• 235
    cesur yeni serie a

    yabancıların son yıllarda rekabetten yoksun ligler için kullandığı küçümseyici bir tabir var: farmers league. tarihsel olarak bakıldığı zaman bayern münih sağ olsun, bu tabiri en çok bundesliga hak ediyor. şu son 10 seneyi incelediğimizde ise psg ve juventus hegemonyaları sonrası ligue 1 ve serie a da birer “farmers league” oldu.

    duruma serie a özelinde bakıldığında ortada bir tezat var çünkü bu lig; vakti zamanında dünyanın en zor, en kestirilemez ligiydi. yeri geliyor platini’li juve ve maradona’lı napoli’nin oynadığı serie a’yı verona kazanıyor; yeri geliyor uefa kupası’nı kazanan inter ligden düşme tehlikesiyle karşılaşabiliyordu. tabii bunlar seksenler ve doksanlarda kaldı. calciopoli’yle başlayan 2008 global krizi sonrası italyan para babalarının muslukları kesmesiyle devam eden süreç ligin büyük başlarının canına ot tıkadı. bu başıboşluğu vizyoner iş adamı agnelli çok iyi değerlendirdi ve hemen hemen hep doğru ata oynayarak ligi tahakkümü altına alan bir juventus yarattı. öyle ki 8 kez üst üste şampiyon olarak kırılması imkansıza yakın bir rekora imza attılar. lakin 2019-2020 sezonunda bu gidişatın değişme ihtimali ufak da olsa ufukta belirdi. detaylandırmayı takımların müstakil başlıklarında yapalım.

    juventus

    geçen sezonun şampiyonu, bu sezonun da en büyük şampiyonluk adayı olan juventus; hemen hemen her yaz olduğu gibi bu yazı da bol hareketli geçirdi ve büyük değişim geçirdi. bu değişim bir gelişim miydi, şu an bu soruya cevap vermek zor ama juve’yi netameli günler bekliyor gibi.

    daha sezon bitmeden allegri’yle yolların ayrıldığını duyuran kulüp, haftalar süren bir hoca arayışına girdi ya da öyle bir görüntü verdi diyelim. o süreçte hocalık için kimlerin adı geçmedi ki? zidane, guardiola, klopp, simone inzaghi, mourinho, deschamp… en nihayetinde ise italya’daki son sezonunda juve’ye kök söktüren sarri takımın başına getirildi. aslında bu riskli bir hamleydi çünkü 60 yaşındaki sarri’nin chelsea’de giderayak kazandığı avrupa ligi şampiyonluğundan başka elle tutulur başka bir başarısı olmamıştı. fakat bilhassa napoli’de oynattığı futbol hem modern hem de çok zevkliydi. öte yandan allegri en azından serie a şampiyonluğunu vadeden bir hocaydı. en zor deplasmanda bile ne yapıp edip istediği sonucu almasını biliyor ve rakiplerin sinirleriyle oynuyordu… fakat bu, sonuca aşırı odaklı futbol bir o kadar da sıkıcıydı. yani agnelli’nin önünde iki seçenek vardı: 1-başarı garantili ama sıkıcı futbol oynatan allegri, 2-başarılı olup olmayacağı muamma olan ancak şiir gibi futbol oynatan sarri. agnelli ikincisini seçti.

    allegri’nin kovulmasında önemli bir diğer etken de şampiyonlar ligi’ndeki başarısızlıktı. aslında allegri’ye bu kupa özelinde başarısız demek çok doğru değil çünkü iki finali var ama ikincilik doğal olarak juventus gibi sırf bu kupayı alabilmek için ronaldo’yu getiren bir kulübü kesmiyor. burada elbette yönetimin de büyük hatası var. allegri kulübe geldiği sezon dünyanın en iyi orta sahası juventus’taydı. ertesi sezon o orta sahanın yerinde yeller esti ve gereken takviye bir türlü yapılmadı… ta ki bu yaza kadar. allegri geldiğinde elinde kısıtlı bir hücum rotasyonu varken buna mukabil inanılmaz bir defans hattı vardı… son sezonunda ise bu resim tam tersine döndü. yani yönetim, her yaz bir mevkiyi güçlendirirken bir başka mevkiyi zayıflatıyor ya da gereken takviyeyi yapmıyordu.

    allegri’nin son sezonunda -yani geçen sezon- defans oyuncusu konusunda sıkıntı çektiğinden bahsetmiştim. (benatia’yı küstürüp takımdan ayrılmasına sebebiyet verdiği için hatanın çoğu kendinde.) yönetim, bu eksikliği sansasyonel matthijs de ligt transferinin üzerine sassuolo’dan merih demiral’ı getirerek halletti. orta sahaya da yıllar sonra tekniği iyi iki oyuncu getirildi: rabiot ve ramsey. forvete ise alıcı bulamayan higuain geri döndü.

    bu saydıklarım o kadar hızlı gerçekleşti ki belki juve tarihinin en efsanevi transfer dönemi yaşanıyor derken sonradan işin rengi değişti. juve o kadar çok harcama yapmıştı ki acilen satışa başlamalıydı. adaylar ise aşikardı: khedira, higuain, mandzukiç, matuidi… işte burada sportif direktör paratici’nin hesaplayamadığı bir olay gelişti: bu oyunculardan hiçbiri takımdan ayrılmak istemedi. ellerinde de kapı gibi sözleşme olunca yönetimin eli kolu bağlandı. takıma geçen sezon katılan ve katılır katılmaz da hücuma inanılmaz bir çeşitlilik getiren cancelo, 30 milyon avro + danilo karşılığında city’ye; yine geçen sezon oynadığı maçlarda göz dolduran sol bek spinazzola, 30 milyon avro karşılığında roma’ya satıldı. italya’nın son dönem wonderkid’i moise kean de yine 30 milyon avroya yakın bir paraya everton’a gitti.

    sonuçta ne oldu? juve’nin şu andaki bek rotasyonu üç oyuncuda oluşuyor: de sciglio, danilo, alex sandro. ikide bir sakatlanan de sciglio ve ne real’de ne city’de tutunabilen danilo sağ beki, alex sandro sol beki tüm sezon boyunca götürebilir mi? imkansız. sarri’nin deneysel takılması gerekecek. yeri gelecek cuadrado’yu ya da emre can’ı sağ bekte, danilo’yu sol bekte oynatacak. “sarriball” için olmazsa olmaz olan bek pozisyonu juventus’un şu an yumuşak karnı diyebiliriz.

