resim
Arda Turan
Görev:Teknik Direktör
Takım:Eyüpspor
Yaş:37
Uyruk:Türkiye
  • 2922
    chao grey'den nefis bir arda yazısı:

    --- alıntı ---

    benim için arda turan artık darth vader'lığını tamamlamıştır. bilen bilir ki en fanatik "ardaturansporlu" ben oldum hep; fakat zamanında delicesine, hesapsızca, sırf benim için sahada her şeyini ortaya koyuyor diye tüm falsolarını görmezden gelerek savunduğum adamlardan sonraları nasıl nefret ettiysem arda da kendinden öyle uzaklaştırıyor beni artık. kaptan yapıldığında 'yakışır' dediğim, acıdan yüzü ekşidiğinde kalbimin acıdığı, samimiyetine, iyi niyetine delicesine inandığım adam bu değil. florya'daki kokuşmuş yeniçeri mirası onu tamamen ele geçirmiş vaziyette. yanına kattığı birkaç adamla (ki birisi de hakan balta'dır) kazan kaldırma işlemlerini tamamladılar. bunu şimdiye kadar görmezden gelmedim ama arda'nın içinde hala iyi bir şeyler olduğuna inanıyordum, şimdi de inanıyorum gerçi ama artık kolları-bacakları kesik durumda, akıl hocasının (hocalarının) gözetimi altında o. ne zaman birisi gelip onu kurtarır, ne zaman yeniden anakin olur bilemiyorum ama tarafım bellidir: frank rijkaard oley!

    not: tabii ki arda'yı silmiş değilim, ama içinden o yeniçeri ruhunu söküp atmadan kendisine karşı eskiden hissettiklerimi hissetmeyeceğim.

    --- alıntı ---

    http://chaogrey.blogspot.com/.../new-apprentice.html
  • 2943
    şu halinin* tek sorumlusu gözümde adnan polattır. en parlak olduğu kafa olarak fizik olarak futbol oynamaya en müsait olduğu dönemde** yok kariyer planlamasını yaptım, yok biz düşündük onu arda bize kupa vericek gibi açıklamalarla gitmesine izin vermeyip hazır olmadığını bile bile kaptan yapıp ateşe atmıştır ardayı. arda şu an öyle bir konumdadır ki futbolu bırakıyorum eskişehir maçı jübilem dese kimse şaşırmaz ben şahsen şaşırmam zira kendisi hasan şaşın hakan şükürün son dönemde futbolu bırakması için gördüğü baskıyı görüyor ve aynen de onlar gibi karşılıyor bu baskıyı somurtarak.
    her şey her zaman güllük gülistanlık olmayacak arda kardeş kimi zaman böyle dibe de vuracaksın da gülmesini bilmen lazım. osuruğuna tekme atarak sahada oflayarak puflayarak bu dönemi atlatma şansı yoktur kendisinin.
    eğer bu son 2 sezondur yaptığı afra tafra sadece sahadaysa gerçekten futbolu veya galatasarayı bıraksın hem kendine hem taraftarlarına zarar veriyor. ha eğer bu afra tafrası yaşam biçimi olduysa eyvah eyvah derhal psikolojik destek alması lazım zira o suratla uzun vadede de mutlu olma şansını yitirir yakında.
    edit: nedense link koymayı beceremedim ilgili resim şudur
    http://www.milliyet.com.tr/.../1281660/default.htm
  • 2954
    üzüldüm elenmiş olmamıza, her galatasaraylı gibi benim de içimden bir parça koptu maç sonrasında. çok üzgünüm. müthiş sinirlendiren ve bir o kadar hüzüne götüren bir sonuç...

    diğer takım taraftarları kızmasın ama biz sarı kırmızı aşıkları avrupa'dan her elendiğimizde bir başka kederleniyoruz. diğer takım taraftarlarına kıyasla, avrupa maceralarımızda aldığımız kötü sonuçlar bizleri daha çok üzüyor. hele hele bu şekilde elenmek... bu satırlar uefa ve süper kupa sahibi olduğumuzdan değil, arif'in, zamanında manchester'a attığı golden sonra hissettiklerimize uzanır. sonrasında mücadele edilerek kazanılan muhteşem zaferlere gider bu hüznün sebebi...

    çalışıyorum bu sıralar, mesleğimi icra etmekteyim fakat aklımda iki şey var; biri sevgilim biri de öbür sevgilim. biri üzgün ondan uzak olduğumdan, diğerinin içinde ise fırtınalar kopuyor. halbuki denizin ortasında olan ve fırtınalarla karşılaşması gereken benim.

    dün gece yaşlı afrika kıtasına yaklaşırken, büyük uğraşlar sonrasında zar zor çeken antenimizi ayarlamaya çalıştık. biz denizciler her şeyden mahrum yaşarız denizdeyken. bazen aylar öncesinin gazetesini buluruz satır satır okuruz, bazen gemiye yeni katılana sorarız ülkede olup bitenleri. dün gece ise güzel bir şölen vardı salonda. trabzon'un golüne sevindik çoşkuyla, sonra yenilen gollere ‘’tüh’’ dedik hep bir ağızdan, takdir ettik, beğendik şenol güneş’i.

    ve sonrasında galatasaray...

    önce fenerbahçetv'yi bulduk, derken sportstv diye bir kanalı. her kanal çekmiyordu zaten. 3-4 kanal dışında hiçbirini izlemek mümkün değildi. fenerbahçetv ile sportstv bizim için cennete varmak gibiydi. maçlar bitmek üzereydi. galatasaray'ın golü geldi, ardından yediğimiz bir gol...

    sportstv'de izledim bizim maçın geniş özetini. ali turan'ın kafasına tekme yediği ve sonrasında gelişen olaylar çok dikkatimi çekti. heyecan ve kahır içinde maçın özetini izlerken, çok önemli bir şey farkettim.
    ali turan yerde kıvranıyordu, birkaç rakip takım oyuncusu vardı orada. ekranda lorik cana ile lucas neill'in forma numaraları vardı bizim takımdan. arda turan ise yoktu, göremedim onu... pozisyonu hakkıyla izleyemedim ama kafasına darbe almış bir takım arkadaşını savunan iki adamı görüverdim ve bunların içinde arda turan yoktu. peki nerdeydi bu kaptan dedikleri?

