296
sane ile harika başlayıp hakan çalhanoğlu, uğurcan çakır ikilisiyle libido düşürecek gibi duran transfer sezonu.
hakan 31 yaşında. yerli bir futbolcunun 32 yaşında üst düzey performas verme şansı yok. elimizde sara var. bi ton yatırım yapmışız. lemina desen takımın dinamizm yükünü çekiyor. uğurcan desen son 5 sezonda 5 tane üst düzey organizasyon maçı yoktur. şampiyonlar ligi diyoruz ama bu ikili avrupa ligini bile kaldıramayabilir.
297
şampiyonlar ligi ve süper lig kayıt kurallarını unutmamak gerekiyor, kadroyu doldurabilmek için adil demirbağ ve ahmetcan kaplan gibi kendini kanıtlamamış oyunculara gidileceğine hakan ve uğurcan’a gidilmesini mantıklı buluyorum. yerli veya türk olarak oynatabileceğin oyuncu havuzu belli. arda güler, orkun kökçü, kenan yıldız alamayacağımıza göre bu seçenekler en iyileri.
298
henuz resmi olarak baslamadan yapilan sane transferiyle acaip sacma bi yere giden transfer donemi. yazilan oyuncular gecen sene yazilsa fotospor mu diye dalga gececegimiz oyunculara acaba mi der olduk.
299
sane ile tam gaza basmışken kişisel ihtiraslar sonucunda yine kendi kendimize çelme taktığımız transfer sezonu. muhtemelen şöyle oldu, hatipoğlu kendimi kanıtlayacağım hırsıyla gitti ilkay ile görüştü belirli oranda anlaştı; peşine kavukçu abi dedi ki 35lik veterana o paralar verilir mi bak ben şimdi hakan ı nasıl alıp sana beyaz bayrak sallatıyorum gör dedi. sonra 31lik adama 30milyon bonservis üzerinden pazarlığa başladı, medya zaten gülben ergen-küt küt atıyor kalbim. tam bu esnada inter’in monchi’si geldi; hakan ı verelim siz de sara yı verin diyip 31lik temposu düşmeye başlamış adamı sara gibi uzun yıllar götürebilecek idamesiyle değiştirmeye çalıştı. bizimkilerin hakan aşkı öyle bir coştu ki sarayı zaten isteyen kulüpler var diye medyaya haber salıverildi.
geldiğimiz son noktada petroviclerden uğurcanlara kadar düştük, yok neymiş efendim trabzonspor oyuncu istiyormuş da uğurcan uyguna gelebilirmiş. babacım trabzonspor çok istiyorsa parasını ödeyip alsın, malheiro dan gelen sıcak paraları da var. her neyse, biz yine kendi kendimize çelmeyi vurduk; sörloth falan konuşacağız daha..
lütfen kişisel ihtiraslarınızı bir kenara koyun ve kampa kadar ana hatlarıyla transferi tamamlayın. bir kaleci, bir sol stoper, bir sağ bek, bir 6-8-10 oynayabilecek oyuncu ve osimhen e bağlı bir forvet. sara nın ikamesi hakan değil, orkundur. boey sevdası uğruna semedo’lardan, kyle walker-peters’lerden olma. lucumi yi çözebiliyorsan ne ala, çözemiyorsan da pavlovic e git; idamesini bul abi. osimhen in peşinde koşacağım diye david’leri duran’ları görmezden gelip de sene sonunda sörloth macerasına atılıp onu da başaramayıp romula’ya 15-20 bayılma. tık tık gidin abi işte, bir kere olsun şu takım kampa kadar transferi %70-80 tamamlamış olsun.
300
transferi konuşulan isimler kaleci dahil 30+ yaş ortalaması olan oyuncular. elimizde on bir oynayanların çoğu da öyle zaten. kağıt üstünde yazılan isimlerle beraber şampiyonlar liginde çeyrek final görüyorum ama kağıt üstünde sadece. sahaya çıkıldığında 'sen ağa ben ağa bu inekleri kim sağa?' durumu olacak diye korkuyorum. barış ve sara'nın gitme durumları olup gelenlerin de yaşı 30+ olursa avrupa'da galibiyet alırsak öpüp başımıza koyalım.
