sabah sabah sol frame'de görünmesiyle bir zamanlar maziye bak ne kadar da şendik dedirten slogan.
türk futbolu camp nou'da böyle taç kullanır yıllarından sonra efes pilsen'in koraç kupası, galatasaray'ın uefa ve süper kupası, eurobasket 2001 derken üstüne de 2002 dünya kupasındaki üçüncülük macerası eklenince makus talihimizi yenmenin tadıyla iyice "bu işler artık hep böyle gidecek" havasına girmiştik.
daha doğrusu işte ülkenin seküler kesimlerinin sanrısı öyleymiş.
aradan yıllar geçti, internet hayatımızın baş köşesine oturdu. aziz milletimizin evimiz, ailemiz, mahallemiz, çevremiz ve ders kitaplarımızdan ibaret olmadığını acı acı öğrenirken "türk sporu"nun da diğer pek çok "türk x'i" gibi nasıl maddi/manevi rant kapısı olarak yağmalandığına da şahit olduk.
o eski tadı kalmadı.
uefa kupasıyla aramızdaki mesafe bir penaltıya indiğinde heyecandan titreyerek aman allahım çeken spikerler gitti yerine allah allah nidaları atan böğürteçler geldi.
menajerler, komisyoncular, ajanslar zartlar zurtlar yokken bütün avrupa'nın peşinde koştuğu dönemi "yıldız olduk çıktık" diye anlatan futbolcular gitti; profesyonel sözleşme atacağı çağda kendisini adam eden kulübe menajer yollayan zibidiler geldi.
turnuva boyu ortalarda görünmeyip takıma dönüş yolunda f-16'larla karşılayarak selam veren devlet gitti; soyunma odasında telefon tutucusu, telefon tutucusunun yardımcısı, telefon tutucusunun yardımcısının kalem müdürü diye uzayıp giden bürokrasi geldi.
ilhan mansız senagal maçında altın golü atınca taksim meydanında dükkanının önüne fırlayıp göbek atan insanlar gitti, onların yerine de saçma sapan beatlerle yazılmış abuk sabuk şarkılarla göndermeli hikaye atan insanlar geldi...
bu liste uzar gider de o güzel günler geriye dönmez...