    öğle civarı limana vardım, demirledik. işlerim bittikten sonra, zar zor çeken gprs bağlantısı ile gördüm ki, bizim ''kaptan'' dediğimiz arda turan, ülkeye döner dönmez takım otobüsü yerine taksiye binmiş, meçhule doğru yola çıkmış.

    ben bir denizciyim, kaptanım. gemide bir kural vardır. gemiyi terk kararını ancak ve ancak kaptan(süvari) verir ve filikaya en son o biner. bir gemi batarken, gemiyi ilk önce fareler terk eder, derler. doğrudur.

    arda turan'ı severdim her galatasaraylı gibi ama artık kendisi ''takım kaptanı'' olmadığını, olamayacağını ispatladı. her ne sebeple olursa olsun o da diğer oyuncular gibi takım otobüsüne binmeliydi. arda turan ne kadar yetenekli, ne kadar 10 numara, ne kadar takımın birinci kaptanı olursa olsun, diğer oyunculardan hele hele takıma yeni katılan musa çağıran'dan ya da altyapıda yetişen emre çolak'tan bir farkı yoktur ve hepsiyle herkesle eşittir, öyle olmalıdır. öyle hissetmelidir de.

    dediğim gibi izlediğim o pozisyon bir özetti ve maçı tam olarak izleyemedim belki arda oraya gelmiştir ama takım otobüsüne binmeyip, kendisini arkadaşlarından ayrı addeden bir adam galatasaray'ın kaptan'ı olamaz olmamalıdır. küstahça ben bu takımın ikinci kaptanı olmam demek ise haddine değildi zaten.

    bunu yazmak istemezdim ama arda dün geceki davranışıyla şu sözlerimi haketti:

    top toplayıcı bir çocuktan galatasaray kaptanı olmaz, olursa böyle olur. bu tıpkı gemiye yeni katılmış bir miçonun gemi kaptanı (1.kaptanı, süvari) olmasıdır.

    arda turan türk futbolunun son yıllardaki en büyük yeteneği olabilir ama sonunun bir sergen ya da bir rıdvan olması oldukça muhtemeldir, görünen.

    rijkaard genç futbolcularını mental olarak yetiştirmekte oldukça başarılı bir teknik adam olsa da, kılavuzu rıdvan dilmen, emre belözoğlu gibi kargalar olan futbolcu ali sami yen'de ya da aslantepe'de daha da ıslıklanmaya müstehaktır.

    yeni formaların lansmanı yapılan kısa filmlerde ise büyük bir yanlışlık yapıldığını düşünüyorum. pembe forma'yı kewell'a değil arda turan'a giydirmeleri gerekirmiş meğerse. küçük bir kız çocuğu gibi zırt pırt küsen ve antrenmana çıkmayan bir futbolcuya ancak pembe forma yakışırmış zaten.

    belki ağır oldu yukarıdaki cümleler ama kendisini herkesten fazla galatasaraylı ilan eden, 10 numaralı formanın takımda sadece kendisine uygun olduğunu düşünen, fatih terim sonrasında görüp görebileceğimiz en yeni megolamanımıza daha güzel cümleleri dizmek bu kaptanlık performansıyla mümkün değil, bundan sonra messi olsun isterse. arda turan futbol açısından mental salaktır. sebebi de ondan daha fazla para kazanabileceğini düşünen ve bu yüzden ona kaptanlık veren, onun egosunu şişiren manevi babası adnan polat’tır.

    tüm bu olup bitenlerin gerçek sorumlusu ne rijkaard ne de arda turan kaptanlığındaki yeniçerilerdir. bu ahvalde kendilerine ultra diyenler dahil herkesin bir payı vardır elbette, ama bu lezzetsiz pastanın en büyük dilimi adnan polat’a aittir. ama bu lezzetsiz pastayı nedense hep biz yiyoruz son 10 senedir.

    beni asıl üzen nokta; galatasaray'ın tugay, bülent korkmaz, hagi gibi idol olabilecek yeni bir değerini, daha büyümeden yitiriyor olması.

    ne yapalım bu da pastanın kreması işte.

    http://captainlogbook.blogspot.com/
  • 2957
    --- alıntı ---
    ağustos 2006 çarşamba günü saat 10 buçuk civarlarında, türk futbolu yeni prensiyle tanışmıştı. maçtan önce sağ bek oynaması beklenen, ancak son anda orta sahaya kaydırılan 66 numaralı genç oyuncu, takımının 2. ve 4. golüne imza attı, 5. golü de bir başka galatasaray alt yapı ürünü sabri'ye attırdı. bir sonraki günün gazete manşetleri aynı şeyi söylüyordu;

    ' sami yen'in yeni yıldızı: arda turan ! '

    bu maçtan sonra 2006-2007 sezonunda takımın vazgeçilmezi oldu arda. dönemin teknik direktörü erik gerets'e göre, galatasaray'ın başındayken verdiği en doğru karar, arda'yı yeniden kiralık vermemesiydi. gerets ona güvendi, arda da bu güveni boşa çıkarmamış oldu. ribery olayıyla kırılan taraftar kalbi, ondan daha iyisini görünce bu olayı unutuverdi birden.

    sezon sonunda gerets'in gönderilmesinden sonra takımın başına kurt hoca feldkamp getirildi. arda'nın takımdaki sorumlulukları biraz daha arttı. sezon sonunda final niteliği taşıyan sivaspor maçında yaptığı hat-trick ve oynadığı muhteşem oyunla, kariyerindeki oyuncu profilini değiştirmiş oldu. o artık 'gelecek vaadeden genç yetenek'likten 'takımını şampiyonluğa taşıyan büyük oyuncu' mertebesine ulaşmıştı...

    bu şampiyonluktan sonraki sezon takımın başına getirilen skibbe'nin de gözbebeğiydi arda. sezon başında özellikle lincoln'ün üstün performansıyla bir dönem 2. planda kalsa da, o her zaman taraftarın gözbebeğiydi. bir karşılaşmada hakemle atışmasından sonra, ahmet çakar'ın bunu sert bir şekilde eleştirmesi üzerine taraftarlar bir sonraki maçın neredeyse 1 saati boyunca ahmet çakar'ı protesto ederek arda'larına sahip çıkmışlardı. böyle mükemmel bir harmoni vardı mutlu çiftin arasında.

    arda sempatikliğiyle milyonların sevgilisi olmuştu 2-3 yıl içerisinde. özellikle milli takım kamplarındaki antremanlarda yaptığı taklitlerle takım arkadaşlarını kırıp geçiriyordu. sürekli gülen yüzü ile insanların takdirini kazanıyordu arda. rakip takımların taraftarları bile çok seviyordu arda'yı, birçok kez rakip takımların formalarını imzalaması da bunu kanıtlıyordu.