301
önce gidenler belli olup gitse de, sonra geleceklere yoğunlaşsak dediğim dönem. aksi halde transferin son günü 5-6 oyunucumuzu bedelsiz bir yerlere kiraladığımızı görür gibiyim.
302
doğru strateji izlediğimiz transfer dönemi. bazı arkadaşlar anlamamakta ısrar ediyor ama yerli oyuncuya ihtiyacımız var. bugün olmazsa yarın barış alper'i satacağız, apo düşüşe geçecek ve yabancı sınırı 12+2.
bu nedenle milli takım havuzundaki yerli isimlere yönelmemiz gerekiyor. bunun için de milli takımın en iyilerine yöneliyoruz. uğurcan ve hakan. bence bu isimlerin yanına zeki'yi de ekleyip rotasyona sokmamız gerekiyor.
maalesef futbol 25 tane overall'ı yüksek fifa/fm adamlarını yan yana dizmekle olmuyor.
konuşulan isimlerle birlikte bu transfer dönemi bana hamit, burak ve umut bulut'u indirdiğimiz 2012 yazını hatırlatıyor. o kadar 6 ay sonra şampiyonlar ligi çeyrek finali yapmış, real madrid'i elinden kaçırmıştı.
303
israil-iran savaşı gibi jeopolitik bir krizin dolaylı olarak etkilerini göreceğimiz bir transfer dönemi. döviz kurunu ve finansal etkiyi savaş olsa da olmasa da zaten hissediyoruz. ancak bu etki yabancı futbolcuların türkiye'ye gelmesini de zorlaştıracaktır. özellikle avrupa basınında abartılı güvenlik haberleri türkiye'nin de imajını zedeleyecektir. bazı yabancı futbolcular veya eşleri türkiye’yi de güvensiz görüp teklifi geri çevirebilir. bu, özellikle batı avrupa kökenli oyuncular için daha belirgin olabilir. bu transfer alternatiflerini ister istemez daraltabilir. pazarlık gücümüz de azabilir. bunların hepsi jeopolitik riskle alakalı tabi.
yerli veya türk oyuncu havuzuna daha fazla yönelmek hiç olmadığı kadar önem taşıyor artık. yine güney amerika ve afrika pazarı gibi avrupa dışı ve savaşın etkisinden uzak pazarlara yönelmek de akıllı bir tercih gibi duruyor.
felaket tellalığı yapmak istemem. ama doğrudan komşumuz olan iran'ın başkentinin boşaltılmasından ve başkentinin yok edileceğinden bahsediliyor artık. zor günler olacak.
304
sara’yı hakan çalhanoğlu’na değişmem. biri 25 yaşında ve kaliteli, öteki 31 yaşında istikrarsız.
uğurcan çakır’ı, günay varken gereksiz görüyorum. günay, uğurcan kadar oynayabilir zaten. bize yabancı kaleci lazım, muslera seviyesinde. uğurcanla şampiyonlar ligine gideceğime, günayla giderim, en azından trabzon’a para ödemem.
uğurcan çakır ve hakan çalhanoğlu’nu istemiyoruz kampanyası açsak moderasyon bu başlığı siler kesin. ama istemiyor çoğunluk.
305
günay'ın yerine değil arkasına kaleci bakarak o bölgede hem taraftarın obsesyonlarını minimize eder hem de kulübün bu dönem bütçe planlamasına katkı sağlayabiliriz. sağ beke emil holm, sol stopere lucumi alıp sara, torreira, lemina üçlüsünü yedekleyecek cüsseli iki oyuncuya gidip önlerine kulusevski çekerek takımın hem yaş ortalamasını düşürür, hem cüssesini artırır hem de kaliteli ayaklar eklemiş oluruz. osimhen'in evet dediği bir senaryoda ocak ayında şampiyonluğu kutlar, avrupa maratonunda maksimum verim ile gidebileceğimiz en üst noktayı zorlarız böylelikle sadece sportif anlamda değil maddi olarak da istikrar sağlamış oluruz.