• 45
    umutsuz olmadığım hatta beklenti içerisinde olduğum maç.

    bu beklentimin oluşma sebebi, domenec hoca'mızın ve başta sözlüğümüz olmak üzere sosyal medyadaki taraftarlarımızın yaptığı analizler. hem hocamız hem taraftarımız yaptıkları bu analizlerde , galatasaray futbol takımının daha fazla fizik güce sahip olduğu, artık set hücumunu ve savunmasını daha iyi yaptığı, duran toplarda hücumda ve savunmada daha iyi olduğu dile getiriliyor. bu gelişmeler kaydedilmeden önce de galatasaray futbol takımı marsilya ve lazio deplasmanlarında neredeyse pozisyon vermeden istediğini alan bir takımdı. tabii mevcut barcelona takımı marsilya ve lazio'dan 1 tık daha iyi olabilir ama benim de anladığım kadarıyla biz de bu mesafeyi kapatacak kadar geliştik.

    bu turun sonunda açıkçası turu geçmeyi beklemiyorum. olası kaybedilecek turda da kimseyi suçlayamayız. fakat, en azından iki maçta da son dakikaya kadar o umudu ve mücadeleyi görmeliyiz. görmeliyiz ki geliştiğimi kanıtlansın.
  • 475
    gen sözcüğünün biyoloji biliminde uzun ve kafamızın almadığı bir tanımı mutlaka vardır ama halk dilinde gen dendiğinde akla anne-babadan çocuklarına geçen belirli karakteristik özellikler gelmektedir. kimisi babasından saç rengini alır, kimisi annesinden göz rengini, kimisi de dayısına benzer boy olarak. tabii şimdi burada uzun uzun insan doğasını incelemek değil amacımız da, spor kulüplerinin de genleri vardır, tarihleri boyunca maç ve maç oluşturdukları kültürleri vardır ki, bu özellikleri onları "gerçek" büyük kulüp yapar, yoksa üç-beş arap şeyhin ya da amerikalı "paragöz" iş adamının para yatırdığı kulüp, kupalar alsa da taraftar gözünde "büyük" sıfatını alamaz...
    dün gece nou camp'ta iki "büyük" kulübün mücadelesi vardı... ""mes que un club" ( bir kulüpten daha fazlası) sloganı ile ispanya içinde kurulduğu katolonya bölgesinin sesi olan barcelona ile "maksadımız ingilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve türk olmayan takımları yenmek" şiarı ile ali sami yen'in bir edebiyat dersinde temellerini attığı galatasaray. karşılaşma alışılageldiği üzere "salı ya da çarşamba" gecesi değil de takımların son yıllardaki "sancılı" ve "yeniden kurulma" çabalarından dolayı uefa avrupa ligi günü olan perşembe oynandı. lakin, maçı yayınlayan yüzü aşkın televizyon kanalı karşılaşmanın önemini gösteriyordu...

    kulübün geleceğini kurtarmak adına "kariyerini ortaya" koyan fatih terim önceliğinde oluşan "yeni" takım ulusal ligde "organize kötülüğün" etkisiyle puanları kaybederken, şampiyonlar ligi ayarında rakiplerin olduğu avrupa ligini de deplasmanda gol yemeden, yenilgisiz lider tamamlamıştı ve kurada kimsenin istemediği barcelona ile eşlemişti. rakip hocaların önünde eğildiği fatih terim yoktu artık "evlatların" başında ama rakibin bağrından bir hoca ve yardımcıları ile çıkıyordu nou camp'a...
    bahis siteleri neredeyse barcelona galibiyeti oranlarını bahislerden çıkarıp, beraberliği ise çift haneli rakamlarla yansıtırken, "galatasaray varsa umut vardır"ın peşinden koşan galatasaray taraftarı "we are the best" sloganı ile barcelona sokaklarını inletiyordu. 100 bin kapasiteli stadın gökyüzüne en yakın tarafına yerleştirilen deplasman taraftarları, şanlarına yaraşır şekilde maçın ilk düdüğüyle beraber başladıkları tezahüratları maç boyu sürdürmüştü...