    arda'nın bir sınıf daha atlamasını euro 2008'de canlı olarak takip ettik. teknik direktör fatih terim'in de en büyük kozu olan arda, ev sahibi isviçre'ye 90+2'de attığı kritik golle takımının umutlarını yeşertmiş , 4 gün sonra ise çek cumhuriyeti'ne attığı gol ile ise skora karşı isyanı başlatmış ve takımın maçı 3-2 kazanmasında büyük rol oynamıştı. özellikle isviçre maçında attığı golde aldığı sorumluluk, arda'nın henüz bu yaşta 'özel biri' olduğunu kanıtlıyordu.

    başlıkta da belirttiğim faktör, tam da turnuvadan sonra yaşandı arda için. 10 temmuz 2009 tarihinde murat yalçındağ ve haldun üstünel ile kameraların karşısına geçen arda, takımın yeni 10 numarası ve kaptanı olarak basına tanıtıldı. açıklamaları halen boyundan büyüktü:

    'ayhan akman, emre aşık, sabri’ye büyük saygım var. bu kaptanlığı yaparken desteği onlardan alacağım. karar alırken onlarla birlikte alacağım. ben 10 yaşında iken harry kewell’a karşı oynayan takımını bir kasanın üzerinde izledim. kimilerinin arkadaşı, kimilerinin abisi olacağım. bilinmesini isterim takımda emre aşık’ın lafının üzerine laf söylenmeyecektir. bundan herkes emin olsun. burada amaç takımın başarısı. bunlar başarımız için bir araç. amacımız şampiyonluklara ve kupalara ulaşabilmek. benim her şeyim galatasaray. hayatımın tek anlamı galatasaray ve ailem. bugün mutluyum. heyecanlıyım, çünkü bunlar benim için çok özel anlar.”'

    arda'nın 10 numara macerası böyle başladı. takımın başına rijkaard'ın getirilmesiyle ve tanınmış oyuncuların takıma transfer edilmesiyle beklentiler arttı. sezon başında harika futboluyla göz dolduran galatasaray'ın halen en büyük kozu arda turan idi. her şey gayet güzel giderken, galatasaraylıların ortak kabusu saraçoğlu stadındaki fenerbahçe maçı, kötü günlerin habercisiydi. alınan ağır mağlubiyetin yanında, verilen sakatlarla beraber takım geri gitmeye başlamıştı. avrupa ligi'nde atletico madrid'e elenen ekip, bir diğer fenerbahçe maçıyla dibe vurmuş oldu. tribünlerin de ilk hedefi arda turan oldu tabi ki. özel hayatından dolayı eleştirilen arda'ya bir tepki de taraftardan gelmişti. kız arkadaşı için sinema kapatmasına eleştiride bulunan tribünler, arda'ya tepkilerini sloganlarla gösterdiler. arda da kafasının rahat olmadığında iyi performans göstermediğini kanıtlarcasına kötü bir futbol serigiliyordu bu dönemlerde.

    basınımızın futbolundan çok özel hayatıyla ilgilendiği arda turan da onlara bol bol malzeme vermeye devam ediyordu. 66 numarasıyla ve gülen yüzüyle milyonların sevgilisi olan arda gitmiş, 10 numaralı formasıyla ve kaptanlık pazubandıyla sinirli tavırlarıyla dikkat çekmeye başlamıştı. kaptanlık verildikten sadece birkaç gün sonra istanbul emniyet müdürlüğünü ziyaret etmesi, arda'nın da türk futbolunun ve futbolcusunun içinde olduğu o siyaset-mafya-spor üçgenin içine girdiğini gösteriyordu.

    son olarak, 2010-2011 sezonun 2. maçı olan bursaspor karşılaşmasından mağlubiyetle ayrılan galatasaray'ın teknik direktörü rijkaard'ın 'sahada sorumluluk alacak lider oyuncu yoktu' açıklamasından sonra morali bozulan arda'nın bir gün sonraki antremana özel izinli olarak çıkmaması, bana uzun süredir planladığım bu yazıyı postlamama sebep oldu. bir kaptan olarak herkese örnek olması gereken oyuncunun, moral bozukluğu sebebiyle antremana çıkmaması gerçekten düşündürücü bir durum. ayrıca ligin ilk maçı olan sivas deplasmanında takım arkadaşı ve veliahtı emre çolak'a hatalı bir pasından sonra gösterdiği tepki, arda'nın ne kadar stres altında olduğunu ve bunu kaldıramadığını açıkça gösteriyor.

    pedagogların ailelere önerisi, bebek ve çocuklara, bebek ve çocuk gibi davranmaları yönündedir. 22 yaşında kaptanlığa getirilen arda'dan 27-28 yaşındaki oyuncunun olgunluğunu beklemek, yönetimin en büyük hatası olarak değerlendirilebilir. arda , eminim ki galatasaray tarihine geçecek bir kaptan olacaktır, ancak avrupa'nın herhangi bir takımında rahatlıkla oynayabilecek bir oyuncuyu bu sorumlulukla ezmek, akıl karı bir tercih değildi bence. arda henüz 23 yaşında. öncelikle bunu hatırlamalı.daha sonra kendisinin kimseye benzeme gibi bir mecburiyetinin olmadığını hatırlamalı. yani futbol camiasındakiler gibi olmadığında kimsenin onu yadırgayıp dışlamayacağını hatırlamalı. arda, arda gibi olmalı, öyle tarihe geçmeli. arda, kaç numara olursa olsun, galatasaray formasının içinde, gülen yüzüyle, mükemmel oyunuyla, zeka ürünü espirileriyle ve liderliğiyle hatırlanmalı seneler sonra..
    --- alıntı ---

    http://bandieras.blogspot.com/2010/08/66-10.html
  • 3000
    29 agustos 2010 eskisehirspor galatasaray maci sonrası lig tv muhabiri pınar argun'un; "arda, önce tebrik edelim... karanlıktan aydınlığa derler ya, bugün eskişehirspor galibiyeti galatasaray için bi nevi öyle oldu" cümlesi üzerine şu sözleri söylemiştir:

    "evet, takım arkadaşlarımı tebrik ediyorum. buraya gelen az sayıdaki taraftarlarımıza da teşekkür ediyorum; bizi destekledikleri için. gerçekten zor günler yaşıyoruz, bu bir gerçek. galatasaray takımına yakışmayan günler... ama burdan hep beraber el birliğiyle çıkacağız, çünkü iyi günde herkes galatasaray takımı futbolcusu, iyi günde herkes galatasaray takımı taraftarı, iyi günde herkes galatasaray takımı başkanı olabilir ama işte bugünlerde birlik ve beraberlik olmak lazım... burdan adnan polat'a da, taraftara da çok teşekkür ediyorum... ne olursa olsun, ne kadar eleştirilse bile her zaman takımın yanındaydı, en kötü günde bile... daha bugüne kadar ağzını bile açıp bize bir şey söylemedi; destekten başka... o yüzden başkanımıza da teşekkür ediyorum. hocaya çok teşekkür ediyorum... yani bu bizim için bugünkü mücadele bir onur mücadelesiydi, çünkü çok önemliydi, çok sıkıntılı günler yaşıyoruz..."

