baskı yiyeceğimizi bilerek oynamalıyız. basacaklar yani, oyunun belli bölümlerinde ciddi boğulacağız. bu anlarda takım panik yapmamalı, ''eyvah elimizden kayıyor'' moduna girmemeli. bunun, bu akşamın bir parçası olduğunu bilmeli. bizle alakası yok, bugün buraya dünyada hangi takım gelirse gelsin oyunun belli bölümlerinde liverpool ciddi boğacak zaten. o yüzden yiyeceğimiz baskı, kendi sahamızdan çıkamadığımız anlar bize panik olarak dönmemeli. çalıştığımız hızlı hücumları denemeye, arkaya sarkmaya çalışmalara devam etmeliyiz. yani tam anlamıyla ''
baskı yiyoruz olabilir'' tavrında olmalı takım.
geçenlerde de yazmıştım, bu akşam teknik-taktik sonra gelir. takımımız ''biz buradan çıkarız'' inancında olacak önce. buna inanmazlarsa en doğru şekilde oynasak da buradan çıkamayız. eğer rakibin, stadyumun, maçın isminin, organizasyonun ağırlığı altında ezilirsek zaten kafadan kaybederiz maçı.
bugün gol de yiyebiliriz hatta 2 farklı geriye de düşebiliriz. 2 farklı geriye düştüğümüz senaryoda dahi elenmeyi kabul etmemek, ''1 gol atarsak maç uzuyor'' gerçeğinin farkında olmak çok önemli. yedik, dağıldık diye bir şey ben kabul etmiyorum hatta 2 tane yedik, dağıldık diye bir şey de kabul etmiyorum. 3 farklı geriye düşene kadar maçın içindeyiz, bu kadar basit. bu önemli bir avantaj. gol atacağımıza inanarak hücum etmeliyiz. özellikle geriden bindirmelerde jakobs için bunu söyleyebilirim. ne kadar çıkar bilmiyorum ancak ileri çıktığında laf olsun diye iş yapmamalı. gerçekten inanarak o pası atmalı, o ortayı yapmalı. savunmada zaten güvenimiz tam.
bu iradeyi göstermek çok önemli bu akşam. bir futbol maçına olduğu kadar zihinsel ve fiziksel bir savaşa da çıkıyoruz. inanın bana rakibin kaybedecek şeyi, stresi çok daha fazla. hocası zaten kelle koltukta çıkıyor maça. o yüzden inanalım, inanalım, inanalım... gerisi allah kerim.
allah yardımcımız olsun.