    "galatasaray'ın puan durumundaki yerine bakıp, aldanmayın, onlar çok güçlü bir ekip" diyen barcelona teknik direktörü xavi'nin dediği ile sahaya çıkardığı kadro çelişiyordu, zira pique, busquets, dembele, abumeyang gibi topçular kenarda oturuyordu. galatasaray'da ise sosyal medyanın fatih terim'in çöpleri (!?) ilan ettiği, galatasaray formasını yakıştıramadıkları berkan ve taylan, küfürlerden sosyal medya hesabını kapatan nelsson, müzmin sakat(!?) boey, tic-tocçu babel, emekli(!?) feghouli oynuyordu.

    ev sahibinin baskı yapacağı, savunmadan paslasarak çıkmayı engelleyeceğini düşünen teknik ekip, fatih terim'in de sıkça yaptığı gibi kalecinin babel'e atacağı uzun toplarla oyun başlatmayı ikinci alternatif olarak düşünmüştü, bir çok defa bunu da yaptılar. hollanda'lı tecrübesi ve fizik gücüyle çoğu hava topunu aldı da, mohammed mostafa ile aynı frekansta değildi bir çok defa. takımın oyun aklı feghouli'nin de sinyaller karışınca, 8 ve 9. dakikalarda mostafa'yı kaleciyle karşı karşıya buluşturamadı.

    ev sahibinde ise "kas yığını" bir dev vardı: adama traore. "bu kadar iri adam, bu kadar hızlı olamaz" diye aklında geçirmiş olmalı ki van aanholt, rakibini biraz hafife alınca, hayatının en berbat anlarını yaşıyordu ilk dakikalarda. sonrasında ise tecrübesini konuşturup, rakibinin taç çizgisi cıvarında topla buluşmasına müsaade edip, "tekte dalmayıp", kontrollü bir şekilde önünde durunca, aklın fiziki gücü yenebileceğini gösteriyordu hollandalı sol bek. traore ise o kadar güçlüydü ki, 80. dakikada yedek kulübelerinin karşı taç çizgisinden oyunu terk ettikten sonra bütün sahayı koşarak hocasının yanına gelmişti.

    kiralık giden topçunun, "tapusunun olduğu" takıma karşı oynadığı maçta yapacağı hata "komplosever" taraftarın bayıldığı andır, zira bunun üzerine atacağı tweetler ile müthiş etkileşim kasabilir. ama inaki pena gibi geldiği takımı değil de "ekmeğini yediği" yeri düşünen topçular onlara pek malzeme vermez. 13 yaşından beri formasını terlettiği barcelona karşısında 40 yıllık galatasaraylı gibi bir maç çıkaran genç file bekçisi, 26. dakikada depay'ın serbest vuruşunda bir kedi çevikliğinde kalesini kapatırken, yine hollandalı oyuncunun plase vuruşunu uzanarak kornere çelip xavi'ye seneye bu takımın kalesine adayım mesajı yolluyordu. ikinci devre busquets'in iki adımdan kafasını da kornere atan pena'ya futbol tanrılarının hediyesi bitime çeyrek kala de jong'un topu direğe nişanlamasıydı.
    traore'nin arkadaşını zorladığını gören kerem, savunmaya desteğe gelip, esas işini unutunca, torrent'in de hatırlatmasıyla biraz daha kanada çekilip, topla buluşup, o çok sevdiği dikine "slalomları" hatırlayınca, yıllarca bu stadyumda messi'yi seyretmiş katalanlara arjantinliyi hatırlatıverdi 35 dakikada. bir sağ, bir sola önüne gelenleri peşinde bırakan kerem'in kariyer golünü atmasına eric garcia'nın son anda uzattığı ayak engel oluyordu. kerem o dakika fileleri havalandırmadı lakin maç boyu ev sahibi bekleri de hep tedirgin etti.

    saatin ilerlemesiyle pabucun pahalı olduğunu anlayan xavi, istanbul cehennemine avantajlı gitmek için elde avuçta hangi silahı varsa sahaya sürdü ama galatasaray'ın genleri çoktan devreye girmişti: "avrupalılar gibi oynamak, avrupalıları yenmek"... marcao ve nelsson ikilisi bonservislerine bolca sıfır eklerken, berkan ve taylan da onların önünde yaptıkları mücadele ile "biz eleştirdiğiniz kadar kötü topçu değiliz" mesajı yolluyordu televizyon başındaki galatasaraylılara. mostafa'nın yerine gomis'in girmesi de ev sahibi beklerin rahatını bozmuş, tecrübeli golcü attığı golle o koca stadı susturmuştu da var kontrolü katalanlara çölde bir bardak su gibi yardıma yetişmişti...