    kaynak: http://ligtv.com.tr/...=1&hid=77404

    konuşmanın devamını yazmaya gerek duymadım; istediğim bilgi bu bölümde mevcut. felaket senaryoları üreten ya da gece rüyasında gördüğü fantezileri, sabah uyanınca haber yapan gazeteciler gibi hayali senaryo yazmak istemiyorum ama içimden geçen şu duyguyu da paylaşmak istiyorum: arda turan'ın frank rijkaard ile bir sorunu var...

    bu sözlükte daha önce de dile getirildi bu durum ama ben dün akşam, arda'nın bu konuşması sırasında, bunu gerçekten hissettim ve hislerime de güveniyorum. herkesin iyi günde futbolcu, taraftar ve başkan olabileceğinden bahsetmiş de teknik direktör olabileceğinden bahsetmemiş... rijkaard'ın işi çok mu kolay? siz iyi oynayınca; "en büyük futbolcular, yaşasın futbolcular...", siz kötü oynayınca; "tu kaka rijkaard"... sevgili arda; emin ol ki, kötü günde en zor iş; teknik direktör olmak... hatta, suçlu da olsa, suçsuz da olsa, kapının önüne konacak ilk kişi de teknik direktördür... ha bir de, keşke başkana "başkanımıza" diyerek sahip çıktığın gibi, hocamızı da "hocaya" diyerek uzak mesafade tutmasaydın... inan ki, galatasaray taraftarı olarak içime oturdu... (konuşmanın sonlarına doğru; "her zaman, takım arkadaşlarım, hocam ve başkanım biliyor ki; takım için ne iyi olursa ben onu yapmaya çalışıyorum" demiş olduğunu da bilerek bunları söylüyorum...)

    bugüne kadar ismi altında, hiçbir galatasaraylı futbolcuya olumsuz eleştiri yapmamış olmakla birlikte, bu da şahsım adına bir arda turan eleştirisi değildir. hatta hakkında daha önce yazdıklarım da kanıtıdır ki; kendisini severim, sayarım... en çok istediğim şeylerden biri de, onu "gerçek arda" gibi oynarken ve galatasaray'ın başarılarında pay sahibi olurken görmektir... ama diğer yandan da, frank rijkaard'ı da severim, sayarım... hele de şu kötü günlerde en büyük destekçilerindenim... ve üzülerek görmekteyim ki; kaptanım ve teknik direktörüm arasında ters giden bir şeyler var... rijkaard ilk geldiği günlerde, arda onun "küçük prens"i gibiydi... el üstünde tuttuğu da gün gibi ortadaydı... şimdi aralarına hangi kedi girdi bilmiyorum... arda'nın yapmış olduğu bu konuşma, belki de gerçekten "o anlık" söylemlerden ibaret olup, hiçbir "yan anlam" içermemekteydi; belki de ben "öküzün altında buzağı aramak"tayım... ama içimden geçenlere de engel olamamaktayım...
  • 3027
    --- alıntı ---
    duyuru: arda turan

    dün akşam geç saatlerde oyuncumuz arda turan’ı bonservisiyle birlikte satın almak için atletico madrid kulübünden yazılı bir teklif almış bulunuyoruz.

    sezon planlamamızın içersinde kaptanımız arda turan ile hem teknik, hem idari,hem de manevi anlamda yollarımızı ayırmak gibi bir düşüncemiz olmadığı için transferin son gününde yapılan ve aşağıda sunulan teklifi kabul etmediğimizi spor kamuoyu ile paylaşırız.

    galatasaray spor kulübü yönetimi ile aynı çizgide ve aynı düşüncede olan kaptanımız arda turan; galatasaraylılığını ve galatasaraylı duruşunu bir kez daha kanıtlayarak maddi manevi kulübünün ve renklerinin hizmetinde olduğunu belgelemiş ve bu kararımızın yanında yer almıştır.

    galatasaray spor kulübü
    --- alıntı ---

    http://www.galatasaray.org/...ol_as/haber/7761.php
  • 3102
    --- alıntı ---

    arda turan’ı yazmadık fazla. bilenler bilir, arda gibi futbolculara zaafım var. bayılıyorum top ayağına yakışan, ince çalımlar atan futbolculara. bir çok kez savundum arda’yı. ama asla futbol gerçeklerinin dışına çıkmadan. ha, bazı yerlerde tolerans tanıdım elbette. ama asla bir lincoln’e tanınan kadar değil.
    arda’yı eleştirenlerin, milliyetçi olduğu için milli takım’da iyi oynuyor fikirlerine şiddetle karşı çıkıyorum. futbol dışı olarak, galatasaray başka bir ülkenin takımı mı? değil. o zaman futbolun içine dönelim. arda’nın milli takımda daha iyi oynamasının, daha çok göze batmasının en önemli sebeplerinden biri emre belözoğlu. ama saha dışı arkadaşlıkları değil, emre’nin oyun karakteri. bizim yani galatasaray’ın en çok ihtiyaç duyduğu futbolcu tipi emre. türkiye’de fazla yok böylesi. iki yönlü orta saha. gol eksiği var, o kısmını da aykut kocaman düşünsün.
    arda’nın beklediği pasları atabilen, pası verip yerinde kalmayıp arda’nın yardımına giden bir adam emre. sadece arda ile değil, diğer oyuncularla da aynı paylaşmayı yapıyor. ama arda becerdiği için daha fazla göze batıyor ikilinin uyumu. emre-arda uyumu ikisinin de performansını yükseltiyor. bu konuda iddialıyım. elimde kanıt var kardeşim. arda’yı şimdi eleştirenler bile beğendiklerini söyledikleri bir dönem var. lincoln’le birlikte oynadıkları dönem. tesadüf mü? sanmam.
    dediğim gibi, bu konuda iddialıyım. hadi geçmişe yönelik kanıtımı yeterli bulmadınız. misimoviç ile oynamaya başladığında belli olacak her şey. ben buradayım evelallah.

    --- alıntı ---

    http://captano.blogspot.com/...iye-belcika-3-2.html
  • 3136
    sanırım ilk uzun entrym olacak. o da büyük kaptan'a helal olsun. okumadan önce uyarayim. sistemlere takılan bir adam değilim ama mevcut sistemimizi begenmiyorum, en sevdiğim futbolcu hakan şükür, en sevdiğim tezahurat seni sevmeyen ölsün. bunlara itirazın varsa unfollow serbest. sbt.