    bir başka sıkıntı ise orta saha ve forvetteki şişkinlik. orta sahada oynayabilecek yedi oyuncunun olduğu (pjanic, matuidi, rabiot, ramsey, bentancur, emre can, khedira) ve bunlardan sadece üç tanesinin oynayabileceği düşünüldüğünde ortada kocaman bir problem yumağı var. hatta en tazesi birkaç gün önce şampiyonlar ligi listesinin açıklanmasıyla yaşandı. kadroya dahil edilmeyen emre can, böyle olacağını bilse yazın takımdan ayrılacağını ve sarri’nin kendisine hiç kibar davranmadığını açıklayacak ortalığı ateşe verdi. aynı şişkinliğin bir benzeri de santrfor mevkisinde yaşanıyor. higuain, mandzukiç ve yönetimin yaz boyu satmaya çalıştığı dybala bu role namzet isimler. ayrıca bir de ronaldo var ki sarri onu şimdilik sol forvet olarak istihdam ediyor.

    kısacası juventus’u çetin sınavlar bekliyor. sarri’nin bu işi kotarıp kotaramayacağı, bek yetersizliği, kadro şişkinliği bunlardan birkaçı… (bu arada az kalsın unutuyordum ama kadrodaki en iyi stoper olan kaptan chiellini’nin sezonu kapatması juve için dev bir kayıp. yerinin doldurulması imkansız.) ama daha önemlisi rakipler artık eski rakipler değil ve sartre’ın dediği gibi “futbolda her şey rakibin varlığıyla çetrefilleşir.”

    inter

    başkanından hocasına, ikinci başkanından ceo’suna, sportif direktöründen takım menajerine dört dörtlük bir yönetim kadrosu oluşturan inter, nihayet stabil bir kulüp görüntüsü veriyor. hatta bundan daha önemlisi scudetto için çok ciddi bir aday haline geldi. peki nasıl oldu bu, açalım.

    inter’de 2010’dan sonra başlayan çöküş ve yozlaşma çinli suning holding’in ipleri eline almasıyla durmuştu ama kulübün yükselişe de geçmesi gerekiyordu. bunun içinse kadronun güçlendirilmesi lazımdı. peki ffp varken bu nasıl gerçekleşebilirdi? işte burada suning ve yetenekli sportif direktör ausilio’nun maharetleri ön plana çıktı. öncelikle suning kulübün önceki dönemlerden kalan bütün borçlarını kapattı. sonra çin’den kulübe birçok sponsor buldular. bu arada ausilio da italya’nın en iyi altyapılarından birisine sahip kulübün genç oyuncularını kullanarak takıma birçok sağlam oyuncu kazandırdı.

    yine de kulübün tam bir yapılanmaya gitmesi için ehil bir yöneticiye ihtiyacı vardı ki juventus’un şoke edici bir şekilde marotta’yla yollarını ayırması üzerine gökte aradıklarını yerde buldular. ceo’luk görevine getirilen marotta’nın da büyük katkısıyla takımın başına conte’yi oturttu. juventus’u el ele vererek ayağa kaldırılan bu ikiliyle beraber puzzle’ın eksik parçaları tamamlanmış oldu. sırada conte’nin oyun sistemine uygun oyuncuları bulmak ve takımdaki arıza futbolcuları sepetleme işi vardı.

    atletico’yla biten sözleşmesini uzatmama kararı alan godin’le henüz sezon bitmeden anlaşılmıştı. deneyimli oyuncu 3-5-2’yi dünya üzerinde en iyi uygulayan hocalardan biri olan conte’nin savunma hattına skriniar ve de vrij’la birlikte cuk oturacak bir adam. conte ayrıca sağ bek d’ambrosio’yu da sağ stopere evirmiş durumda ki oyuncu, hazırlık maçlarında ve ligde şu ana kadar oynanan müsabakalarda sanki kırk yıllık stopermiş gibi iyi performans sergiledi.

    3-5-2’nin belki en mühim noktaları olan “kanat bek” mevkilerine de gereken takviyeler yapıldı. sağ tarafa herta berlin’den valentino lazaro, sol tarafa ise inter altyapısından yetişme fiorentina’lı biraghi alındı ama conte şu ana kadar sağda candreva’yı solda asamoah’ı oynatıyor.

    takviyeye ihtiyaç duyan mevkilerden biri de orta saha bölgesiydi. ausilo buraya da uzun uğraşlar sonucu iki genç italyan getirdi: barella ve sensi. ödenen bonservisin de (40 milyon avroya yakınsıyor) etkisiyle herkes barella’nın neler yapacağını merak ederken yedek olarak oturması beklenen sensi hazırlık maçlarında ve ligde öyle bir performans sergiledi/sergiliyor ki hem conte’yi hem de taraftarı mest olmuş durumda. iniesta-vari tekniğiyle topu ayağına yapıştırdı mı bırakmayan; çalımı, pası, duran topu olan 1.68’lik bu çocuk adam, şu ana kadar takımın tartışmasız yıldızı.

    gelelim forvete. icardi ve eşi wanda’nın özellikle geçen sezon zirve yapan en hafif tabirle “şımarıklık”ları hem yönetimi hem spalletti’yi hem de takım arkadaşlarını illallah ettirmişti. marotta’nın yaz gelmesiyle ilk icraatı icardi’yi takımda tutmayacaklarını beyan etmesi oldu. bu karar doğruydu ama icardi gibi bir 9 numaranın yeri nasıl dolacaktı? conte’nin aklında tek biri isim vardı: lukaku. uzun uğraşlar sonucu ve neredeyse conte’yle papaz olmak üzereyken oyuncu inter’e transfer edildi. transferin bitmesine çok az bir süre kala manchester’dan bir forvet daha takıma kazandırıldı: alexis sanchez. şu an takımın forvet rotasyonu şöyle: lukaku-lautaro martinez-alexis sanchez-politano. hiç fena değil.

    gönderilen oyunculara da değinmek gerek. icardi transferin son günü psg’ye satın alma opsiyonlu kiralandı. bir diğer “persona non grata” nainggolan’ın kanser olan eşinin memleketi cagliari’ye kiralık gitmesine müsaade edildi. alındığından beri bir türlü patlayamayan joao mario moskova’ya, dalbert ise biraghi transferinde takas edilerek floransa’ya yollandı. hazırlık maçlarında conte’yi tatmin edemeyen perisic bayern’in yolunu tutarken tecrübeli stoper miranda ise inter’in kardeş kulübü jiangsu suning’in yeni oyuncusu oldu.