    ve maçın dördüncü hakeminin göstermiş olduğu +4 dakika uzatmayla birlikte nef arena'da yaşanılacakların bir fragmanını sahneye koyuyordu galatasaray taraftarı bulunduğu tribünlerden. gök gürültüsü gibi gelen tezahurat, maçı anlatan ertem şener'i de coşturmuş, tecrübeli spiker şiirler okumaya başlamıştı hakemin son düdüğünü beklerken...
    iki köklü kulübün karşılaşmasında ilk ayak gol sesi duyulmadan biterken, şimdi dünyaca meşhur taraftarını arkasını alarak sahaya çıkacak galatasaray'da olacak gözler. geçmişinden alacakları güçle, bugüne gelene kadar yaptıklarını hatırlayıp, hocalarının vereceği talimatları eksiksiz uygularsa sarı-kırmızılı futbolcular, koca bir sezon kendilerini en acımasız şekilde eleştirenlerin yüzlerini kızartabilirler... umarım da bunu yaparlar... hem kendileri için, hem de kendilerine inanan eski hocaları fatih terim için...

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: http://ultrasmovement.blogspot.com/...a0-0galatasaray.html
  • 135
    yollar uzun, dikenli, taşlı olsa da
    bastığın yer üzüntülerle dolsa da
    sel, çığ, ateş önünde her ne olsa da
    cimbom başı dik yürür !

    haydi haydi haydi cimbom
    haydi haydi haydi cimbom
    haydi haydi haydi cimbom

    cimbom gülerek yürür !

    maç için çok umutsuzum evet. yapacak bir şey yok. mantık olarak baktığımız da ağır basan taraf tabii ki de barça ama diyor insan işte bir umut. ve ama dediğinde önceki cümleler tüm anlamını yitiriyor.

    erol evgin'in güzel bir şarkısı aklıma geliyor

    --- alıntı ---
    hani ıssız bir yoldan geçerken
    hani bir korku duyar da insan
    hani bir şarkı söyler içinden
    işte öyle bir şey
    --- alıntı ---

    işte öyle bir şey. içimdeki umut işte öyle bir şey.

    allah yardımcımız olsun.
  • 347
    ortasaha düştü. oraya bir düzeltme yapmazsak çok canımız sıkılacak. orta çok boşalıyor. soso, babel ve kerem yardımlarını azalttılar ve sayısal olarak bölgelerde çok eksik kalmaya başladık. bu da bizi iyice geriye yaslamaya başladığı için baskıyı kıramıyoruz. gomis'i şimdi oyuna alacak. uzun atıp top tutmak için mantıklı ama ben bu saydığım 3lüden birinin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. sofistike akıl olarak çika olabilir, soso'nun önerdiklerinin bir benzeri olaraksa morutan.

    bunu yazarken emre kılınç'ta hazırlanmaya başladı. daha önce sonradan girip etki ettiği maç hatırlamıyorum. bu demin dediğime çözüm olarak atacak herhalde ama emin değilim. nasıl kullanacak bakalım.
  • 476
    takımımla gurur duymayı özlemişim. bunu farkettim maç sonunda. biz çok alışkın değiliz tabii ligden kopmaya, küme düşme potasında gezmelere, madara olmaya, mizah konusu olmaya. bu maç dilerim bir milat olur. bu maçla gelen özgüven boşa gitmesin. ligde biz saldırıyoruz, kapanan rakipleri açmaya çalışıyoruz. avrupa'da tam tersi çoğunlukla. dünkü maçta öyleydi, iyi kapandık. feghouli'nin görevi kontraatak pasları atmaktı. çoğunda pasın şiddetini ayarlayamadı. şu maçta bir kanat kerem, bir kanat yunus olaydı farklı olabilirdi.
App Store'dan indirin Google Play'den alın