• 123
    hedefsiz takımların istanbul takımlarıyla maç yaparken aşırı motive olmasından kaynaklanır. dikkat edin bu takımlar ertesi hafta yüzde yüz maglup olurlar. hatta son haftalarda küme hattındaysa bir istanbul takımını yenmişse kesin küme düşer. çünkü tüm enerjilerini o tek maça harcarlar, ciğerleri o maçta bırakırlar. eskiden bu tip kulüpler daha akılcı davranır istanbul takımlarıyla oynadıkları maçlarda daha rahat olurlar sakatlık olmadan atlatmaya bakarlardı. sosyal medyanın da etkisiyle anadolu taraftarlarının vizyonu da değişti. kimse avrupa kupasına gitmeyi hedef olarak görmüyor. istanbul takımını yenmesi onlara yetiyor bir sezon boyunca konuşacak malzeme çıkarıyor. bir nevi fb'nin gs sendromu gibi bir şey.
  • 141
    15.11.2019 ila 05.03.2020 arasindaki 4 aya yakın süre zarfında, yani ülkemizde havalarin en soğuk olduğu dönemde trabzon, izmir ve konya deplasmanlarina gideceğiz. (01.12.2019'da trabzon, 22.12.2019'da goztepe, 26.01.2020'de konya) dolayisiyla pek fazla soğuk kaynaklı iklim sikayetimiz olmayacaktır.
    sicak hava ise 18.08.2019'da denizli'de etkisini gosterebilir. fakat sıcağın bizi en cok zorlayacagi antalya ve alanya maclari 26.04.2020 (alanya) ve 17.05.2020 (antalya) olarak gorunmekte. antalya deplasmanina sampiyon olarak gidecegimizi varsayarsak nisan sonu alanya sıcağı cok da dezavantaj yaratmayacaktir.

    kisacasi soguk veya sicak, deplasman tarihlerimiz ve sehirler gayet ideal. gecen seneki erzurum vakasini yahut onceki sene antalya vakasini yasamayiz umuyorum.
  • 46
    17 mart 2018 fenerbahçe galatasaray maçından sonra artık düşünülmemesi gereken fobi. ligde zorludan da öte, 'efsunlu' tek deplasmandan galibiyeti 93'te kaçırarak döndük, özetlerdeki pozisyonların %70'i bizim ve hiç geri adım atmadık. başkomutan reges'in de dönüşüyle takımın direnci ve dirayeti artacak, bu da bize 2013'teki gaziantep ve 2015'teki mersin idman yurdu benzeri galibiyetler getirecektir. ikincisini örnek olsun diye verdim, nando'ya o kadar iş düşmez bu sefer :(
  • 47
    17 mart 2018 fenerbahçe galatasaray maçıdan sonra artık olmayan fobidir. üstüne bide fernando takıma dönmüştür. eğer 4 şubat 2018 sivasspor galatasaray ve 18 şubat 2018 kasımpaşa galatasaray maçlarında sahada olsaydı kesinlikle puan kaybetmezdik. ayrıca bu iki maçta hocanın da bariz hataları oldu. ben artık deplasmanların sorun olacağını düşünmüyorum.
  • 155
    set hücumu yapamamızdan mütevellit oluşan durum. yoksa ben hiç bir oyuncumuzun anadolu takımlarının 5-10 bin taraftarında ürktüğünü düşünmüyorum.

    öncelikle neredeyse hepsinin büyük takım tecrübesi var, daha büyük baskıları kaldırmış kimseler.

    aynı zamanda 11’imizin çoğu yabancılardan oluştuğundan dolayı ne dediğini anlamıyorlar. hatta tezahürat ezgileri benzediği için güç bile alabiliyor olabilirler.

