• 3
    dün öğlen saatlerinde bir meyhane masasında dillere düşüp önce doğu üst'e, oradan da tüm stada yayılmış olan türk popunun efsane eserlerinden.

    3-0'ın gazıyla methiyeler düzülmüş, skor 0-3 olsaydı bıktık bunların arabesk merakından denirdi.

    onun haricinde güzel şarkıdır, ergenlikte özellikle çok dinlerdim. keşke hakkını verebilecek bir yaşanmışlık bizi de vursaydı. neredeyse ona yakın insan, hepsine dair bişeyler hala biyerlerde duruyor. sosyal medya da sağolsun çoğuyla kötü ayrılacak kadar bile yakınlaşmamış olduğumuz için takip edebiliyorum. her defasında bişeylerden yorulup yeni maceralara(!) doğru kendi kaşıntımla gitsem de ender gelişen ossasuna atakları misali nadiren yüzümüzün güldüğü anlar olsa da sonuç hiç değişmiyor... batılı bir şairin dediği gibi* yine dene, yine yenil, daha iyi yenil diye diye ömür tüketiyoruz işte... tüm bu insanların içinde bir istisna var. o da işte dalga geçemeyecek, köpek çekemeyecek, "ben seni parmağımda oynatırım çocuk" triplerine giremeyecek kadar uzakta. hem mesafe olarak hem de başka şeyler olarak. 30 yaşın tecrübesinden edinebildiğim tek şey: no happy ending...

    ama güzel aranjman olmuş be old boys...
  • 7
    canımızın can parçası için kullanılabilecek bir motto şüphesiz.

    ancak adanmış hayatların umudu ile müzikal olarak karşılaştırıldığında malesef geride kalır. hem ezgisi, hem ritmi, hem de bestesindeki oktav iniş-çıkışları nedeniyle tribünde söylenmeye uygun değilmiş gibi görünüyor.

    nakaratın sonuna doğru parça çok pesleşiyor ve desibelle birlikte coşku da düşüyor.

    yine de söyleyenlerin ağzına, diline, yüreğine sağlık.
  • 8
    türk halk müziği, türk sanat müziği, pop müzik, arabesk müzik vs. taraftarın bunlardan esinlenip veya birebir alıp statta “seni şöyle seviyoruz, böyle seviyoruz, sensiz yaşayamam, yerine sevemem kimseyi” ve benzeri şekilde bağırdığı tezahüratları sevemiyorum. taraftarlığın, statta bulunmanın amacı takıma maçı kazandırmak mı yoksa “bakın sizleri ne kadar çok seviyoruz” mesajı vermek mi? heyecan, coşku, motivasyon, hırs vs. yok ki bu saydığım bestelerde. iki kez, üç kez üst üste yüksek tempo bağırabilirsin bunu tribünde; sonra düşürürsün mecburen tempoyu. bu şarkıların ritmi, tonu, sözleri zaten düşük. hafif. ince şarkılar bunlar, nazik. adrenalinin bu kadar yüksek olduğu futbol müsabakasında bayıyor adamı. yükseliş, patlama şarkının içinde zaten yok. "yerineee sevememmm" diye bağırınca yükselmiş veya coşku katmış olmuyorsun ki. tempo yok. biz ama ne kadar böyle ‘mıymıymıy’ şarkı varsa alıp tribünde patlatmaya çalışıyoruz. patlamıyor tabii. ritim ve sözlerin patlayıcılığı yok çünkü.
  • 10
    18 eylül 2018 galatasaray lokomotiv moskova maçı sonrası, ben çeşitli duygular içerisindeyim, hayatım neredeyse samiyende ve üstüne arena olan samiyende geçmiş, neredeyse her maça gelmişim her türlü takımın yanında olmuşum. yenilsek de tribünde 20 bin kişi kalsak da yağmur yağsa da antalya maçında tipiye yakalansak da gelmişim ama bir tek şampiyonlar ligi maçına gitmemişim. bu maç benim ilk şampiyonlar ligi maçımdı. maç başından sonuna kadar gırtlağımı patlattım. uan yarın iş var, bak ben masa başında bütün gün oturup işimi bilgisayarla halletmiyorum . benim konuşmam lazım iletişim kurmam lazım , nafile . kendime bir türlü laf anlatamadım. seviyorum yahu, canımızdan çok seviyoruz.