    şu an için inter’le kadrosuyla ilgili yapılabilecek en isabetli yorum “dengeli” olur. hatta juventus kadrosundan bile daha dengeli bir kadro. sadece yedek kaleci pozisyonu için tecrübeli bir kaleci bulunabilirdi diye düşünüyorum. onun dışında her oyuncu rolü güzelce yedeklenmiş vaziyette ve öyle de olması gerekiyor çünkü hem lig hem kupa hem de şampiyonlar ligi’nde yarışacaklar.

    şahsi görüşüm inter’in lig yarışında juventus’tan bir adım daha önde olduğu yönünde.

    napoli

    juventus ve inter’e göre daha sakin bir transfer dönemi geçiren napoli’nin en büyük avantajı kadrosunu zayıflatmadan güçlendirmesi oldu. peki bu güçlendirme yeterli miydi, onu inceleyelim.

    napoli defansında fiorentina ve juventus maçlarındaki hatalarını bir kenara bırakırsak dünyanın en iyi stoperlerinden biri var: koulibaly. bu yaz albiol’ün takımdan ayrılmasıyla koulibaly’nin yanına muhteşem bir stoper daha getirildi: manolas. ligin ilk iki maçında çokça aksasalar dahi bunların zaman içinde aşılacağını düşünüyorum ki ancelotti bu sayede defans çizgisini orta sahaya yakın bir yere konuşlandırıp istediği baskılı futbolu oynatabilir. çünkü bu ikili inanılmaz hızlı bir ikili. hatta ilk iki maç itibariyle manolas 35.41km/s hıza ulaşarak “ligin en hızlı oyuncusu” payesine sahip.

    beklerde ise sıkıntı var dersek yanlış olmaz. ghoulam geçirdiği sakatlıkların etkisinden henüz kurtulabilmiş değil ve yedeği mario rui. sağ bekte ancelotti, hysaj’ı beğenmiyor ve kulüp oyuncuyu satmak için çok uğraştı ama alıcı çıkmadı. orada empoli’den alınan di lorenzo oynar, malcuit ve hysaj ise onu yedekler.

    asıl sıkıntılı mevki merkez orta saha rotasyonunda. ancelotti 4-4-2 oynattığı zaman göbeği iki 8’den, fabian ruiz ve alan’dan kuruyor. zielinski zor durumlarda burada oynayabilir ama doğası gereği merkez orta sahadan ziyade bir sol iç oyuncusu o. hatta ancelotti onu sol kanatta bile oynatıyor. yedeklerde merkez orta saha oynayabilecek tek bir isim var: taze transfer eljif elmas.

    hücum hattına iki takviye yapıldı. sağ açığa hirving lozano ve santrfora llorente. callejon’un yaşını almasıyla lozano ilk 11’e girecektir muhtemelen. müzmin sakat milik’in olmadığı ve false 9 mertens’in kilidi açamadığı maçlarda da llorente süre alacaktır.

    bu yaz transfer döneminde napoli taraftarı tam olarak tatmin olmadı aslında çünkü çok istedikleri james rodriguez transferi gerçekleşmedi. burada da suç aksi başkan de laurentiis’te… adam real’le pazarlık sürecini öyle uzattı ki asensio sakatlanınca real, james’i satmaktan vazgeçti. transfer sürecinin uzama sebebi ise de laurentiis’in james’e biçilen 35 milyon avroluk bonservis bedelini beğenmeyip oyuncuyu satın alma opsiyonlu kiralamak istemesi oldu. ne olursa olsun ancelotti’nin çok istediği james’in gelmemesi hocanın aklındaki 4-2-3-1’i tesis etmesini engellemiş durumda çünkü takımda 10 numara oynayacak kimse yok şu an.

    napoli yıllardır ikincilik ve üçüncülük arasında sıkışmış bir takım. roma iyiyse üçüncü, kötüyse ikinci oluyorlardı. ama artık işin içine inter de girdi. ancelotti’yi hem sarri’den hem conte’den daha esnek, daha taktisyen bir hoca olarak görsem de onun yapacakları da sınırlı çünkü kadro olarak iki kulüpten de geri bir napoli var. ya da şöyle söyleyeyim, ilk on biriyle yedekleri arasında uçurum olan bir napoli var. bu da onların en büyük handikapları. hele o merkez orta saha rotasyonlarının başlarını ağrıtmama ihtimali yok.

    roma

    geldik italya’nın son bir iki sezondur en kötü yönetilen takımına. bir kulüp düşünelim ki bedava bile oynamaya razı bayrak adamları, kaptanları de rossi’yi alelacele takımdan uzaklaştırsın. bir takım düşünelim ki başkanı, ikinci başkanı bir olup totti’yi yemeye çalışsın. bir kulüp düşünelim ki son üç transferi smalling, mkhitaryan, kalinic olsun. evet, işte roma.

    roma’nın sahibi italyan asıllı james pallotta adlı amerikalı bir iş adamı. kulübü aldıktan sonra ilk başlarda çok iyi işler yapsa da yaklaşık iki sene önce büyük bir hataya imza attı. takımın sportif direktörlüğüne monchi’yi getirdi. tabii burada çok suçu yok çünkü sevilla’da yaptıklarından sonra monchi’yi kim olsa ister. gel gör ki o monchi takımı öyle zayıflattı ki geçen sezonu bitiremeden takımdan ayrılmak zorunda kaldı.

    ayrılmasına ayrıldı ama arkasında da koca bir enkaz bıraktı. roma yaz boyu bu enkazı temizlemeye çalışsa da eski hataları yeni hatalar takip etti. girizgahta da anlattığım gibi kimsenin beklemediği bir kararla de rossi’ye kapı gösterildi, takımın en lider ruhlu karakterlerinden ve tek elit stoperi olan manolas’ın napoli’ye gidişi engellenemedi. cengiz’in yokluğunda geçen sezonun en efektif kanadı el shaarawy üç otuz paraya çin’in yolunu tuttu.