    yani kimsenin deplasmana gitmekten korktuğu yok. sıkıntı kapalı savunmalar ve bizim buna bir çaremizin olmaması.
  • 73
    olmayan fobi. buna fobi dememizin sebebi gerekli taşları oturtamamız. ndiaye hazır hale geldikten sonra anadolu'yu çiğ çiğ yeriz. çünkü mariano ve maicon gibi kolay beli kırılan oyuncuların önünü kapatamadığımız gibi ligin en fazla top kaybeden adamlarından birini 8 numara oynatmaya çalışıyoruz. ndiaye hazır olunca bu fobi olayı sentetik tiner gibi uçacak. derbiler taktik ve psikolojik savaştır, onları ayrı tutuyorum.
  • 3
    adam gibi idman yapmayan , takım oyunu oynayamayan , fiziksel olarak yetersiz ve bu nedenle de mental olarak da zayıf kalan, sadece kendi sahasında taraftarın gazı ile oynayan * sorumsuz futbolcuların ve tabi ki bu tabloyu meydana getiren teknik direktör , menajer , başkan ve yönetimin olduğu takımlarda görülebilecek bir fobi modelidir. çıkıp sahaya adam gibi top oynarsan deplasman filan yoktur saha sahadır.
  • 40
    sadece futbolculara değil deplasmana giden taraftarlarada yansıyan fobi. yaşça büyük ve tribüne takılmış abilerden eski zaman ki olayları dinlemeyi hep çok sevmişimdir. neredeyse hepsi şehir dışında ki deplasmanların en unutulmaz ve en en zoru olduğunu anlatmıştır bana. hepsinde de aynı fobi hakimdir,otobüste cam kenarına oturma fobisi. çünkü genellikle ziyaret edilen şehrin takımının taraftarları ziyaretçi taraftarların otobüsüne taşlı hoşgeldin gösterileri düzenler ve en çok yarayı cam kenarındakiler alırmış, tabi artık bu olaylar neredeyse yok denecek kadar azaldı diyebiliriz.
  • 41
    yeni nesil statlar yapıldıktan sonra etkisini daha da çok belli eden fobi.

    3 büyük takımların nezdinde düşünecek olursak her maçını evinde 30-50 bin bandında oynayan bu takımlar seyircisinin inanılmaz desteğiyle hem hakemi hemde rakip takımı etki altına alıp kendi futbolcularına itici güç olup galibiyet için büyük rol oynamaktadırlar. bu sebepten de ev sahibi bu takımların puan kaybetme olasılığı daha düşüktür.

    haliyle deplasman maçlarında bu seyirci gücünden yoksun oldukları için çoşkulu oyunu sahaya yansıtamıyorlar. taraftar olmadığı içinde rakip takım sindirilemiyor ve hakemde kafasına göre düdükleri çok kolay çalabiliyor.

    tam da bu noktada deplasman oyunu devreye giriyor işte. eğer iyi futbol oynayan bir takımsanız önünüze çıkan her rakibi içeride dışarıda farketmeden yenersiniz veya bu kadar fazla puan kaybetmezsiniz zaten.
    peki biz niye bu kadar fazla puan kaybediyoruz ? demek ki hala düşündüğümüz kadar (hakemin maçın kaderini değiştirecek hatalarından bağımsız düşünürsek) iyi bir takım değiliz ve oyunumuz hala seyircimiz olmadan dış sahada seri/sağlam galibiyetler almaya yetmiyor.
  • 15
    14 mart karabukspor galatasaray maciyla ilgili mac analizi yapilabilecek kadar ortada bir futbol olmadigini dusundgum icin galatasaray deplasman sorunlari ile ilgili bir analiz yazisi daha mantikli olur diye dusundum.

    mevcut olmayan fobidir. galatasaray'in deplasmandaki en buyuk sorunu yerlesik savunmaya hucum edebilecek kadar topu hizli dolastiramamasi. bunun neden buyuk sorun oldugunu acarsak karsimiza su cikar: merkez forvet gibi oynayan iki santrafor olmasi.

    rijkaard kicina teneke baglanip gonderilmis olsa da cok onemli bir seyi surekli vurguladi, eger ceza sahasi icine cok oyuncu koyarsiniz karsilik olarak rakip de oraya oyuncu getirecektir ve kaleye giden alan iyice daralacaktir. yani hucumun merkezindeki alana cok oyuncu koymak size hucum zenginligi kazandirmaz, aksine alani daha daraltacagi icin doldur bosalattan baska bir sey yapamamaniza sebebiyet verir. 2000'lerle birlikte tek santrafora donulmesinin sebeplerinden biri de budur. rakibin savunmadayken sahanin nispeten daha onemsiz yerlerine de adam koymak zorunda kalmasini saglamak. bu neden galatasaray icin buyuk sorun?

    galatasaray burak'in varligi nedeniyle topu dolastirmadan, pas trafigine girmeden, tek seferde defansin arkasina atmaya calisiyor. ozellikle selcuk ve burak ayni anda sahadayken takimin baska alternatifi kalmiyor. simdi az onceki bilgiyle bunu birlestirin. yani merkezde neredeyse cakili iki santrafor, rakip de merkeze daha fazla adam koymus, zaten sizin kanat oyuncunuz yok, ustune surekli defans arkasina top atmaya calisiyorsunuz. haliyle rakip sizi cok rahat karsilayabiliyor.
    peki bu neden sami yen'de basimiza dert acmiyor? oncelikle seyirci baskisi yanimizda ve bizim oyuncular seyirciye cok cabuk ve fazlaca tepki veren oyuncular. seyirci onemli pozisyonda biraz gol icin yuklense takim hemen gol pozisyonuna giriyor ya da atiyor. (gecen seneki manchester, bu seneki chelsea maci)
    taktiksel anlamda fark ceyhun veya yekta kendi sahamizda oynarken baski gormuyor. bu baski gelmeyince melo rakibe istedigi gibi ustunluk kurabiliyor, ne kadar formsuz gibi desek de selcuk da onu acik top alabiliyor. sneijder ise sol bekten yeterince destek alabiliyor.
    kendi sahamizdaki maclarda galatasaray tek topla gol atmaya calisma isini daha az yapiyor, topu daha hizli dolastirip oyunu 3.bolgede oynamaya calisiyor.

