bir takıma sahip olabiliyorsun.

    fransa bu yapıyı kurarken, eğitimcilerin maaşlarını bir dönem federasyon ödemiş.
    sonra başarı geldikçe kulüpler bunun bir zorunluluk olduğunu anlamış ve clairefontaine benzeri akademileri kurmaya karar vermişler. sonrasını anlatmama gerek yok... bu konuda federasyon söz sahibi olduğu için kimin şampiyon olduğu kaç fransız oyuncunun sahada olduğu ile ilgilenmiyor. çarkı dönüyor ve makine işliyor.

    ancak bizde durum farklı.
    bizim futbolumuz almanya futbolu ile benzerlik gösterdiği gibi, temelini de alman futbolundan aldı. yugoslav ekolü iflas etmeye başladığında başvurulan bir ekoldü alman futbolu. özellikle 1974'den sonra almaya'nın neredeyse yenilmez bir takım olarak görülmesi 1990 yılına kadar kazandıkları, finaller derken örnek alınacak bir ekol olarak öylece duruyordu karşımızda.

    ne yazık ki ekol ithalatı yaparken, zaman içinde kendi ekolümüz ortaya koyamadık.
    aslında böyle bir ekole ulaşmıştık malum 2000 yılında. ancak iç çekişmeler, kıskançlıklar, yönetimlerin başarıyı sahiplenmesi gibi sebeplerden dolayı o oyunu ekole dönüştüremedik. 2000'de 4-4-2 ile kazanılanların ortadayken biz avrupa şampiyonasına 3'lü savunma ile gittik. 2000 avrupa şampiyonasında 3'lü oynayan iki takımdan (diğeri almanya) biriydik. yine 4-4-2 ile kazanılan başarılara rağmen, o oyunu kanıksamış jenerasyon ile katıldığımız 2002 dünya kupasında yine çift forvet oynamadık. hatta çok eleştirildi şenol güneş bu yüzden...

    bu sebeplerden dolayı kulüpler, milli takımdan önemli durumda.
    almanya, fransa, hollanda gibi ülkelerde durum tersi.
    oyuncu yetiştirme işini kulüplere bırakmıyorlar. daha doğrusu tek yetkili kulüpler değil. federasyon bu işin içinde. çünkü kulüpler bazında ne kazanılırsa kazanılsın, önemli olan şey milli takım.

    italya, ispanya ve ingiltere gibi ülkelerde ise kulüpler milli takımın önünde. ispanya'da 92 olimpiyatlarından sonra başlayan spor reform paketi ile yetişen sporcuların (basketbol, futbol, tenis gibi) başarıları ile avrupa'da söz sahibiydi. ardından yine eski düzene dönüldü... ingiltere ise hala dünyanın en iyi ligine sahip olmanın peşinde. oradaki tartışmalarda uzayıp gidiyor. ferdinand gibi oyuncular yabancı sınırını savunuyor. kulüpler ise başarılı olmak için en iyi oyunculara sahip olmaları gerektiğinde hem fikir.

    italya'da ise 2006 dünya kupası jenerasyonunun son temsilcileri futbolunun son demlerindeler.
    arkasından gelen jenerasyon sıkıntılı. atalanta altyapısı dışında gözle görülür bir yapı yok. 2004 u21 şampiyonluğundan beri bir başarısı yok. iki kez ikincilik alması dışında. 2004'deki kadroda, chiellini, barzagli, de rossi, aquiliani, cassano gibi yıldızlar vardı.

    federasyonun, altyapıyı takımlara bıraktığında neler olduğunu anlamanız açısından önemli örnekler bunlar.

    tüm bunların ışığında federasyonun şu anki mantalitesi altyapıya karışmadan, kazanabildiği kadar çok para kazanmak ve bunu altyapıya değil de başka şeylere aktarmak. italya, ispanya ve ingiltere gibi olma çabasındayız. milli takımı umursamıyor, kulüp takımlarını onun önüne koyuyoruz.. ancak 1996 öncesi fatih terim'in başlattığı sepp piontek ile ortaklaşa çalışılan dönemde tüm ülkeyi gezerek, kayıtlı tüm oyunculara bakılarak ortaya çıkartılan tablonun başarısı 2004'e kadar süren başarıları da beraberinde getirdi. federasyonun altyapıyı kontrol etmeye başladığı yıllardır bu yıllar.

