• 19855
    öncelikle biz tam olarak neyiz?
    neyi doğru, neyi yanlış yapıyoruz, onun bir analizini çıkarmak gerekiyordu onu doğru yapmamışız.
    şu anda görünen o. ayrıca taraftarlar olarak uçmaktan vazgeçmek gerek. biz orta sıra ingiliz takımı bile değiliz. tarihimiz koyar geçer belki ama gerçekler başka.

    biz, yıldız adaylarından birine 100 bin sterlin haftalık verip, bonservisine peşin 30 milyon euro sayamayız. kiralama işine giriyorsanda, kulübün oyuncuyu geliştirip geliştirmeyeceğine inanman gerekiyor. talisca gibi "satmak için vitrin yapsın" diye gönderilen oyuncular sana bir şey kazandırmaz. henry gibi oyuncular kazandırır. bu tip oyuncuları almakta kolay değil. hele orta saha ise. scouting filan onları geçiyorum. bizim ülkede anlaşılacak bir şey değil çünkü tam olarak.

    sen bir yerde bir isim paylaşırsın, o adam alt liglerden birine gidince "beceriksiz" diye mesaj atanlar olur. yaşıyoruz bunları... onlara göre 10-15 milyonluk oyunculara gitmek gerek. lemina gibi...

    komple, hedefleri, düşünceleri, kafaları değiştirmek gerek.
    etimiz budumuz neyse ona göre davranmak gerek. bundan 15-20 sene önce şampiyonlar ligini almak zordu. ama bugün imkansız. o hayal ne kadar güzel olsada gerçekçi değil. dedim ya gerçekçi olmak lazım. isim değil, sistemin çalışması lazım. peki bizde sistem ne durumda? hazırlık maçlarında gördük ki sistem işlemiyor.

    geçen sezon, attığımız golerin 56'sını akan oyunda, 9 adetini ise set hücumundan bulmuşuz.
    yani, pres yaparak kazandığımız toplarla veya rakibin hücum ederken kaptırdığı toplarla yaptığımız atakların bir çoğunu gole çevirmişiz.

    bunu şuradan da anlayabiliriz, iki kanat oyuncumuz rodrigues ve feghouli 19 asist yapmış toplamda.
    topu kazanıp, kanat oyuncularımıza aktarıp, kişisel becerileri ile gol aramışız, set hücumu yapmak yerine. set hücumu işi çok önemlidir bu yüzden ona sonra geleceğimi. ceza sahası içinde en çok topla buluşan isim gomis. en çok ceza sahasında gol atan takım fenerbahçe. en çok golüde onlar attı.

    kontra atak yaparak -yani, topu kazanıp rakibi hazırlıksız yakalayarak attığımız gol sayısı sadece 3.
    bu sayılar türkiye ligine ait. neden kontra atak bulamıyoruz, bu denli akan oyunda gol bulurken? çünkü türkiye'de 3 büyükler ile oynuyorsan kanat beklerini çok çıkarmazsın. savunmada daima 4 kişi hatta defansif orta saha ile 5 kişi beklersin. o zaman kazandığın top ile dikine hücum ettiğinde kontra atak golü bulmaz, akan oyunda gol bulursun. aynı bokun laciverti kısaca. sayıca savunma hattında fazla olmanın gol yemeyi engelleyeceğini düşünen mal beyanından başka bir şey değil bu düşünce.

    akan oyunda bu kadar çok gol bulmanın sebebi nedir peki?
    bel-han-da.... keşke şunu büyük harflerle yazabilseydim.

    sen, set hücumu yapamıyorsun ya (istatistiklerde apaçık ortada) set hücumu yapmadan gol bulmanı sağlayan adam belhanda. 2.7 kilit pas atıyor adam. seni gollük pozisyona sokuyor. atarsın atamazsın o sana kalmış. 0.6 asistin asisti (bu deyimle dalga geçen birini görürsen ilber ortaylı'ya havale et gerekeni o söyler) yapıyor. serbest 8 oynayan herkesin dikkat çekici istatistiğidir bu. 8 numaranın iş yaptığını buradan anlarsın. ya sevgili romalılar, futbol oyunu değişti artık. iniesta, xavi bu ön asist olayının kralını yaptılar vakti zamanında. guardialo, silva ve kevin abiye yaptırıyor şu anda. edin visca 5 ön asist yapmış. ön asist bir gerçek. sen kabul et ya da etme.. bu bir şeyi değiştirmeyecek. 10 numaralı sistemlerin yok olduğu günümüz futbol dünyasında serbest 8'li sistemler peyda olurken sen çıkar dersin "ön asist ne ya eki eki" diye. kilit pas, ön asist, asist bu 8 numaraların iyi mi? kötü mü? olduğunu anlatır adama. sen anlamak istemiyorsan yapılacak bir şey yok tabi. işi basite indirgeyip "şut atmasını istiyorum, kaşının altında göz olsun istiyorum" diye zırvalarsın onda sorun yok...