    maç bitmeye yakın, tribün o kadar yorgun ki. büyük maçları bu yüzden severim , herkes her şeyin bilincinde oluyor. evimize ruslar gelmiş adamlar geçen senenin rusya şampiyonu, bir tane atsalar tüm güzel atmosfer dağılacak ama ne bizim ne de futbolcularımızın buna izni var. maç bitmeye yakın takım yorulmuş , taraftar zaten bitkin. hani bilen bilir stadyumdan vadi istanbula giden ve arabaların park edildiği bir yol var, o yol her maç sonunda yürünür ama marşlarla bağıra çağıra zafer kutlanır. inanın son zamanlardaki en güzel galibiyetlerimizdendi dün ama bir kişi ağzını açıp konuşamadı . yorgunluktan.

    işte tribün dün öyle bitkindi, maç sonrası kutlayamadık bile. 3 sene sonunda savaştığımız, kazandığımız maç ve o duygu yoğunluğu. tam o sırada, doğu üstte tam da yanımızda öyle güzel başladı ki bu marş, öyle güzel geldi ki o yorgunluk, sevinç , mutluluk arasında, tüm tribün eşlik etti:

    (bkz: yerine sevemem, razıyım yapayalnız tükensin yıllarım ama )
  • 11
    umarım tribünlerde bir yan koltuğa bile yayılmaz, maç öncesi içerken söyleyin rakı masasında, arabada, otobüste kendi kendinize mırıldanın ama allah'ınızı seviyorsanız böyle mıy mıy, yavaş, ağır şarkıları tezahürat olarak şu statta söylemeyin. hele bir de akıcı ve vurgulu denmiş, videoda bile mıy mıydan başka ses yok, buna akıcı diyen kendi konuştuğunu bile duymuyordur, kbb'ye gitmelidir. yine videoda bile avel avel birbirine bakanlardan geçilmiyor ortalık.

    kendinizi de, şu güzel takımı da maçlarda uyutmayın, uyuşturmayın. çok mu zor ya takımı öne itecek tezahüratlara ağırlık vermek.

    (bkz: zaferler senin ruhunda var)
  • 15
    en sevmediğim, insanın içini en çok sıkan şarkılardan biridir. bir anda down oluyorum bunu duyunca. başka örnekler:

    olmasa mektubun
    seviyorum seni, ekmeği tuza banıp yer gibi
    ay yüzlüm
    .
    .
    .

    yani böyle tatsız tuzsuz, arabesk değil ama arabeskten daha damar, pop desen pop değil ama aslında acayip pop, sözler varoş, beste basit tuhaf şarkılar bunlar bir şekilde halkın çoğunluğunun içine işlemiş, bir şekilde tutmuş.

    neyse ben passolig'den beri stada gitmediğim için bana koymayacak şarkıdır ayrıca, buyurun söyleyin devam.
  • 16
    şarkı zaten lokomotiv moskova maçı sırasında söylenmedi, yani takımı yavaşlatacak, coşkudan uzaklaştıracak bir durum oluşmadı. maç bitince insanlar bunu söyleyip eğlendiler, hatta merdivenlerden indikten metroya yürürken o kısımlara kadar bu şarkı söylendi.

    futbol aksiyon işi, kabulüm. ama aynı zamanda da bir duygu işi. duygusal, takıma olan aşkı belirtecek marşlar da olacak, olmak zorunda. tribüncülük de yerine göre nasıl davranman gerektiğini bilmen gereken bir mesele. tüm marşlarımız takımı itecek şekilde olmak zorunda değil. tempoyu ayarlamamız gerektiği maçlarda böyle marşlara da ihtiyaç var. mesela ‘nevizade geceleri’ skor 1-0 söylendiği zaman takımı uyutur diye ben tepki gösteririm, fakat 3-0 olmuş bir maçta da taraftarın takıma duyduğu sevgisinin takımına ilanı gibi muhteşem bir ambiyans oluşuyor hep bir ağızdan.

    aynı şey bu şarkı için de geçerli. iç sahada dakika 90 olunca maçı artık aldıysak tüm stad hep bir ağızdan söylediği zaman, hemde o razıyım yapayalnız tükensin yıllarım ama kısmındaki alkış tüm ellerden çıktığı zaman stadda tahmin ettiğinizden çok daha güzel bir etki olacaktır. biz oradaydık ve gayet etkilendik, çok da eğlendik galibiyet üstüne.