    "galatasaray sözlük'e bakıyorum yorumlara inanamıyorum" deyip işin içinden sıyrılmayacağım. büyük kaptan'ın kısa kariyerinde (hatırladığım kadarıyla) ufak bir gezintiye çıkaracağım değerli sözlük yazarlarını. öncelikle 9 ağustos 2006 mleda boleslav maçından başlamak istiyorum. çok fazla değinmeyeceğim zira herkesin hatırladığı bir maç. o gün o zamanki kız arkadaşımın doğum günü vardı ben de galatasaray dilenciliğimi askıya alıp entel dantel bir mekanda sakince izlemiştim maçı. arkadaş grubu arasında 2 galatasaraylı olarak kızlara ilgi göstermeyip ağzımız acık arda'yi izlemiştik. sezon başı kimle oynarsa oynasın galatasaray maçlarını heyecanla beklerim. acayip özlemiş oluyorum. yine bir agustos akşamı inanılmaz top oynayan arda'yı düşünerek uyumuştum. yalan yok bizde. o gün kız arkadaşım arda turan mı ben mi? dese metinleşebilirdim bile. zira arda daha vefalı çıktı ve tugay'dan öğrendiği "burada doğduk burada ölürüz" hareketini 2 sene sonra samiyen'de yaptı. kız arkadaşım ise 1 ay sonra beni bıraktı :( .
    galatasaray'ın 2006'da şampiyon olmasını dolaylı yoldan sağladığı 5-3lük manisamaçını manisa'da izlemiştim. gerçi stadda değildim ama o havayı soludum hehe. 3 asist yapmişti-ki 2 sene sonra gelen şampiyonlukta da sivas deplasmanında hat-trick yapmıştı. ayhan'ın 90'a giden golu ile beraber 5 defa öküz gibi anırdım o gün. teşekkürler büyük kaptan.

    yaş 23=kariyer efsane. şimdi tapılan elano'nun, küçük kaptan'ınız ugur'un kaç maçı var desem toplam 5 maç sayamazsınız. bana, bok attığın "arda" de gözü kapalı 10 maç sayayim. hatırlatmakta fayda var; yaş:23. allahtan büyük maçlarda da deli oynuyor.
    19 yaşında çıktığı anfield road(dilencilerin mabedi) da herkes ayakta alkışlamadı mı baba? ceymi kerigirlara zemini mi öptürmedi? eylül 2006 bordeux maçında da takımın en iyisi değildi de benim mi haberim yok? deli top oynadığımız benfica deplasmanında ben mi sahanın yıldızıydım arda mı? ... bunları bir düşün de alttaki paragrafa geçelim. düşünürken de şunu izleyebilirsiniz;

    http://www.youtube.com/watch?v=XJHAeD4kM4I (hani 2 asisstini görüp gözü kapalı bağrına bastıgın elano'nun ki video ise bu ne ? demiyorum bile)

    yıllarca milli takımlarda oynamış, ersun yanal'in sağ kanatta oynattığı sonra sağ bekte harikalar yaratan, gerets'in solda oynatmasıyla orada da muazzam oynayan büyük kaptan'ın saha dışı hareketlerinde yamukluk yok değil. milliyetçiliği, bazı tavırları falan benim de hoşuma gitmiyor. manisa deplasmanında tribüne gelmemesi skandal. yine de arda benim kaptanım. kusura bakmayın ama emre belözoğlu'ndan nefret etmeme ragmen milli maçtaki sarı kartını ayakta alkışlarım. efendi futbolcu sevmiyorum. cüneyt tanman sizin bülent korkmaz benim kaptanım olsun. arda'nın saha dışı demeçleri, galatasaraylılığı, ortaya koyduğu ruh benim galatasaraylık anlayışımla bağdaşıyor. yine kusura bakmayın ama sonuçta matematiksel bir başarı gelecekmiş gibi benimsediğiniz modern sistem ugruna 2 maçta da büyük kaptan'ı satan yazarlar yok değil. yok mücadele etmemiş de rijkaard napsın'mış? babacım önce arda'yı sağda oynatma sonra laf et lütfen. arda'dan bir messilik, ya da imparator zamanındaki bir hagi'lik beklemek rijkaard'in en büyük hakkı. adam sonuçta takımın kaptanı ama tüm takım dökülürken arda'yı pimi çekilmiş bomba veriyorsan "bi dakkaaağ" derim.

    hafızam büyük başkan belgarath'ın 10da biri bile değildir ama aklıma geliyor durduramıyorum. istanbul'daki ispanya maçında da bu adam oynuyordu, 2 sene evvelki bordeux maçında da oynuyordu. zaten beşiktaş maçlarında özel olarak iyi oynuyor. (örneğin 2008-samiyen'deki beşiktaş maçı). hadi tüm bunları geçtim euro 2008 gerçeği ile ilgili futbol dilencilerinin yorumunu merak etmiyorum desem, büyük yalan. oynamadığı portekiz maçında yenildik geri kalan 3 maçın yıldızı da ben değildim herhalde. hırvatistan maçında italyan hakemin saçma sarı kartı olmasaydı, almanya karşısında neler yapardık çok merak ediyorum. aa yine arda'nın olmadıgı bir maçta yenilmişiz di mi sözlük?...

    en gıcık oldugum da "arda gitsin abi avrupa'ya" lafları. tamam gitsin mesut özil muamelesi görsün de-hangi sözlük'te yazıyoruz abi biz. dün herkes metin oktay aforizmalarıyla dolduruyordu burayı. dünya parayı kabul etmeyip galatasaray'da kaldı diye yıllardır bir numaralı efsane metin oktay değil mi? ee o zaman arda niye gitsin abi? bence sen git, ben gideyim arda gitmesin. körü körüne savunmak gibi olmaması adına eleştrimizi de yaptık. dönem dönem oynamadığı oluyor. bizde yalan yok. 25 ekim 2009'da rijkaard bitti dedik dinletemedik, daha kaç ay önce sözlüğe "elano adam geçsin accountum ömer cavusoğlu'nun" dedik yine kızdınız. bir daha da sözlüğe uzun entry girmem aga. arda hakkında da son yazım olsun. modern dilencilere, elano aşkından iskenderun sokaklarında grafiti yapan childofbodom'a, biricik badim belgarath'a yanlışlarımı düzeltmesi adına selam gönderiyorum. dilencilere koz vere vere yandan battık kaptan :(
  • 3160
    kaptan ne zaman dönecek?

    kaptanımız arda turan, ligin 7. haftasında oynayacağımız kardemir karabükspor maçında takımdaki yerini alabileceği öğrenildi.