    biraz da gelenlere bakalım. sportif direktörlüğe torino’da fena işler yapmayan petrachi getirildi. bu da italya’da başka bir tartışmaya yol açtı çünkü petrachi, juventus sportif direktörü paratici’yle çok yakın arkadaş ve roma’nın başına gelir gelmez bu ikilinin sinerjisiyle spinazzola-luca pellegrini hüllesi gerçekleşti. tartışma burada başladı çünkü kulüpler iki oyuncu için de uçuk meblağlar ödediler. juve, pellegrini için 22 milyon avro verirken roma, spinazzola’ya 30 milyon avro ödedi. tabii bunlar hep ffp.

    roma’da en büyük değişiklik kuşkusuz hocalığa fonseca’nın getirilmesiyle yaşandı çünkü fonseca italya’da alışılagelmiş futbola oldukça zıt bir futbol oynatıyor. defans çizgisini orta sahaya yakın kuruyor ve kaleciden itibaren pasla çıkılmasını istiyor. topa sahip olmayı seviyor ve sürekli hücum futbolunu düşünüyor. bu doğrultuda ilk transfer fonseca’nın isteği üzerine kaleye yapıldı. gerçi olsen’in geçen sezonki rezalet performansı sonucu yeni kaleci alınması elzemdi ama fonseca’nın bu transferdeki rolü ayağı topla iyi bir kaleci istemek oldu ve real betis’ten pau lopez transferi yapıldı.

    takımın stoperleri zaten sıkıntılıyken manolas’ın gitmesiyle buradaki ihtiyaç iki katına çıkmıştı. ilk transfer atalanta’nın genç ve cevval stoperi mancini’nin getirilmesiyle tamamlandı. ikinci bir stoper daha alınması şarttı ve rugani’nin ismi sık sık geçse de transfer sezonunun kapanmasına az bir süre kala united’dan smalling kiralanabildi. yeterli mi? bence kesinlikle değil ve hem fonseca’nın oyun tarzı hem de bu stoperlerle roma bu sezon çok gol yer.

    takımın bir başka kanayan yarası “sağ bek”e zappacosta kiralandı ama oyuncunun gelmesiyle sakatlanması bir oldu ve orası yine florenzi’ye kaldı. florenzi iyi bir merkez orta saha veya kanat oyuncusu olabilir ama asla iyi bir sağ bek değil. eminin onun da böyle bir iddiası yoktur ama o bölge yıllardır biraz da mecburiyetten ona emanet. sol bek için juve’den alınan spinazzola çok iyi bir oyuncu ve kendisinin gelmesi muhtemelen kolarov’un gitmesi anlamına gelecekti ki o da sakatlandı. yani bekler eski hamam eski tas (kolarov, florenzi) devam ediyor.

    geçen yaz büyük umutlarla alınan n’zonzi ne di francesco’nun ne de ranieri’nin sistemine uyan bir adamdı. fonseca da böyle düşünmüş olacak ki oyuncuya yol verildi. de rossi de gidince orada büyük bir eksiklik oluştu. bu eksiklik ise napoli’den diawara ile fiorentina’dan veretout transferleriyle giderildi. daha orada oynayabilecek pellegrini ve cristante’nin de olduğu düşünülünce roma’nın en güçlü bölgesi bu mevki oluyor.

    monchi’nin yadigarlarından, topa vurmaya mecali olmayan pastore’nin durumundan mütevellit arsenal’den mkhitaryan kiralandı. pastore’den bir farkı var mı, izleyip göreceğiz artık. gerçi fonseca, mkhitaryan’ı kanatlarda da değerlendirebilir çünkü perotti’nin sakatlanmasıyla cengiz ve kluivert’tan başka kanat oyuncusu kalmadı takımda.

    inter’e ha gitti ha gidecek derken dolgun sözleşmeyi kapan 33’lük dzeko 2022’ye kadar roma’da. schick’in leipzig’e kiralanmasıyla yedek forvete fiorentina’dan beri hiçbir yerde tutunmayan kalinic kiralandı. romalılar dzeko’nun başına bir şey gelmemesi için dua ediyor olsa gerek.

    roma için bu sezon elde edilebilecek en büyük başarı ilk 4’e girmek olabilir. bu da fonseca’nın şapkadan tavşan çıkarmasına bağlı ama milan, atalanta ve lazio gibi rakipleri varken işi hiç kolay değil.

    milan

    bazen oldukça önemsiz gözüken şeylerin çok büyük sonuçları olabiliyor. milan geçen sezon çantada keklik gözüken ve san siro’da oynanan udinese veya parma maçlarından birini kazanabilseydi şu an çok başka şeylerden bahsediyor olabilirdik çünkü kulübün şampiyonlar ligi’ne gitmesi hayati önem taşıyordu. olmadı tabii ve bunun yıkıcı etkisi oldu. gattuso kovuldu, leonardo görevinden ayrıldı, takımın en iyi oyuncusu bakayoko’nun bonservisi alınamadı ve yüksek profilli takviyeler yapılamadı. son darbe de ffp marifetiyle avrupa ligi’nden azledilmeleriydi.

    leonardo ayrıldıktan sonra maldini’nin de istifa edeceği söyleniyordu ama olmadı. sportif direktörün de üstünde süper yetkilere sahip bir göreve getirildi. daha sonra maldini’ye boban katıldı. ikili sportif direktör olarak roma’nın eski sportif direktörlerinden, sabatini tedrisatından geçme massara’yı getirdiler. hoca olarak ise sampdoria’da oynattığı futbolla çokça takdir toplayan giampaolo seçildi.

    giampaolo’ya sonra geleceğim ama önce gelenlere ve gidenlere bakalım. milan bu yaz bir şeyi çok doğru yaptı. ne uzayan ne kısalan, ne kokan ne bulaşan yedeklerin hepsine yol verdi. kimdi onlar? abate, strinic, montolivo, mauri, bertolacci, zapata… bu adamların futbolla o kadar alakası kalmamış ki genoa’ya giden zapata hariç hepsi free free geziyor şu an. böylelikle hem maaş bütçesinde büyük rahatlamaya gidilmiş oldu hem de şu an milan ligin en genç takımı. yaş ortalamaları 24,1. madem başladık satılanlardan devam edelim. milan’ın bütçeyi denklemesi için cutrone’yi satması gerekiyordu çünkü altyapıdan yetişen bir oyuncuyu satmak kulübün elini ffp’de inanılmaz rahatlatıyor. belki biraz değerinin altına da olsa cutrone 18 milyon avroya wolverhampton’a satıldı. bir diğer atıl durumdaki forvet andre silva da çok doğru bir hamleyle rebic takasında kullanıldı. theo hernandez ve ricardo rodriguez varken oynaması imkansız olan laxalt, torino’ya kiralandı.