    çok ama çok eleştirdiğimiz ancak ilk sezonunda "bu ne ya?" diye iyi anlamda delirdiğimiz selçuk inan, yanlış hatırlamıyorsam, ilk sezonunda invisible asist (asistin asisti) 1,0 ortalama ile oynuyordu. (araştıramadım emin olmak için, yanlış bir şey yazmışsam bir mesaj uzaklıktayım.) dahası belhanda en çok dripling yapan adamlarından. bunun anlamı seni ileriye taşıyor. nasıl oluyor bu? belhanda topla beraber hareket etmek zorunda kalıyorda ondan.

    neden zorunda kalıyor?
    çünkü senin ön taraftaki oyuncularının defans arkasına koşu yapmak birinci önceliği değil (yapmıyor demiyorum bakın, önceliği değil diyorum) ikisi de topu ayağına istiyor. forvetinde keza öyle. hareket etmeyen (buna da açıklık getirmek lazım. hareketli demek koşan değil, rakibi farklı yerlere sürükleyen koşular yapan demek. hani japonya vs belçika maçında -dünya kupası maçı lütfen tarihini yazdırmayın bana- lukaku'nun koşusu gibi hareketli olmaktan bahsediyorum) bir hücum üçlün olunca, beklerinin ileri çıkması için topu ileride tutmaya çalışıyorsun. bunun iki yolu var. sırt dönük forvet veya başka bir 8 numara.

    bunu n'diaye varken birlikte yapıyorlardı ama o gidince bu konuda yalnız kaldı.
    bu yükü hiç bir takımda kimse tek başına çekmez. modric varken real bile çekmiyor. kross oynuyor yanında, rakitic oynuyor milli takımda. sen ise donk ile fernando gibi iki defansif orta saha ile oynayıp, hücum anlamında her şeyi bu adamın üzerine yüklüyorsun, sonra "neden top kaybediyor? neden şut çekmiyor?" diye sızlanıyorsun. he bu arada gelsin diye adına şiirler yazılan n'diaye maç başına 1.7 top kaybı yaptı 17 maçta. tüm sezona yayılsaydı ne olurdu onu hiç bir zaman bilemeyeceğiz ama 0,3 fazla top kaybeden belanda "top kaybetmesin gol yiyoruz" diye eleştiriliyor. yahu, adamdan başka hücumda pas istasyonun yok nasıl olacak o iş. birde bekler çıksın diye adam topla dripling yapıyor....

    neyse şut diyorduk değil mi? onuda vereyim, gomis 3.9, rodrigues 2.2, feghouli 1,8 ve belhanda 1,3. (tolga'yı saymıyorum 13 maç oynamış birini 30 maç oynamış oyuncularla kıyaslamamak lazım). takımın en çok şut çeken dördüncü oyuncusu. daha fazla çekmeli mi? evet, elbette. ancak sanki hiç çekmiyormuş gibi bir algı doğru değil.

    rakip sahada pas yapan oyuncular arasında en yüksek yüzde belhanda'da. kendi sahasında top çeviren stoperler ile ya da defansif orta saha oyuncuları ile kıyaslamayın. eğer o yüzdelere bakılacak olursa selçuk yüzde 85 ile pas yapmış.. neden bu kadar çok belhanda dedim, oyunun yükü bu oyuncu üzerinde ve sen onun yükünü hafifletecek tek bir hamlede bulunmadın. bir 8 numara almadın. ya da emre akbaba gibi belhanda'nın biraz daha hücum gücü yüksek versiyonunu katmadın (bu arada emre yüzde 76 ile pas isabeti sağlıyor. belhanda yüzde 80...) takıma.

    oyunu yine akan oyunda gol bulma üzerine kurdun ve set hücumu çalışmadın.
    görünen o. izlediğimiz anladığımız bu. akhisar maçında da farklı bir şey olmayacaktır.. yani oyunumuz bu. kötü bir liverpool kopyası. geçen senede benzer bir oyun vardı tudor ile. pres yap, topu kazan, kanatlara at, gomis bitirsin.

    beşiktaş, başakşehir deplasmanlarında gördüğümüz gibi bu oyun sökmedi.
    çünkü, topu kazandığın an belhanda'ya baskı geldi (fenerbahçe'de bunu çok güzel yaptı).. belhanda trabzonspor maçında yoktu, kaleye gidemedi takım. şimdi, tekrar etmekte fayda görüyorum. belhanda'ya bu kadar bağımlı olursa bir takım, oyununu değiştirmiyor, onun yükünü alıp, dağıtmıyorsa geçen sezon yaşadığı sorunları yaşamaya devam edecek demektir.

    bu yüzden bu kadar belhanda verisi verip olayı takım üzerinden anlatmaya çalışıyorum.
    bu yüzden herkes tarafından kımıl zararlısı gibi görünsede aslında takımın merkez çarkı olduğunu anlatamaya çalışıyorum. sadece hücumda değil... serdar aziz kadar top çalan bir hücum oyuncusu o.