    galatasaray'da sakatlardan bu kez iyi haber var. sarı-kırmızılı takımın en büyük kozu arda turan bu hafta oynanacak istanbul büyükşehir belediyespor maçında forma giyemeyecek ancak bu maç sonrasında takımla birlikte antrenmanlara başlayacak. arda'nın sakatlığının hızla düzeldiği ve gelecek pazartesi gününden itibaren takım arkadaşları ile birlikte çalışmalara katılacağı öğrenildi.

    g.saray, arda'sız oynadığı son iki maçını kazanırken, bu hafta ali sami yen'de oynanacak olan istanbul belediye maçında da kaptansız sahada yer alacak. türkiye-belçika maçında sakatlandıktan sonra tedavisine florya metin oktay tesisleri'nde başlanan arda'nın günde ez az 4 saatinin sağlık odasında geçtiği belirtildi. sarı kırmızılı kulübün sağlık kurulunun, kaptanı tam olarak karabükspor maçına hazır hale getireceklerini belirtilirken, bu arada buca maçında sakatlanan kaleci ufuk'un da tedavisinin olumlu sürdüğü ve genç file bekçisinin istanbul belediye karşısında forma giyeceği öğrenildi.
    kaynak: dha

    http://www.webaslan.com/...an-donecek/?ref=ABM1

    hadi be kaptan dön bir an önce bu hafta sami yen'de oyanayacağız iç saha maçı bir şekilde taraftarımızla kazanabiliriz ama sonraki hafta karabük deplasmanında kesinlikle sahada olman lazım 2 haftadır pozisyona giremiyoruz bir de olayın yabancı kontenjanı yönü var arda kadroya girince 1 yabancı daha kullanabileceğiz böylece cana 11de başlayacak mustafa-ayhan ikilisinin birinden kurtalacağız umutluyum güzel günler çok yakında
  • 3177
    ara sıra kullandığım kuzenimle ortak olan blogumda yazdığım arda turan yazısını burda da paylaşmak istedim .

    http://kuleforvet.blogspot.com/...z-arda.html?spref=fb

    bir kaç haftadır nedendir bilinmez arda hakkında genel itibariyle bu döneme kadar yaşanılanları göz önüne getirip kendimce yorumlama gereği hissettim o nedenle mevzu bahis arda turan.

    tabi böyle bir yazıya "türk futbolunun son dönemde yetiştirdiği en yetenekli gençlerin başında gelen arda" gibi rıdvan vari bir cümleyle girmeyi istemediğimden bu sözü kanıtlayacak bir kaç örnekten bahsederek lafa girelim .

    en başa dönecek olursak -yanlış hatırlamıyorsam- ilk olarak mlada boleslav maçında carrusca'nın sakatlanmasıyla galatasaray formasını giyme şansı buldu.(öncesinde herkesin bildiği gibi bi manisa macerası var ki eminim bugünlere gelirken oranın adını çok anmış ersun hocasına binlerce kez dua etmiştir.) bu şansı gayet iyi değerlendirdi ve akabinde lig maçlarındaki o savruk güçsüz görüntüsüne rağmen sergilediği performansıyla -özellikle konya maçı- ismini herkesin ideal 11inde sol açığa yazdırmayı başardı. maalesef en sonunda bizim insanımız başarılı insanı sevmez kıstası işlemeye başladı hele ki bu insan başarıyı türkiye'nin en büyük kulübünde bu yaşta yakaladıysa genelde suyun öte tarafındaki insanların yarattığı medyanın yardımıyla özel hayatı kullanarak türlü türlü kaypaklıklar yapılır nitekim arda için de bu durum farklı olmadı . 18 yaşını geçmiş kendi parasını kazanan bi adamın teknedeki kızla yakın olması bi kısım insanların zoruna gitmiş olacak ki bu durum bugün milyonlarca okuyucusu olan gazetelerin baş sayfalarında yer aldı haddi olmayan bir çok kişi tarafından saçma sapan ,ağıza alınmayacak sözler sarfedildi , silahlı t-shirt giydi nasıl örnek olacak bu gençlere dendi fakat t-shirt silahı protesto eden bi markanın ürünü çıktı , ultraslan'ın gecesinde meyve sulu fotoğrafları yayınlandı(mekan farklı olabilir tam hatırlayamadım) içki içiyor efendim bu çocuk nasıl sporcu dendi iftira atıldı , sevgilisine inönü'de 35 bin kişi küfür etti o da yetmedi sevgilisinin film setinin önünden geçen sözde beşiktaş taraftarı gözünün içine baka baka küfretti sabrı sınandı, messiyle karşılaştırılıyorsun denince tebessümle saçmalayın demesine rağmen ahmet çakar'ın messi'nin sol bacağı olamaz lafına maruz kaldı .

    arda bu yaşananların birini bile haketmezken son olarak kazan dairesindeki kokusunu bile özlüyorum dediği tek güvencem diye bahsettiği sırtını dayadığı,koluna pazubandı takıp gururla çıktığı ali sami yen'de kendisine beste yazıldı herkes bir ağızdan söyledi söylemeyenlere şerefsiz diye bağırıldı .tüm bunlara rağmen hala ayakta kalmayı başarıp geçen sene takımın asist kralı oldu,fener maçında sakat sakat da olsa bişeyler vermeye çalıştı.bu kadar olay yaşanmışken seni en çok üzen neydi sorusuna evim dediğim yerde ıslıklanmam oldu dedi küstü surat yaptı gitmedi o tribüne gitmemekte de sonuna kadar haklıydı çünkü herkes kadar suçluyken başarısızlığın tek sebebi gösterilmek istendi resmen tek suçlu ilan edildi.

    e tüm bunlara rağmen arda hiç mi hata yapmadı ? yaptı hem de 1 2 kere de değil 5 kere yaptı 10 kere yaptı mesela bir i.b.b maçının devre arasında güvenlik görevlisiyle yaşadığı yersiz tartışma,florya’da fenerbahçe marşı çalan bir vatandaşla girdiği gereksiz polemik,kadıköy’de ismini söylemekten bile tiksindiğim mahlukatla girdiği yersiz kavga ve sonunda bütün takımı etkisi altına alan demoralize hal ! bunlar şu an aklıma gelen gereksiz bir o kadar da galatasaray kaptanına yakışmayacak davranışlar fakat eğer bir insan o yaşta yukarıda saydığım onca olumsuz şeyleri yaşayıp -ki bunlar sadece bizim görüp bildiklerimiz- üstüne bunları gerçekleştiriyorsa tek suç arda’da değil demektir. burada ki asıl suçlu arda’yı göz göre göre bu duruma getirendir peki bu duruma nasıl geldik ? yine olayın baş kahramanı son 14 senede 7 galatasaray şampiyonluğu tatmış kişi var ve o kişi çıkıyor bir tv programında arda’yı 15 dakikada fenerbahçeli yaparım bilmem ne diyor bizim yönetim de arda bizimdir bizim kalacak deyip kaptan yapıyor. iyi güzel de ne işe yaradı bu hamle?getirdikleri götürdüklerinden daha mı fazla oldu ? hayır.asıl kötü tarafı bu olaydan en çok etkilenen de arda oldu olumsuz anlamda . hem saha içi olsun hem de saha dışında olsun bambaşka biri haline gelmeye başladı yavaşça ve en son geçen sene ki “doğuştan fenerli” caner olayıyla çok net bir şekilde açığa çıktı.