    gidenler böyleydi ama maldini transfer yaparken bir şeye dikkat etti. giampaolo 4-3-1-2 oynatan bir hoca. yani siteminde kanat kullanmıyor. bunu bir köşeye not alalım ve devam edelim. sol beke real’den theo hernandez getirildi. rodriguez varken 20 milyon avro verip böyle bir transfer yapmaya gerek var mıydı, diye düşünülebilir ama hazırlık maçlarında sakatlanana dek çok iyi oynadı genç ispanyol. sakatlığı atlatır atlatmaz formayı kapması işten bile değil. caldara’nın üst üste geçirdiği sakatlıklar sonrası maldini gözüne önce ozan kabak’ı sonra merih’i kestirdiyse de ikisi de olmayınca brezilya’dan leo duarte isimli 23 yaşında genç bir stoper alındı.

    bakayoko sonrası orta sahaya iyi bir 6 numara şarttı. buraya, serie b’ye düşer düşmez yağmalanmaya başlanan empoli’den bennacer’i alarak çok doğru bir iş yaptı milan ki oyuncu afrika kupası’nda turnuvanın en iyi oyuncusu seçilerek takıma katıldı. empoli’den alınan bir diğer oyuncu ise krunic oldu ama ilk 11’de oynaması zor.

    şimdi giampaolo’nun kanatsız bir formasyon uyguladığından bahsetmiştim ama kadroda kanatta oynayan oyuncular var. hakan, suso, castillejo gibi… giampaolo; hakan’ı sol iç (hatta regista), suso’yu forvet arkası, castillejo’yu ise yardımcı forvet rolünde oynatarak bu sorunu çözmek istiyor ama şöyle bir sıkıntı var. hakan merkezde oynayamıyor (bana kalsa hiçbir yerde oynayamıyor ama…), suso ise sürekli sağa çekiyor. sonuçta da sadece sağ tarafı işleyen bir takım meydana geliyor. son anda yapılan rebic transferi bu durumu değiştirebilir. ya da giampaolo formasyon değişikliğine gidecek ki bence mantıklı olan o.

    milan’ın tek bir hedefi var, o da ilk 4’e girip yıllar sonra şampiyonlar ligi’ne katılabilmek. bu olmadan milan’ın eski günlerine dönmesi imkansız. bu şekilde kulübe ne para akıyor ne de yıldız geliyor. aslında önlerinde takip edebilecekleri başarılı bir inter modeli var. kulüp şu an meşhur hedge fon elliott’un elinde. bunların eline nasıl geçtiği uzun hikaye ama elliott’un amacı milan’ı parlatıp kar elde ederek satmak. bunun için de ellerinden geleni yapacaklardır, yapmalılar.

    lazio

    herhalde transfer dönemini en sakin geçiren takımdır lazio. ne büyük bir alım ne de büyük bir satış yaptılar. en büyük avantajları immobile ve milikoviç-saviç’i ellerinde tutabilmeleri oldu. yine de gelen ve gidenlere göz atalım.

    gelenler arasında en kayda değer isim manuel lazzari. sağ tarafın her bölgesinde oynayabilen bu italyan, spal’ın alt liglerden serie a’ya kadar uzanan macerasında en büyük kahramandı ve geçen sezon 8 asist yapmayı başarmıştı. zaten inzaghi tarafında gelir gelmez ilk 11’e monte edildi. diğer bir önemli transfer ise stoper denis vavro’nun alınmasıydı. bir de pek dikkat çekmese de malaga’dan getirilen jony var. sol kanatta oynayan jony, geçen sezon yaptığı 11 asistle la liga’da asist krallığında messi’nin hemen ardındaydı. tabii lazio’nun 3-5-1-1’inde ne yapar muamma.

    bunların dışında alınan isimsiz birkaç genç oyuncu daha var. onlar pişmeleri için aynı lazio gibi lotito’ya ait olan serie b takımı salernitana’ya kiralandılar. milan’ın da epey peşinden koştuğu ama lazio’dan koparamadığı, lazio’nun eski oyuncusu ve halihazırdaki sportif direktörü igli tare’nin oyuncu bulma konusunda mahir bir isim olduğunu eklemeyi unutmayalım.

    gidenler arasında en dikkat çekici isim badelj’di. lucas leiva’nın gölgesinde kalan badelj, kaptanlık da yaptığı eski gemisine, fiorentina’ya döndü.

    lazio’nun hedefi de ilk 4’e girmekten başka bir şey değil. en büyük avantajları benim hayranı olduğum simone inzaghi’ye sahip olmaları. bir diğer avantajları oturmuş bir kadroya sahipler ve dediğim gibi kimseyi kaybetmediler. takımın strakosha, acerbi, leiva, milinkoviç-saviç, immobile diye giden sağlam bir iskeleti var. correa gibi yetenek kumkuması bir hücumcuya sahipler. dezavantajlarına gelince rotasyon uygulamanın zor olduğu dar bir kadroları var. özellikle de savunmaları sıkıntılı.

    atalanta

    bir takım düşünün ki her sene as oyuncularından birkaç tanesini iyi paralara satsın, yerlerini altyapıdan oyuncularla ve dikkat çekmeyen isimlerle doldursun ama tüm bunlara rağmen acayip zevkli bir futbol oynasın, izleyenleri gole doyursun, üstüne bir de şampiyonlar ligi’ne katılsın. atalanta’dayız.

    önce transferleri inceleyip gasperini’yi en son öveyim. şampiyonlar ligi’ne katılmalarına rağmen transfer sezonunu yine artıda tamamlamayı başardılar. peki bu nasıl oldu? geçen sezon kiralık yolladıkları üç oyuncunun bonservis ücretleri ellerine geçti. milan, kessie için; roma, cristante için; spal ise petagna için ödeme yaptı. bir de gasperini’nin caldara sonrası parlattığı ve azzurri’ye kadar yükselen mancini’yi roma’ya sattılar.

    yani elleri oldukça rahattı ama çok oyuncu almadılar. gelenler arasında en dikkat çekici isim luis muriel’di ki daha ilk maçında spal’a karşı 2 gol atarak kendisine ödenen 15 milyon avronun hakkını vereceğini gösterdi. zaten zapata-ilicic-papu gomez üçlüsünün ayağına bakan hücum hattına böyle bir takviye şarttı. takıma kazandırılan bir diğer önemli isim ruslan malinovskyi oldu. merkez orta saha oynayan bu futbolcuyu daha önce hiç izlememiş ve kendisine ödenen 13 milyon avroyu yadırgamıştım ama yazılıp çizilene göre geçen sezon genk’in en önemli oyuncusu kendisiymiş. mancini sonrası stopere takviye için alınan skrtel’le acayip bir şekilde sözleşme feshedilince sevilla’dan kjaer kiralandı.