    galatasaray taraftarının bir çocuğu net sonuçlar görmek istiyor.
    vurucak, atacak, hoplatıcak, zıplatacak... ama oyun eskisi gibi değil. bırak hagi zamanını, 2014-15'teki gibi bile değil. sneijder örneği önümüzde. nice'de bile yapamadı. yapamazsın... oyun hareketli. artık, klasik forvetlerin, 10 numaraların devri değil bu. 10 numaradan, kanat forvetlerinden devşirilen forvetlerin devri artık. uruguay örneği önünüzde kol gibi duruyor. iki tane şahane forvet ama orta saha yok. topu ileri taşıyacak adam yok. kısır bir oyun..

    aynı durum polonya içinde geçerli.
    ilk elenen onlar oldu. orta sahan yoksa bir hiçsin. şimdi dönüyorum tekrar bize.
    yukarıda tüm yazılanlardan belhanda'yı övdüğüm, bazı arkadaşların dediği gibi ne yaptığını göremedikleri şeyleri anlattığımı iddia etmiyorum. sizin anlamadığınız şey şu... bu şeyleri yazınca belhanda'yı övmüyorum aksine takımı eleştiriyorum.

    tüm hücum yükünü neredeyse 6 ay boyunca aynı oyuncunun üzerine yükleyip, rotasyona dahil etmeden sonuç almayı bekliyorsanız, kusura bakmayın boş yapıyorsunuz demektir. bunu anlatıyor aslında belhanda'nın durumu. ne yaparsanız yapın, şu anda onsuz bir hücum planı konuşamazsınız. satarsanız 2 tane 8 almanız gerekiyor. arkasında bekleyen selçuk olunca daha zor oluyor bu işler. ama akhisar gibi, topu kanat beklerinin kanat forvetlerine atacağı uzun toplar ile gol bulmak üzerine bir sistem kuracaksanız kapatalım dükkanı gidelim.

    bizim sistemimiz şu an için yanlış. ne yazık ki yanlış.
    bu oyuncu grubuna göre değil demiyorum.. komple yanlış diyorum. topu bilerek kaybederek hücum edeceksek kanar bu gözlerimiz.

    önceliğimiz kesinlike bir 8 numara olmalı.
    rotasyon için değil, hücum işini sadece belhanda üzerinden çevirmemek için. tudor'da belhanda ve fernando baskı yediğinde mariano ile oyun kuruyordu. o sakatlanınca zaten her şey allak bullak olmuştu. deplasmanda 69.2 kere topla buluşuyorsa belhanda, o takımın sorunu bu oyuncuya bağımlı olmaktan başka bir şey değildir.

    şu andan itibaren, maaşına, yaşına, boyuna posuna bakmadan pas yapan bir 8 numara (yeri geldiğinde 6 gibide oynayabilen), bir hareketli forvet ve stoper almak (almak derken kiralamak) gerek... forvet almak gerekli ama oraya sinan'ı monte ederek bir false nine oynayabiliriz. o sonraki iş. önceliğimiz bu değil ama bu seçenekte elde var. öne yapılacak takviye her ne kadar önemli gibi dursada asıl mevzu 8 numara.

    30 günde kim gelir? gelecek oyuncu ligin ilk 3-4 maçını kaçırınca ne katacak bize onu tam olarak bilmiyorum.
    bilen mutlaka açıklar. bildiğim tek şey, oyun yükünü farklı oyuncuların üzerine dağıtmazsak, deplasman sorunumuz devam edecektir. özellikle gomis elimizde iken.

    bir de sistemlerin olduğu yerde isimler sadece isimdir.
    fatih terim gelmeden önce (1996'da) suat, okan, hakan ünsal, ergün satış listesindeydi. sistem içinde efsaneleştiler. sistemi doğru kurmadığımız sürece aldığımız oyuncunun isminin bir önemi kalmayacak. ne kadar iyi bir oyuncu olursa olsun bir şeyleri değiştiremeyecek. özellikle set hücumu fakiri bir takımda.

    belhanda için çok top kaybediyor diyenler sıkı dursun.
    takıma alınmak istenen emre akbaba ligin en çok top kaybeden (toplam 621 top kaybı) oyuncusu. he bu arada emre ligin en çok kilit pas yapan oyuncusu. gelirse ligin en çok kilit pas yapan iki oyuncusu bizde olacak. bu oynamak istediğimiz oyun açısından kafanızdaki soru işaretlerini giderir diye düşünüyorum.

    iki 8 numara ile (8.5 numara ile) şut tehditiniz olacak şekilde, arkada fernando bağlantısıyla, kanat forvetlerinin hareketli oynayarak, bol bol savunma arkasına kaçtığı, merkezdeki forvetin bir kaç oyuncuya yer açmak için golden çok gol attırmayı düşündüğü bir düzene geçmek gerek. 30 gün var. çok sular akar ama gelmesi, alışması, sisteme uyum sağlaması derken çok maç kaçıracak ve ilk yarı heba olacak gibi.