    peki işin doğrusu neydi?işin doğrusu bu yaşta bir insanın omzuna bu kadar yükü bindireceksen eğer onun hayatını kolaylaştıracak ,planlayacak ve yardım edecek insanları da düşünmen gerekecekti çünkü bu işin doğrusu böyle dünyanın her yerinde . bugün bir c.ronaldo’nun messi’nin kaç tane profesyonelle çalıştığını araştırsanız en az 30 kişi çıkar ha diyeceksiniz arda ronaldo mu değil ama burası da bi ingiltere bi ispanya değil burası türkiye burada herkes birbirinin ayağını nasıl kaydırırım diye düşünürken sen kalkıp ülkenin en popüler adamını yalnız bırakırsan sonra oturup da dövünmeye söylenmeye , ondan inanılmaz performanslar beklemeye ne hakkın ne de yüzün o-la-maz !

    arda’nın olması gereken yaşam tarzı,bugüne kadar yaşadıkları hakkında bu kadar yazı yeter galiba şimdi biraz esasa gelip futbolundan bahsedeyim istiyorum.

    galatasaray ile çıktığı ilk maçta sol açıktaki yerini yadırgamamasının sebebini manisa’da sol bek,sağ bek ve açıkta oynamasına bağlarken izleyen hiç kimsenin onun hiç bu kadar adından söz ettireceği akılların ucundan bile geçmiyordu ama o kısa zamanda olağanüstü yeteneklerinin yanında sempatikliğiyle de herkesçe benimsenen futboluyla ilgi çeken bir kişi haline geldi . ilk 2 sene oynadığı oyunla herkesi kendine hayran bıraktı bırakmasına ama dikkatli izleyenlerin zamanla ondaki kendini tekrarlama olayını görmeleri pek fazla uzun sürmedi.topu soldan alıp çizgiye inip bilek hareketiyle ani dönüş yapıp içeri ortalamasını artık izleyenler ezberlemiş fakat itiraf edecek gücü kendilerinde bulamamışlardı. çünkü o bedenler 2 . bir hasan şaş’ı kaldıracak kadar güçlü değillerdi ta ki artık süper lig oyuncularının bunu kavramaya başladığı ana kadar .tabi bu çalımı ve akabinde ki ortanın artık gelememesinin tek sebebi karşısındaki savunma değildi. arda’nın fiziksel anlamda ki tabir-i caizse sergenleşme durumu da bu kendini tekrarlama sürecini oldukça hızlandırmıştır.geçen sene yaşadıklarının da etkisiyle futboldan soğuma evresi yaşayan arda’nın tüm bunlara rağmen asist kralı olarak ligi bitirmesini de notlara eklemekte fayda var.

    bu seneye geldiğimizde ise bir yaz tatili sabahına arda turan'ın gs tv röportajıyla uyandım . kendi mutluluğunu karşı tarafa da aynen geçirebilme özelliğini o röportajda tekrar hissetmenin verdiği hazla dinledim o gün arda'yı . "artık mutsuz ,somurtkan bir suratla göremeyecek galatasaray taraftarı beni" diyordu .bu herşeyden önemliydi galatasaraylılar için özelliklede kendisi için ayrıca verdiği kilolar direkt olarak göze çarpıyordu. ilk olarak bir hazırlık maçında göze çarpan içimizden acaba deyip geçtiğimiz ardından fener ,belgrad ve romanya maçlarıyla emin olduğumuz yeni bir yönü göze çarpıyordu arda'nın o da tabi ki şutlarıydı. antremanlardan sonra frikik ve şut çalışması yaptığını anlatıyordu yine o röportajda ayrıca skora etki etmedikçe saha içinde yaptığınız olumlu işler pek de bir işe yaramaz diyordu bu cümlesi arda'nın mantalite ve oyun yapısı anlamında ciddi bir değişime gittiğinin ve eksiklerinin farkına vardığının kanıtıydı.

    bu sene bambaşka bir arda izleyeceğime eminim ben kendi adıma zaten onu izleyeceğimiz de önümüzde başka bi sezon yok galatasaray forması altında olmasın da zaten . tugay'ın deyimiyle gitsin görsün yeter ki bi kere gitsin oralara . başka şeyler katsın futboluna,kendisine ha ama sonra gelsin 30unda da olsa gelsin buraya tekrar giysin parçalıyı taksın pazubandı ! bu kez bir şampiyonlar ligi finali öncesi yine parken stadyumunda sahaya çıkan tünelin ucunda duyulsun sesi unutmayın beyler desin biz zor günlerin adamıyız tıpkı eski günlerde başkalarının dediği gibi ...
  • 3196
    --- alıntı ---
    http://bandieras.blogspot.com/...urann-pasaportu.html
    --- alıntı ---

    ülke futbolunun en önemli oyuncularından olan arda turan'ın 5 ekim 2010 tarihli sabah gazetesi'ne verdiği röportajın bir bölümü, özellikle dikkatimi çekti. arda turan, ulusal takım kampında oluduğu için, genel olarak ulusal takım ile ilgili sorulara yanıt vermiş. ancak söyleşinin bir bölümünde, milliyetinin, avrupa'daki kariyerini etkilediğinden bahsetmiş. çoğu ekibin, oyuncuların pasaportunda yazan ülkeye göre transfer edildiğinden bahsetmiş, mevzu da mesut özil özelinden ortaya çıkmış.

    arda'nın demek istediği, avrupa'ya türk pasaportu ile gitmenin zorluğu. bazı ülkelerin (almanya, ingiltere, brezilya, arjantin, ispanya gibi) vatandaşı olan oyuncuların bir avantajı olduğu doğru, ancak bu avantajın nasıl yaratıldığının ve bu ülkeler dışındaki ülkele vatandaşlarının arasında bir fark olmadığının da bir gerçek olduğunu düşünmekteyim. işte bu yazımda da bu hipotezimi kanıtlamaya çalışacağım.