    şu an atalanta demek gasperini demek. böyle vasati bir takımı üç senede serie a’nın en iyi takımlarından birine çevirdi. lige taş gibi bir sürü oyuncu yetiştirdi: gagliardini, kessie, cristante, caldara, spinazzola, conti, mancini, petagna…tüm bunların üzerine bir de takımın şampiyonlar ligi’ne gitmesini sağladı. atalanta böyle bir şeye o kadar uzak ki sahası turnuvaya müsait olmadığı için şampiyonlar ligi maçlarını san siro’da oynayacak… ve ümit ediyorum ki o gruptan çıkmayı başaracak.

    fiorentina

    bu yaz çok büyük değişimden geçen bir başka kulüp daha… öyle ki sahibi bile değişti. della valle biraderler nihayet doğru teklifi buldular ve kulübü italyan asıllı amerikalı iş adamı rocco commisso satın aldı. (zamanında juventus’tan da hisse satın almak istemiş ama agnelli buna müsaade etmemişti.) kendisi della valle’lerin aksine başkanlığa ve yatırım yapmaya oldukça hevesli görünüyor. ilk icraatlerinden biri göğüs sponsoru olarak kendine ait amerika’nın en büyük kablo tv şirketlerinden biri olan mediacom’u getirmek oldu.

    commisso’nun bir diğer önemli icraati ise chiesa’nın juve’ye transferini veto etmesiydi. chiesa’yı kulübün yüzü yapmak istediğini ve hiçbir meblağa satmayacağını beyan ederek kapıları juve’ye kapatmış oldu. bir not daha. sportif direktör corvino’ya yol verip yerine 2012-2016’da fiorentina’da çalışan daniel prade’yi getirdi.

    geçelim kadrodaki değişime. ilk olarak zamanında iyi paraya alınan ama memnun kalınmayan lafont, nantes’a kiralanarak yerine geçen sezon empoli’deki performansıyla ligin en dikkat çekici kalecilerinden biri olan dragowski’yi çağırdılar.

    en büyük değişim ise savunma hattında yaşadı. vitor hugo ayrıldı, caceres geldi, biraghi-dalbert takası gerçekleştirildi, sassuolo’nun başarılı sağ beki lirola getirildi; böylelikle milenkoviç asıl mevkisi olan stopere geçebilecek. yeni defans hattı şöyle olur: dalbert-pezzella-milenkoviç-lirola.

    orta sahaya bir sezonluk ayrılığın ardından badelj’i tekrar getirdiler. 10 milyon avro gibi kelepir bir ücrete vidal-vari bir oyuncu olan pulgar’ı kaptılar. badelj-benassi-pulgar üçlüsü kağıt üzerinde çok iyi duruyor.

    takımın en kuvvetli mevkisi kuşkusuz ki hücum hattı. simeone’nin cagliari’ye satın alma opsiyonuyla kiralanmasının ardından fluminense’nin gelecek vadeden santrforu pedro 11 milyon avroya satın alındı. barcelona’daki 6 aylık ilginç deneyiminden sonra tam bir serie a futbolcusu olan kevin prince-boateng tekrar italya’ya getirildi. geçen sezon pescara’da kiralık oynayan 20’lik wonderkid sottil takımda kaldı (bu çocuğa dikkat). tabii en bomba transfer ribery oldu. belki her maç 90 dakika çıkmaz ama sıkışan maçlarda gereken katkıyı sağlayacak, taraftarı da tribüne çekecektir. bir de son anda gezzal hamlesi geldiğini belirtmeden geçmeyeyim.

    fiorentina’nın şu kadrosunun normal şartlar altında ilk 6’yı zorlaması gerekir ama en büyük soru işareti montella. ilk iki maçta 0 puan çekerek hakkındaki şüpheleri güçlendirmeye de devam ediyor. commisso’nun bu duruma çok fazla katlanabileceğini sanmıyorum yalnız. aslında daha erken davranıp yazın takımın başına daha yüksek profilli -atıyorum spalletti- bir hoca getirebilirdi.

    sampdoria

    milan gibi giampaolo’nun ilginç 4-3-1-2 formasyonundan nasibini alan bir başka takım da sampdoria. işin şakası bir yana başkan ferrero, takımın başına 4-3-3’üyle meşhur di francesco’yu getirip adama sağ forvet, sol forvet oynayabilecek oyuncu almayarak ne düşündü bilmiyorum. gerçi son anda zenit’ten rigoni’yi kiraladılar ama yetmez. transfer yapılmamasını geçtim, bir de taş gibi iki oyuncu, praet ve andersen satıldı. di francesco’nun kaderi yaratıcılığına kalmış durumda ama ilk 2 maçta çok kötü bir sampdoria vardı ve toplamda 7 gol yiyerek 0 puan çektiler.

    torino

    geçen sezonun ikinci yarısında öyle bir performans sergilediler ki milan’ın da avrupa’dan men edilmesiyle avrupa ligi’ne katılma hakkı kazanmışlardı ama elemelerde karşılarında wolverhampton çıkınca tepelendiler.

    bir kere iyi bir hocaları var: walter mazzarri. geldiğinden bu yana epey iyi oynatıyor torino’yu. takım zaten iyi. sirigu, n’koulou, baselli, meite, aina, falque, belotti, zaza gibi kaliteli adamların yanına napoli’de ancelotti’nin gözüne giremeyen simone verdi ve milan’dan laxalt getirildi. üstüne kimseyi de kaybetmediler. sadece transferin bitmesine az bir süre kala roma’yla transfer görüşmesi yapan n’koulou maçlara çıkmak istemeyerek arıza çıkardı ve takıma büyük ayıp etti.