    96 avrupa, 2000 avrupa, 2002 dünya kupasına gittik.
    98'i kaçırdık ama 2004'de çek bir letonya dedik ve elendik. 2006'ya gidemedik 2008'de yarı final oynadık.
    12 yılda düzenlenen 7 farklı turnuvanın 4'üne katıldık (bir çeyrek, iki yarı final yaptık). iki tanesini kıl payı kaçırdık... sonrasında 5 farklı turnuvanın sadece birine katıldık o da son anda... en iyi üçüncü olarak.

    o günlerde yani 96 öncesi altyapının önemi gün gibi gözüküyorken, o altyapıdan yetişen oyuncular bir takımın çatısı altında toplanıp, kulüpler bazında futbolda ülkenin en büyük başarısını elde etmişken bu düzene devam etmeyi değilde paranın hakimiyetini kabul edildiği an kaybettik biz aslında.

    paranın hüküm sürdüğü topraklarda paranın kölesi olmak kadar normal bir şey yok.
    bugün futbolumuzda paranın kölesi. bu yüzden yeniden dizayn edilirken altyapısal bir reform yerine kulüplerin büyük sermaye gruplarına satılmasını istemek bana son derece normal geliyor. başırının çalışmakla değil, para ile satın alındığına inanmak kısa vadeli planların ülkesi olan ülkemiz için kanıksanmış bir şey.

    bugün yapılan dizayn çalışmasının ilk halkası başakşehir kulübü.
    kupa ile bitirebilirlerse bu sezonu satılmasıyla birlikte başlayacak süreç, futbolun yeninden dizaynın arka planını bizlere gösterecek. o gün sadece başakşehir'in satılıp para kazanmak üzerine bir kurgunun işlemediğini, ülkedeki en büyük toplumsal güç olan futbol taraftarlığı müessesini kontrol edilecek noktaya gelmesine dönüşecek ve bir boban tekmesi ile her şeyin allak bullak olmasının önüne geçilecektir.

    kontrol edilmeye çalışılan bu kitle ile ilgili planlar mayıs 2013 tarihinden beri rafta ve bazı düzenlemelerin yapılmasından sonra rafta uygulamaya sokulacakların arasında en önde...

    şu an galatasaray kulübüne yapılan basit bir intikam operasyonu değil.
    bilakis 4 sezondur adım adım işlenen, bazı öncelik sıralarının ve sözlerin yerine getirilmesinden sonra geçen sezondan itibaren başlanan dizayn çalışmasının gerçekleşiyor oluşudur. bu dizayn çalışmasının önündeki en büyük engeli ortadan kaldırmak için gereken ne varsa yapacaklardır ki ocak ayına kadar aradaki farkın bir hayli açılması şart.

    keşke bu dizayn işi altyapısal bir reform paketi olsaydı.

    yaşananların türk futbolunu yeninden dizayn etme çalışması olduğunu unutmamak lazım.
    taraftarsız kulüplerin, büyük sermaye grupları tarafından alınması her zaman geri dönüşü olmayan bir paranın harcanması demektir. geri dönüşü olmayan paraların harcanması paravan yapılara işaret eder. başakşehir'in satılması arkasında bırakacağı onlarca sorunun yanında, diğer kulüplerin satışının önünü açacak. çünkü, psg gibi ligi domine etmesine izin verilirse ortaya çıkacak tablo, bugünlerdeki yapılmaya çalışan şeyin başarıya kavuşması olarak sonuçlanacaktır.