    herkes bir sorundan bahsediyor ama bir degisiklik yapip cozumden bahsedelim.

    cozum teoride cok basit. ileride merkezde oynayan oyuncu sayisini azaltip oyunu daha genis alana yay. bunu yamak icin tek santrafora gecmek gerekecek. oyunu genis alana yaymak icin elimizde iki secenek var. ya hajrovic ve ontiveroya guvenecegiz ve onlari kanat yapacagiz, ya da hizli beklerimizi kanat gibi kullanacagiz. beklerle olan tercihin de kendi icinde iki alternatifi var. ya 3lu savunmayla telles ve eboue'yi cok onde tutarak oynariz. ya da sabri veya hakani sol bek, veyseli sag bek kullanip alex ve eboue'yi kanat olarak kullanmak.

    eger ofansif bir takima karsi oynuyorsak burak tek forvet denenebilir, bunun haricindaki her takima karsi drogbayla baslamakta fayda var. orta sahada top yapan oyuncu sayisini arttirdigimizda selcuk da bu kadar kotu oynamayacaktir.

    kucuk bir detayi belirtelim, avrupa maclarinda deplasman sorunu yasamayiz, yeterki selcuk bu kadar kotu olmasin. cunku avrupa maclarinda takimlar anadolu takimlari gibi dizilmiyorlar sahaya, onun da disinda anadolu takimlari bizim merkezimize deli gibi baski yaparken avrupa takimi kendi sahasinda top oynamaya calisacaktir. yine de merkezdeki adam sayisini azaltmakta fayda var. ya da drogbayi saga cekip eboue'nin yardimina sokmaliyiz.

    selcuk 14 mart karabuk macina kadar bir sekilde idare ediyordu, hatta kendisi hakkinda elestiri yaparken dogru seyi elestirmeliyiz diye yazilar da yazdim. ancak 14 marttaki macta o kadar kotu oynadi ki, bunu ne taktiksel ne de fiziksel olarak aciklayabilirsiniz. fizik olarak bittigini dusunmuyorum selcuk'un. bence mental olarak bir skntisi var. ve ozellikle burak'in varliginin onun ustunde olumsuz etki biraktigi dusuncesindeyim. takim oyununu birakip hali saha maclari tadinda futbol oynuyor. ikinci yarinin ortalarina gelene kadar skmadikca sneijder'e top atmiyor, onun yerine yanina ya da geriye pas veriyor. mac ne zaman sksiyor ondan sonra topu dolastirmaya basliyor ve sneijder'e top atiyor. sneijder'e top atmama isini bilincli yaptigini dusunmuyorum. yani bir arda gibi "yabanci futbolcu" kazmaligi yapmiyor bence. tercih hatasi selcuk'unki. ve bunun baslica sebebi ishal olmus sey gibi circircir surekli top isteyen burak. asla alamayacagi toplari bile istiyor, sonra takimin butun temposunu olduruyor. birisi burak'a bagirip cagirmadan, kendini bos alana atip elle kolla top istemesini ogretmeli. o kadar cok top istiyor ki sahadakilerin bariz dikkatini dagitiyor. burak ozelinden cikarsak, genel olarak selcuk'ta bir sorun var. en son care defansin onunde denenip melo'nun yaninda orta sahada sneijder denenmeli. eger yine ayni sorunlar bas gosterirse ne yazikki yedek kalmaya alismasi gerekecek.

    burak icin de bir seyler yazmak istiyorum ancak futbolu o kadar bilincsiz oynuyor ki ne dersem diyim yetmeyecek. bunun yerine kendisini sevenlerin kullandigi bir iki argumani curutmek istiyorum. birincisi hakan sukur de gol kaciriyordu sacmaligi. hakan sukur de gol kaciriyordu dogru, ancak hakan sukur pas oyununu da kusursuz yapan, topu alip orta sahayi one ceken, sonra paslasip pozisyon yaratabilen bir oyuncuydu. hadi bunu da yapmiyor sayalim, sadece kacirdigi gollere bakalim. hakan sukur gol kacirdiginda girdigi pozisyon oncesi deli gibi pres yapmis ya da pozisyonu zaten kendisi baslatmis olurdu. bitirirken tum gucuyle degil var gucuyle bitirmeye calisirdi. hadi bunu da gecelim, gol vurusuna bakalim. hakan sukur asla kazma bir vurusla gol kacirmadi. hakan sukur kaleciyle karsi karsiya kaldiginda ayak iciyle sag diregin altina vurmadi sadece, hakan surekli deneyen bir oyuncuydu. kafa vuruslarini mumkun oldugu kadar cerceve icinde tutardi, ustten auta attigi top cok azdir. vurus teknigi olarak hakan burak'tan o kadar ustun ki karsilastirmak bile ayip. burak ise hep ayni sekilde kaciriyor gollerini, vurus teknigi hep ayni ve bos pozisyonda kacirdiklari tamamen kazmalik.