    sassuolo

    ligin en modern, en marjinal zihniyetli hocalarından biri roberto de zerbi’den ötürü takip edilesi bir takım sassuolo. bilhassa geçen sezon boateng takımdan ayrılana değin acayip bir pas futbolu oynuyorlardı.

    iki önemli oyuncuyu daha kaybettiler. zamanında juve’den aldıkları ispanyol sağ bek lirola ve inter bölümünde sıkça bahsettiğim sensi takımdan ayrıldı. yerlerini doldurmak hiç kolay olmayacaktır. ayrıca juve’ye giden merih’i de unutmamak gerek.

    gelenler arasında sampdoria’dan hatırlayacağımız obiang var ki orta sahanın defansif yükünü çekip çevirecektir. forvete batan gemi empoli’nin mallarından caputo ve roma’nın elinde patlayan defrel getirildi. lirola’nın boşluğu ise mert müldür’le doldurulmaya çalışılacak. ha bir de yine empoli’den juve’nin yatırım yaptığı takip edilesi yıldız adayı traore’yi kiraladılar.

    hani yıldızı sönmeye yüz tutmuş ya da sakatlık, formsuzluk yaşayan önemli oyuncular için yeni sezona girilirken yöneticilerin söylediği “en büyük transferimiz o olacak…” muhabbeti vardır ya ikinci maçta sampdoria’ya hat-trick çeken berardi’nin performansını görünce aklıma o klişe geldi.

    cagliari

    barella’yı inter’e sattıktan sonra rüya gibi transferler yaptılar. şu orta saha serie a’da kaç takımda vardır ki: nainggolan-nahitan nandez- rog. yetmedi, pavoletti’nin sakatlanmasıyla fiorentina’dan simeone’yi getirdiler. sol beke geçen sezonki gibi pellegrini’yi kiraladılar ama bu defa roma’dan değil juve’den. süper kalecileri cragno’nun sakatlanmasıyla roma’dan olsen kiralandı. velhasıl çok iyi bir takım kurdular ama hocaları rolando maran. yani ne desek boş. olur da beni haksız çıkarırsa efendice özrü mü de dilerim elbet.

    ha elbette taraftarına da birkaç kelam etmek lazım. balotelli’den başlayıp matuidi ve moise kean’e kadar devam eden ırkçı tezahüratlarını bu sezon da daha ligin ikinci maçında lukaku’ya yönelterek tüm dünyanın nefretini üstlerine çekmeyi bir kez daha başardılar. sırf bu sebepten ligden düşmelerini, piyasadan silinip gitmelerini istiyorum.

    bologna

    geçen sezon filippo inzaghi yönetimindeyken düşme hattıyla dans eden, mihajloviç’in göreve gelmesiyle ligin en iyi takımlarından biri haline gelen bologna için zor bir yaz geçti. mihajloviç’in kanser olduğunu açıklamasının ardından teknik direktörlük görevine devam edip edemeyeceği bile muallaktı ama spal maçında yaklaşık kırk gündür gördüğü tedavinin de etkisiyle biraz zayıflamış biraz çökmüş olarak takımın başında maça çıkabildi ve taraftarların büyük sevgi gösterisine mazhar oldu.

    aslında bologna geçen sezonun ikinci yarısındaki rüzgarı da arkasına almış ve daha da önemlisi walter sabatini’yi sportif direktörlüğe getirmiş olmanın verdiği gazla transfer dönemine çok bomba bir giriş yapmıştı. roma’yı neredeyse batmaktan kurtaran ve şampiyonlar ligi’nde yarı final oynayan kadroyu büyük bir titizlikle kuran sabatini, piyasadaki en sağlam yetenek avcılarından biridir. bologna’nın başına geçtikten sonra da repertuvarındaki taşları dökmeye başladı:

    ligin ilk iki maçında da takımın en iyisi olan 20’lik japon stoper tomiyasu’yu 9 milyon avroya, velez sarsfield’de adını duyuran 21 yaşındaki orta saha oyuncusu nicolas dominguez’i 7 milyon avroya, avrupa’nın birçok kulübünü peşinden koşturan 19’luk andreas skov olsen’i 6 milyon avroya, brugge’un sağlam stoperi 26 yaşındaki stefano denswil’ide yine 6 milyon avroya bologna kadrosuna kazandırdı.

    pulgar’ın satılması takım için büyük kayıp olsa da medel transferiyle savaşçı orta saha kontenjanı doldurulmuş oldu.

    geçen sezon juve’den kiralanıp bu yaz 15 milyon avroya bonservisi alınan orsolini takımın en tehlikeli oyuncusu. çok hızlı, çok teknik ve çok iyi şut çekiyor. ayrıca duran topları ve ortaları ölümcül şekilde kesebiliyor.

    gerek mihajloviç gerekse de sabatini ve takıma getirdiği genç yetenekler, bologna’yı serie a’nın en takip edilesi takımlarından biri kılıyor.

    parma

    serie d’ye düşürüldükten sonra yıllar süren zorlu yolculuğun ardından çıktıkları serie a’daki ilk sezonlarında en büyük hedefleri ligde kalabilmekti. mütevazı kadrolarına rağmen bunu da başardılar. tabii burada tüm övgüyü, serie c’den beri takımın başında olan roberto d’aversa isimli genç ve yetenekli hocaları hak ediyor.

    parma’nın geçen sezon en büyük sıkıntısı tek boyutlu bir takım olmasaydı. takımın bütün hücum plan gervinho’nun atletizmi üzerine kuruluydu. o da sağ olsun, kendi yarı sahasından aldığı topu üç dört rakip oyuncuyu çalımlayarak gol yapacak kadar iyiydi.

    yazın bu durumu değiştirebilecek bir transfer yaptılar aslında. inter’den yann karamoh’u kiraladılar. pırpır bir kanat oyuncusu olan 21 yaşındaki bu fransız, inter tarafından geçen sezon bordeaux’ya kiralanmış, ilk maçlarda çok iyi oynamasına rağmen sonradan sergilediği disiplinsiz davranışlar nedeniyle kadro dışı bırakılmıştı. d’aversa bu gençten verim alabilirse hem gervinho’nun yükü azalır hem de parma daha iyi yerlere gelebilir.

