• 1212
    maksadı türk olmayan takımları yenmek olan galatasaray'ın direkt ya da ön eleme yoluyla her daim içerisinde yer alması gereken organizasyon. bunun tartışmasını bile yapmayalım isterseniz.

    son günlerde bazı fikirlere denk geldim. 2020-2021 sezonunda sadece ligde yarışalım tek kulvarda mücadele bizi yormaz diyeni de duydum, uefa şampiyonlar ligi'ni boşverelim, uefa avrupa ligi'ne gidelim bizim dengimiz orası diyeni de. bunlar bana göre oldukça talihsiz ifadeler.

    burası galatasaray. bu kulübün başkanı aziz yıldırım ya da teknik direktörü abdullah avcı olmadığına göre hiçbir zaman avrupa'yı ikinci plana atamayız. çünkü biz adı geçenlerin pek çoğu ile rakip bile değiliz. aynı şeyleri hiç yaşamadık. aynı yoldan yürümedik. aynı yollardan geçmedik. benzer başarılarımız da yok. üstüne üstlük rütbemiz de farklı. onlar zaten kendilerinin ve takımlarının avrupa'da başarılı olmalarının imkansız olduğunu bildikleri için sadece lige odaklanıyorlar. ama bizim gibi uefa kupası almış, uefa süper kupası almış, şampiyonlar ligi'nde yarı final görmüş bir takım devler liginden vazgeçerse ali sami yen mezarında ters döner.

    birincisi galatasaray, bugün şampiyonlar ligi'nde sürekli başarısız oluyorsa bu makas açıldığı için falan değil, ortaya hiçbir vizyon koymayan başkanları (ünal aysal ve mustafa cengiz hariç) yönetime getirdiği, transfer hamlelerini babel, belhanda, diagne, de jong, elano, ontivero, marek heinz, nzonzi, inamoto gibi daha adını saymadığım bunun gibi bir sürü yanlış futbolcuya yönelik yaptığı, hiçbir teknik direktörle uzun vadeli çalışma (fatih terim hariç) planları yapmayıp sürekli onları kovduğu için başarısız oluyor. kendimize karşı dürüst olalım, makas iyice açıldı bahanelerine sığınmayalım. makas zaten her zaman sonuna kadar açıktı. hatta tam tersi 70'lerde 80'lerde daha da açıktı da 90'ların sonu 2000'lerin başından itibaren biraz kapanmaya başladı. biz 1998-2002 arasında avrupa'da fırtınalar gibi eserken, arsenal'den uefa'yı, real'den süper kupayı alırken de makas en az bugünkü kadar açıktı. sadece biz de doğru kadro planlamamız, yönetim ve teknik kadrodaki istikrarımızla o rakiplerimizle aynı kategoride makası açanlar kervanında yer alıyorduk. şimdikiyle tek farkımız buydu. yani bana adamlar 222 milyon'a neymar'ı alıyor, messi, ronaldo falan demeyin hiç, o zamanlar da maradona'lar hagi'ler, rivaldo'lar vardı.

    ayrıca makas ne kadar açık olursa olsun, düzgün kadrolar kurulduğunda uefa şampiyonlar ligi'nde ne kadar başarılı olunabileceğini faruk süren* ve ünal aysal* yönetimleri bize göstermiştir. o örnekleri beğenmiyorsanız mircea lucescu'nun 2001-2002 sezonunda şampiyonlar ligi'nde ofsayt golle çeyrek finalin eşiğinden döndüğü o toplama takımı hatırlayın. yani sen uyumlu ve doğru bir kadro kurup istikrarı yakalarsan zaten makası açanlardan olursun merak etme. doğru kadro için de çok para şart değildir. öyle olsa psg ve m.city ambargo koyarlardı bu kupaya.

    oyuncularımız üç günde bir maç oynayınca yoruluyor, tek kulvar iyidir düşüncesinde olanlar var. yorgun? sevgili moruinho'nun dediği gibi günde 15 saat çalışıp ayda birkaç yüz euro kazanıp evine dönen baba yorgun olur. futbolcular değil.

    ayrıca niye en zirvede başarılı olmayı denemek yerine uefa avrupa ligi'ne gitmekle yetinelim? hatırlayın, ulu önder atatürk harf devrimini yaparken "gazetelere latin harflerini azar azar ekleyelim" diyenlere "hayır, ya hep ya hiç" diyerek bir anda latin harflerine geçmese başarılı olabilir miydi o devrim? kendisinin de dediği gibi hayır olmazdı. o zaman biz de şampiyonlar ligi'nde başarılı olma hedefinden sapmadan ve ertelemeden odaklanıp, sürekli denemek zorundayız.

    galatasaray, bir fenerbahçe, bir beşiktaş ya da bir başakşehir olmadığı için yeri sadece ve sadece uefa şampiyonlar ligi'dir. orası da zaten onların hayallerinin bittiği ve bizim gerçeklerimizin başladığı yerdir.