    gelelim deparlarina. burak kosusunu surekli kaleye dogru yapiyor, duz bir kosudan bahsediyoruz, hicbir esneklik olmadan. bu nedenle top yarim metre saga sola dusecek olsa asla kontrol edemiyor. eger 1986 senesinde olsaydik buyuk ihtimalle burak premier league'de top oynuyor olurdu. maalesef sene 2014.

    galatasaray'in kosu mesafesine gelelim. ben bu konuda biraz eski kafaliyim, benim sevdigim futbolculari futbolu atletizmiyle degil, zekasiyla oynardi. o nedenle aptal kosu mesafesi benim umurumda bile degil. yine de kosu mesafesini de inceleyelim, bosluk kalmasin.

    galatasaray kosularinin cogunu rakibin topunu kovalarken yapiyor. hani o cok kosuyor dedigimiz buyuk takimlar top kendi ayaklarindayken kosularini yapiyor. iste en buyuk fark da burada. galatasarayda oyuncular orta sira alman takimi gibi top rakipteyken hicbir sey yapmasa ve sadece kendi sahasina cekilip yerini alsa, butun enerjisini hucumdayken yaptigi kosulara saklasa suan 10 puan farkla liderdik. hucum kosulari maalesef defans kosusuna benzemez. oyle deli dana gibi topun pesinden kosamazsiniz, zeka isidir hucum kosusu. bizim takimda bazi oyuncular 11 km kosuyormus. bu futbol duzeniyle muhtemelen kendi aptalligi. bos topu neden kovaliyorsun kardesim, pres aninda kosu yaparsin o kadar, kendi sahandaki topun pesinden niye kosuyorsun, adam kovalasana onun yerine.
    hucum kosusu da oyle bayerndeki gibi kosu istemiyorum, sadece kendini bosa atacak sekilde bos kosu yapsa takim bana yeter. bu konuda en buyuk suclu selcuk. zaten 14 marttaki macta cildirmamin en buyuk sebebi selcuk'un bu duraganliydi. 3.bolgede bir kez kendini bosa atip top almadi selcuk. bir tek sneijder yapti bu isi butun takimda. saka gibi. galatasaray ortalama 100 km kossun ancak bu kosular gereksiz bos top pesinde kosarak degil, hucum aninda bos alana cikmak icin olsun yeter. sorabilirsiniz peki buyuk takimlar kosu ortalamalarini yukari cekmeye calisiyor ve hepsi 110 kosuyor. cevap cok basit. onlar en buyuk takimlar hem hucumda o kosu zenginligini yapmaya calisiyor hem de topun rakipte olmasina izin vermeyen baskin takimlar. iki yonde de bu kosuyu yapabiliyorlar. ve bizimki gibi bos top pesinde degil, adam pesinde yapiyorlar bunu. biz henuz o noktada degiliz, hucumdaki kosu daha buyuk onem kazaniyor bu nedenle. ne de olsa gol atmadan mac kazanilmiyor.

    macin ilk yarisi sneijder'in istedigi sekilde oynandi, top cizgiye indirildi, alan acildi, kenarlardan bir suru orta geldi. ikinci yarisi selcuk'a gore oynandi, gobekten top getirilip defans arkasina sisirildi. ilk yari gol pozisyonlarina girdigimiz halde ikinci yari bir halt oynamamamizin sebebi de buydu. gobekten verkac yapilir, gobekten top sisirilmez. maalesef burak'in surekli tek hat uzerinde defansin arkasina yaptigi kosu verkaci imkansizlastirirken, selcuk'un da uzun top sevadasi bizi bu mancinik oyununa mahkum birakiyor.

    eger burak ve drogba ayni anda oynamaya devam edecekse, deplasman icin yapilabilecek tek bir alternatif kaliyor, o da sneijder'in ortada oynadigi bir uclu forvet. burak solda drogba sagda sneijder ortada. bu durumda defans arkasina atilacak toplar bir nebze de olsa anlam kazanir.

    saygilar
App Store'dan indirin Google Play'den alın