    öncelikle, bu başarılı ve tercih edilir ulusların tamamının bir futbol tarzı var. bir ekip, bir oyuncuyu transfer ederken, milliyetine bakarak bir fikir sahibi olabiliyor, bu da tabi ki tercih sebebi oluyor. örneğin alman bir oyuncu transfer edilirken, o oyuncunun oyun disiplini ile ilgili kafalarda hiçbir soru işareti bulunmuyor. ya da ingiliz oyuncuların her daim fit ve güçlü bir fiziğe sahip olacaklarını biliyor ekip yöneticileri. brezilyalıların ve arjantinlilerin kişisel yeteneklerinin ne kadar üst düzey olacakları ile ilgili bir fikirleri var her zaman. bu özellikler de transferleri kolaylaştırıyor tabi ki.

    arda turan'ın türk pasaportuna sahip olmanın zorluğundan bahsetmesi, öncelikle beni avrupa'da oynamış türk oyuncuları gözden geçirmemi sağladı. örneğin, ülke futbolunun yetiştirdiği en başarılı kalecilerden olan rüştü reçber, dünyanın en başarılı ekiplerinden barcelona'da top koşturdu. üstelik, o kadar sansasyonel olarak transfer oldu ki, başkan adaylarından juan laporta'nın vaadlerinden biri olarak kayıtlara geçti. aynı dönemde, 2000 galatasaray'ının efsane kadrosundan hakan şükür, torino,ınter, blackburn rovers ve parma gibi kulüplerde oynadı. halen aktif olarak top koşturanlardan emre belözoğlu, ınter ve newcastle united formalarıyla ter döktü. lejyonerlerin en başarılılarından nihat kahveci ise real sociedad formasıyla kulübüne tarihinin en başarılı sezonunu yaşattı. daha sonra, büyük hedefleri kovalayan villereal formasını başarıyla taşıdı. bir diğer başarılı lejyoner tugay kerimoğlu ise iskoçya ve ingiltere'de toplam 9 sezon top koşturdu ve toplamda tam tamına 275 kez forma giydi. okan buruk da emre belözoğlu ile beraber ınter formasıyla italya liginde top koşturdu. şu aralar arda turan'ın konulmak istendiği koltukta oturan meyin oktay bile, o dönemde yurtdışına transfer hemen hemen imkansız olmasına rağmen, 1961 yılında italya'nın palermo takımına transfer oldu. can bartu da benzer bir kariyere sahip. aktif olarak yurtdışında oynayan tuncay şanlı, hamit altıntop, nuri şahin vs vs. gibi örnekler de verilebilir. (bu örneklerden arda'ya yetişme açısından en yakını şanlı'dır)

    yukardaki örneklere baktığımızda, birçok başarılı türk oyuncusunun, yurtdışına transfer olduğunu görebiliyoruz. kimileri başarılı olup ülkelerine döndü, kimileri vatan hasretine dayanamadığı için yurtdışında çok kısa kaldı. ancak görüldüğü üzere, üzerinde ay-yıldız olan pasaportlular da yurtdışında kariyer yapabiliyor.

    özellikle son 10 yılda yurtdışına açılan oyuncularımızın, gidiş ya da oralarda tutunma şekillerinde baktığımızda, 2 farklı metodu görüyoruz.

    1. daha önce türkiye'de beraber çalışılmış bir hocanın referansı:
    bu duruma örnek olarak, nihat kahveci (john benjamin toshack), tugay kerimoğlu (graeme souness)gibi isimler zikredilebilir. bu oyuncular referans olarak bazı teknik adamları almışlardır ancak oralarda tutunmaları tamamiyle kendi çabalarıyla olmuştur.

    2. takımıyla uzun süre uluslararası tanınır turnuvalarda bulunma: birçok örnek verilebilir, ancak ben tek bir isim üstünden, arda'nın bu aralar en iyi anlaştığı oyunculardan olan emre belözloğlu özelinden girmek istiyorum. emre, henüz 16 yaşında, 1996 yılında galatasaray'ın as takımında oynamaya başlamıştı. 2001 yılına kadar onlarca avrupa kupaları maçlarına çıktı. ekibi 2000 yılında zirveye çıkınca, tüm gözler de onun üstüne çevrildi. 2001 yılında da , henüz 21 yaşındayken italya'nın en büyük takımlarından ınter tarafından transfer edildi. emre, tabi ki yetenekli bir oyuncuydu, ancak oynadığı ekibinin uluslararası arenada sürekli göz önünde olmasından dolayı, avrupa'ya transferi o henüz 21 yaşındayken gerçekleşti. aynı ekipten hakan şükür, okan, arif erdem, hakan ünsal, ümit davala gibi oyuncular da avrupa'nın yolunu tuttu. o galatasaray, kendi kendini yükseltip, avrupa'da adını ezberletip, kendini pazarlamış oldu.

    bir diğer taraftan, rüştü reçber'in barcelona yolunu tutması da, ulusal takım ile çıkardığı başarılı maçlar sayesinde olmuştur. o dönemin fenerbahçe'sinde oynayan rüştü'nün ekibinin uluslararası arenada başarılı olduğunu söylemek imkansız tabi ki. ancak rüştü'nün 1996'dan 2008'e kadar türk milli takımı'nın katıldığı tüm büyük turnuvalarda yer alması, onun uluslararası arenada ne kadar tanınır olduğunu gösteriyor.

    şimdi arda turan'ın durumuna dönelim. arda turan, henüz sadece 1 uluslararası büyük turnuvada kendini gösterebilmiş durumda. 2008 avrupa şampiyonası'nda başarılı bir performans gösteren arda'nın bu turnuvanın sonrasında hiçbir büyük turnuvada takımıyla başarılı olamadığını düşünürsek, uluslararası repütasyonunun henüz yeterli olmaması gayet doğal. rivayete göre sezon başında real madrid'in başına geçen jose mourinho, mesut özil transferinin çıkmaza girdiği dönemde yönetime arda turan'ı önermiş, fakat real yönetimi arda turan'ı yeterli kadar tanımadığı için transfer etmek istememiş.

    arda turan, ülke futbol tarihinin gelmiş geçmiş en yetenekli oyuncularından biri. ancak yüzleşmesi gereken şey, eğer ki avrupa'nın büyük ekiplerinde oynamak istiyorsa, öncelikle takımını avrupa turnuvalarında tutmalı ve ulusal takım formasıyla çıktığı maçlarda önemli performanslar göstermelidir. ya da bugüne kadar çalıştığı hocaların büyük takımlara gitmesi için dua etmelidir..

    --- alıntı ---
    http://bandieras.blogspot.com/...urann-pasaportu.html
    --- alıntı ---
App Store'dan indirin Google Play'den alın