    beni en şaşırtan transferleri ise united’dan 1,5 milyon avro gibi cüzi bir miktara darmian’ı satın almaları oldu. hem sağ hem sol bek oynayabilen bu adamı alabilmek için kah juventus’un kah inter’in bir sürü girişimi olmuş ama transferi bir türlü gerçekleşmemişti. united adamına göre fiyat çekiyor demek ki…

    napoli’den inglese’yi bonservisiyle aldılar ve onu da inter altyapısının gelecek vadeden santrforu adorante’yle yedeklediler. son olarak -benim anlamadığım bir şekilde- geçen sezonun başarılı ön liberosu stulac’ı empoli’ye satıp yerine zenit’ten hernani’yi getirdiler.

    udinese

    ligin insanın ruhunu solduran takımına geldik. di natale emekli olduğundan bu yana udinese’yi takip etmek en azından bana eziyet veriyor. o kadar amaçsız, o kadar heyecansız bir proje ki… neyse, bu sezona da klasik bir şekilde başladılar. önce milan’ı yenerek “acaba mı?” dedirtip ikinci maçta parma’ya 3-1 mağlup oldular. halbuki iyi de kadroları var: samir, mandragora, fofana, barak, pussetto, lasagna ve bence ligin en değerli ofansif orta sahalarından rodrigo de paul. tudor’un 3-5-2 oynattığı udinese, ne kayda değer birini aldı ne de mühim birini sattı…

    genoa

    maalesef bir türlü istenen başarıyı yakalayamayan takımlardan biri genoa. ben bunu aynı udinese gibi hep yanlış hocalarla çalışmalarına yoruyorum. yoksa kadroları kötü değil. gerçi hoca konusunda da andreazzoli’yi takımın başına getirerek bir nebze doğru adım atmış sayılırlar.

    genoa’nın son dönemde piyasaya kazandırdığı üç önemli yıldız oldu. birincisi milan’a giden piatek, ikincisi juventus’a 26 milyon avroya satıp bu sezon kiraladıkları stoper romero, üçüncüsü ise benim “baby duvan zapata” olarak nitelendirdiğim ve bu şekilde devam ederse iyi paralara satılacağına adım gibi emin olduğum kouame.

    bir de gelenlere bakalım. 33 yaşında bile olsa lasse schöne’yi getirmeleri takdire şayandı. sırf bu adam için bile izlerim genoa’yı. milan’ın serbest bıraktığı ve fiorentina maçında da golünü atan zapata, fiorentina’dan kiralanan saponara, inter’in 18 milyon avroya sattığı ama satarken geri satın alma maddesi koymayı ihmal etmediği pinamonti de önemli isimlerdi. tabii sinan gümüş’ü de unutmamak gerek… (şimdi onlar düşünsün.)

    brescia

    sekiz sene sonra tekrar serie a’ya yükseldiler ve çok da iyi yaptılar. neydi o frosinone’ler, benevento’lar allasen?

    takımı yöneten eugenio corini futbolculuğunda sağlam orta sahaydı ama kariyeri italya’nın doksanlardaki ve milenyumdaki futbolcu bolluğunun azizliğine uğradı. 2018’de başına geçtiği brescia’yı serie a’ya yükseltmek bir hoca olarak ona nasip oldu.

    kadrodaki en dikkat çeken isim kuşkusuz “yeni pirlo” olarak lanse edilen sandro tonali. simaen pirlo’yu andırması ve orta sahada oynaması dışında ben çok da bir benzerlik görmüyorum bu ikili arasında. tonali, pirlo’ya göre çok daha modern bir orta saha. alıyor, veriyor, kaçıyor, basıyor, top sürüyor… ama pirlo’yu tüm noksanlarına rağmen efsanevi bir futbolcu olmasını sağlayan o olağanüstü saha görüşünün tonali’de olduğunu söylemek zor. gerçi kaç futbolcuda var(dı) ki? yine de büyük futbolcu olma yolunda ilerlediğine kuşku yok.

    forvetlerinde tam bir serie b predatörü olan alfrede donnarumma varken baba ocağı olan brescia’ya dönmek isteyen balotelli’yi de kadroya katarak büyük işe imza attılar. brescia’nın kadrosunda ikonik bir futbolcu (hagi, baggio, guardiola, toni) olmazsa olmaz zaten.

    tüm bunlara karşın kadroları çok güçlü sayılmaz ve çok bir takviye yapmadılar. ligde kalabilirlerse büyük başarı olur.

    lecce

    lazio’nun ilk siyahi oyuncularından fabio liverani tarafından yönetilen lecce’nin o kadar kötü bir kadrosu var ki serie a’ya çıkmalarıyla düşmeleri bir olacak gibi duruyor. zaten biteviye şekilde düşüp çıkan lecce, serie a’nın şanındandır. biz onları “asansör takım” olarak sevip saydık.

    ilk maçı inter’e 4-0, ikinci maçı kendi evlerinde verona’ya 1-0 kaybedince akılları başlarına biraz da olsa geldi ve orta sahaya imbula, forvete babacar takviyelerini yaptılar. bunlar gelene kadar kadrolarında dikkat çekici tek isim lapadula’ydı. takımda futbolcuya benzeyen bir de 10 numaraları filippo falco var ki inter maçında kendisini çok beğendim.

    spal

    geçen sezon herkes tarafından düşmeleri beklenirken o bir şekilde ligde kalmayı başarmışlardı. aynı mücadeleyi muhtemelen bu sezon da verecekler çünkü kötü bir kadroları var. en büyük avantajları 2014’ten beri takımın başında olan hocaları leonardo semplici. takımı serie c’den alıp serie a’ya kadar taşıyan semplici’nin adı bir dönem milan’la bile anılmıştı.

    aynı semplici gibi serie c’den beri takımda yer alan lazzari’nin lazio’ya gitmesi kendileri için büyük kayıp. takımın en yaratıcı isimlerinden biriydi. şu an takımdaki en önemli futbolcu hiç kuşkusuz atalanta’dan 12 milyon avroya bonservisini aldıkları andrea petegna. geçen sezon 16 gol atan petegna’nın tarzını fena halde diego costa’ya benzetiyorum. umalım ki huyu benzemesin.

    hellas verona

    serie a’ya verdikleri bir sezonluk aranın ardından yine aramızdalar ama lecce’yle beraber düşme potansiyeli en yüksek olan takım yine verona. zaten serie a takımları arasında kadro değeri bakımından da lecce 20. sıradayken kendileri 19. sırada.

    chievo’dan kiraladıkları stepinski’den başka telaffuz edilmeye değer hiç kimse yok kadrolarında.